ANA SAYFA GÜNLÜK PROGRAM YOGA EĞİTMENLİĞİ YOGA TERAPİ YAYINEVİ YOGA TATİLLERİ DÜKKAN  İLETİŞİM

BHAGAVAT GİTA YORUMLARI

 

5. BÖLÜM: FİİLİN TERKİ YOGASI

GENEL AÇIKLAMA

Bu bölüm Sri Krişna’nın fiilin terki ve karma yoganın farkını anlatması açısından önemli. Çünkü şimdiye kadar, Sri Krişna fiilin terkinden bahsederken “fiil içinde fiilsiz kalmak”tan bahsediyordu. Halbuki bu bölümde, Arcuna tekrardan, kişinin dünyevi hayattan el etek çekmesi olarak alabileceğimiz bir terkten bahsetmektedir. Yani henüz Sri Krişna’nın bahsettiği terki anlamamıştır. Bu nedenle Sri Krişna bir kez daha arkadaşı Arcuna’ya terkin ne olduğunu anlatmaktadır. 

Şimdi Arcuna’nın sorusu üzerine, Sri Krişna aslında yollar arasında bir fark olmadığının altını çizer. Sri Krşna’ya göre seçilen tüm yollar yogaya çıkmaktadır, bu durumda kişi kendine yakın hissettiği yolu seçebilir, bu sonucu değiştirmeyecektir. Daha sonra, Sri Krişna “yapan kim?” sorusunun cevabını vermektedir. Sri Krişna’ya göre, yapan kişinin kendisi –yani Özben- değildir, yapan sadece Doğa ve doğanın değerleridir. Kişi, bunu bildiği sürece yaptığı hiç bir fiil kendisini bağlamayacak ve bu kişi mutluluk içinde –hiç bir kire pasa bulaşmadan- ve huzur içinde yaşayacaktır. Akabinde, Sri Krişna, artık Arcuna’ya fiilin gerçek doğasını ve bir çok sorunun yanıtını açıklamaktadır; fiili yapan kimdir? Mutlak diye adlandırılan Gerçek nedir? Neden bir çokları Mutlak’ın farkına varamamaktadır? Mutlak’ın farkına varmak için yapılması gereken şey nedir?

Daha sonra ise, Sri Krişna Arcuna’ya şu mesajı veriyor; eğer hikmet sahibi – kendini bilen bir kişi olursan, artık çokluk içinde birliği görmeye başlar ve herşeyin tek bir ruhsal Öz’e sahip olduğunun bilincine varırsın. Böylece, bu ayniyet duygusunu, sadece meditasyon yaptığın günde yirmi dakika boyunca değil, günün yirmidört saati, nereye bakarsan bak, neyle meşgul olursan ol, nasıl yaşarsan yaşa bilirsin. İşte bu, bu bedende yaşamaya devam ederken aydınlanmış ve özgürleşmiş varlıkların (Jivanmukti) tanımıdır. Artık bu duruma ulaşan kişi, doğada bulunan zıt kutupların üstesinden gelmiştir, bu nedenle bunlardan etkilenmez. Bunun sebebi bu kişinin mutluluğu dışarıdan gelen etkilerde değil, kendi içinde aramasında ve bulmasındadır. Son vecizelerde ise, Sri Krişna önce bir yoginin tarifini vermekte daha sonra ise nasıl bir yogi olunacağına değinmektedir.

Hep birlikte detaylı olarak vecizeleri inceleyelim.

Arcuna:
1. Ey Krişna, hem fiilin terkini övüyorsun hem de Yoga'yı! Bana hangisinin daha iyi olduğunu açık seçik söyle.

Şimdi Arcuna’nın burada şimdiye dek aslında Sri Krişna’nın fiilin terkinden ne kast ettiğini anlamadığını görüyoruz. Bu hepimize olur; kalıplaşmış fikirlerimiz yüzünden bize kavramların yeni yorumları açıklansa bile zihnen bunu kabul etmeyebiliriz ve yine eski normlarda düşünmeye devam edebiliriz. Bu normaldir ve Arcuna da yine fiilin terki olarak anladığı, Sri Krişna’nın anlattığı “fiil içinde fiilsizlik” değil, yine fiilde hiç bulunmamaktır. Sri Krişna da tekrar fiilin terkinin ne olduğunu daha detaylı anlatmaktadır.

Sri Krişna:
2. Terk ve Fiil Yogasının ikisi de kişiyi en üstün mutluluğa yönlendirir, ama ikisinin içinde, Fiil Yogası fiilin terkinden daha üstündür.
Burada Sri Krişna özellikle yollar ne olursa olsun, nihai hedef aynıdır mesajı vermektedir. Kişinin hangi yolu seçeceğinin önemi yoktur, kişi terkte de fiilde de bulunsa, her ikisi de kişiyi en yüksek mutluluğa – samadhi’ye yönlendirir diyor Sri Krişna, ama diye ekliyor, Fiil yogası yine de daha üstündür. Peki neden fiil daha üstündür? Bunu ileriki vecizelerde açıklıyor.

3. Nefret etmeyen ve arzu duymayan kişi, ebedi Sannyasin olarak bilinmelidir; çünkü zıt kutuplardan özgürleşerek, kolaylıkla kendini bağlayan zincilerden kurtulmuştur, ey koca kollu Arcuna!

Sannyasin, aslında dünyayı terk etmiş kişidir. Geleneksel anlamda baktığınızda, bir sannyasin olduğunuzda, artık üzerinizde kişisel eşya taşımazsınız, ailenizi ve evinizi terk edersiniz, üzerinizde bir ince örtü ve elinizde bir yemek kabı yollara düşersiniz. Ancak burada dikkat ederseniz, Sri Krişna bir Sannyasin’nin tanımını çok daha farklı yapmakta ve sannyasin olmak için sadece iki şart öne sürmektedir ve yukarıda saydığım terkler bunun içinde değildir. Gerçek bir sannyasin olmak için, der Sri Krişna, önemli olan iki şeyi başarmaktır:

1.      Nefret etmemek

2.      Arzu duymamak

Bu ikisini başaran kişi, isterse ailesini yanında olsun, isterse sarayda otursun, ebedi sannyasindir, çünkü kendine hakimdir. Peki bir düşünelim, nefret nedir? Nefret, negatif bağımlılıktır. Bir şeyden ne kadar nefret ederseniz o şeyi o kadar kendinize çekersiniz, çünkü nefret ettiğiniz şey ile dolarsınız, gece gündüz onu düşünürsünüz, hücrelerinize işler, onu düşündüğünüzde onunla dolarsınız, sizi titretir. Aynı şekilde dikkat ederseniz arzu duyduğunuz yani sevdiğiniz şeylere de aynı tepkileri verirsiniz. İçsel kimya hep aynı şekilde çalışır, sadece biz hissedilen duygulara aldandığımız için bedenin faklı tepkiler verdiğini düşünürüz. Bir şeyden nefret etmekle bir şeyi sevmek arasında ruhsal açıdan bir fark yoktur, her ikisinde de kişi dengeden uzaklaşır, merkez olan nötrlük ortadaysa, kişi bir uca doğru kayar. İşte yoga sistemi, bu uç noktaları  zıt kutuplar olarak adlandırır.

Gerek nefret (negatif bağımlılık) gerekse arzu (pozitif bağımlılık) doğanın değerlerinden hareketlilik getiren rajas değerinin tohumudur. Bu nedenle, kişi her ikisinden de kurtulduğunda, artık tüm zıt kutuplardan kurtulmuştur. İşte böylece kişi nötr kalabilecektir, bir şeye baktığı zaman gerçekten öznel değil, nesnel  olarak bakabilecek, iyi veya kötü olarak yargılamayı kesecek ve herşeyi olduğu gibi kabul edebilecektir. Böylece, kişi nötr kalmasından dolayı fiilin bağlayıcı etkisinden de kurtulacaktır çünkü artık fiili herhangi bir meyve bekleyerek yapmamaktadır, yaptığı fiili ne severek ne de nefret ederek yapmaktadır, sadece görevi olduğu ve yapması gerektiği için yapmaktadır. Bu, da kişiyi özgürleştirecektir.

4. Bilgeler değil, sadece çocuklar bilgiden ve Fiil Yogası ya da fiilde bulunulmasından -sanki bunlar birbirinden farklı ve bağımsızmış gibi- bahsederler; kim birini başarırsa, her ikisinin de meyvelerini kazanmış olur.

