|
4. BÖLÜM:
BİLGİ YOGASI
GENEL AÇIKLAMA
B.gita’nın yeni bir bölümü olan Jnana Yoga – Bilgi
Yogasına geçiyoruz. Bu bölüm, özellikle Sri Krişna’nın bir guru / öğretmen
olarak konuşmaya başlaması itibariyle önemlidir.
Öncelikle bilgi hakkında biraz genel bilgi vermek
isterim. Bilgi, hep tekrar ettiğimiz gibi, varlığın kendi öz doğasının
farkındalığına ait olan bilgidir. Varlığın bunu bilmesi durumunda, cehalet
ortadan kalkar ve arlık kendini Öz-olmayan hiç bir şeyle özdeşleştirmez.
Çünkü artık “biliyordur”. Bu nedenle, Bilgi en büyük saflaştırıcı (Kriya)
olarak görülmektedir. Swami Krişnananda, bilgiyi ışığa benzeterek şöyle der,
ışığın olduğu yerde karanlık yoktur, karanlık (yani cehalet) ancak ışığın
olmaması durumna vardır. Gece ev zifir karanlık olabilir, ama ışığı
yakarsınız ve karanlık kaybolur. Bu nedenle, bilginin bulunduğu yerde
cehalet bulunmaz. Bilgi, cehaleti bilmez. Bu nedenle, Varlık bu bilgiye
ulaştığı zaman, bilgisizliği tamamen ve ebediyen yok olur. Varlık bu
bilgiden düşse bile, artık karanlığın gerçek doğasını bilir. Işığı yaktığı
an, yok olacağını bilir, gelip geçici olduğunu bilir. Bir kez bilgiye erişen
kişi, artık cehalete sıradan insanlar gibi bakamaz.
Bu bölümde, Sri Krişna, öncelikle kendisinin ve
Arcuna’nın Öz-varlığını tekrar hatırlatmakta ve bu bedenin geçici olduğundan
bahsetmektedir. Kendi doğuşu, fiziksel olarak Mutlak’ın bedenlenmesinden
çok, ruhsal bilginin herçağda insanlık için tekrar edilmesidir. Daha sonra
doğum-ölüm çarkından kurtulmak için yapılması gerekenleri bir kez daha
sıralamakta, kişinin her durumda –bunu bilse de bilmese de- zaten birlik
yolunda yürüdüğünden bahsetmektedir. Giderek, “birlik”te bulunan bir varlık
adıyla konuşarak, kastları yaratanın kendisi olduğunu açıklamakta, ama
mükemmel olarak karma yoga yapabilmesinden dolayı, yaptığı fiillerin
kendisini bağlamadığından, Kendisini örnek alan geçmişte yaşayan bir
çoklarının da bu yolu izlemekte – yani karma yoga yapmakta olduklarından
bahsetmektedir. Sri Krişna bu örneği vererek, Arcuna’ya da bu yolu tavsiye
etmektedir.
Daha sonra fiil ve fiilsizlik konusunu açmaktadır,
bu yogada hep yanlış anlaşılmış bir konudur. Bunun böyle olduğunu yoganın ne
olduğunu hiç bilmeyen bir kişiye sorduğunuzda kolayca anlarsınız: Bana bir
yogiyi resmet diye sorun, size bir lokma bir hırka yaşayan, bütün gün "hiç
bir şey" yapmayan ve çevresinden yiyecek bir şeyler dilenen bir kişi gözler
önüne gelir. Ki benzer şeyleri gerçekten de yapan bazı kişiler var. Ancak,
bu aslında yogada istenilen bir şey değildir. Bu sadece günümüzde rastlanan
bir yanlış kanı değil, çünkü dikkat ederseniz Sri Krişna da aynı şeyleri
söylüyor ve daha sonra gerçek fiilsizliğin ne olduğunun altını çiziyor.
Daha sonra, Sri Krişna Arcuna'ya bir kez daha
birliği hatırlatmaktadır, Hint sisteminde Brahman olarak adlandırılan Mutlak
olan, herşeydir ve herşeydedir. Kişi farklı kurban yollarıyla bu birliği
deneyimleyebilir; bunu deneyimlemek için hangi kurban yolunu seçeceği
kişinin doğasına ve kişisel tercihine kalmıştır. Kişinin seçeceği bu yolla
önündeki tüm engeller kalkacak, kişi bu dünyanın zincirlerinden kurtulacak,
doğum ölüm çarkından çıkacak ve kişi birliğe ulaşacaktır. Ancak burada
öncelikle Sri Krişna kurbanda bulunulması için kişinin fiilde bulunması
gerekmekte olduğunu söylemektedir. Hep dediğimiz gibi B.Gita bir karma yoga
kitabıdır ve kişiyi fiile yönlendirmektedir. Tüm kurbanlar içinde bilgi
kurbanı en üstün niteliklidir çünkü bilgi olan yerde cehalet barınamaz bu
nedenle de bilgi kurbanı yapmış olan kişinin tekrar yanılgı içine düşmesi
mümkün değildir. Bilginin kurban edilmesiyle de kişi yoga yolunda yol
katetmeye başlar ve deneyimle birleştirilmiş bilgiye zaman içinde ulaşır.
Buna ulaşmak için de kişinin şüphe, inançsızlık gibi bazı engelleri yok
etmesi lazımdır.
Şimdi gelin bu vecizeleri yakından inceleyelim:
Krişna:
1. Bu yok
olmaz Yoga'yı ben Vivasyan'a öğrettim, o bunu Manu'ya öğretti; Manu
Ikshvaku'ya beyan etti.
Vivasyan,
Manu, Ikshvaku eski büyük yogilerdir. Bu yogiler, metinlere göre ilk
yaradılış sırasında dünyada bulunan kişilerdir. Sri Krişna bu kişilere
yogayı kendisinin öğrettiğini söylemektedir.
2. Bunu
düzenli bir silsilede el değiştirme yoluyla soylu-bilgeler bildi. Bu Yoga,
uzun zamandan beri burada kaybolmuştu, Ey Parantapa!
Bildiğiniz
gibi, eski zamanlarda bu tip ezoterik bilgiler sadece öğretmenden öğrenciye
aktarılan sözlü bilgilerdi. Kitapla çoğaltma, seminerlerle kitlelere duyurma
ya da benzeri faaliyetler sadece çağımıza özgüdür. Kişi çok istese bile,
doğru öğretmene ulaşamadığı ve bu öğretmenin güvenini kazanamadığı sürece,
ufacık bir bilgi kırıntısı için, uzun yıllar sürecek çetin bir mücadele
vermek zorundaydı. Burada da, Sri Krişna bu konuya parmak basmaktadır. Bu
bilgi –yani yoga bilgisi- düzenli olarak birbirini takip eden bir sırada
öğretmenden öğrenciye geçirilmiş ve bu öğrenciler inisiye edilmiştir. Ama
biraz önce söylediğimiz gibi, bu bilginin saklı tutulmasından ve herkese
açıklanmamasından dolayı, bilgi giderek daralan bir toplulukta sınırlı
kalmış ve bir süre sonra unutulmuştur.
3. İşte bu
aynı Yoga sana bugün tarafımdan öğretildi, çünkü sen Bana sadıksın ve Benim
dostumsun; bu en yüce sırdır.
Sonra, Sri Krişna bir müjde vermektedir ve işte bu
kaybolan bilgiyi tekrar ortaya çıkartıyorum ve sana açıklıyorum demiştir. Bu
büyük bir sözdür, çünkü böylece bilgide bir eksilme olmadığını ve geçmiş
zamanlarda büyük bilgelerin yaptığı herşeyin bugün de yapılabileceğinin
göstergesidir. Çünkü sır olarak saklanan bilgi tekar açıklanmıştır ve bu
bilgiye sadık ve dost olanlar ve uygulayanlar yogaya ulaşacaklardır.
Arcuna:
4. Senin
doğumun daha sonradır, ve Vivasyan'ın doğumu daha öncedir; başlangıçta bu
Yoga'yı Senin öğrettiğini nasıl anlamalıyım?
Arcuna burada çok doğal olarak Sri Krişna’yı bir
bedenli varlık olarak görmektedir. Bu nedenle de binlerce yıl önce yaşamış
bir bilgeye Sri Krişna’nın nasıl olup da bir şey öğretebileceğini merak
etmektedir. Bu hepimizin yaşadığı bir ikilemdir. Bir her ne kadar bir ruh
varlığı olduğumuzu söylesek de, aslında kendimizi günlük yaşamda bedenle
özdeşleştiririz. Bu nedenle de yapan sanki bedenmiş gibi gözükür. Ve
nihayetinde böyle bir soru sorulur. Arcuna da, Sri Krişna’nın yaptıklarını
bu noktada karşısında gördüğü etten kemikten bedeni ile özdeşleştirmekte, bu
nedenle de, Sri Krişna’nın nasıl olup da bu bilgiyi yayabildiğini merak
etmektedir. Buna Sri Krişna’nın verdiği cevabı hep birlikte okuyalım.
Krişna:
5. Ey Arcuna,
hem Benim hem de senin bir çok doğumu oldu. Ben bunların hepsini biliyorum
ama sen bunları bilmiyorsun!
Sri Krişna açıklamasına, öncelikle reenkarnasyon prensibinden
bahsederek başlıyor. Kişi, “Ben bedeim, yapan bedendir” olarak düşünse bile,
reenkanasyon ilkesinden dolayı, farklı zamanlarda farklı bedenler alarak bu
bilgiyi yaymayı sürdürebilir. Sri Krişna, bir guru olarak bu bedenlerinin
(geçmiş hayatlarının) bilgisine sahip olduğunu, ama karmik bağlarından ötürü
Arcuna’nın kendi geçmiş hayatlarıyla ilgili bilgilere ulaşamadığını
söylemektedir. Burada unutulmaması gereken nokta şudur: Herkes isterse,
gerekli ve düzenli çalışma ile, bu bilgilere ulaşabilir. Yani, burada Sri
Krişna “ben bu bilgileri biliyorum, sense bilmiyorsun” derken bir ruhsal
hiyerarşi yaratmaktan ziyade, bir durum tespiti yapmaktadır.
6. Ben doğmaz
ve yok edilmez bir doğaya sahip olduğum halde, ve tüm varlıkların Efendisi
olduğum halde, Kendi Doğam üzerinde hükmederek, kendi Maya'mda doğarım.
7. Ey Arcuna, doğruluk ilkesinde ne zaman bir düşüş yaşansa ve adaletsizlik
yükselişe geçse, Ben kendimi tezahür ettiririm!
8. İyinin korunması için, günahkarın yok edilmesi için, ve doğruluğun
sağlanması için, Ben her çağda doğarım.
