Art niyetli çevrelerde yakalanma sürekliliğiyle yüz yüze
gelmek ve tüm bu çevrelerin hepsinden Mutlak ya da Sonsuz’la ilgili bir şeyi
açıklamaya kalkışmaktan zaferle çıkmak tam bir hazırlık ister. Bu zor bir
konudur ve bir çok kereler kişinin, zihnin ötesinde sıralanan ebedi
hakikatin doğasını anlamaya çalışmakla meşgul olması boş bir şeymis gibi
görünür. İnsan zihinden yoksun bırakılırsa hiç bir şeydir, yine de zihin
Gerçek’i tespit etmede çok uygunsuz bir araçtır. Ama, her ne kadar mükemmel
olmasa da, bu Gerçeklik’e en yakın olan bilginin insani yetisidir. Biz ya
Gerçeklik’i mükemmel olmayan bir sekilde biliriz ya da hiç bilmeyiz. Yine
de, bir süreç yoluyla Gerçeklik’i tamamen bilmek imkansızdır, çünkü
Gerçeklik bir süreç değildir. Bununla birlikte, bu sayfalarda daha fazla
düşünme ve tartışmaya açık olmayacak ifadeler bulunması beklenmez. Kendisine
tezat olan hiç bir şey içermeyen bir şeyi telaffuz etmek mümkün değildir.
Tam olanı ifade etmek, bilme sürecinin kapasitesi içinde değildir. Bilinen
herşey süreçtir ve tüm süreç mükemmelsizliktir. Mükemmeli bilmenin yolu
mükemmel olmaktır, onu ifade etmek değildir. İfade ilişkileri içerir ve
ilişkisi olan bir şey kendi içinde tam değildir. Bununla birlikte, sezginin
tam olduğu söylenir; ama o halde hiç bir felsefe tam değildir, çünkü felsefe
entellektüel yargıdır. Zihin mükemmel olmayan bir ortaya çıkış olsa da,
sezgi gibi bir açığa çıkış değildir. Zihin asla özne-nesne ilişkisinden
kurtulamaz, böylece bu tip bir ilişki Gerçeklik'e varamaz. Asla bir
felsefeyi sezginin ışığında izah edemeyiz, çünkü sezgide tüm ilişkiler
aşılmıştır. Mandukyopanişad'taki Gerçeklik'in doğası üzerine olan bildiri,
Gerçeklik'i sadece ölümlü kategorilerde bilmeye çalışan spekülatif
felsefelerin hepsinin kalbini dehşete düşürür.Filozof bunu kabul etmek için
hazırlıklı değilse, içsel-deneyime dek, sadece gölgelere sevinecektir, en
azından ifadelerinin kendine-yeter olmadıklarını ve kendi kendine varolan
doğrular olmadığını inkar edemeyecektir. Felsefe Gerçek'in-farkındalığı için
bir özürdür ve sezginin gereksinimleriyle örtüştüğünde kendini yerine
getirecektir.
Haydi, zihnin mükemmel olmadığını kabul edelim. Ama, bu
mükemmel olmayan araç olmadan, içgüdüsel hayvanlardan daha iyi değiliz gibi
görünmektedir Biçimlerin gerisindeki Gerçeklik'in zihinsel belirlenmesinde
bazı evrensel standartlar vardır. Bu tip evrensel gerçeklerin pozitif
tasdiki ve bunların üzerine yapılan meditasyon, meditatörü mutlak anlamda
gerçek olanı yönlendirmeden gitmeyecektir. Ideale duyulan inanç ve adanmayla
desteklendiğinde, zihnin kendisi aracılığıyla zihnin üzerine yükselebiliriz.