İşte burada Sri Krişna yine farklı yollardan bahsetmekte ve her ne kadar bilgi yolu (Jnana Yoga) ve fiil yolu (Karma yoga) birbirinden tamamen farklı gibi görünseler de, bu doğru değildir demektedir. Çünkü kişi fiil yogasında bulunması için, fiilde beceri bilgisine sahip olmalıdır, bu nedenle fiil yogasının içinde de yine bilgi yogası vardır, nitekim tersi de geçerlidir, kişi her ne kadar kendini bilgiyle donatsa da, bunu uygulamaya dönüştürmelidir, bunun için de fiilde bulunmaya mecburdur. Bu nedenle aslında farklı iki yol gibi görünmekle birlikte her iki yoga türü de birbiri içine geçmiş saç örgüsünü oluşturan tutamlardır, birini çıkarttığınızda diğerinin bir anlamı kalmaz. Bundan dolayı Sri Krişna sadece çocukların – yani bilgi ve ayrım gücü olmayanların- sanki bunlar birbirinden ayrı şeylermiş gibi olduklarından bahsettiğini söylemektedir. Yine aynı sebepten dolayı, her iki yogadan birini başaran, her ikisinin de meyvelerine sahip olacaktır. Çünkü bu her iki yoga da birbirinden ayrı değildir.

5. Sankya'lar ya da Jnani'ler tarafından ulaşılan bu yere (Karma) Yogiler de ulaşır. Bilginin ve fiilde bulunmanın bir olduğunu gören, gerçekten görüyordur.

İşte yine bir önceki vecizede söylediğini burada Sri Krişna tekrar ediyor; farklı türde yogalar vardır, kişi kendi tabiatına uygun olan yogayı bulur ve o yolda ilerler, ama her yoga yolu aynı nihai yere ulaşır. Bu nedenle seçilen yol kişinin doğasına uygun olduğu sürece, önemli olan kişinin daha önce de söylediğimiz gibi azimle ve şaşmaz değişmez bir şekilde uygulama yapmaya/bilgiyi almaya vs devam etmesidir. Gerçekten bilgi ile fiilde bulunmanın bir olduğunu gören kişi, artık tüm bunların birer araç olduğunun idrakına varmış kişidir, bu kişi bilir ki, kişinin yaptığı uygulama, okuduğu kitap, yaptığı kurban ya da çile her ne olursa olsun, nihai hedef yoga’da kalmaktır. Yaptığı tüm uygulamalar kişinin yoga’da kalmasına hazırlık sağlayan birer kilometretaşıdır. Yoksa bu uygulamalar hedefin kendisi değildir. Bu nedenle kişi isterse fiilde bulunur, isterse bilgide bulunur; bu kendi tercihidir ve her iki araç arasında fark yoktur.

6. Ama, ey koca kollu Arcuna, Yoga'ya ulaşmadan terki başarmak zordur; Yoga'yla-uyumlu olan hikmet sahibi çabucak Brahman'a ulaşır!
Ama diye devam ediyor Sri Krişna, terkte bulunmak zordur. Hatırlarsanız bir önceki bölümde fiilin terkinden kasıt kişinin “fiil içindeyken fiilsiz” kalabilmesiydi. Ancak bilgi sahibi olmadan bunu başarmak zordur, neden? Çünkü siz neden fiil içindeyken fiilsiz kalmanız gerektiğinin “bilgi”sini almadan, bunu yapmazsınız. Bir örnek verelim: İyi niyetli bir davranışta bulundunuz, şimdi “iyi bir şey yaptım” dediğiniz anda, bu iyi davranışın karmik olarak size iyi bir dönüşü olacaktır. Zaten siz de bu iyi sonucu bekleyeceksiniz. Halbuki bilen, “iyilik yapar ve denize atar.” Şimdi siz niçin iyilik de kötülük de yapsanız yapan ben değilim diyerek denize atmanız gerektiğinin bilgisine sahip değilseniz, iyilik yaptığınızda bunun sonuçlarını almak isteyeceksinizdir. Genelleme yaparsak, kötü bir fiil yaptığımızda elbette bunun sonucunu almak istemeyiz ama iyi fiiller için bu geçerli değildir. Şimdi, burada farklı geri dönüş beklentileri olabilir, mesela şununla çok sık karşılaşırız: “Ben onun için şunu şunu yaptım, hiç bir şey de beklemedim karşılığında, ama o çok hayırsız çıktı, bütün ona yaptıklarımz karşılık bana şunu şunu yaptı!!!” Şimdi bunu söyleyen kişi, sizce karşılık beklemiyor mu? Karşılık, her zaman maddi olmaz, çoğunlukla manevi olur, iyi bir şey yaparız, karşılığında saygı bekleriz, iyi bir şey yaparız, karşılığında alkışlanmak isteriz, iyi bir şey yaparız, karşılığında bize de gerektiğinde yardım edilmesini bekleriz. İşte tüm bunlar kişiyi karma yogadan uzaklaştırır, çünkü artık ortada “yapan birey” ve “yapılan fiil” vardır, ve bu fiil yapanı bağlar, çünkü bir meyve doğuracaktır. Bu nedenle kişinin önce bilgiye ulaşması ve bundan sonra –yani kişi karmik yasayı öğrendikten ve tamamen ikna olduktan sonra- bu terki uygulaması sonucunda Birlik başarılır.

7. Fiil yoluna adanmış, aklı arılaşmış olan, kendine hakim olmuş, duyularını itaati altına almış olan ve kendi Özben'inin tüm varlıklarda bulunan Özben olduğunu fark etmiş olan kişi, fiilde bulunduğu halde hiç bir şeye bulaşmaz.

İşte burada önemli bir tanım veriliyor: Kimler karma yogidir?

(1) Fiil yoluna adanmış: Karma yogada bulunan ve bunu hayatının tüm alanlarına kademesel olarak yaymış olan kişidir.  Çünkü karma yoga biliyorsunuz ki fiil yoludur ve hayatın kendisi fiildir. Kişi fiilde bulunmadan bir an bile duramaz. Bu durumda kişi her an fiil yoluna adanmış olmalıdır, yoksa sadece özel durumlarda değil. Yemek yerken de, bir şey içerken de, yıkanırken de, arkadaşıyla konuşurken de, çalışırken de tüm fiillerini bu adanmışlıkla yapmalıdır, böylece yapmış olduğu fiiller kendisini bağlamayacaktır.

(2) Kendine hakim: Kendini denetim altında tutabilen ve tanık olduğunu unutmadan benliğini Özben’in kontrolü altına vermiş olan, böylece gerçekten efendi haline gelen kişidir. Bu kişi özdenetim sahiptir ama bunu baskı ve zorlama ile değil, sevgi ile ve kadamesel olarak yapmaktadır.

(3) Duyuları itaat altına alınmış: Hislerinin tesiri altında kalmayan kişidir. Böylece bu kişi zıt kutuplardan kurtulacaktır. İleriki bölümlerde Sri Krişna şöyle demektedir: sebep ve sonuç ilişkisi doğadan kaynaklanır ama sıcak ve soğuk gibi zıt kutular Özben’den kaynaklanır. O halde, kişinin doğada bulunan sebep sonuç ilişkisini değiştirmeye çalışmak yerine yapması gereken, zıt kutuplardan kurtulması, yani bakış açısını değiştirmesi ve yargılamaktan vaz geçmesidir. Başınıza bir olay mı geldi, üzerinde yorum yapmayın, sadece “bu olay oldu” deyin. Bu olay iyidir ya da kötüdür diye olayı etiketlemek, doğa ile ilgili değildir, bu sizinle ilgilidir. En basit örnek yarışmalarda olur: Bir yarışma olur, biri birinci olur, diğerleri kazanır. Şimdi olay aslında bu kadardır. Ama birinci olanı tutanlar, sevinirler, birinci olmayanları tutanlar ise üzülürler ya da yarışmada bir dalevera olduğunu, şike yapıldığını filan söylerler. Olay aynı olduğu halde, farklı bakış açılarından  bakıldığında, aynı olay farklı yorumlanabilir. Bu nedenle yapılması gereken, olayları değiştirmeye çalışmaktan ziyade, seyirci kalabilmeyi başarabilmektir. Ancak, burada tabii kişinin değiştirebileceği olayları değiştirmesi de önemlidir. Yani, değiştirebileceği şeyler varken, “nasılsa olan oluyor” diyerek bir kenarda yatmaktan bahsetmiyoruz.

(4) Kendi Özben'inin tüm varlıklarda bulunan Özben olduğunu fark etmiş olan kişi: Bu kişi artık herşeye aynı gözle bakabilen kişidir. Artık maddenin ötesini görebilen kişidir. Kendi Özben’inin ve diğer tüm evrenin aynı Özden geldiğini ve o Öze döneceğini idrak etmiş kişidir. Kişi herşeye aynı gözle bakabildiğinde, işte o zaman herşeye karşı nötr kalabilecektir. Burada nötrlük duygusuzluk değil, tüm evrene karşı duyulan şefkattir. Çünkü artık bu kişi için iyi-kötü, dost-düşman, sevilen-sevilmeyen gibi bir ayrım yoktur, o kişi gayet iyi bilmektedir ki, olan her tezahürün altında aynı Öz vardır ve her şey kendi içinde mükemmeldir.

İşte tüm bu dört koşulu yerine getiren kişi karma yogidir. Bunların dördünü de eş zamanlı olarak yerine getiren kişiyi, yaptığı fiiller bağlamamaktadır.