Burada Sri Krişna artık Birlik’i başarmış ve Bir
olarak kalmış bir Varlık olarak konuşmaktadır. Özben olarak adlandırdığımız
kişinin ruhsal özü, ikinci bölümde de detaylı anlatıldığı gibi, doğmaz ve
yok edilmez bir yapıya sahiptir. Onu ateş yakamaz, rüzgar sürükleyemez, su
ıslatamaz. Değişmezdir ve kadimdir. Sri Krişna, kendi doğasını, bu dünya
elementlerinden yapılmış etten-kemikten yapılmış bedeni, ya da sürekli
hareket etmekte olan aklı ve zihni ile değil, bu değişmez ve yok edilmez
Özben’i olarak görmektedir. Bu nedenle de, tüm varlıkların Efendisidir,
çünkü kendini bilmiştir. Bu dünyanın ve içindekilerin üstüne çıkmış, bunları
aşmıştır. Ama yine de, sürekli olarak Birlik’i hissetmesinden ve tüm
varlıklara aynı gözle bakmasından dolayı, şefkat duygularıyla doludur ve
cehaletin ortadan kalkması için bilgi ışığını yakmak üzere, kendi doğası
üzerinde hükmederek, kendi Maya’sında doğmaktadır. Böylece bilgi tekrar
ortaya çıkmaktadır. Şimdi bunu biraz açalım:
Maya, hayal demektir. Hatırlarsanız, ayrım yogası,
Gerçek olanı, gerçek olmayandan ayırmaya yardımcı oluyordu. Bu dünya ve
içindekiler de geçici idi ve bu nedenle Gerçek değildi. İşte gerçek olmayan
bu yapıların hepsi, büyük hayali, Maya’yı oluşturmaktadır. Maya güçlüdür,
çünkü kişi bu etkiye, yani Doğa’nın hükmü altına girdiği zaman artık ayrım
yapma kabiliyeti sona ermektedir. B.Gita’da Sri Krişna herkesin maya’nın
etkisi altında doğduğunu, ama engelleri aşmış küçük bir grubun bu etkiden
bir süre sonra sıyrıldığını söylemektedir. Nihayetinde, önemli olan kişinin
taşıdığı değerler değil, kişinin yaptığı seçimlerdir. Bu nedenle de dünyada
bulunan tüm varlıklar yogaya ulaşabilirler. Bu bir zümre ya da millete özel
verilmiş bir hak değildir.
Bir kişinin birlik’i hissetmesi demek, tüm çevresi
ile de bir olması demektir. İşte tüm çevresi ile birliği hisseden bir yogi
için karşısındaki kişinin acısı kendi acısı gibidir. Bu nedenle empati
duygusu gelişmiştir ve şefkat duyarak bilgisini aktarır. Böylece kendi
kalbinin derinliklerinde hissettiği –karşısında bulunan kişideki- cehaleti,
bilgi ile söker atar.
Ayrıca, Sri Krişna düşüş yaşanan çağlarda
geldiğinden bahsetmektedir. Burada unutulmaması gereken şey şudur; “Bir
düşüşün sonunda mutlaka bir sıçrayış vardır.” Yani hiç bir düşüş sonsuza
kadar sürmez! Bu bir çok öğretide, “güneşin doğmasına en yakın olan an,
gecenin en karanlık olduğu andır.” Diye açıklanır. O an geldiğinde, kişi
asla güneşin bir daha doğmayacağını düşünür ama daha beş dakika geçmeden
hava tekrar aydınlanmaya başlar. Burada bir vaat vardır, tekrar etmekte
fayda var: hiç bir düşüş sonsuza dek sürmez! Kişi, ne kadar düşerse düşsün,
çıkabilir. Hatta; bir hırsız iken bir aziz haline gelen kişilerle ilgili bir
çok örnek de metinlerde verilmiştir. Bu dharma’ya yani evrensel yasalara
uygun yaşamayan kişilerin yoga’ya daha yatkın olduklarını işaret etmekten
ziyade, dharma’yı takip etmeyenlerin “de” yogaya ulaşabileceklerini işaret
eder.
Ancak günümüzde, farklı bir yorumlama ile, bu
cümle tamamen başka bir anlama bürünmüştür: “Bir sıçrayış için mutlaka
bir düşüş gereklidir.” Şimdi cümleyi ters çevirdiğinizde ne kadar farklı
bir anlama işaret ettiğini gördünüz. Bu bir çok kişi tarafından şöyle
açıklanır; ruhsal yolda iseniz, ya başınıza kötü bir şeyler gelmiştir ya da
gelecektir. Ruhsal yola giren kişi de, farklı bakış açısından dolayı, başına
gelen her tür kötü olaya sevinir çünkü bunu ruhsal tekamülün bir parçası
sayar. Bu kişilerin kendilerini şartlandırmalarıdır, doğal olarak
çağırdıkları felaketleri de kendileri öyle veya böyle çekerek deneyimlerler.
Halbuki her ruhsal yola giren, sinir krizleri geçirmek, tüm varını yoğunu
kaybetmek, vs zorunda değildir. Sonuçta bağlı bulunduğunuz ruhsal yol, sizi
mutlu etmek için vardır, ve eğer sizi mutlu etmiyorsa, tersine sizden bir
şeyler alıp götürüyorsa, uygulamanızı sorgulamanızda fayda vardır.
Başımıza gelen her şeyin, bizi yoga’ya geri akıtma
çabası olduğundan bahsetmiştik. Yaşamı bir çark olarak düşünürsek, kişi
merkezden ne kadar uzaksa, dönüşü o kadar hızlı hisseder, bunun kendisindeki
etkisi ve darbesi de o kadar çok olur, ama kişi ne kadar merkeze yakınsa,
dönüş o kadar yavaştır, ta ki kişi nokta haline gelebilsin. Şimdi, başımıza
gelen her olay aslında bize “ne olduğumuzun” ve “ne olmadığımızın” bir
hatırlatmasıdır. Aslında biri bizi kollarımızdan tutar ve sarsarak “uyan”
der. Bunu bu dünya hayatımızda anladığımız anlamda “iyi” ve “kötü” olaylarla
sağlar. Ancak, eğer siz kendinizi bilme yolunda ilerliyorsanız, evrenle uyum
içine girmeye başlamışsınız demektir ve evrenin dostu olan bir kişinin
başına “iyi” ya da “kötü” bir şey gelmesine gerek yoktur. Çünkü zaten o kişi
yoldadır!
Ama bir yanlış anlaşılma olmasın: Kişi ruhsal
yolda iken de, diğer tüm insanlar gibi başına felaketler gelebilir. Ama
bunun sebebi acaba ruhsal çalışmaları mıdır? Şimdi bunun üzerinde bir
düşünün. Kişi ruhsal yoldadır ve başına kötü bir kaza gelir. Size bu kişinin
iki farklı bakış açısı vereceğim, hangi bakış açısını tercih edeceğiniz size
kalmıştır.
(1) “Ruhsal yolda olduğum ve burnumu gereksiz yere
ve haddimi aşarak bir çok şeye soktuğum için, başıma bu kötü kaza geldi.
Eğer durmazsam daha da kötü şeyler başıma gelecektir.”
(2) “Geçmiş karmamdan kaynaklanan bazı özel
durumlardan ötürü başıma zaten kötü bir kaza gelecekti. Ne kadar mutluyum
ki, ruhsal bir yoldayım ve bunu yorumlayabiliyor, gerekli dersler alabiliyor
ve hasar almadan yoluma devam edebiliyorum. Ruhsal çalışmalarım sayesinde
artık daha güçlüyüm.”
Ruhsal bir insan olsanız da olmasanız da, hayat
inişli çıkışlıdır. Önemli olan kişinin buna bakış açısıdır. Size, bu konu
hakkında çok bilindik bir hikaye anlatmak istiyorum. Bir kadım oğlunu
kaybetmiştir ve çok sevdiği oğlunun ardından yas tutmaya başlar. Öyle ki,
çevresindekiler kadını sakinleştiremezler, ve sonunda onun ötedeki dağda
yaşayan Buddha’ya gitmesi gerektiğini, kendisini bir tek onun
sakinleştirebileceğini söylerler. Kadın, kalkar dağa gider. Buddha’nı
ayaklarına kapanır ve ondan oğlunu geri getirmesini ister. Buddha kadına
şöyle der: “İstediğini yapacağım ama bir şartım var. Bana içinden hiç ölü
çıkmamış bir evden bir hardal tohumu getireceksin.” Kadın “bunu yapabilirim”
der ve sevinç içinde yaşadığı köye döner. Kapı kapı çalmaya hardal tohumu
istemeye başlar. Ama içinden hiç ölü çıkmamış bir ev bulamaz. Bir kaç günün
sonunda artık ümidini iyice yitirmiştir. Sonunda tekrar dağa çıkar ve
Buddha’nın karşısına çıkar. Buddha kadına hardal tohumu getirip
getirmediğini sorar. Kadın da içinden hiç ölü çıkmamış hiç bir ev
bulamadığını söyler. “Peki” der Buddha “neden geri döndün?”, Kadın şöyle
cevap verir: “Artık acımın bana özel olmadığını biliyorum. Sana geldim,
lütfen bana bildiklerini öğret!”
9. Gerçek
ışıkta kim Benim ilahi doğuşumu ve fiilimi bilirse, bedeni terk ettikten
sonra, bir daha doğmaz; o Bana gelir, ey Arcuna!
Bu bölümde hatırlarsanız artık Sri Krişna artık yogayı
başarmış bir varlık olarak konuşmaya başlamıştı. Bu nedenle bu vecizede
söylenilen “Kendini bilen, Bana gelir” sözü, Sri Krişna’nın şahsını değil,
Mutlak’ı kast etmektedir. Burada, kişinin bedenini terk ettikten sonra,
tekrar doğum-ölüm çarkına (samsara) girmemesinin yolunun iki önemli bilgiye
sahip olması ile mümkün olduğu söylenmektedir. Bu bilgiler şunlardır:
(1) Mutlak’ın tezahürü (ilahi doğuşu)
(2) Fiil (karma yoga)
Ancak, aynı vecizede çok önemli bir nokta daha
vardır; kişi bu bilgiyi “gerçek ışıkta” görmelidir. Yani, bu kitaplardan
alınmış entellektüel düzeyde kalmış bir bilgi olarak değil, Özben ışığında
anlaşılmış, kavranmış ve özümsenmiş bir bilgi olmalıdır. Bunun yolu da yine
kişinin bu bilgiyi uygulamasından geçmektedir.
10.
Bağımlılıktan, korkudan ve öfkeden kurtulmuş, Ben'de erimiş, Bana sığınmış,
bilgi ateşinde saflaşmış birçokları Benim Varlığıma ulaşmıştır.
Kişinin Yoga’ya ulaşmasının yolu için kendisinde bulunan bazı
engellerden kurtulması gerekmektedir. Bu engeller, daha önce de
bahsettiğimiz (1) bağımlılık (2) korku ve (3) öfkedir. Kişi bunlardan
kurtulduktan sonra, tamamen yoga ile bir olur, ona nüfuz ederse, yani kendi
bireysel kimliğini bir kenara bırakarak yogada erirse, yoga’ya tamamen
teslim olut ona sığınırsa, ve gerçek bilgiye sahip olmasından dolayı, ayrım
kabiliyeti yükselir ve bu bilgi sayesinde arılaşırsa, artık o kişi yogada
kalacaktır. Şimdi burada kişide şöyle bir korku olabilir: Neden ben
bireyselliğimden vaz geçeyim, bireysellikten vaz geçtikten sonra geriye ne
kalacak ki? “Ben” olmadıktan sonra, “bir” olsak ne olacak, orada “ben”
olmayacağım ki!!! Bu, batılı bir çok filozofun doğu felsefelerini incelerken
kafalarına takılan bir sorudur. Bunu kısa bir örnekle açıklamaya çalışalım:
Ergenlik çağındaki br çocuk babasına gelerek birlik içerisinde kişinin
akibeti ne olacaktır diye sorar. Babası şöyle yanıt verir: “İçeriden bir
kova su ve bir avuç tuz getir.” Çocuk söylenilenleri yapar. Baba daha sonra,
tuzu suyun içine bırak”. Çocuk tuzu suya bırakır. Bir süre geçtikten sonra,
tuz suda erir. Baba sorar: “tuz nerede, görüyor musun?” Çocuk “hayır” der.
Baba şöyle der: “Peki şimdi suyu tat”. Çocuk suyu tadınca suyun tuzlu
olduğunu söyler. Baba şöyle yanıt verir: “İşte varlık, burada olduğu gibi,
Mutlak içerisinde eridiğinde de yine var olmaya devam eder.”
11. Bana ne
şekilde ulaşırlarsa ulaşsınlar, Ben onları ödüllendiririm; insanlar her
şekilde Yolumda yürürler, ey Arcuna!