En üstün Gerçeklik deneyimlenmediği sürece, felsefi araştırmalar yoluyla
çıkan evrensel tespitlerin birinin diğeriyle savaşmasına izin
verilmemelidir.Tüm gerçek felsefelerin Mutlakçılık'ta sona erdiği doğrudur,
ama entellektüel kategoriler birbiriyle rakipmiş gibi görünen Mutlakçılık'ın
biçimlerini yaratmadan gitmezler. Bilge yön, çember Mutlak olduğu ve kişiyi
Fizik Ötesi Varlık'a yönlendirdigi sürece her biçimi en üstün mantıksal
olarak almaktır. Örneğin, Saguna-Brahman ve Nirguna-Brahman'dan, Kişisel
Mutlak ve Kişisel Olmayan Mutlak'tan bahsetmek, birşeyin özne veya nesneleri
olmadıkları sürece, -çünkü her biri kendi çemberinde Mutlak'tır- ve
ilişkiler içermedikleri sürece, birbiriyle muhalif gibi düşünülmemelidir;
yine de mantıksal yeti her ikisi arasındaki farkı görmeye çalışır. Düşman
ilişkiler entellektüel anlayışın biçimleri yoluyla gelen bir mutlak ve diğer
bir mutlak arasında gelişmişse, yaşam başarısızlık ve acı ile sona
erecektir. Zihin kendi kırılma noktasının ötesine esnetilmemelidir. Yoksa,
kendini-aldatma ve hiçbir şey bilmeme tehlikesi vardır. Mantığa her zaman
toleransla yardımcı olunmalıdır, ve kendi sınırlarını unutmamalıdır.
Bu çalışmanın kendi yönünde ne kadar başarılı olduğu,
Gerçek'in peşindeki zeki arayıcının yargısına kalmıştır. Bu, yeni bir şeyi
sunma girişimi değildir, tersine En Üstün'ün farkına varma isteğiyle yanan
kişiye bir yöntem önermektir. Bu çalışmanın amacı İçsel-Farkındalık için
çabalama görevine kendilerini vermeye kararlı kişiler için yaslanacakları
bir direk sağlamaktır. Saf ve samimi olanlar kesinlikle Upanişad'ların
ışığında Gerçek'i dürüstçe araştıran bu girişimden faydalanacaklardır.
Keskin düşünmesi ve bununla birlikte duyulara kapılmayan kalbi olan
kimsenin, bu yolda dünyevi kaybı ne olursa olsun, deneyi-aşan Gerçeklik'i
aramaya teşebbüs etmekten vaz geçmesi mümkün değildir. Ancak, bunu
istemeyenlerse, daha bilge hale gelmeli ve daha doğru kişiler haline
gelmelidirler. Daha temel olan doğa (alt benlik), her zaman doğru yoldan
ayrılmada neşe bulur ve kendi sevgili egoistik-ilişkisine-yıkıcı-olanı
düşünmeye katlanamaz.
Mantığın, Gerçek'in doğasını anlayamayacağını kabul
ederek kendimizi teselli edebiliriz. O halde, tüm felsefe bir çocuk
oyunudur. Upanişad'lar bile, kelimeler yoluyla ifade edilmiş gerçeklerdir ve
kelimeler zihin olmadan anlaşılamazlar. Yine de, en azından belli bir
nebzeye kadar, inancın yardımıyla dikkatlice gözetilen zihinle Gerçeklik'in
doğası hakkında kendimizi ikna edebileceğimizi inkar edemeyiz. Ancak, tek
şart istekli zihnin saf olması ve bağımlı olmamasıdır.
Upanişad'ların felsefesininden ortaya çıkan temel sorun
Mutlak'ta düşüncenin ortaya çıkma geçerliliğidir. Evren Brahman'ın arzusu ya
da iradesi olarak açıklanmaktadır. Arzu Brahman'a atfedilemezse, evrenin
gerçekliği yoktur. Arzu Brahman'a atfedilirse, Brahman sınırlı ve geçici
hale gelir. Bir şekilde, biz bir şeyi evren olarak görürüz. Ama, kendimize
sadık kalırsak, kritik zekamızı ya da bu dünyanın pratik deneyimini inkar
edemeyiz. Genel duyusal deneyimlerimiz, her nasılsa, bizim en derin
zekamızdan çok daha güvenilirdir. Duyu-deneyimlerimiz genellikle
anlamsızdır, ve hatta günlük yaşamda deneyimlere yol açan hatalı zanlarca
akılsız bir şeklide yönlendirildiğimizi görürüz. Ölüm bile yanlış bir
inançtan dolayı meydana gleir, ve hatta yaşam bile sadece inançtan dolayı
vardır. O halde, biz Brahman'da bir değişiklik olamazsa, nasıl oluyor da bir
dünya görebiliyoruz diye soramayız. Hali hazırda deneyimlediğimizden başka
bir şeyi araştıran zihne rağmen, bir şekilde, diğer günlük zayıflıklarımız
gibi dünya-görünüşü ile aptal yerine konduğumuzu kısaca kabul etmeliyiz.