8. Gerçek'le uyumlu hale gelmiş bilen şöyle düşünür "Ben hiç bir şey yapmıyorum". O; görmede, duymada, dokunmada, koklamada, yemede, yürümede, uyumada, nefes almada,

9. Konuşmada, gitmesine izin vermede, alıkoymada, gözleri açıp kapamada duyuların duyu-nesneleri arasında dolaştığına (-dan emindir) ikna olmuştur.

Doğanın değerleri olan Guna’lar her yerdedir, Sattwa, Rajas ve Tamas tüm evrenin bir kumaş olduğunu düşünürsek, gunalar da, bu dokuma tezgahında bu kumaşı oluşturan ipliklerdir. Bu iplikler olmadan kumaşın olması diye bir şey söz konusu değildir, çünkü kumaş bu ipliklerden oluşmuştur. İşte, kişinin çevresinde bulunan herşeyle birlikte kişinin fiziksel hatta zihinsel doğası da tıpkı bu iplikler gibi gunalardan oluşmaktadır. Duyular da, duyu nesneleri de sadece doğanın değerleri olan Guna’lardan oluşmaktadır.

Şimdi, kişinin doğasının tek bir guna’dan oluşması diye bir şey söz konusu olamaz, çünkü doğanın üç değeri vardır, olan sadece bir gunanın diğerine göre baskın durumda olması durumudur. Bu baskın değere göre, kişi farklı hal ve tavırlar içine girer, örneğin meditasyona heves ettiğinde sattva değeri yüksekken, yürümek ya da spor yapmak için karşı koyulmaz bir istek durduğunda rajas değeri, uyumak için istek duyduğunda da tamas değeri kişide hakimdir diyebiliriz. (Ancak, bir değer yükseldiğinde, bu diğer değerlerin yok olduğunu değil, sadece daha aşağı seviyelerde kaldığını gösterir.)

Şimdi, kişi tüm evrenle birlikte aynı değerlerden oluştuğunu idrak ettiğinde, olan şudur: “Yapan benim” yani Ahamkara (ego) duygusu bir anda suya yazılan yazı gibi yok olacaktır. Çünkü bu gerçek değildir. İşte bu an birlik’in olduğu andır. Kişi sadece doğanın kendisine gönderdiği gunalara karşı, gunalarla cevap vermektedir. Yani bu aslında bir çeşit mekaniktir, etki-tepkidir. Doğa bize tamas değerinde bir şey gönderir, biz de bu tamas değerine tamas’la cevap veririz. Örneğin doğa bize güneşi batırarak, geceyi getirir, ve biz bunu uyku olan tamasik değerle cevap veririz. Bu elbette kendine hakim olmayan bir kişinin davranışıdır, kendine hakim olmayan bu kişi, doğanın sunduğu her bir etkiye, uygun bir tepki ile cevap verir. Ancak bu etki-tepki ilişkisi bu kişiyi bağlamaktadır, çünkü kişi “yapan benim” diye düşünmektedir. Bireyselliğin olduğu her yerde de, karma yasaları işlemekte ve kişiyi bu doğum ölüm çarkı olan Samsara’ya bağlamaktadır.

Ancak, kendini bilen bir yogi, diğer kişilere göre biraz daha farklı bir bakış açısı vardır: Bu kişi “yapan benim” diye düşünmez, çünkü duyu nesneleri olan gunaların, duyular olan gunalar arasında dolaştığından emindir. Bu, o kişinin doğanın etkilerine tepki vermediği anlamına gelmez, diğer herkes gibi o da tepki verir – ama bir farkla, bu kişi bunu yapanın kendisi olmadığını bildiği için, Ahamkara – ego duygusu olmadan yapar bunu ve böylece yaptığı fiil her ne ise, bu o kişiyi bağlamaz, böylece fiilin bağlayıcı etkisinden kurtulmuş olur.

10. Fiilde bulunan, bu fiilleri Brahman'a sunan ve bağımlılığı bırakan kişi, sudaki lotüs çiçeğinin yaprağı (-nın çamura bulaşmaması) gibi günaha bulaşmaz.

İşte bu vecizede de Sri Krişna, kendine hakim olan yogiyi kast ederek, eğer kişi fiilde bulunduğu halde, tüm fiillerini Mutlak’a sunarsa – yani bireyselliği bırakırsa ve yaptığı fiile olan bağımlılığı terk ederse, yaptığı fiillerden iyi ya da kötü etkilenmez diyor.

Karma yoga yapan kişinin yapabileceği iki temel yoldan bahsedebiliriz:

(1)   Yapanın kendisi olduğunu reddetmek, yapan doğadır demek, yani bağımlılıktan kurtulmak.

(2)   Tüm fiilleri yapmak, ama bunları kendi adına değil, Mutlak adına yapmak. Böylece fiilin meyvelerini evrene hediye etmek, yapılan fiilden bir medet ummamak.

Kişi yaptığı fiilleri Mutlak’a (Brahman, Mutlak’ın isimlerinden biridir.) sununca – yani fiillerinin meyvesinden vaz geçince ve yaptığı fiile karşı edindiği bağımlılıktan kurtulunca – yani doğa kendisine guna olan bir duyu nesnesi gönderdiğinde, yine guna olan duyularıyla ya da fiilleriyle cevap verince, doğa artık bu duyu nesnesini göndermediğinde de, “neden bu duyu nesnesi artık gelmedi” demekten vazgeçince, kişinin yaptığı fiil kişiyi bağlamamaktadır.

Şimdi, biraz bağımlılıktan bahsetmekte fayda var: Neden kişi, doğa kendisine bir nesne gönderdiğinde kabul etmeli, göndermediğinde de bunu olduğu gibi kabul etmelidir? Kişinin fiile bağımlı hale gelmesi, kişinin o fiile sarılmasının sebebi “yokluk” duygusudur. Çünkü kişi, kendisinde olmayan bir şeye “ulaşmak” için, fiilde bulunur, yemek yer çünkü aç olduğunu düşünür, su içer çünkü susamıştır, televizyon seyretmelidir, çünkü sıkılmıştır... Halbuki, yoga öğretisi bize duyular duyu nesneleri arasında dolaşmaktadır der. Yani, acıktığımızda da susadığımızda da, yine gunalar devrededir. Kişi acıktığında yemek yiyebilir, susadığında su içebilir, ama eğer bunları “yapan benim” diyerek yapmaz ve herhangi bir bağımlılık duymadan sadece doğanın getirdiği gunalara karşılık olarak gunlarla cevap verdiğini hissederse, bu onu bu fiile karşı duyduğu bağımlılıktan uzaklaştıracaktır.

Bu arada kısa bir not düşmek isterim: Buradaki günah kelimesi tıpkı diğer yerlerde olduğu gibi bildiğiniz gibi engel anlamını taşımaktadır. Kişinin günaha bulaşmaması demek, kendini bilme yolunda kendisine yeni bir engel yaratmaması demektir.

11. Yogi'ler, bağımlılığı terk ederek, sadece bedenen, aklen, zihnen ve aynı zamanda duyularla, benliğin saflaşması için fiilde bulunurlar.

İşte, Sri Krişna şöyle devam ediyor, kişi bağımlılığı terk ettikten sonra, doğanın kendisine getirdiiyle mutlu ve tatmin olmayı örendikten sonra, fiilde bulunmaya devam eder, ama tüm bunları sadece benliğin saflaşması için yaparlar. Yani, artık bu yöntemi öğrenmiş ve hayata geçirmeyi başarmış olan kişi için yaptığı tüm fiiller, kendisini arındırmada kullandığı birer araç haline gelir, böylece yaptığı yoga, günde 30 dakika meditasyon yapmakla sınırlı kalmaktan çıkıp, 24 saat boyunca uyguladığı bir yaşama sanatı haline dönüşür, böylece kişi “yogayı yaşamaya” başlar. Ancak bu, entellektüel düzeyde kavramların anlaşılması ile yapılabilecek bir uygulama değildir, bu sadece kavramların hayata geçirilmesi ile ilgilidir, bu da uygulama ve pratik gerektirir.