Bu çok önemli bir vecize, ikiye bölüp öyle
inceleyelim. Öncelikle Sri Krişna şöyle demektedir: “İzlediğin yol ne olursa
olsun, ödülü veren yine ben olacağım.” Bana ne şekilde seslendiğinin önemi
yoktur, bana Krişna diyebilirsin, ya da Şiva, ya da Mutlak, ya da başka
herhangi bir şey. İzlediğin yol, yaptığın ruhsal çalışma (sadhana) her ne
olursa olsun, buna karşılık veren kaynak Tektir.” Bunu Swami Satchitnanada
şu sözlerle açıklamaktadır “Yollar çoktur, ama Gerçek tektir.” Bu,
ruhsal yolun sonudur, bunu başaran için yapılacak başka bir şey kalmamıştır.
Ayrıca burada çok önemli başka bir açıklama daha
yapılmaktadır. “İnsanlar her şekilde yolumda yürürler.” Şu sözü hatırlayın:
“Makrokozmosta olan herşey mikrokozmosta vardır.” Ayı şekilde bu sözün tersi
de doğrudur, yani “Mikrokozmosta olan herşey de makrokozmosta vardır.”.
Kişinin mikrokozmosu yani biresel varlığında olan herşey evren olarak
tanımlayabileceğimiz makrokozmsota vardır. Şimdi kendi bedenimizi düşünelim,
mesela ellerimiz bizim isteğimiz dışında bir şey yapmaz. Ben elimi bacağımın
üzerine koyduysam, elim kendi iradesiyle kalkıp kollarını kavuşturmaz.
Bireysel bedene tek bir irade ile hükmedilir. Aynı şekilde evreni de bu
anlamda büyük bir beden olarak düşünebilirsiniz. Aynı şekilde, herkes de bu
büyük irade dahilinde hareket eder. Ve metinler bu büyük iradenin amacının
birlik olduğunu söyler. Şimdi birey, bu amaç birlikken, başka bir amaca
hizmet eden bir davranışta bulunamaz.
Peki o halde niçin herkes birlik arayışı içinde
değil diye sorabilirsiniz. Tekamül asla durmaz dendiğini mutlaka
duymuşsunuzdur. Kişinin ne olduğunun idraki için “ne olmadığını” idrak
etmesi gerekebilir. Daha önce söylediğimiz gibi, kişinin sıçramak için, bir
düşüş yaşaması gerekebilir. Bu nedenle, yoga prensibi içinde herkesin
yaşamına saygı duyulur ve hiç bir müdahalede bulunulmaz. Çünkü herkes tam
olarak yaşaması gereken durumu yaşamaktadır ve bu durumu kendi iradesiyle
yaşamaktan vazgeçmediği sürece, -yani bir zorlama, baskı vs olması
durumunda- kişi, o durumu aşmış olmayacağı için, buna karşı bir özlem
duyacak ve bu özlem onun bu durumu aşmasına bir engel olarak günün birinde
karşısına çıkacaktır. Aynı şekilde, kişinin ruhsal tekamül açısından ne
noktada olduğunu bilmediğimiz için de, kimseyi yargılamak bu anlamda doğru
değildir. Kişi yaşaması gerekenleri, tam da olması gerektiği gibi yaşar,
alması gereken dersleri alır ve yoluna devam eder. Bunu Sri Aurobindo şu
sözlerle açıklar: “Şu an tam da olması gerektiği gibi mükemmel. Ama daha
mükemmel olabilirdi, eğer kişinin içsel farkındalığı olsaydı...” Her an
mükemmeldir, bize tam da ihtiyacımız olan şeyi sunar. Bunu kabul etmek,
kişinin kendini tam olarak evrene teslim etmesi ile aynı anlama gelir.
12. Bu
dünyadaki fiilde başarı özlemi duyanlar tanrılara kurban verirler, çünkü
fiil yoluyla başarı çabucak elde edilir.
Buradaki tanrılara kurban vermekten kasıt, paranın,
insanların, eşin dostun, şanın, şöhretin peşinden gitmek demektir. Siz isim
ve biçim dünyasında bulunan her şeyin peşinden gidebilirsiniz, bu isim ve
biçim dünyası da peşinden gittiğiniz şeyleri size öyle veya böyle
verecektir. (Yoga felsefesi reenkarnasyona inandığından, peşinden gittiğiniz
şey, size bu hayatınızda verilmese bile, daha sonraki yaşamlarınızda
verileceğini söyler.)
Tüm dünyaya bakın bunun doğru olduğunu
göreceksiniz. Eğer iş peşinde koşuyorsanız, işlerinizde başarıya
ulaşacaksınız, bir eş peşinde koşuyorsanız, bunu bulacaksınız, vs. Fiil
yoluyla başarının elde edilmesinin altında, çok basit bir temel vardır: Kişi
kendisinde “yok” olduğunu düşündüğü şeyin peşine düşmesi, zaten ajite olmuş
gunaların dengesini tamamen bozar. Ve evren tekrar bu dengeyi nispeten
sağlayabilmek için mekanizmalarını çalıştırır. Bu nedenle kişi, “istediği ve
istemediği herşeyi kendisine çeker”. Gunaların bu akışından kurtulmak için,
kişinin hareketsiz durması gereklidir. İşte bu noktada büyük bir yanılgı ile
buna ulaşmak isteyen kişilerin “hareketsiz” durmaları gerektiği, yani
fiilden el etek çekmeleri gerektiği düşünülür. Halbuki, karma yoga
felsefesinde daha önceleri de açıkladığımız gibi, istenilen kişinin fiilden
vazgeçmesi değil, fiilde bulunduğu halde, fiilden etkilenmemesi, tıpkı bir
tanık gibi, yapan kendisi değilmiş gibi, nötr kalarak fiilde bulunmaya devam
etmesidir. Bu, karma yoganın temeli olan “fiilde dengeliliktir.” Böylece
kişi, fiil uğruna kurban vermez, kurban vermediği için de, karşılığında
gelecek herşeyi iyi ya da kötü olduğu gibi kabul eder ve dengesi bozulmaz.
13. Dört kast
da, Guna ve Karma'lardaki farklara göre Benim tarafımdan yaratılmıştır; bunu
yaratan Ben olduğum halde, yine de Ben fiilde-bulunmayan ve değişmez olanım.
İşte Sri Krişna yine yapan ben olduğum halde bundan
etkilenmem diyor. Neden? Çünkü, fiilde bulunurken, fiilde bulunmayanım
diyor. Şaşmaz ve değişmez olarak, nötr kalarak, yapan ben değilim diyerek,
en önemlisi de yaptığı fiillerden kişisel bir beklentisi olmayarak-yani
fiilin meyvelerini arzulamayarak- fiilde bulunan herkes, bu duruma
ulaşabilir. Yani yapan kendisi olduğu halde, yaptığı fiil onu bağlamaz. Kişi
o işi sadece doğru olduğu için, yapılması gerektiği için yapar ve bırakır.
Artık o kişi ne yaptığı fiile bağımlıdır, ne de onun bir sonucunun
beklentisi içindedir. Sadece yapması gereken görevi ifa etmiştir ve yoluna
devam etmektedir.
Kişinin dengeliliği ve dengesinin bozulması ile
ilgili size bir örnek vermek isterim: İki budist öğrenci yolda yürürlerken,
derede karşıdan karşıya geçmeye çalışan, ama bunu bir türlü başaramayan bir
kadın görürler. Budist öğrencilerin değil bir kadına dokunmaları, ona
bakmaları bile yasak olduğundan, bir öğrenci başını önüne eğerek, yoluna
devam eder. Bir diğeri ise durarak kadına yardım önerir ve diğer öğrencinin
şaşkın bakışları arasında kadını sırtına alarak dereden karşıya geçirir.
Sonra öğrenciler yürümelerine devam ederler.
Ancak, şaşkınlığını ve –belki de kızgınlığını- üzerinden atamayan, kurallara
başlı öğrenci, diğerine bir süre sonra dayanamayarak sorar: “Sen biraz önce
ne yaptın? Bir kadına baktığın onunla konuştuğun yetmezmiş gibi, bir de onu
kucaklayarak karşıya geçirdin.” Kadını taşıyan şöyle cevap verir: “Ben o
kadını bir saat önce kucağımdan indirdim, sen ise hala yanında taşıyorsun.”
14. Ne
fiiller Ben'de iz bırakır, ne de Benim fiillerin meyvelerine karşı bir arzum
vardır. Ben'i bilen fiillerin zincirlerine bağlı değildir.
Neden Sri Krişna “Beni bilen fiilin zincirlerine bağlı
değildir” diye söylüyor? Çünkü Sri Krişna’yı bilmek demek, onu direkt
farkındalık yoluyla özümsemek demektir. Bu sağlandığında onun Özü
kavranınca, kendisi gibi biz de fiili sahiplenmez ve fiilin meyvesini
arzulamazsak, bizler de tıpkı onun gibi yaptığımız fiillerin zincirlerine
bağlı kalmayacağız. Ancak özellikle not düşmek istiyorum, entellektüel
olarak belli bir anlayışa kavuşmak, ya da “tamam Sri Krişna’nın ne yağtığını
anladım” demek, Sri Krişna’yı bilmek demek değildir. Onu bilmek demek,
kalben neyi nasıl yaptığını hissetmek ve ondaki ruhsal özü görmek, bundan
ilham alarak ayağa kalkmak ve bu yolda Abhyasa Yoga – Uygulama Yogası
yaparak devam etmek demektir. Yoksa, entellektüel bilgi, suya yazı yazmak
gibidir, yazıyı yazarken bir an görürsünüz daha bir kaç saniye geçmeden bir
daha görünmemek üzere silinir gider.
15.
Özgürlüğün kadim arayıcıları da, bunu bildiğinden fiilde bulunuyorlardı; bu
yüzden bu geçmiş zamanlardaki kadimler gibi sen de fiilde bulun.
İşte şimdi de Sri Krişna yine fiilde bulunmayı tavsiye ediyor
ve örnek olarak geçmişte yaşayan büyük ustaları gösteriyor. Şunu
unutmamalıyız ki, kimse bu dünyada yaşadığı sürece fiili bırakamaz, fiili
bırakmak mümkündür diyenler, örneğin yemek yemekten vazgeçmekle
başlayabilirler. Yemek yemeyi kesersiniz ve bir kaç ay geçmeden ölürsünüz!
Bu nedenle fiilin, yapılan herşeyi kapsadığını, bundan “kurtulmanın” amaç
olmadığını, aksine bunu kullanrak en yüce gerçeğe ulaşacağımız bir araç
haline getirebileceğimizi unutmayalım ve bu aracı doğru olarak kullanmayı
öğrenelim. Hari Om Tat Sat.
16. Fiil
nedir? Fiilsizlik nedir? Bu konuda en bilgelerin bile kafası karışmıştır. Bu
yüzden, sana bu tip fiili öğreteceğim, bunu bilerek sen kötü olandan
(samsara'dan) kurtulmuş olacaksın.