Mantığın kendisi sıradan bir şekilde dünyadaki pratik deneyimlerimizden
etkilense de, arzuların cürufundan kurdulduğunda, bir nevi özgürlük ortaya
çıkarır ve sonra güvenilir bir rehberlik sağlar. Tek Brahman, Değişmez
Gerçeklik ise, değişkenliklerin ve göreceliklerin dünyası var olamaz. Biz
başka bir şeyi deneyimliyorsak, bunu niye ve nasıl diye sorular sorup
cehaletimizi derinleştirmeden, zihin gücüyle reddetmeliyiz. Ancak, deneyimin
gerilimi yoluyla, geçici-spatyo (geçici-uzaysal) dünya-tezahürünü kabul
edersek, bu durumda, Ebedi Geçeklik'in mevcudiyedini buna uyarak inkar
etmeliyiz. Biz hiç bir şeyi araştırmıyorsak, statik atalete başvurmaktan
başka çare kalmaz, ama bu da doğamızdan ötürü yapmaya istekli olmadığımız
bir şeydir.
Deneyim bize her zaman daha büyük bir mükemmellik ve daha
geniş bir neşe işaretleri gösteren, şuurun birliğine doğru eğilimi olan bir
hareket olduğunu söyler. Burada, mantık ve deneyim birleşir ve tek varlığı
oluşturur. Bu bizi deneyimin farklılaşmamasının ve sonsuzluğunun Gerçeklik
doğasında olması gerektiği sonucuna götürür. Daha da fazlası, bu netice
kutsal metinler olan Upanişad'larla da uyumludur. Bir fikir ebedi
mevcudiyetten hasıl olamaz.
Ve, burada bize yaradılış-teorisini mecazi olarak, daha
az zeki olanların anlayışı için bir anlamı olan ve akılları göreceli
gerçekliğin ilerleyen sürecine yükseltmek amacında olan olarak almamız
tavsiye edilir. Bu, Upanişad'larda çok açık olmamakla birlikte tavsiye
edilmektedir. Deneysel deneyimimiz bir şekilde görünüş alemlerinde kolayca
açıklanamayan bir çeşit içsel-engel olarak alınmalıdır. Bu, Mutlak'ın
farkına varıldığında açıklanır. Gerçeklerin yanlış sunumları olmasın diye,
bu görevde, hislere kapılmayan kalp, mantığa rehberlik etmelidir.
Upanişad'ların felsefesini burada yorumlarken, dinsel ve
ayinsel tavırlar bırakılmalıdır, çünkü bunlar, -her ne kadar belli bazı
Upasana'ların uygulamasında kullanışlı olsalar da, Upanişad'ların temel
öğretisini anlamak için gerekli değildir. Bu Upasana'lar vb ile ilgilenen
arayanların uygun bir yorumla Upasana-Kanda'yı çalışmaları istenir. Çeşitli
daha düşük seviyeli Vidya'lar veya daha düşük tezahürlere yapılan
meditasyon'lar da, konumuzla ilgili olmadıklarından, bu kitaba dahil
edilmemiştir.
Orjinal Sanskrit pasajlardaki çeviriler genellikle kelime
kelime çevrilmiştir. Ama kelime kelime çevirinin akıllıca olmayacağı ve
pasajın ruhu daha okunabilir bir tarzda verildiğinde daha iyi olacağı
durumlarda, ya pasajın doğru olarak anlaşılması için gerekli bazı kelimeler
eklenerek, ya da aynı amaçla istenmeyen kelimeler çıkartılarak başka
kelimelerle anlatıma gidilmiş ya da pasajın ana fikri verilmiştir.
Belli bazı önlenemeyen uygunsuz ortamdan ötürü, konuyla
ilgili daha detaylı bir açıklama verilememektedir. Ancak, bu kitapta genel
olarak değinilen bazı noktaların daha geniş açıklamaları Notlar bölümünde
mevcuttur.
1 Ağustos 1947
Swami Krişnananda
GERİ