Şunu unutmamakta fayda var, Bhagavat Gita’da Sri Krişna şöyle demeektedir: “...tüm varlıklar doğumda yanılgıya tabiidir.” (7/27) kimse doğar doğmaz kendini bilmez, kendini bilen (görevli olarak tabir edilen gönüllüler dışında) zaten doğmaz. Kişi, gelişmişlik seviyesine göre yaptığı uygulamalarla kendini bilme uygulamaları yapar. Bu nedenle, ruhsal yol bir öğrenme süreci olarak düşünülebilir. Kişi, kendisinde bulunan düşük seviyeli enerjileri yüksek seviyeli enerjilere dönüştürmeyi öğrenir, böylece Tamas, önce Rajas’a oradan da Sattwa’ya yükselir. Böylece içsel simya gerçekleşir. Bundan sonraki adım ise Sattwa’nın aracılığı ile Sattwa’nın da üstüne çıkmaktır. Tüm bunlar da, pratik yapmakla geliştirilebilir. Sadece entellektüel seviyede kalan bilgi, yaşama geçirilmediği sürece, atıl olarak durmaktadır, bu nedenle kullanılmayan bilginin Tamasik değeri olduğunu düşünebiliriz. Bu bilgiyi iyi niyetle, kendi gelişimimiz için kullandığımızdaysa, bu bilgi sattwa değeri taşımaya başlayacaktır. Unutmayalım ki, kitabi bilginin odamızdaki kütüphane raflarında durması ile, beynimizde bulunan tozlu raflarda durması arasında fark yoktur; her iki durumda da bilgi kullanılmamakta – böylece görevini yerine getiremeyerek atıl durmaktadır.

12. Birleşmiş olan, fiilin meyvesini terk ederek, ebedi huzura kavuşur; sadece arzuyla itilen ve meyveye bağımlı olan birleşmemiş olanlar (zincirlere) bağlıdır.

Birleşmek, yoga’da kalmaktır. Kişinin ebedi huzuru için yapması gereken fiilin meyvelerini terk etmesi (yani karma yoga yapması) ve Bir olarak kalabilmesi olarak tekrar burada özetlenmektedir. Bunu yapmayan ve bir olmayanlar hakkında da Sri Krişna şunları söylemektedir:

(1) sadece arzu ile itilen

(2) meyveye bağımlı olan

Bir’liği hissetmeyen bu kişiler, doğum ve ölümün zincirlerine (samsara’ya) bağımlıdır. Böylece kişi duyularını dizginlemediği, ve arzularının esiri olduğu sürece, yani duyularının da sadece doğanın değerlerinden oluştuğunun idrakinde olmayarak, duyularının kendisini yönetmesine izin verdiği sürece ve böylece yaptığı fiillerin meyvesine bağımlı kaldığı sürece, rüzgarda dalgalanan bir gemi gibi, bir o yöne, bir bu yöne rüzgar ile salınacak ve akıntıya kapılıp gideceklerdir.

13. Bedenlenmiş olan (kişi) tüm fiilleri zihnen terk ederek ve kendine hakim olarak, dokuz kapılı şehirde, mutluluk içinde, fiilde bulunmadan ve diğerlerinin (beden ve duyuların) fiilde bulunmasına sebep olmadan kalır.

Kişinin bedeni, Brahmapuri (Mutlak’ın yaratıcı sureti olan Brahma’nın şehri) olarak bilinmektedir. Dokuz kapısı olduğunun söylenme sebebi, bedenin dışa açılan delikleridir. Bunlar; gözler, kulaklar, burun delikleri, ağız, anüs ve üreme organıdır. Bu nedenle fiziki bedene, dokuz kapılı şehir denmektedir. Peki, fiziki bir bedende doğmuş olan kişi ne yapmalıdır?

1.      Tüm fiiller zihnen terk edilmeli :Bakın burada bir karma yoga tarifi var yine, karma yoga fiillerin meyvelerini terk etmekti hatırlarsanız. İşte bunun yolunu burada Sri Krişna veriyor, istenilen fiilerin fiziki olarak terki değil, fillerin zihnen terk edilmesidir! Yani kişi, fiili tıpkı diğer herkes gibi yapmaya devam edecektir, ama arada gözün algılamadığı bir fark vardır, herkes fiilin meyvesinin arzusuyla hareket ederken, bir yogi dünyanın refahını isteyerek hareket etmektedir. Bu, dışsal gözün algılayacağı bir şey olmayacağı için, herkes tarafından günün her saatinde hiç bir sınırlama olmaksızın uygulanabilir, böylece yoga 24 saat için uygulanabilir bir yaşam tarzı haline gelebilir.

2.      Kişi kendine hakim olmalı : Kişinin kendine olan hakimiyeti de, fiillerin zihnen terk edilmesi kadar önemlidir, zaten kişinin kendine hakim olmadan, fiilleri de zihnen terk etmesi mümkün değildir. Çünkü kişinin kendine olan hakimiyeti, beş duyusu üzerinde egemenlik kurması ile mümkündür. Duyular da “kişinin dışarıda olan dünya” ile bağlantısıdır. Kişi bu duyulara hakim olmadığı sürece, akıl dışarı kayacak, ümit, arzu, öfke gibi duygular araısnda gidip gelecektir. Bu da kişinin yaptığı fiilin karşılığını beklememesini imkansız hale getirecektir.

3.      Fiilde bulunmadan ve diğerlerinin de fiilde bulunmasına sebep olmadan durmalı: Üstte anlatılan fiili zihnen terk etmesi ile artık kişi “fiili yapan” olmayacaktır. Böylece kişi fiilde bulunduğu halde fiil kendisini bağlamayacaktır. Artık kendisi sadece evrensel düzen içinde kendisine verilmiş olan görevi yerine getiren bir alet gibi çalışmaktadır: Kişi işini tam ve kesin olarak en iyi şekilde yapmaya çalışmaktadır, çünkü böylece evrensel mekanizma en iyi şekilde işleyecektir, ama bu fiil kendisini bağlamamaktadır. Evrensel mekanizma bu kişiyi bu görevden alıp başka bir görev verdiğinde de, kişi yine aynı serin kanlılık ve ayniyet duygusuyla bu işi de eskisi gibi en iyi şekilde yapmaya çalışacaktır. Böylece kişi fiziksel olarak fiilde bulunduğu halde, fiili aşmıştır ve aslında fiilde bulunmuyordur. Aynı şekilde diğerleri olarak adlandırılan beden ve duyuların da meyve beklentisiyle bir fiilde bulunmalarına müsade etmemekte – yani kendine tam olarak hakim olmaktadır.

Böylece kişi, bu vecizede de dendiği gibi, bu beden içinde mutluluk içinde durabilecektir. Çünkü, kişinin mutluluğu fiilde yani dış dünyada araması yoga felsefesine göre, kişiye mutsuzluk getirir. Bunun sebebi, doğanın bize getirdiği tüm etkilerin gelip geçici olmasıdır. Kişi ne zaman ki, mutluluğun kendi içinden dışa doğru yansıdığını bilir, işte o zaman kişi bu beden içindeyken mutlu hale gelir. İşte bu mutluluk, herhangi bir şarta bağla olmayan mutluluk –Ananda- halidir. Bu mutluluğa ulaşmış kişi, artık dünyasal zevklerin kendisine bir şey veremeyeceğini, herşeyin gelip geçici olduğunu, nihayetinde tüm evrenin Yoga-Maya yani Mutlak’ın bir yanılsaması olduğunu anlar.

14. Rab, bu dünya için ne faaliyet ne fiil, ne de fiillerin meyveleri ile birleşmeyi yaratır; fiilde bulunan Doğa'dır.

Şimdi bu vecize çok önemli, çünkü burada çok önemli bir gerçeğin altı çiziliyor: Deniyor ki, Rab yani Mutlak hiç bir şey yapmaz, fiilde bulunan sadece Doğa’dır. Şimdi bunu biraz açalım ve farklı yönlerdenbu sözü inceleyelim, çünkü gerçekten önemli...

Herşeyden önce şu soruyu soralım: Mutlak fiilleri, fiillerin meyveleri ile birlşemeyi yapan değilse, bunu yapan kimdir? Burada yapan Doğa’dır deniyor. Demek ki fiilde bulunan doğa. Önce şunu kabul etmek gerekir: Doğa, herkes için heryerde etki yaratır. Bu etkilere karşılık verip vermemek kişinin fiildeki becerisine kalmıştır, yani ne kadar iyi bir karma yogi olduğuna... Yani kişi kendisine şunu sormalıdır: Hala, doğanın kendisine gönderdiği her bir etkiye bir tepki vererek yeni karmik etkiler yaratmakta mıdır, yoksa bunun önünü kesmek için karma yoga çalışmaya başlamış mıdır? Şunu unutmayalım, her gün yüzlerce yaşam yaratacak kadar karma yaratacak fiilde bulunuyoruz – çünkü yürümek, oturmak, kalkmak, düşünmek, uyumak, yemek yemek, bunların hepsi fiil – bu nedenle karma yogada bir gün içinde uzmanlaşmak mümkün değil. Ama önemli olan, sabrı ve kararlılığı elden bırakmadan, yavaş ama emin adımlarla küçük adımlar atabilmek, hiç değilse yakalayabildiğimiz fiilerin meyvelerinden arınma yoluna gidebilmek – tabi bunu istiyorsak.