Fiil ve fiilsizlik konusu gerçekten de herkesin
kafasını karıştırır. Çünkü fiilsiz kalmak dünya üstünde mümkün olan bir şey
değildir! Yoga bize fiili bırak dediğinde, bizlerin aklına genelde yapmaktan
hoşlanmadığımız şeyler gelir, örneğin sevimsiz işimiz, sevmediğimiz
arkadaşlarımız, yapmakla yükümlü olduğumuz sorumluluklarımız, ve sonra
seviniriz. "Çünkü artık tüm bunları yapmamak için iyi bir sebep
bulmuşuzdur!!! Yoga bize bunları yapmamayı önermektedir." Ancak, bu hatalı
bir görüştür. Neden? Çünkü fiil kişinin her hareketini kapsar. Yürümemiz de
fiildir, yemek yememiz de, sinemaya gitmemiz de, konuşmamız da, nefes
alışımız da... Şimdi perspektifi bu kadar geniş tuttuğumuzda, fiilde
bulunmamak mümkün müdür? Ya da gerçekten fiili terk etmeyi kaçımız
istemekteyiz? Hareket eden varlıklar olarak herkes çaresiz bu hayatta fiilde
bulunacaktır, bundan kaçmak mümkün değildir. Bir önceki bölümde Sri Krişna
bu yüzden şöyle demekteydi: "Doğrusu, kimse bir an için bile olsa fiilde
bulunmadan duramaz; Doğa'dan doğan değerlerden dolayı herkes çaresiz fiilde
bulunmaktadır." B.Gita Bölüm 3, vecize 5. Önemli olan kişinin nasıl fiilde
bulunacağını bilmesidir, yoga kişiye bunu öğretir. Samsara, doğum ve ölüm
çarkı demektir. Neden fiilin ve fiilsizliğin ne olduğunu bilmek beni
samsaradan kurtarmaktadır? Çünkü, kişi eğer yanlıgı içine girerek, gerçek
fiilsizliği yaşamak yerine "hiç bir şey yapmamayı", karma yogadan
uzaklaştığı için, bu kişide çözülmesi gereken yeni karmalar yaratacak ve
kişi yine istemeden, bu doğum ölüm çarkına bağlanacaktır.
17. Çünkü
doğrusu, fiilin gerçek doğasının ve ayrıca yasak fiilin ve fiilsizliğin ne
olduğunun bilinmesi gerekir; fiilin doğası zor anlaşılır.
Çünkü diye devam ediyor Sri Krişna, eğer siz
fiilde beceri sahibi olmazsanız, yani fiilin gerçek doğasını idrak
etmezseniz, işiniz zordur. Fiil sizi bağlar. İşte burada devreye bilgi
yogası/jnana yoga girmektedir. Çünkü bilgi kadar bilgisizliği / cahilliği
söküp atan başka bir şey yoktur. Hep dediğimiz gibi, eğer bilgiyi ışık
bilgisizliği karanlık olarka düşünürsek daha rahat anlarız. Karanlık bir
odada ışığı açarsınız ve karanlık -kademesel olarak değil- anında tamamen
kaybolur. Bilginin / ışığın olduğu yerde, bilgisizlik / karanlık var olamaz.
Bu nedenle, bu dünyanın bir gölgeler dünyası olduğu söylenmiştir. Kişi bunun
ne anlama geldiğini idrak ettiği zaman, kendini bilecektir. Ancak burada bir
uyarı da göze çarpıyor; Sri Krişna "fiilin doğası zor anlaşılır" diyor.
Gerçekten de öyle. Hayatınıza bakın, kendinizi günün ne kadarlık bir
bölümünde tanık olarak tutabildiğinizi görünce moraliniz bozulabilir. Çünkü
biz malesef insan varlıklar olarak kendimizi herşeyle özdeşleştiririz, ve
gerçek olmayan böylece gerçek olmayanla anında karışıverir. Mesela en
basidinden kişi kendisini bedeniyle özdeşleştirir ve bedensel yaptığı
herşeyi kendi öz varlığına mal eder, böylece yaptığı fiiller kişiyi bağlar.
Burada anlatılan güzel bir karşılaştırma aklıma
geldi:
"Bir bilgeye, ruhsal bir kişi ve ruhsallıkla
ilgisi olmayan bir kişi arasındaki fark sorulur.
Bilge şöyle der: "Ruhsal olmayan kişi, "Ben bu
bedenim, ve bir ruhum var" diyendir, Ruhsal kişi ise, "Ben bir ruh
varlığıyım ve bir bedenim var" diyen kişidir."
Gerçekten de fark bu kadar basit aslında. Buradaki
beden kelimesi yerine kişinin kendisi ile özdeşleştirdiği herşeyi
koyabilirsiniz, beden, zihin, aile, servet, şan, ün, şöhret, vs... İşte
ruhsal kişi bunları reddeden kişi değildir, bunları yeri geldiğinde kullanan
ama kendi özünde, yok olmaz, ateşle yanmaz, rüzgarla savrulmaz bir Özben
olduğunu unutmadan...
18. Kim fiil
içinde fiilsizliği, ve fiilsizlikte fiili görürse, o kişi insanlar arasında
hikmet sahibidir; bir Yogi'dir ve tüm fiilleri yapandır.
İşte belki de B.Gita içindeki en önemli sözlerden
biri. Sözü tekrar edelim: "Kim fiil içinde fiilsizliği, ve fiilsizlik içinde
fiili görürse, hikmet sahibidir." Fiil içinde fiilsizlik, bir önceki karma
yoga bölümünde bahsedilen, kişinin kendi bireysel çıkarlarını gözetmeden,
sadece doğru olduğu için fiilde bulunması ve sonuçlarını / meyvelerini
evrene hediye / kurban etmesidir. Bir ileriki aşamada, kişi yapanın da
kendisi olmadığını söyleyecek ve sadece yaptığı fiilin sonucunu bırakmakla
kalmayıp, yaptığı fiilin kendisinin de bırakacaktır. Ama bakın burada kişi
fiilde bulunmaya devam eder, aradaki fark kişinin bakış açısı ve niyetidir.
İşte bu fiil içinde fiilsizliktir. Şimdi de fiilsizlik içinde fiilin ne
olduğuna bakalım: Kişi bir mağarada oturuyor, ama aklı fikri şehir
hayatında, çünkü hazır olmadığı ve dünyayla işini bitirmediği halde kendini
böyle bir hayatın içine atmış. Şimdi bu kişi görünüşte hiç bir şey
yapmamaktadır, ama aklı aktif olduğu ve hayaller dünyasında dolaştığı için,
aslında fiilde bulunmaktadır. Ya da Yama ilkelerinden Brahmacharya'dan da
burada bahsedebiliriz. Hatırlarsanız Brahmacharya, kişinin her türlü aşırı
arzusunun kontrolüydü. Bu kontrol, kişinin cinsel hayatından (genelde bu
ilke sadece cinsel arzunun kontrolü olarak tanınır, ama aslında ilkenin
içeriği çok daha geniştir.), yeme içmesine, insan ilişkilerinden, iş
hayatına dek her tür durumu içerir. Şimdi, kişi Brahmacharya yapacağım
diye, örneğin yeme-içme arzusunu dizginlemeye karar verdiğini varsayalım.
Örneğin kişi vejetaryen beslenmeye geçsin ve yemek aralarında yemek yemekten
vazgeçsin, sadece haşlanmış sebze ve meyve ile beslensin. Şimdi, kişi eğer
bu katı rejime hazır değilse, doğal olarak olaylar şöyle gelişecektir:
(1) Kişi bu yemek tarzını yemeye başlar.
Meditasyon yapar, halinden memnundur.
(2) Bu tarzı benimseyemediğinden, fiziksel ve
zihinsel açlık dengesini bozmaya başlar, meditasyonları eski yoğunluğunu
kaybeder. Rahatsızlık duymaya başlar.
(3) Kişi inat eder, yemek yeme tarzını
değiştirmez, yeterince ısrar ederse, zihninin bir süre sonra durulacağını
düşünür. Ama düşündüğü gibi olmaz. Zihin sürekli olarak yemek hayalleri
kurmaya başlar. Böylece fiziksel olan açlığını, hayallerle zihinsel olarak
gidermeye başlar. Artık kişi meditasyon esnasında sadece yemeği düşünür hale
gelmeye başlar. Zorlukla edindiği bazı yetenekler gerilemeye başlar. En
basidinden artık dik bir şekilde bağdaş bile kuramayacak hale gelir.
(4) Kişi bu noktada bir karar verir, ya bu şekilde
devam edecektir -ki bu kendisini mutsuz etmektedir, ya da biraz zihnin
istediğini ona verecektir.
Burada her iki yol da izlenebilir. Eski
Hindistan'daki bir çok aşram öğrenci kapıdan içeri girdikten sonra, "eti
senin kemiği benim" misali ağır bir eğitim uygulamakta ve birinci yolu
seçmekteydi. Günümüzde ise, daha esnek ve verimli bir yol olan, en
basidinden herkesin rahatlıkla uygulayabileceği ikinci yol sıklıkla
önerilir. Ancak bu ikinci yol yanlış anlaşılmamalıdır, kasıt, zihnin "her
dediğini" yapmak değildir. Sadece zihnin tatmin olmasını sağlayacak kadar
yapınız.
Örneğin kahve müptelası mısınız? Ve kahve
içmediğinizde yokluğunu mu hissediyorsunuz? Kahve içmeyi azaltın. Ama
"fiilde beceri" kuralını uygulayarak. Daha sık kahve için, yeni çekilmiş
kahve kullanın, kokusu tüm odayı doldursun, bunu iiçnize teneffüs edin, daha
sonra kahvenizi yapın ve bir yudum alın. İşte eğer bu birinci yudumdan
sonra, zihin tatmin olmuşsa, artık kahveyi bitirimenize gerek kalmadı
demektir. Bu durumda kalan kahveyi dökün! İçmeye devam etmeyin. Canınız
kahve istediğinde, tekrar kahve yapın, bir yudum daha için. Gün geçtikçe
kahveye olan arzunuzun söndüğünü fark edeceksiniz. İşte Sri Krişna, "kişi
tüm bunları bilir ve kendi hayatına uygularsa, o kişi hikmet sahibidir."
diyor. Çünkü artık o kişi fiilin doğasını anlamış ve fiile hükmetmeye
başlamıştır. Bu kişi artık fiile hükmettiğinden, samsara'nın da
zincirlerinden kurtulmuştur bu da onu kendi özüne, ilkse kaynağına geri
döndürmüştür. İşte bu nedenle de bu kişi artık tüm fiilleri yapandır. Hiç
bir şey yapmamak, herşeyi yapmaktır. İkisi arasında fark yoktur. Kişi artık
benim fiilim, onun fiili ayrımı yapmamakta, ya da bir fincanı yerinden
kaldırırken "işte ben yapan olarak fincanı kaldırdım, fincan yerinden
kalktığı için fiilde yapılan oldu ve bir de kaldırma eylemi olarak yapma
var." diye herşeyi üçe bölmemektedir. Bu da kişiyi birliğe taşımaktadır. Bir
olduğunda da zaten tüm fiili yapan haline gelmiştir.
19. Giriştiği
işler arzudan ve bencil amaçlardan yoksun olan ve fiilleri bilginin ateşinde
yanmış olan kişiye bilgeler, hikmet sahibi derler.
Yine bir tarif, yine çok güzel bir açıklama. Kişi
karma yoga uygulayıcısı ise, giriştiği tüm işler her tür arzu ve benzil
amaçlardan yoksu olmalıdır. Neden? Çünkü "arzu" yokluk anlamına gelmektedir.
Biz neye karşı arzu duyarız? Bizde olmayan şeylere karşı. Bu birlik yasasına
karşıdır. Siz sizde olmadığını düşündüğünüz şeyleri elde etmeye
çalışacaksınız, ta ki bir gün gelip aslında onlara sahip olduğunuzu anlayana
dek. Aynı şekilde kişinin bencil amaçlarla fiilde bulunması da dualitenin
bir yanılgısı olduğundan, kişi ne zaman bu yanılgıdan kurtulur ve aslında
evrende olan tüm güzel ve kötü şeylerin aslında kendisine yapıldığının
farkına varırsa, kişi hikmet sahibi olacaktır. Sonra şöyle devam ediyor Sri
Krişna: "Fiillerinin bilgi ateşinde yanması" gereklidir. Burada ateşten
kasıt, arınmadır. Kişi bilgi sahibi olarak, bilgisizliği kovmakta, kendisini
bağlayan fiillerin neler olduğunu böylece anlamakta ve bunları
dönüştürmektedir. İşte hep bahsettiğimiz içsel simya budur. Kişi alt
enerjileri ateşle yakarak üst enerjiler haline dönüştürür. Böylece varlığın
yükselişi başlar.
20. Fiilin
meyvesine olan bağımlılıktan kurtulmuş olan, her zaman memnun bir halde
olan, hiç bir şeye bağımlı olmayan kişi, fiilde bulunduğu halde, hiç bir şey
yapmaz.
Burada yine çok güzel bir tanım var; teker teker
inceleyelim:
(1) Fiilin meyvesine olan bağımlılıktan kurtulmuş
olan kişi, böylece fiilin sonucunu düşünmektedn ve hesaplar yapmaktan
kurtulmuş kişidir. Kendimizi düşünelim, yaptığımız herşeyde bir çıkar
beklentimiz vardır; "ben senin işini halledeyim ki benim de sana işim
düşerse kendini borçlu hisset ve benim işimi yap." Bakın bir fiilde bulundum
-belki doğru olanı da yaptım ama düşüncelerim beni bağladı, çünkü bir
beklenti içindeyim.
(2) Her zaman memnun halde bulunan kişi, evren
kendisine ne gönderirse göndersin tarafsızlığını koruyan kişidir. Yani
"yargıda" bulunmayandır. Bizlerse sürekli yargılarız; bu iyi, şu kötü, bu
güzel, şu çirkin... Böylece yine arzunun hükmü altına gireriz, çünkü
beklentiler ortaya çıkar, "yarının" ya da "dünün" daha iyi olduğuna
kendimizi inandırırız ve bu hayal içinde yaşayarak "an"dan koparız. Her
zaman memnu olmamız durumnda ise büyük bir kabullenme söz konusudur. Aslında
bu çok pasif bir durum gibi görünmekle birlikte kendi içinde büyük bir gücü
içerir. Çünkü "olduğu gibi kabul etme" insan olarak bizlerin en zor tahammül
ettiği şeylerden biridir. (Biz hep değiştirmeye çalışırız.) Ancak burada,
yine "bir lokma bir hırka" edebiyatı yapılmadığını kendimize hatırlatalım,
çünkü Sri Krişna kişinin fiilde bulunmaya devam ettiği halde "her zaman
memnun kalın" tavsiyesinde bulunuyor. Yani kişi, "alnımda bu da yazılıymış"
demek ki, diye bir kenarda oturmamakta, tersine fiilde bulunmaya devam
etmektedir. Tek fark yaptığı fiilin sonuçlarına endekslenmeden ve yaptığı
işe karşılık büyük bir yumuşak başlılıkla her tür sonucu kabul etmektedir.
(3) Hiç bir şeye bağımlı olmayan kişi, her tür
dünyasal ve zihinsel bağlarını teker teker koparmış kişidir. Burada kişi
kendi bedeninden, zihnine, çevresindeki mal varlığına, eşine dostuna kadar
her şeyi bu kapsam içine alabilir. Bu kapsam iiçne alınabileceklerin en
önemlilerinden biri de "bilgi"nin kendisidir. Çünkü herşeyi
bırakabilirsiniz, ama bilgiyi bırakmak bunlar içinde en zor olanıdır. Çünkü
insan düşünen varlıktır. Ancak bu bile bağımlılıktır. Bilgiye fanatikçe
bağımlı olmayalım. İşte yukarıdaki tüm bu maddeleri bir arada yapabilen
kişinin yaptığı fiiller kişiyi bağlamamaktadır. Çünkü artık kişi
beklentilerini aşmış, yargıda bulunmadan ve bağımlılık hissetmeden sadece
fiili yapmak adına fiilde bulunmaktadır. Bu evrenle uyum içinde olmaktır.
Böylece kişi artık bireysel fiilde bulunmak kavramını aşmaktadır.
21. Ümit
etmeyen ve akıl ve benliği kontrol altında tutan, tüm açgözlülüğü bırakan,
sadece bedensel fiilde bulunan kişi hiç bir günah işlemez.
Günah kavramını daha öncede açıklamıştık, engel
anlamında kullanılıyordu hatırlarsanız. Sri Krişna: kişi eğer yoga konusunda
kendi önüne engeller çıkarmak istemiyorsa, şunları yapmamalıdır diyor:
(1) ümit etmeyen kişi: Yine bir önceki vecizede de
açıkladığımız gibi kişinin beklentilerden, geleceğin daha iyi olacağı
düşüncesinden vaz geçmesi ve şimdide kalması. Böylece kişinin anı yaşaması
ve anı en doğru ve verimli olarak yaşamasıyla otomatik olarak geleceğin de
–ümit etmeye gerek kalmadan- daha iyi bir hale gelmesi burada anlatılmaya
çalışılan şeydir.
(2) Akıl ve benliği kontrol altına almak
önemlidir, çünkü kişinin alt enerjileri olarak düşünebileceğimiz benliği ve
aklı kişinin karşısına çıkan en büyük engellerdir. Bu nedenle B.Gita 6.
bölüm 6. vecizede Sri Krişna şöyle demektedir: "Kendisine Özben vasıtasıyla
hakim olmuş kişi, kendisinin arkadaşıdır, ama kendine hakim olamamışlar
için, kişinin kendisi dışsal bir düşman gibi karşılarına çıkar." Eğer akıl
ve benlik (kişinin alt doğası) hakimiyetimiz altında değilse, biz onun
hakimiyeti altına girmişiz demektir. Yani biri mutlaka efendi olacaktır. Bu
nedenle kimin efendi olduğunun kuralı baştan belirlenmelidir.
(3) Tüm açgözlülüğü bırakmak sözü yine biraz önce
dediğimiz noktaya geri getirmektedir bizi. Kişi neye karşı aç gözlüdür?
Sahip olmadığı şeylere karşı. Bu kişideki yokluk duygusudur. Bazen de
bakarsınız, bir şey o kişide vardır ama hep daha fazlasını ister. Bu da
yokluk duygusudur çünkü kişi kendisinde "yeterince" olmadığını düşünmektedir
-demek ki başkasında ya da evrende daha fazla var. Şimdi bunun bağlayıcı
yanı kişinin birlikten uzaklaşmış olmasıdır. Kişi "bende yok" diyorsa,
kendisi dışında bir şeylerin olduğunu otomatik olarak kabul eder. Bu da
kişiyi yogadan uzaklaştırır ve bir engel yaratır.
İşte kişi sadece bedensel olarak fiilde bulunur ve
yaptığı fiilin yukarıda bahsedilen zihinsel sonuçlarını bırakırsa, kişinin
yaptığı fiil kişiyi bağlamamaktadır.
22. Kendisine
çabasızca gelenden memnun olan, zıt kutuplardan ve kıskançlıktan kurtulmuş
olan, başarı ve başarısızlıkta dengede duran kişi, fiilde bulunduğu halde,
fiile bağlı değildir.
Yine bir tarif yapılıyor burada, Sri Krişna fiile
bağlı olmayan kişiyi şöyle tanımlıyor:
(1) Kendisine çabasızca gelenden memnun olan kişi,
karmik sonuçları kabul eden kişidir. Bu kişi yumuuşakbaşlılıkla ve bilgece
olması gerekenin olacağını bilir ve bunu baştan kabul eder ve çabasızca
gelenin sorumluluğunu alır. Eğer değiştirebileceği ya da bu karmik
dengelerde oynayabileceği bir alan olduğunu düşünürse bunu yapar ama bu kişi
"isyan etmez."! Bu kişi bu anlamda anarşist ya da marjinal bir kişi
değildir. Tam tersine evrenle uyum içinde olmanın doğru olan olduğunu,
aksinin yel değirmenleriyle savaşmak olduğunu da idrak etmiş olan kişidir.
(2) Zıt kutuplardan kurtulmuş kişiden kasıt,
bağımlılıklarından kurtulmuş ve doğanın üstüne çıkmış kişidir, bu kişi
doğanın üstüne çıktığından ortada kıskanılacak bir şey de kalmamıştır. Çünkü
kendisi olmayan bir şey yoktur.
(3) Başarı ve başarısızlıkta dengede durmak yine
zıt kutuplarla ilgilidir, kişi her iki durumda da dengelidir, çünkü artık
tarafsızdır, hiç bir şeyi kendi "şahsi" başarısı ya da başarısızlığı olarak
algılamaz, herkesin başarı ve başarısızlığından ne kadar etkileniyorsa,
kendisininkinden de o kadar etkilenir, çünkü, yine, birlik olduğunun
bilincindedir. İşte tüm bunları başaran kişi, fiilde bulunduğu halde fiil
onu bağlamamaktadır.
23.
Bağımlılığı olmayan, özgürleşmiş olan, aklı bilgide sabit duran, kurban
adına çalışan kişinin tüm fiili çözülür.
Daha sonra, Sri Krişna şöyle diyor,
(1) Bağımlılığı olmayan kişi, dünyaya ve içindeki
herşeye bağlı olan bu nedenle tüm yaşamdan zevk alan ve bunun tadını çıkaran
ama bu yaşama olan bağlılığını bağımlılık haline getirmeyen, böylece evren
ona güzel bir şey sunduğunda bunu verilen bir hediye olarak gören ve evren
onu geri aldığında da aynı neşe ile onu eksikliğini hissetmeden iade
edebilen kişidir.
(2) Aklı bilgide sabit duran kişi, bilgiyi
unutmayan onu kendisine sürekli hatırlatan bu nedenle de bilgisizliğin
pençelerine düşmeyen kişidir. Eğer aklımız bilgideyse her ne yaparsak
yapalım, gerçek doğamızı hatırlayacağımız için, bizi bağlayacak fiiller
yapma şansımız azalacaktır. Bu yüzden işin "bilgi" kısmı önemlidir. Bu
bilginin kişiye verilmesi en büyük kutsamalardan biridir.
(3) Kişinin kurban adına çalışmasından kasıt
elbette kişinin başka bir varlığın canını alması değildir. Hatırlarsanız
yogada kurban kişinin kendisini kurban etmesi olarak geçiyordu. Kişi bir işi
o iş doğru olduğu için yapar ve bundan dolayı herhangi bir beklenti içine
girmezse, o işin sonucunu kurban etmiş demektir. İşte burada bahsedilen
kurban budur. Kişi fiili yapar ve fiilin iyi ve kötü sonuçlarını evrene
hediye ederse, yaptığı fiilin tamamı çözülmektedir.
24. Brahman
adaktır; Brahman erimiş tereyağıdır (ghee); adak, Brahman'la Brahman ateşine
dökülür; doğrusu, Brahman'ı her an fiilde gören kişi Brahman'a ulaşır.
Burada Sri Krişna yukarıdaki vecizede ateş üzerine
erimiş tereyağı dökülmesiyle yapılan bahsedilen bir Hindu ritüelinden
bahsetmektedir. Ancak burada aynı zamanda çok önemli bir bilgiyi de
vermektedir: Aslında ritüelin kendisi Mutlak'tır, dökülen ghee Mutlak'tır,
ateş de Mutlak'tır, bu yağı ateşe döken de Mutlak'tır. Yani her şey
Mutlak'tır. İşte yoga'da özellikle şu üç şeyin birliği üzerinde durulur:
(1) yapan,
(2) yapılan ve
(3) yapma eylemi bir olduğunda birlik
deneyimlenir.
İşte bu, Şiva'nın elinde tuttuğu üçlü çataldır ve
Şiva bunlara hakim olan yogiyi temsil eder. Kişi her yerde, her zaman
yapan-yapılan-yapma eylemini Mutlak olarak görürse, -yani herşeye aynı gözle
bakabilirse- Birlik'e ulaşacaktır.
25. Bazı
Yogiler sadece tanrılara kurban verirler, diğerleriyse Özben yoluyla sadece
Özben'i Brahman ateşinde kurban olarak sunarlar.