Burada bir ikinci nokta daha hemen dikkat çekiyor: Eğer yapan Mutlak değilse, demek ki başıma gelen iyi ve kötü herşeyin sorumluluğu şahsıma aittir. Demek ki, gerek geçmiş yaşamlar (yoga reenkarnasyon vardır diyen bir felsefedir.) gerekse bu yaşamda yaptığım edimler, benim önümdeki geleceği etkilemektedir, çünkü Mutlak bu işe karışmamaktadır. Mutlak ne benim için bir fiilde bulunmaktadır, ne de fiillerin meyvelerini yememizi sağlamaktadır. Bu durumda, hayatımı iyisi ve kötüsüyle bir muhakeme ettiğimde, nedeni kendimde aramam gerekmektedir.

Bir üçüncü çok önemli nokta da dikkat çekiyor burada: Şimdi, kişinin özsel varlığı olan Özben, Advaita Vedanta (İkilikçi olmayan – Dualitesiz- Bilgi) görüşe göre Mutlak ile aynıdır. Bu durumda, kişinin Özben’i de aynı şekilde tıpkı Mutlak gibi “yapan” değildir. Demek ki bireysel ruh olarak adlandırabileceğimiz Jivapurusha lekesizdir. Bu seri katil için de geçerlidir, bir aziz için de... Bu nedenle, yine Bhagavat Gita’da bu bölümdeki 18. vecizede Sri Krişna şöyle demektedir: “Hikmet sahipleri öğrenme ve alçakgönülülüğe sahip bir Brahmin'e, bir ineğe, bir file, ve hatta bir köpeğe ve bir kast dışı olana aynı gözle bakarlar.” Çünkü, hareket eden ve etmeyen herşey tek ve aynı özden oluşmuştur. O halde, yapan kişinin Özben’i değil, Avidya’dan (Cehalet) kaynaklanan bireysellik duygusudur (ahamkara). Peki bu nasıl aşılacaktır: Kişinin beş bedenden/kılıftan (Pancha Koşa’dan) oluştuğunu hatırlayalım:

1.      Annamaya Koşa: Bedensel kılıftır. Yapılan fiziksel duruş çalışmaları (asana’lar) bu beden hakimiyeti içindir.

2.      Pranamaya Koşa: Pranik kılıftır. Pranayama çalışmaları bu beden üzerinde hakimiyet kurmak içindir.

3.      Manomaya Koşa: Akılsal kılıftır. Bu beden için önce akıl tek noktaya odaklı hale getirilmeli, daha sonra da bu durumda kalmayı öğrenmelidir. (dharana/ konsantrasyon ve dhyana/ meditasyon)

4.      Vijnanamaya Koşa: Buddhi yani zihinsel kılıftır. Ayırt etme (viveka) gücü burada önemlidir. Bunun için soyut düşünme yetisinin geliştirilmesi, mantık yürütülmesi, meditasyon, ruhsal okuma, vs gereklidir.

5.      Anandamaya Koşa: Nedensel bedendir. Bu derin uyku durumudur. (Yoga reenkarnasyona inanan bir felsefe olduğundan) Tüm geçmiş yaşamlardan dolayı bizi takip eden izlenimlerimiz (Samskara’lar) ve gerçekleşmemiş izlenimler (Vasana’lar) bu bedende bulunur. Kişi bu bedeni de çözdüğü zaman, artık kişiyi bağlayıcı bir şey kalmamakta ve kişi kendi özsel varlığını, tüm bu bedenlerin ötesinde, Özben olduğunu anlamaktadır.

Yine dikkat ederseniz, Patanjali’nin Yoga Sutralarında geçen 8 basamaklı yoga olan Ashtanga Yoga’ya geldik. (yukarıda bahsetmediğimiz yama ve niyama’lar tüm bedenlerin arınması için gerekli adımlardır.) İşte yoga basamaklarının atlanmadan ve acele etmeden teker teker çıkılmasının istenmesinin sebebi, her bir basamağın her bir bedenin arınmasında bir öneme sahip olmasıdır.

15. Rab kimsenin ne ihtarını ne de hatta hünerini kabul eder; bilgi cehaletle sarmalanmıştır, bu yüzden varlıklar yanılgı içindedirler.

Bu felsefeye göre, Mutlak her tür niteliğin üstündedir. Hiç bir yargılamada bulunmaz. Buna iyi yargıları da, kötü yargıları da dahil etmek gereklidir. Bu nedenle, Mutlak bir ödül verici de değildir, cezalandırıcı da. Peki bu durumda neden kişi dışsal bir noktadan bir ödül/ceza beklemektedir? İşte Sri Krişna bunu bu vecizede şöyle açıklamaktadır: Çünkü Bilgi cehaletle sarmalanmıştır. Kişi yoğun sisten ötürü önünü göremektedir, ama rüzgarın tek bir nefesi sisi dağıttığında, güneşin parlak ışıkları tekrar ortaya çıkacaktır. Çünkü hatırlarsanız hep dediğimiz gibi, bilginin olduğu yerde cehalet barınamaz, bilginin en ufak kırıntısı, cehaleti tam ve kesin olarak siler süpürür, tıpkı aydınlığın yanında karanlığın tek bir zerresinin kalmaması gibi...

16. Ama bilgi, Özben'in bilgisiyle cehaleti yok edilmiş kişilere, Yüce olanı (Brahman'ı) güneş gibi ortaya çıkarır.

Varlıkların neden yanılgı içinde olduklarını Sri Krişna bir önceki vecizede açıklamıştı. Peki bundan kurtulmak mümkün mü? İşte bu vecize şu müjdeyi vermektedir: Evet! Kişi eğer cehaletini, Özben bilgisine sahip olarak yok ederse, Bilgi yani Mutlak bir güneş gibi tekrar parlamaya başlayacaktır.

Elbette burada şöyle bir not düşmek gerekir: Özben bilgisine sahip olmanın bir çok yolu vardır, Yoga da bu yollardan biridir. Bu nedenle yoga’nın bu niha hedefe giden tek yol olduğunu düşünmemeliyiz.

17. Zihinleri O'nunla özdeşleşmiş, kendileri O olmuş, O'na erişmiş, O'nu nihai amacı yapmış olanlar dönüşü olmayan yere giderler, günahları bilgiyle dağılır gider.

Bu vecizede de Sri Krişna şunu açıklamaktadır; Özben bilgisine sahip olup da, bu dünyada tekrar bedenlenmesine gerek kalmayan, böylece doğum ölüm çarkı olan Samsara’dan kurtulan bir kişi neleri başarmıştır... Bu kişiler, O’nunla özdeşleşmiştir yani bir olmuştur, böylece kendileri O olmuştur ve dualite / ikilikçi görüş sona ermiş – özne ve nesne ilişkisi ortadan kalkmıştır. Bu suretle, bu kişiler O’na erişmişlerdir (Bu bazı metinlerde Mutlak’ın yüce mekanına ulaşmak olarak da açıklanmaktadır), tüm bunlar için de bu kişiler öncelikle O’nu kendi yaşamlarının nihai hedefi yapmışlardır. Böylece bu kişiler doğum ölüm çarkından kurtularak, dönüşü olmayan yere gitmektedirler. Yani artık doğmamakta, doğmadıkları için de ölmemekte, böylece ölümsüz olmaktadırlar. Tüm geçmiş günahları yani engelleri de bilgi ile dağılıp gitmektedir, böylece kişi beş bedenden özgürleşmektedir.

18. Hikmet sahipleri öğrenme ve alçakgönülülüğe sahip bir Brahmin'e, bir ineğe, bir file, ve hatta bir köpeğe ve bir kast dışı olana aynı gözle bakarlar.

Bu vecize yogiler tarafından çok kullanılan vecizelerden biridir. Çünkü çokluk içindeki birliği çok güzel ifade etmektedir. Kişi artık farklı varlıklar içindeki aynı Öz’ü görmeye başladığında, çeşitlilik görüntüsü de tamamen çözülecek ve tüm varlıklar aslında Öz’lerinde oldukları ilksel durumda deneyimlenecektir. Bu nedenle bu Öz’ü heryerde gören kişi için artık kötülük ve iyilik, sıcak ve soğuk gibi her tür zıt kutup anlamını yitirmektedir. Kişi, aslında herkesin tek ve bir Vasudeva olduğunu anlayınca, Jiva-purusha’nın da aslında bir şey yapmadığını idrak etmektedir, herşeyi yapan sadece doğadır ve tüm yapılanlar da sadece doğanın etkilerine karşı verilen tepkilerdir ve Öz’ünde kimse – bir kast dışı ya da hayvan bile işi gücü kendini Mutlak’a adamak olan Brahmin’den Öz’ünde farklı değildir. Herkes kendisine verilmiş bir rolü oynamaktadır, bunun farkında olsa da olmasa da... Bu nedenle kişileri ya da durumları yargılamak da gereksiz ve anlamsızdır. İşte bu, kişinin çokluk içinde Bir’liği görmesi ile mümkündür.