Şimdi burada Sri Krişna ilk kez "kurban"dan
bahsetmektedir. Yogik anlamda kurbanın ne olduğunu anlamak için bunu biraz
açalım, zaten ileriki vecizelerde de bu konuyu detaylı Sri Krişna
incelemektedir:
Sanskritçesi yajna olan kurban, yoga'da "kişinin
kendini kurban etmesi" olarak özetlenebilir. Burada kurbanın üç özelliğinden
bahsetmek mümkündür:
(1)
"Kişinin doğru olduğunu bildiği bir işi, sadece doğru olduğu
için yapması ve sonuçlarından herhangi bir karşılık ve koşul beklemeden
fergat etmesidir." Yani yapılan her karma yoga, bir kurbandır. Örneğin doğru
olduğunu bildiği meditasyon çalışmasını herhangi bir karşılık veya ödül
beklemeden yapması bir kurbandır.
(2)
"Kişinin bir şeyi sadece doğru yer ve zamanda yapması diğer
zamanlarda yapmayarak bundan feragat etmesidir." Örneğin, kişinin sadece
acıktığı zamanlarda yemek yemesi, diğer zamanlarda yemek yememesi bir
kurbandır.
(3)
(3) "Kişinin doru olduğunu bildği bir şeyi yapmak adına,
diğer şeylerden fergat etmesi kurbandır." Kişinin yukarıda da verdiğimiz
meditasyon yapması örneğinde, başka bir şeye ayıracağı (örneğin sinemaya
gitmek ya da arkadaşlarıyla sohbet gibi) 20 dakikasını meditasyona ayırması
bir kurbandır.
Her durumda kişi kurbanda bulunduğunda, kendisinde
olan bir şeyi evrene sunar. Böylece kişi kurban yoluyla alçakgönüllü olmayı
öğrenir, egosu törpülenir ve böylece kişi arınır.
Bu vecizeye geri dönecek olursak, ilk bölümde
şöyle diyor: "Bazı Yogiler sadece tanrılara kurban verirler" Burada
bahsedilen "tanrı" kavramından iki farklı sonuç çıkarabiliriz:
(1)
Öncelikle, Hint sistemindeki tanrıları alabiliriz. Burada,
yogada herhangi bir dinsel öğreti içinde olmadığından, hinduların tanrı
olarak aldığı bu varlıkları, birer enerji boyutu olarak görebiliriz. Burada
bu sembol ve resimler kullanılmak isteniyorsa, bunların makrokozmosun birer
tezahürü olduğu düşünülür ve bu tezahürün üzerine yapıaln konsantrasyon ve
meditasyonun harekete geçirenin titreşimini bu enerjinin boyutuna taşıdığı
söylenir.
(2)
Bir diğer yoruma göre ise, bu tanrılar, kişiyi ele geçirmiş
olan şeylerdir. Bu bazıları için paradır, bazıları için şöhret, bazıları
içinse eş, çocuk, ev, araba, vs.dir. Herkesin hayatı boyunca tapındığı
/peşinden koştuğu -yani bağımlı olduğu- bu anlamda bir tanrısı vardır.
Kişi bunlardan her ikisinden birine odaklanabilir.
Bu tek noktaya odaklılıktır. Burada örneğin kişi hayatını tamamen para
kazanmaya odaklayabilir, para o kişinin tanrısı haline gelir. Bu kişiler de
aslında yogidir, çünkü yine burada tek noktaya odaklılık vardır ve kişi
bunun alıştırmasını yapmaktadır. Aynı şekilde hırs içinde şan şöhret sahibi
olmaya çalışan kişiler de birer yogidir, çünkü onlar da gece gündüz bu yolda
nasıl ilerleyebilecekleri üzerine konsantre olurlar. İşte bu nedenle
baktığınız zaman, yoga aslında hayatın içindedir; sadece Hindistan'daki
aşramlarda uygulanan ya da sadece zorlu nefes çalışmaları ile sağlanan
"garip" bir doğu öğretisi değildir. Dinamiktir ve hayatın içindedir, bu
nedenle 5,000 seneyi aşkın bir süredir dünya üzerindeki varlığını
sürdürmektedir.
Daha sonra Sri Krişna şöyle diyor: "Diğerleriyse
Özben yoluyla sadece Özben'i Brahman ateşinde kurban olarak sunarlar." Bu
daha yüksek boyutlu bir kurbandır, çünkü kişi Öz varlığı, yüksek benliği
olan Özben'i kurban olarak sunmakta yani tam bir teslimiyetle ateşe
atmaktadır. Burada ateşten kasıt kişinin Mutlak içinde arınmasıdır. Bunu
kişi dışarıdan aldığı yardımla değil, kendi Özben'i yoluyla yapar. Böylece
kendi kendini arındırarak dönüştürür. İçsel simya budur.
Sonra Sri Krişna şöyle devam ediyor:
26.
Bazılarıysa işitme duyusu ve diğer duyularını dizginleme ateşinde kurban
olarak sunarlar, diğerleri sesi ve çeşitli duyu-nesnelerini duyuların
ateşinde kurban olarak sunarlar.
Burada dikkat ederseniz beş duyunun
dizginlenmesinden (Vairagya) bahsedilmektedir. Kişinin beş duyuyu
dizginlemesi yine ateş yani arınma ile mümkündür. Kişi beş duyu hakimiyetini
sağladığı zaman, zihin sakinleşecek ve zihnin hislere kapılmaması durumu
gerçekleşecektir. Böylece zihin nispeten daha objektif olarak görmeye
başlayabilecek ve gerçek olanı-olmayandan daha rahat ayırabilecek içsel
sukunete sahip olabilecektir.
Aynı şekilde kişi duyu nesnelerinden kendini
"tıpkı bir kaplumbağanın uzuvlarını geri çekmesi gibi" geri çekerek, bunları
da kurban olarak sunabilmektedir.
27.
Diğerleri, duyuların tüm işlevlerini ve nefesin işlevlerini bilgi ile yanıp
tutuşan benliği-dizginleme-Yogasının ateşinde kurban ederler.
Bir başka kurban yöntemi de duyuların ve nefesin
işlevlerini terk etmektir. Böylece Böylece kişi duyularını yaşar ama
sonuçlarını terk eder ya da evrene hediye eder. Nefes çalışmaları yapar ama
bunların sonuçlarını da evrene yine hediye eder - yani yine karma yoga
yapar.
28. Yine,
bazıları zenginliği, çileyi ve Yogayı kurban olarak sunarlar.
Benliği-dizginleyen ve katı yeminlerde bulunan münzevilerse, kurban olarak
kutsal metinlerin çalışılmasını ve bilgiyi sunarlar.
İşte kurbanın en çok bilinen kısmına geldik: Kişi
isterse zenginliğini / mal varlığını kurban edebilir. Yani bunu fakirlere
dağıtır ve bir sannyasin (dünyadan el etek çekmiş kişi) olarak hayatına
devam etme kararı alabilir. Dikkat ederseniz bu bir kurban çeşididir, ama bu
tek kurban çeşidi değildir. Bu nedenle yoga'da "fakirlik edebiyatı" yoktur.
Sizin çok paranız olabilir ve kimse sizden bir "yogi" olabilmeniz için tüm
paranızı fakirlere dağıtmak "zorunda" olduğunuzu söyleyemez. Siz ancak bunu
bir kurban olarak görür ve seçerseniz, kendi özgür iradenizle
gerçekleştirirsiniz. Unutmayın ki, hep dediğimiz gibi, problem doğada ve
doğanın size sunduğu hediyelerde (sunulan para da bir hediyedir) değildir,
sorun sizin bu hediyelere olan bakış açınız ve onları hayatınızda ne şeklide
kullandığınızdır.
Aynı şekilde kişi kurban olarak çile
uygulamalarında da bulunabilir. Bhagavat Gita'nın 17. Bölümünde Sri Krişna
çileyi üçe ayırır ve şu şekilde tanımlar:
(1)
"Tanrılara, ikinci-kez-doğanlara, öğretmenlere ve bilgelere
saygı ve sevgide bulunmak, arılık (saflık), dürüstlük, namusluluk ve zarar
vermeme - bunlar bedenin çileleri olarak adlandırılır.
(2)
Herhangi bir heyecana yol açmayan ve doğru, hoş ve faydalı
olan konuşma (ve) Vedaların çalışılması da konuşma çilesi olarak
adlandırılır.
(3)
Aklın sakinliği, iyi kalplilik, doğanın arılığı (saflığı),
kendine hakim olma - bunlara da zihinsel (mental) çile denir." (vecize
14-16)
Yani çile, bir çilehaneye kapanmak, ya da bedene
fiziksel eziyetler ya da zihne türlü zihinsel eziyetler etmek değildir.
Aynı şekilde kişi "yoga"yı da kurban olarak
sunabilir, yani sürekli olarak yılmadan yoga uygulaması yaparak, başka
meşguliyetlere ayıracağı vakit ve enerjiyi yogaya ayırır. Bu da bir kurban
çeşididir.
Bir başka kurban yolu, kutsal metinlerin
çalışılması ve bilgiye sahip olunmasıdır. Cehaleti bilgi kadar dağıtan başka
bir şey yoktur. Hep dediğimiz gibi, karanlıkta bir mum yakarsınız ve
karanlık o an kaybolur. Bu nedenle, kişinin metinleri çalışarak bilgiyi
özümsemesi yapabileceği en büyük kurbanlardan biridir. Elbette burada
bilginin alınmasından kasıt, sadece entellektüel düzeyde bilgiyi almak
değil, bu bilgiyi kişinin yaşamına aktarması ve hayata geçirmesidir. Hayata
geçmemiş bilginin sadece kuru felsefe olduğunu unutmamalıyız.
29.
Diğerleri, alınan ve verilen nefesi dizginleyerek ve sadece nefesin
dizginlenmesiyle bir olarak verilen nefesi alınana, alınan nefesi verilene
kurban olarak sunarlar.
Bir başka kurban yolu da, Pranayama çalışması ile
nefesin düzenlenmesidir. Böylece kişi, nefesini dizginler, sakinleşen nefes
ile zihin de sakinleşir ve tek noktaya odaklılık daha mümkün hale gelir.
30.
Beslenmelerini düzenleyen diğerleri, yaşam-nefesindeki yaşam-nefeslerini
sunarlar; tüm bu kişiler kurban yoluyla günahları tamamen yok edilmiş olan
(ve) kurbanı bilenlerdir.
Bir başka kurban yolu da, kişinin beslenmesini
düzenlemesidir. Kişi bazı besin maddelerini yememeyi -bunlardan feragat
etmeyi- kurban olarak tercih edebilir. Burada bir çok yogi vejetaryen olarak
hem kurbanda bulunmakta, hem de yoganın sekiz basamağından biri olan
Yama'lardan Ahimsa-zarar vermeme etiğine uygun davranmaktadır.
Ya da bir diğer yol, kişinin bedeninde bulunan
farklı fonksiyonlara sahip hayat enerjisi Prana'yı düzenlemesidir. Aslında
prana yani evrensel hayat enerjisi tektir ancak bedendeki fonksiyonlarına
göre farklı isimler alır.
31. Kurbanın
nektar gibi olan artığını yiyen kişiler, ebedi Brahman'a giderler. Bu dünya
(Brahma'nın dünyası) (bile) kurban uygulamayan kişi için değilken; o halde
kişi diğerine (ötealeme) nasıl sahip olabilir, ey Arcuna?
Şimdi burada Sri Krişna farklı bir çok kurban yolu
önerdikten sonra, kurban konusunu burada şöyle bağlamaktadır:
"Kurbanın nektar gibi olan artığını yiyen
kişiler"den kasıt kişinin santoşa- halinden memnun olma halinde olmasıdır.