Srimad Bhagavatam’da Mutlak’ın çokluk içindeki birliği şu şekilde açıklanmaktadır: “...O, ruhların Ruh’udur. Aynı ateşin farklı nesnelerde farklı farklı parlaması gibi, Süper-Ruh da her şeyin içinde farklı görünerek tezahür eder.” (1. Kitap, 2. bölüm, 30-34)

Zıt kutuplardan kişinin kurtulması aynı zamanda kişinin kıyameti, yani kıyam etmesidir. Bunu yogik metinler çözülme olarak ifade ederler. Yogik metinler dört farklı çözülmeden bahseder, bununla ilgili açıklamayı ileriki vecizlerde yeri geldiğinde açıklayacağım, ama bu vecizede de bu dört çözülmeden birinden bahsedilmektedir; bu da olağandışı çözülmedir. Yani, evren, yani dış dünya, vs yerinde durduğu halde, kişinin kendi doğasının değişmesi yoluyla, yani içsel farkındalığa ulaşmasıyla, evreni farklı bir gözler görür hale gelmesidir. İşte bu kişinin kıyamıdır.  

19. Burada (bu dünyada) bile, akılları ayniyette bulunanlarca (herşeye aynı gözle bakanlarca) doğumun (herşeyin) üstesinden gelinmiştir; Brahman lekesizdir ve eşittir; bu yüzden onlar Brahman'da bulunurlar.

Daha sonra Sri Krişna şöyle söylüyor; eğer kişi aynı gözle herşeye bakabilirse, doğumun böylece ölümün de üstesinden gelir, çünkü bu kişiler artık Brahman’da bulunmaktadır. Bunun anlamı şudur; kişi artık doğum-ölüm çarkından (Samsara’dan) kurtulmuştur, çünkü artık Bir’liğin farkındadır, kendi Bir olmuştur.

Bunu -fazla metafiziğe girmeden ve kafalarda soru işaretleri uyandırmadan- şöyle yorumlayabiliriz; hayatın nihai hedefi kişinin kendi ruhsal varlığının farkına varmasıdır; bu nedenle kişi kendi farkına varırsa, bu dünyada yaşamaya devam ettiği halde artık doğumun üstesinden gelir, yani artık yeni doğumlar deneyimlemek zorunda kalmaz. Çünkü kişi yaşama amacını yerine getirmiştir.

Bu vecize, çok gereksiz başka bir korkunun yersizliğini de göstermektedir; kişi Bir’liğin farkına vardığında, fiziksel varlığı sona ermemektedir! Sadece, kişi bu dünya üzerinde olduğu halde, bu dünyadan olmamakta- yani dünyayı etkilememekte, dünyadan da etkilenmemektedir.

Elbette, burada bir ikinci not daha düşmekte fayda var, çünkü yoga yapan kişi, bu hayatı sırasında Bir’liği deneyimlediği halde o Birlik içinde sürekli kalamasa da, ölüm anında Bir’liği deneyimleyebilirse, yine doğumun üstesinden gelmektedir. Ölüm bildiğiniz gibi, kişinin bedenlerinin (pancha koşa) çözülmesidir. Kişinin bedenleri biririnden ayrışması ve  Pranamaya Koşa’da bulunan çakraların çalışmasının durmasıyla ölüm meydana geldiği söylenir. İşte yogik metinler, tüm yaşayan varlıkların deneyimlemesi kaçınılmaz olan bu durumun, Samsara’dan kurtulmak için bir yol olarak kullanılabileceğini söylerler. Birlik’i deneyimlemiş olan kişiler, ölüm anında prana’yı bedende yükselterek, Brahmarandra’dan (omuriliğin beyin ile birleştiği noktadan) dışarı vermekte, böylece Bir olana tekrar geri dönebilmektedirler.

20. Sabit bir zihinle, yanılgısız olarak Brahman'da bulunarak, Brahman'ı bilen (kişi), ne hoşa giden şeylere sahip olduğunda neşelenir, ne de hoşa gitmeyen şeyleri elde ettiğinde kederlenir.

Daha sonra Sri Krişna tekrar şunu söylemektedir; eğer kişi Mutlak ile Bir’se, artık kişi herşeye aynı gözle bakar. Artık doğanın kendisine gönderdiği hiç bir etkiden etkilenmez, herşeyin gelip geçici olduğunu bilir.

Doğada olan (bu evren) herşey gelip geçicidir, herşey sadece birbirini takip etmektedir. Bu nedenle bunlara üzülmenin ya da sevinmenin gereği yoktur. Kişi içsel huzur ve mutluluğunu koruyabilmek için bunlardan etkilenmemeyi ve içine dönmeyi öğrenmelidir. Ancak bu zorlama ile yapılabilecek bir şey değildir; yani “ben filanca senedir yoga yapıyorum, artık doğadan etkilenmemem lazım, demek ki artık herşeye kayıtsız kalmalıyım!” gibi bir düşünce yogada istenmez. Bunun bir kaç sebebi vardır; gelin bunları inceleyelim:

(1) Kayıtsızlık – bağımlı olmamak olarak algılanmalıdır. Yani kişi bağımlı olmamak adına, zorunlu sorumluluklarından ya da duygusal çöküntülerden kaçmak için yogayı bir araç olarak kullanmamalıdır. Örneğin neşelenmemek ya da üzülmemek demek, hayatında olan herşeye yüzünde donuk bir ifade ile tepkisiz bakmak demek değildir. Burada istenilen şey, evrenin size sunduğu her hediyeyi alçakgönüllülükle dengede kalarak kabul etmek, bu hediyeleri evren geri aldığında yine alçakgönüllülükle yine dengede kalarak iade edebilmeyi bilmektir. Buna kişinin kendi bedeni de dahildir!

(2) Hedef, zorlamak değil aşmaktır. Kişi doğadan etkilenmemek adına zorla kendine bir şeyler yaptırmaya çalışmamalıdır, vakti gelince – kişi hazır olduğunda bu kendi kendine gelişecek bir durumdur. Eğer kişi bunu zorlama ile yapmaya çalışırsa, belli bir noktaya kadar bunun etkisini hissetmeyebilir, ama belli bir yer ve zamandan sonra tekrar aynı noktaya geri dönerek bu sınavı geçmesi gerektiğini görecektir. Şunu unutmayalım, acele ile yol almaya çalışmak nafiledir, çünkü evrenin terazisi şaşmaz değişmez bir ölçü ile tartmaktadır. Bu nedenle, aşmadığımız bir şeyi “aştık” gibi yapmak, kendimizi –ve belki çevremizde bize inanan bir kaç saf insanı belli bir süre- kandırmaktan daha öteye gidemez. Ayrıca bunun kişinin tekamülünü yavaşlatıcı bir etkisi de vardır, çünkü kişi “aştığını” düşündüğü şeyin üzerine eğilmez, ve bu şeyi aşmak için üzerinde çalışabileceği zamanı başka işler için boş yere harcar.

21. Dışsal irtibatlara bağlı olmayan benlikle, kişi mutluluğu Özben'de bulur; kişi Brahman'a yapılan meditasyonla meşgul olarak sonsuz mutluluğa kavuşur.

Kişinin dışsal irtibatlara bağlı olmayan benliği, kişinin içe dönüşü tam olarak gerçekleştirmiş ve hiç bir şekle ve şarta bağlı olmayan içsel mutluluğu bulduğunu göstermektedir. Böylece kişi, “Özben yoluyla tatmini Özben’de bulmaktadır.”

Kişinin Brahman’a / Mutlak’a meditasyon yapması demek, nesnesiz meditasyona geçmesidir. 2002 yılında Mahasamadhi’ye ulaşarak bedenini terk eden İlahi Yaşam Topluluğunun eski Genel Sekreteri Swami Krişnananda nesnesiz meditasyon için Om meditasyonunu önermektedir. Kişinin ilksel ses olan Om’u uzun sürelerle ve ısrarla usanmadan tekrar etmesiyle, kişi bir süre sonra ajapa japa yapmaya başlayacaktır.

Burada biraz, ajapa japa’nın ne olduğuna değinelim: Ajapa japa, kişinin herhangi bir zorlama olmadan ve sürekli olarak seçilen mantrayı bilinçli olsa da olmasa da tekrar etmesidir. Aslında herkes her nefes alış verişiyle ajapa japa yapmaktadır. Eski metinler bize burundan alınan her bir nefes ile “So”, verilen her nefes ile “Ham” sesinin çıktığını söylemektedirler. Böylece her bir nefes alış veriş ile kişi “So-Ham” – “Ben O’yum” demekte, her 24 saatte de bu 21,600 kez tekrarlanmaktadır. So-Ham aynı zamanda tantra’da So – Şhiva (eril güç) olarak, Ham – Şakti (dişil güç) olarak gösterilmektedir. Böylece, kişi her So-Ham dediğinde / ya da bunu nefes ile hissettiğinde, Şiva ve Şakti’yi birleştirmekte böylece Bir olmaktadır.

22. (Dışsal) irtibatlardan doğan zevkler sadece acı üretirler, çünkü hepsinin bir başlangıcı ve bir sonu vardır, ey Arcuna! Bu yüzden, bilge olan bunlarla neşelenmez.

Bilge kişi, yani kendini bilen kişi tam ve kesin bir ayrım kabiliyetine sahiptir, yani gerçek olanı gerçek olmayandan tam ve kesin olarak ayırabilir. Bu nedenle, böyle bir bilge, doğa kendisine acı veya tatlı herhangi bir olay gönderdiği zaman, bunlarla neşelenmez ve kederlenmez – bu onun kayıtsız olduğundan, hayatı umursamadığından ya da kalbinin katılaşmasından değil, daha üstün bir gerçekliği bilmesinden dolayıdır. Bu konunun daha anlaşılır olması için şu örnek verilir; bir bebek için ağzındaki emzik çok değerlidir, ama büyüdükçe ona ihtiyacı kalmaz ve emziği atar, artık oyuncaklar onun için değerlidir. Büyümeye devam ettikçe oyuncaklar yenileri ile yer değiştirir ve bir gün artık okula başlar ve oyuncakları da atarak yerine kitaplar koyar. İşte bir bilge de, artık samadhi’ye ulaştığı zaman, bebeklerin mutlu olduğu emziği atan bir çocuk gibidir. Emzik bebekler için mutluluk veren bir nesne olabilir, ama  artık çocuk bunu aşmıştır ve emziğe karşı nötr kalabilmektedir.

Burada, Sri Krişna dışsal irtibatlardan doğan nesnelerden doğan zevklerden bahsetmiş, bu kısım çok önemli, bu yüzden biraz üstünde durmak istiyorum. Zevk ya da mutluluk analizi yapıldığı zaman, en kaba planda, mutluluğun nesnelere bağlı imiş gibi göründüğünü anlarız. Örneğin, bir arabam olursa mutlu olurum; arabam varsa, en üst model arabayı satın alabilirsem mutlu olurum; cebimde param varsa mutluyumdur; beni seven bir sevgilim/eşim/arkadaşlarım varsa mutluyumdur; iyi bir işim varsa mutluyumdur, vs. Hatta ünlü bir söz vardır, “Dünyanın en mutlu erkeği, baldızının kocasından bir dolar fazla kazanan kişidir” diye... Şimdi burada verdiğimiz dışsal nesne örneklerine baktığımız zaman hepsi gelip geçicidir, bugün bana mutluluk veren bu nesneler yarın için bana aynı mutluluğu vermez. Bu nedenle, eğer mutluluk dışsal nesnelere endekslenmiş bir şekilde yaşanıyorsa, acı çekilmesi kaçınılmazdır. Acı çekmenin de iki sebebi vardır:

(1) Bugün sahip olduğum dışsal nesneyi, yarın kaybedebilirim. Mutluluğumun bağlı olduğu nesneyi kaybetmem beni mutsuz edecektir.

(2) Bugün sahip olduğum dışsal nesneyi kaybetmesem de, ilk elde ettiğim anda hissettiğim mutluluk bir süre sonra sönecektir ve yerine bana mutluluk verecek başka bir obje bulamadığım sürece, mutsuz olacağımdır.

Bu nedenle, Sri Krişna burada mutluluğu dışarıda aramanın bir fayda getirmeyeceğini söylemektedir. Ancak burada yine bir not düşmekte fayda var, elbette bu sözler hiç bir dış nesne sahibi olmayalım anlamına gelmemektedir. Kişi yogik görüşe göre, dengesi bozulmadığı sürece, istediği dışsal nesnelere sahip olabilir. Problem nesnede değil, kişinin nesnelere karşı geliştirdiği bağımlılıktadır.

23. Bedenden özgürleşmeden önce, hala bu dünyadayken arzu ve öfkeden doğan dürtülere karşı koyabilen kişi Yogi'dir, o mutlu bir kişidir.

İşte burada kendini bilen bir yogi’nin kim olduğunun açık bir tarifi verilmiştir. Bu tarif son derece basittir; kim ki yaşarken arzu ve öfkeden kurtulur, o kişi bir yogidir. İşte kendini bilen bir kişiyi, kendini bilmeyenden ayırt edebileceğimiz güzel bir tarif... Arzu ve öfke doğanın değerlerinden Rajas’tan doğmaktadır ve tüm fiillerin kökeninde yatmaktadır, hatırlarsanız B.Gita’nın 2. Bölümün 62 ve 63. vecizelerinde Sri Krişna kişiyi yıkıma götüren (yani dünyaya olan bağlarını kuvvetlendiren ve kişiyi Özvarlığından uzaklaştıran) döngüyü anlatmıştı, tekrar hatırlayalım: “Kişi nesneleri düşündüğünde, bunlara karşı bir bağımlılık ortaya çıkar; bağımlılıktan arzu doğar; arzudan öfke doğar. Öfkeden yanılgı gelir; yanılgıdan aklın yitimi; aklın yitiminden ayrım kabiliyetinin çöküşü gelir; ayrım kabiliyetinin yok oluşuyla kişi mahvolur.”

Yine de aklımızda tutmamız gereken bir şey var, burada kişinin öfkeden ve arzudan özgürleşmesi ya da bunlara karşı koyabilmesi demek, artık o kişinin yüzüne yapışmış bir gülümseme ile kendisine her ne yapılırsa yapılsın sinirlenmemesi ya da artık çalışmasına gerek kalmadığı ya da kendisine bakmasına gerek olmadığı anlamına gelmez. Kişi, gerektiği zaman yine öfkelenir, ama öfkesi onu sarsmaz, kişi merkezinde kalmaya devam eder, günlerce aynı olayı düşünerek tekrar tekrar öfkelenmez. Halbuki yoga ve benzeri bir uygulama yapmayan kişilere baktığınızda, belki on yıl önce yaşanmış bir olayı anlatırken bile,  o ilk günkü öfkeyi duyarak anlattığına şahit olursunuz, işte bir yogi ile diğerleri arasındaki fark, yoginin sırtında tüm bu yükleri taşımaması, gerektiği zaman çevresinin duyması gereken reaksiyonu gösterip, daha sonra bunun da gitmesine müsade etmesidir. İşte ancak bu kişi mutlu bir kişidir, çünkü geçmişle bir hesaplaşması yoktur, bu kişi bugünde (ya da anda) yaşamaktadır ve kendisi ile barışıktır.

24. Her zaman kendi içinde mutlu olan, neşelenen ve aydınlanan böyle bir Yogi mutlak özgürlüğe ya da Mokşa'ya ulaşır ve Brahman haline gelir.

İşte kendisi ile barışık olan, kendisi ile barışık olduğu için çevresine de saldırma ihtiyacı hissetmeyen böyle bir kişi, kendi kendine mutludur. Çünkü artık bu kişi, mutluluk için dışsal bir kaynağa ihtiyaç duymadığını, mutluluğun zihinsel bir durum olduğunu ve ne zaman isterse bu duruma ulaşabileceğini anlamıştır. Böylece kendi içine dönen bu kişi, giderek duyularını dizginlemeye başlar, içe döner ve giderek daha fazla zaman ve enerjisini içsel çalışmaları için harcamaya başlar. Böylece, bir gün bu kişi kendini bilecek, içsel farkındalığa ulaşacaktır. Daha sonra giderek daha üst seviyeli Samadhi’lere (tefekküre) ulaşan bu kişi, günün birinde Upanişad’larda Mokşa olarak nitelendirilen Özgürleşmeye ulaşacaktır. Kişinin, bu özgürleşmeye ulaşması demek, Brahman yani Mutlak olduğunu idrak etmesi demektir, yani artık dualite bu kişi için yoktur, kişi tam ve kesin olarak birliği yaşamaktadır.

25. Günahları yok edilmiş, dualiteleri (zıt kutupların deneyiminin ya da dualitesinin algılanmasını) bir kenara bırakmış, kendine hakim ve tüm varlıkların iyiliğini isteyen hikmet sahipleri mutlak özgürlüğe ya da Mokşa'ya kavuşurlar.
Bu vecizedeki tarifi teker teker inceleyelim, çünkü bu Özgürleşmeye kavuşmak için gerekli nitelikler bir kez daha verilmekte:

(1) Günahları yok edilmiş kişi, kendisini bilmesinin önündeki engellerin üstesinden gelmiş kişi demektir. Kişi, tüm engelleri yaratan ya da kendisini dünyaya bağlayan kökenleri, yani arzu ve öfkeyi bir kenara bıraktığı için, artık her tür engelin üstesinden gelmiştir.

(2) Kişi dualiteleri de bir kenara bırakmıştır, yani artık iyilik ve kötülük, acı ve tatlı, sevilen ve nefret edilen vs hiç bir tepki bu kişinin dengesini bozamamaktadır. Kişi yaşamı boyunca dualite içerisinde kaldığı halde (çünkü dünya yaşamı dualiteyi zorunlu kılar), bunlardan etkilenmemektedir, çünkü ayrım gücü tam ve kesin olarak çalışmaktadır.