Kişi bir kurbanda bulunur ama yaptığı kurban karşılığı yaptığı şey ona
nektar gibi gelir. Yani yüzünü buruşturarak, suratını sarkıtarak kurbanda
bulunmaz. Eğer kişi herhangi bir çilede bulunuyorsa, bunu zevkle
yapmaktadır, bunu bir görev olarak görmemekte bunu neşe ile yapmaktadır.
Böylece kişi Mutlak olana giderek onunla bir olmaktadır.
Daha sonra Sri Krişna şöyle demektedir: Kişi bu
fiziksel dünyada bile rahat ve evrenle uyumlu yaşayabilmek için kurbanda
bulunmalıysa, o halde kişinin bu fiziksel dünyanın zincirlerinden kurtulması
için kurbanda bulunmalıdır. Kişi kendine e doğasına uygun kurbanı seçmeli ve
bu kurban ile kendini arındırmalıdır. Böylece kişi egodan sıyrılacak ve
yumuşakbaşlılıkla kendini teslim edebilecek, ve hep dediğimiz gibi damla
okyanusa karışacaktır.
Elbette burada şu soru aklınıza gelebilir:
"Mutlaka tek bir kurban mı seçilmelidir?" ya da "tek kurban seçilmesi
yeterli midir?"
Bu sorunun cevabı kişinin arınması ile ilgilidir.
Unutmayın ki yapılan tüm uygulamalar ve verilen her tür tavsiyenin tek bir
amacı vardır: kişinin birliğe ulaşmasını sağlayacak içsel ve dışsal bir
arınmaya sahip olması yoluyla, önündeki engellerin ortadan kalkması. Şimdi
bazı kişiler için sadece besinin kurban olarak kişinin arınması için yeterli
olabilirken, bir diğeri bir kaç kurban çalışmasını bir arada yapmayı tercih
edebilir. Bu tamamen kişinin kendisi ile ve -eğer varsa- guru'sunun
yönlendirmesi / tavsiyesi ile ilgilidir. Yoksa genel bir kural yoktur,
kendimizi şekillerle sınırlamayalım.
32.
Brahman'ın önüne farklı tipte kurbanlar saçılmıştır. Bunların hepsinin
fiilden doğduğunu bil. Bunu bildiğinde özgürleşeceksin.
Kişi bedenli bir hayat sürdüğü sürece fiilde bulunmak
zorundadır. Bu gerçeği Sri Krişna sürekli olarak tekrar etmektedir. Kişinin
fiilleri tamamen terk etmesi diye bir şey söz konusu değildir, bu
başarılamaz. Kişi günlük hayatı terk edebilir ve bir dağa çıkıp orada
yaşyabilir ama orada da kişi fiilde bulunmaya devam edecektir. Bu nedenle,
kişi her ne kurbanı seçmiş olursa olsun, bunların hepsi fiilden doğmaktadır.
Kişi bu gerçeği bildiğinde, özgürleşecektir, çünkü doğanın işleyişini
anlamaya ve ona uygun bir şekilde davranmaya başlayacaktır. Uygun davranış
da, hep bahsettiğimiz gibi nihayetinde evrensel uyumu getirecektir.
33. Ey
Parantapa, Bilgelik-kurbanı maddenin kurban edilmesinden daha üstündür! Tüm
çeşitleriyle fiiller en yüksek nokta olan bilgi içine varır!
Bilgi en büyük güçtür. Çünkü bilginin olduğu yerde
cehalet olamaz demiştik. Bu doğrudur. Kişi farklı kurbanlarda bulunabilir,
ama bu kurbanların en büyük riski kişinin kurbanı niçin yaptığını unutarak
sadece şekilsel olarak devam ettirmesidir. Bu tüm ritüellerin çıkış
noktasıdır. Kişi ritüellerde özü, ritüeli yapmasının ardında yatan sebebi
unutur ve şekilsel olarak ritüelin kendisine konsantre olur, böylece araç
olan ritüel amaca dönüşür ve ritüel gücünü kaybeder. Halbuki bilginin kurban
edilmesine baktığımızdaysa, bunun gerçekleşmesi daha az olasıdır (yine de
olasıdır), kişi neyi niçin yaptığının bilgisine erince, yanılma payı daha az
olur.
Her tür kurbanın bilgi kurbanı içine varmasının
sebebi de kişinin kurbanı şekilsel olarak değil de gerçekten araç olduğunu
bilerek uygulaması durumunda, kurbanın kişiyi arındırması ve böylece kişiyi
bilgiye açık hale getirmesidir. Böylece kişi, evrensel bilgiye ilk elden
ulaşmaşansına sahip olur.
34. Uzun
süreli teslimiyetle, sorgulamakla ve hizmet yoluyla, Gerçek'in farkında olan
bilgenin seni bu bilgiye yönlendireceğini bil.
Bilge olarak adlandırılan guru, size bu bilgiyi verebilir:
ancak bunu vermesi için sizin önce kendinizi ona ispat etmeniz gerekir:
(1) uzun süreli teslimiyetle: Böylece gerçekten
samimi olup olmadığınızı, maymun iştahlı olup olmadığınızı, bu yolda
kendisine gerçekten güvenip güvenmediğinizi ölçer. Belki guru sizi sınamak
için garip davranışlar içine de girebilir; örneğin Swami Purna, daha sonra
Surya ismini almış bir batılı gazeteci ve arkadaşındaki kendisiyle ilgili
şüpheleri gördükçe, garip davranışlar sergilemeye başlamış ve batılı toplum
tarafından hoş karşılanmayacak haller takınmıştır; örneğin yerlere çöp
atmış, denizi kirletmiş, bedensel temizliğine dikkat etmemiştir. Tüm bunları
yapmasının amacı, aslında karşısında bulunan kişilerin zihinlerinde bulunan
“önyargıları” temizlemek ve garip veya tutarsız davranışların ötesini
görmelerine yardımcı olmaktır. Böylece guru, sizin kendisine teslim olup
olmadığınızı anlayacaktır. Eğer her yaptığı garip harekette siz “acaba bu
doğru kişi mi” sorgulamasına giriyorsanız, guruya kendinizi açmanız ve onun
da sizi bilgiyle doldurması mümkün değildir.
(2) Sorgulamakla: Öğrenci doğru soruları bulup
çıkarıp bunları sormalıdır. Kişi asla ruhsal tembellik içine girmemelidir.
Zihin sürekli işlemelidir ama sağdan soldan gelen bilgi bombardımanı ile
değil, sukunet ve huzur içinde... Öğrenci sorguladıkça, sorular sordukça,
guru onun seviyesini anlamakta ve seviyesine uygun cevaplarla onu tatmin
etmektedir. Şimdi bu iki maddeye baktığınızda sanki birbirinin zıttı iki şey
söylüyor gibi görünmektedir: teslimiyet ve sorgulamak bir arada nasıl
olabilir? Bunların bir arada olması mümkündür, çünkü teslimiyetten kasıt
kişinin kendini gurunun kollarına bırakıp tüm sorumluluktan kaçması ve
herşeyi kendisi adına gurusunun yapması değildir. Teslimiyetten kasıt
kişinin kendisini bilgiyi alacak şekilde guruya açmasıdır, ama bu bilgiyi
uygulayacak olan ve uygulamanın sorumluluğunu alacak olan yine öğrencinin
kendisidir. Bu nedenle öğrencinin burada sorgulama yapması – yani hem
kendisini test etmesi hem de uygulama üzerinde dikkatli olması önemlidir.
(3) Hizmetle: Bir üçüncü istenilen özellik
öğrencinin hizmette bulunması yani karma yoga yapmasıdır. Kişinin karşılık
ve koşul gözetmeksizin hizmet edebilmesi büyük bir meziyettir ve bunun
geliştirilmesi gerekir. Yani çoğumuz için geçerli olan şey, doğuştan bu
yeteneğe sahip olmadığımızdır – sadece bazılaırımız buna diğerlerine göre
daha yatkın olabilir. Şimdi, kişi hizmette bulundukça saflaşır, çünkü
yapılan hizmet kişideki eski karmik borçları temizleyerek ve aynı zamanda
kişide alçakgönüllülük duygusunun gelişmesini de sağlayarak, egonun ve
açgözlülük, gurur, hırs, kendini beğenmişlik gibi olumsuz duyguların da
üstesinden gelinmesine yardımcı olarak kişiyi arındırır
İşte bu üç şartı yerine getiren öğrenciyi, guru
doğru yola yönlendirecektir, çünkü kişi artık bu bilgiyi almaya hazır
olduğunu guruya ispat etmiştir, yani bu bilgiyi hak etmiştir.
35. Bunu
bilerek, Ey Arcuna, bir daha bu şekilde yanılmayacaksın, ve bu vasıtayla tüm
varlıkları kendi Özbeninde ve aynı zamanda Ben'de göreceksin!
Daha sonra şöyle diyor Sri Krişna, eğer gurun sana bu bilgiyi
verirse, bir daha bu şekilde yanılmayacaksın, çünkü bilgi brir kez edinildi
mi, artık kişi o bilgi ile hareket eder. Eğer siz bir kez dünyanın yuvarlak
olduğunu idrak ettiyseniz, daha sonra bir daha bunu “unutup” dünyanın düz
bir tepsi gibi olduğunu söylemezsiniz, ya da denizde çok açılırsa, gemilerin
kenara gelip düşeceğini söylemezsiniz. Ancak bu ancak bilginin direkt
deneyim yoluyla alınması durumunda mümkündür, çünkü entellektüel olarak
alınan bir bilgi kolaylıkla –zihnin ikna edilmesi yoluyla- başka bir bilgi
ile yer değiştirebilir.
Bu bilgiyi direkt deneyim yoluyla alan kişi
Birlik’i deneyimleyecektir diye devam ediyor vecize, biglyi alan kişi tüm
varlıkları kendi Özben’inde ve Sri Krişna’da görecektir, çünkü zaten herşey
bir ve tektir.
36. Tüm
günahkarların en günahkarı olsan bile, bilgi yığınıyla tüm günahları geçip
gideceksin.
İşte en önemli vecizelerden birine daha geldik,
burada çok önemli bir vaadde bulunmakta Sri Krişna, kişi tamamen engellere
batmış olsa bile, kurtuluş mümkündür, tek bir göz kırpış süresi içinde kişi
tüm engellerden kurtulabilir, yeter ki kurtulmayı dilesin, buna inansın,
buna adnsın, üzerine meditasyon yapsın ve kurtulma arzusu bulunsun. İşte bu
saydığımız dört madde, Şankaraçarya’nın Özgürleşmeye giden dört adımıdır.
Kişi bilgi sayesinde tüm engelleri aşabilir. Bu güç kişide vardır.
37. Ey Arcuna, parlayan ateşin yakıtı kül haline dönüştürmesi gibi, bilgi
ateşi de tüm fiilleri küle dönüştürür.
Neden böyle söylüyor? Hep dediğimiz gibi, karma
yoganın temeli “fiilde beceridir.” Sorun fiilde değil, fiili yaparken
takındığımız tavırdadır. Kişi eğer nasıl fiilde bulunması gerektiğini
biliyorsa, fiili yapan ben değilim diyorsa, ya da fiilin meyvelerinden
tamamen vaz geçiyorsa, yapmış olduğu fiil o kişiyi bağlamayacaktır. Bu da
ancak karma yoga bilgisi ile mümkündür. Bu nedenle bu bilgiye sahip olan –ve
bu bilgiyi kullanan- kişinin fiillerini bilgi küle dönüştürecektir.
38. Bu dünyada bilgi gibi bir başka saflaştırıcı yoktur. Yoga'da
mükemmeliyete ulaşan kişi bu bilgiyi zamanla kendi Özben'inde bulur.
Peki bu bilgi nereden sağlanır? Kitaplardan mı? Belki kısmi olarak. Ama
asıl olarak bu bilgi kişiye kendi içinden gelecektir. Kişi yogada
ilerledikçe, bu bilgiyi –aslında evrende bulunan tüm bilgiyi- kendi içinde
bulacaktır. Bunun sebebi mikrokozmos-makrokozmos ilişkisindendir. Kişi
makrokozmos olan evrenin küçük bir modelidir, ancak tüm parçaları içinde
bulunduran bir modeldir ve her şeyi içerir.
39. İnançla
dolu olan, buna adanmış olan ve tüm duyuları itaat altına almış olan kişi bu
bilgiye ulaşır; ve buna ulaştıktan sonra, anında yüce huzura erer.
Ancak bu bilgiye ulaşması için kişinin arınmış
olması gerekmektedir. Diğer tüm insanların bu bilgiye ulaşamamalarının
sebebi işte bu arınmayı gerçekleştirmemiş olmasıdır. Burada istenilen arınma
üç aşamalıdır:
(1)
inançla dolu olmak: Kişi yola inandığı sürece, bu yolda
ilerler. Yola olan inancınızı kaybettiğiniz anda, devam etme gücü ve
isteğinizde de önemli ölçüde azalma olduğunu fark edeceksiniz. Bu inanç
kişinin kendisini bilme durumuna gelene kadar devam etmelidir. Ancak ondan
sonra bir inanca gerek kalmadan kişi bilgi sahibi olabilir. Çünkü o an zaten
idrak etmiştir. Burada örnek olarak genelde güneş verilir: Kimse güneşin
sabah doğduğuna, akşam da battığına inanmaz. Bunun böyle olduğunu “bilir”.
Bu bir inanç meselesi değildir, siz inansanız da inanmasanız da güneş her
sabah doğar, her akşam da batar. Şimdi siz hiç güneşi görmemişseniz, güneşin
doğduğuna ve battığına inanabilirsiniz, ne zamana kadar? Ta ki, kendi
gözlerinizle güneşin doğup battığını görene kadar. Bu gerçekleştiğinde,
artık buna inanmanıza gerek kalmaz, çnükü zaten buna şahit olmuşsunuzdur.
İnanç yerini bilgiye bırakmıştır.
(2)
Adanmış olmak: Tıpkı inanç gibi gerekli bir özellik, çünkü
adanmışlık olmadan kişinin disiplin içinde olması mümkün değildir.
Adanmışlık, azim, kararlılık olmadan kişi her ne kadar yoğun bir inanç
içerisinde olursa olsun, inandıklarını hayata geçirmeyecektir. Burada
kişinin adanmışlığı yanlışlıkla çevre tarafından hırs olarak da
adlandırılabilir, ve hırs negatif bir kelime olduğu için kişi çevresinden
uyarı alabilir. Ancak şu unutulmamalıdır ki, kişinin adanmışlığı eğer hırs
ise, bu tarz bir hırs içinde olması bile, hiç olmamasına göre tercih
edilmelidir. Çünkü hırs zamanla törpülenebilir. Ancak kişi hırslı olmamak
adına, adanmışılığı ortadan kaldırırsa, geriye sadece kuru bilgi kalır.
(3)
Tüm duyuları itaat altına almak: Yine geldik duyu kontrolüne.
Ruhsal hayatta, duyu kontrolü olmazsa olmaz bir şarttır. Kişi her ne kadar
duyularını dizginlediğini düşünse de, arada bir bu duyularını test
etmelidir, çünkü zihin özellikle sinsi bir şekilde bir kenarda bekleyip
sizin en zayıf olduğunuz bir anda ortaya çıkarak artık olmadığını
düşündüğünüz her tür duyguyu önünüze çıkartabilir. İşte bu olduğunda – çünkü
mutlaka herkesin başına bir gün gelir- yapılabilecek bir kaç şeyi
sıralayalım:
a.
Öncelikle sukuneti korumak önemlidir. Kişinin paniklemesi,
tetiklenmiş olan duyunun daha da şiddetli bir şekilde saldırmasına yol
açacaktır. Bu nedenle paniklememek ya da hiç bir şey yokmuş gibi davranmak –
yani duyguyu yok saymak son derece tehlikelidir.
b.
Duyuyu izlemeye alın. Ancak konsantrasyonu tamamen bu duyuya
yöneltmek de bu duyuyu güçlendirir. Yani siz sürekli olarak kendinize “pembe
fili düşünme” derseniz, aklınız fikriniz “pembe fil” olacaktır. Bunun
yerine, sizi pembe fili unutturacak başka şeylere dikkatinizi yoğunlaştırın.
Burada örneğin okumak için ruhsal kitaplar önerilebilirken, eğer sürekli
olarak bu kitapları okuyrsanız, bir değişiklik olarak tamamen farklı bir
kitaba da konsantre olabilirsiniz. Farklı fikirler, farklı düşünürler size
yeni ufuklar açacaktır. Ya da hayatınızda ufak değişiklikler yaparak –
sahilde yürüyüşler, kendinize küçük hediyeler gibi- dikkatinizi
dağıtabilirsiniz. Ya da örneğin öfke içerisine girmişseniz ve kendinizi
bundan kurtaramıyorsanız, tam tersi bir duygu üzerine düşüncelerinizi
yoğunlaştırın. Örneğin, öfke için şefkati, kıskançlık için paylaşımı, nefret
için sevgiyi deneyebilirsiniz.
c.
Yine de duyunun ortaya çıkış nedenini araştırın. Kendinizi
kandırmadan neden böyle hissettiğinizi sakin bir şekilde kendinize sorun.
Soruyu bilinçli olarak cevaplamaya çalışmayın. Sadece sorun ve bırakın cevap
içsel olarak gelsin. Hemen gelmese bile, bir süre sonra cevabı alacaksınız.
Cevabı alınca, bunun sizi mutlu edip etmediğini düşünün, ve bu şekilde devam
etmek isteyip istemediğinizi. Böylece kendi önünüzde yeni kapılar-pencereler
açacaksınız.
d.
Duyunun üstesinden geldiğinize kendiniz inanana dek,
dikkatinizi başka konulara yönlendirmeyi sürdürün, duyunun ortaya çıkış
nedenini sürdürün, gözünüzü bu duygundan ayrımayın. Çünkü duygu yine
örtülerin altına gizlenip her an karşınıza çıkabilir. Güçlü olun ve
vazgeçmeyin.
İşte kişi bu
üç açamalı arınmayı sağladığında, yüce huzura erecektir, çünkü önündeki tüm
engeller ortadan kalkacaktır.
40. Cahil
olan, inançsız olan, şüphe içindeki kişi yıkıma doğru yol alır; şüpheci kişi
için ne bu dünya, ne ötealem, ne de mutluluk vardır.
Şimdi de Sri Krişna kimlerin yogayı başaramayacağından
bahsediyor, bu kişinin de üç tane temel özelliği var:
(1) Cehalet: Kişi her ne olursa olsun, ruhsal
bilgiye sahip olmalıdır. Bu bilgiden kasıt kitabi bilgi değildir, kişi okuma
yazma bile bilmeyebilir ama evrensel gerçekleri anlama, idrak etme ve
yorumlamada şaşmaz değişmezlik olmazsa olmaz ilk şarttır. Bunun için
dediğmiz gibi, kişinin kütüphaneleri yutmasına gerek yoktur, tek bir kitaba
bağlı kalarak da ya da hiç kitap okumadan kendi gerçeklerini kendi bulmaya
çalışarak da bu bilgiye sahip olabilir. Önemli olan kişinin algılarını
açması ve bilginin sızmasına izin vermesidir.
(2) İnanç: Kişi eğer inanca sahip değilse, yolda
uzun süre kalamaz. Çünkü ruhsal yol da diğer tüm yollar gibi inişli
çıkışlıdır. Kişi her inişe geçtiğinde, yola olan inancını kaybediyorsa, onun
için yapılabilecek fazla bir şey yoktur. Bir önceki vecizede açıkladığımız
gibi, güneşin doğuş ve batışını görebilmek için, önce buna inanmak lazımdır
ki, güneşi armayı sürdürelim. Yoksa, güneşin doğuş ve batışı ile ilgili
gerçek bizim için bir mitos haline dönüşür ve üzerinde sadece konuşur hale
geliriz.
(3) Şüphe: Tıpkı inançta olduğu gibi, kişinin
şüphe etmemesi de yolda kalması için önemli bir özelliktir. Osho bir
kitabında şöyle söyler: Kişi şüphe içinde olduğunda, farklı ruhsal yollar
deneyebilir. Halbuki tüm ruhsal yollar, tek bir Gerçek’e açılan farklı
pencerelerdir. Siz bu pencereden de bakabilirsiniz, diğer pencereden de.
Önemli olan pencereyi açmak ve pencere olmadan dışarıya bakmaktır. Ve bunu
hangi pencereden bakmaya başlarsanız başlayın yapabilirsiniz. Burada
pencerenin önemi yoktur. Paramahansa Yogananda da bir kitabında yine şöyle
demektedir: Ruhsal yollar farklı farklıdır ama hepsi tek bir yere
bağlanmaktadır; yolun yarısında şüpheye düşerek yoldan vazgeçen kişi, geri
dönüp gereksiz yere tekrardan başlayan kişidir; bu tıpkı İstanbul’dan
Antalya’ya Afyon üzerinden giderken yolun yarısında fikir değiştirip,
İstanbul’a dönüp, bu defa kıyı şeridinden dolaşarak Antalya’ya gitmek
gibidir.
Şüpheci kişi için ne bu dünya, ne ötealem, ne de
mutluluk vardır diyor daha sonra Sri Krişna. Çünkü şüphe tohumları ekilmiş
bir kişi artık anda değildir, zihinsel sukuneti kaybolmuştur, zihni sürekli
bir hareket içine girmiştir ve bu kişinin tüm yaşam görüşünü olumsuz olarak
etkileyerek, mutsuzluğun pençesine düşmesine neden olur ve kişinin yaşama
sevinci söner.
41. Yoga
yoluyla fiilleri terk etmiş, şüpheleri bilgi ile parçalara ayırmış ve kendi
üzerinde hakimiyet sağlamış kişinin yaptığı fiiller onu bağlamaz, ey Arcuna!
Yine Sri Krişna fiillerin ne zaman kişiyi
bağlamayacağından bahsediyor, ancak bu sefer kişinin sahip olduğu güçlerle :
(1)
Fiilleri terk etmiş kişi: Hatırlarsanız, fiilleri terk etmiş
kişi, fiil içinde fiilsizliği gören kişiydi. Böylece kişi fiilde beceriye
sahipti.
(2)
Şüpheleri bilgi ile parçalara ayrılmış kişi: İnancı tam olan
ve inandığı bu şeye gözlerini tam konsantrasyonla diken ve bunu bu inanç
hakkında bilgi sahibi olduğu için yapan kişidir. Burada bilgi ile parçalara
ayırmaktan kasıt, viveka-yani ayrım gücüne sahip olmaktır. Kişi ayrım gücünü
geliştirdikçe, gerçek olanı olmayandan ayırma yetisi kuvvetlenecek, böylece
şüpheleri ortadan kalkacaktır.
(3)
Kendi üzerinde hakim olan kişi: Duyularını tam olarak
dizginleyebilmiş, aklı ve zihni sakin duran kişidir.
İşte bu üç şartı yerine getiren kişinin yaptığı
fiiller o kişiyi bağlamamaktadır.
42. Bu yüzden, kalbinde taşıdığın cehaletten doğan şüphelerini bilgi
kılıcıyla parçalara ayır ve Yoga'ya sığınarak ayağa kalk, ey Arcuna!
Ve Sri Krişna bu bölümü Arcuna’ya bir emir cümlesi
ile bitirmektedir. “Tüm bu söylediklerimden dolayı, ayrım gücünü
geliştirerek şüphelerinden arın ve Ayağa kalk!”
Hari Om
Tat Sat
|