(3) Bu kişi kendine hakimdir; tüm duyuları ve aklı yerinde olmasına rağmen tamamen kendi kotrolü altındadır, üstelik bunu bastırma ve susturma yoluyla değil, aşma yoluyla başarmıştır.

(4) Bu kişi tüm varlıkların iyiliğini istemektedir, yani artık bu kişinin sevgisi, kaba sevgiden daha süptil hale gelmiştir. Kaba sevgi bildiğiniz gibi arzudur, kişinin dışsal nesnelere karşı duyduğu istektir. Bu istek, karşılıklı bir alış ve verişten (sen beni sev ki, ben de seni seveyim) veya sadece alıştan (“ben sevgi şımarığıyım”, ya da “sevgiye açım, bana sevgi göster”) ibarettir. Kişi biraz daha süptil bir şekilde sevmeye başladığında, aldığından daha fazla vermeye başlar, bu durum kişinin artık hiç bir şey almadığı halde, yine de vermeye devam etmesine kadar gelişim gösterir. İşte yüzde yüz veren ve bunun karşılığında hiç bir beklentisi olmayan kişi, ilahi sevgiyi tatmaktadır, karşısındaki her kim olursa olsun, bir hırsız da olsa, bir aziz de olsa böyle bir kişi her ikisini de eşit bir sevecenlikle sevmektedir. Artık bu kişi düşmanı için de dostu için de “hayır duası” etmekte ve kimsenin kötülüğünü istememekte, tersine herkesin iyi olmasını dilemektedir.

26. Mutlak özgürlük (ya da Brahman'a özgü mutluluk) arzu ve öfkeden kurtulmuş, düşüncelerini kontrol etmiş ve Özben'in farkındalığına sahip kendine hakim münzeviler için her yanda varolur.

Çok güzel bir tarif, her zaman bahsettiğimiz yaşam modundan bahsediyor. Kişinin yaşam modu her ne olursa olsun, kişi ne yaparsa yapsın, Mutlak Özgürlük o kişi için her zaman, her yerde var olur diyor. Neden? Çünkü Mutlak Özgürlük içseldir! Dışsal değişimlerden etkilenmez, yeter ki siz bu dışsal değişimlerin içsel olarak sizi değiştirmesine izin vermeyin. Bu nedenle, kendini bilen bir kişi, dünya hayatı içinde her tür role uyum sağlar, ama role kendini kaptırıp kendini unutmaz. Ancak ön şartı unutmayalım, bu ancak kişi arzu ve öfkeden kurtulmuşsa, düşüncelerini kontrol etmişse ve kendini biliyorsa geçerlidir. Yoksa, yolda yeni yürümeye başlayanlar için bu önerilmez. Çünkü büyük yogiler, yolda yeni yürümeye başlayan heveslinin, her an yolun kenarında bulunan cazibelere kapılarak asıl hedefini unutabileceğinden bahsederler. Burada ağaç örneği verebiliriz, kişi yola yeni girdiğinde genç bir fidan gibidir, tel kafes ile rüzgar ve fırtınadan korunması, her gün sulanması ve bakılması gereklidir, ama fidan serpilip de köklerini iyice toprağa saldıkça, artık ne bakmanıza ne de sulamanıza gerek vardır. En şiddetli fırtına bile onun köklerini zedeleyemez.

27. (Tüm) dış irtibatları kapatan ve bakışları iki kaşın arasında sabitleyen, burun delikleri arasında hareket eden alınan ve verilen nefesi eşitleyen,

28. Duyuları, aklı ve zihni her zaman kontrol altında olan, yüce amacı özgürleşme olan, arzu, korku ve öfkeden kurtulmuş hikmet sahipleri doğrusu sonsuza dek özgürleşirler.

Peki bu özgürleşmeye ulaşma yolu nedir? Sri Krişna’nın burada önerdiği yol meditasyondur. Yukarıdaki iki vecizede de kişinin nasıl meditasyon yapacağının bir tarifi verilmektedir. Buna göre, kişi tüm dışsal irtibatları kapatmıştır, yani artık kişi duyu irtibatlarını kapatmış gözleri açık olsa da görmemekte, kulakları olduğu halde duymamakta, burnu olduğu halde koklamamaktadır; bakışları iki kaşın arasında sabitlenmiştir, yani bakışlar üçüncü göz olarak geçen ajna çakraya yönelmiştir (bu gözler açıkken de, kapalaı iken de yapılabildiği gibi, tamamen zihinsel olarak üçüncü göze konsantre olunarak da yapılabilir.); kişi nefesi eşitlemiştir yani pranayama ile prana’yı  (yaşam enerjisini) kontrol altına almıştır; duyuları, aklı ve zihni kontrol altındadır, yani kendisine tam ve kesin olarak hakimdir; yüce amacı özgürleşmedir, yani eğer yaptığı uygulamalarda özgürleşmeye ulaşamasa bile, denemeye devam etmekte ve nihai amacı olarak özgürleşmeyi hedef olarak her zaman hatırlamaktadır; arzu, korku ve öfkeden kurtulmuştur, böylece daha önce de bahsettiğimiz engelleri yaratan kökenleri söküp atmıştır. İşte Sri Krişna’ya göre bu kişi, sürekli ve düzenli olarak uygulamaya devam ederse özgürleşmeye ulaşmaktadır. Ancak, burada gerekli şartlar arasında korku da geçiyor dikkat ederseniz, çünkü fiziki ya da süptil herhangi bir nedenden duyulan korkular ilerlemeyi durduran en büyük engellerden biridir. Örneğin, ev sessizken gözünü kapattığında, evdeki radyatörlerin genleşmesinden dolayı oluşan çıtırtılar bile bu kişiyi rahatsız ediyorsa, ya da bu kişi örneğin yanlış uygulamadan ya da fazla ileri gittiğini düşünerek, süptil planda bir ceza ile karşılaşacağına karşı bir bir inanç geliştirdiyse, uygulamayı yarıda kesecek demektir. Bu durumda da, özgürleşme bu kişi için doğal olarak mümkün olmayacaktır.

29. Beni tüm kurbanlardan ve çileden zevk alan, tüm dünyaların büyük Rabbi ve tüm varlıkların dostu olarak bilen huzura kavuşur.

Kurban B.Gita’nın 4. Bölümünde de bahsedildiği gibi duyuların dizginlenmesi, pranayama, beslenme, zenginliğin, çilenin, vb ve en önemlisi bilginin kurbanıdır. Çile ise B.Gita’nın 17. Bölümünde anlatılmaktadır: “Tanrılara, ikinci-kez-doğanlara*, öğretmenlere ve bilgelere saygı ve sevgide bulunmak, arılık (saflık), dürüstlük, namusluluk ve zarar vermeme - bunlar bedenin çileleri olarak adlandırılır. Herhangi bir heyecana yol açmayan ve doğru, hoş ve faydalı olan konuşma (ve) Vedaların çalışılması da konuşma çilesi olarak adlandırılır. Aklın sakinliği, iyi kalplilik, doğanın arılığı (saflığı), kendine hakim olma - bunlara da zihinsel (mental) çile denir.” Burada Sri Krişna, Mutlak olanı bilen ve onunla Bir olan olarak konuşmaktadır. Burada, aslında varlık “Yapan benim” diye düşünse de, aslında yapılan çile ve kurbandan zevk alan da tektir, tüm varlıkların dostu olan da... İşte O’nu bilen, O olduğunu idrak eder ve huzura kavuşur.

Hari Om Tat Sat

 

Kitabın ana sayfası   Bir önceki bölüm   Bir sonraki bölüm
   
GÜNLÜK PROGRAM
  • PROGRAM AKIŞI
  • ÜCRETLER
  • İNDİRİMLER
YOGA EĞİTMENLİĞİ
  • GENEL BİLGİLER
  • PROGRAM İÇERİĞİ
  • SIK SORULAN SORULAR
YOGA TERAPİ
  • GENEL BİLGİLER
  • HANGİ HASTALIKLAR
YOGA TATİLİ
  • GENEL BİLGİLER
    GİDERKEN ALINMASI GEREKENLER
MASAJ TERAPİLERİ
  • GENEL BİLGİLER
    ÜCRETLER
DÜKKAN
  • ÜRÜN KATALOGLARI
    FİYAT BİLGİLERİ
İLETİŞİM
 

Yoga Bharati San Francisco - Yoga Bharati Los Angeles - Yoga Bharati San Diego - Yoga Bharati Detroit -

Yoga Bharati Seattle - Yoga Bharati Atlanta - Yoga Bharati Calgary/Kanada

Vivekananda Yoga Üniversitesi Bangalore/Hindistan
 

 

İstanbul Yoga Merkezi

Caddebostan Mah. Bağdat Caddesi Kantarcı Rıza Sokak Köseoğlu Apartmanı No: 5 D: 3 Erenköy / İstanbul
Tel: 216. 368 8482 - 532. 357 3858

Copyright 2010

Logo tasarım: Rek ajans (T: 212. 325 37 02)