Swami
Krishnananda
The Divine Life Society (İlahi Yaşam Topluluğu) Genel Sekreteri
Sivananda Aşram, Rişikeş, Hindistan
2. BÖLÜM
DÜNYANIN DOĞASI
Deneyim Üzerine Bir Söylev
Dünya, dışsal çeşitliliğin bir sunumu ve varoluşta varmış
gibi görünen tezatlardır. Bu, Mutlak'ın bütünsel olmayan görünüşüdür, Ebedi
Olan'ın sınırlı ifadesidir, ölümsüz Şuur'un heybetinin dejenerasyonudur,
ruhsal Tamlık'ın yayılmış biçimidir, değişmez Ebedilik'in dağılmış
tezahürüdür. Dünyadaki bu tip ayrı her varlık, kendisinin tamamen bağımsız
bir varoluş olduğunu iddia eder ve nesnel tüm bireylere de Özben-olmayan
olarak bakar. Özben-olmayan'ın, her zaman kişinin kendi lokalize varlığının
tamamen zıddı, ya da en azından kesinlikle ayrı olduğu düşünülmüştür. Diğer
sınırlı nesnel bedenleri, kişinin kendi öznel bedeninden ayırması her ikisi
arasında bir ilişkiyi içerir, ve bu ilişki farklı şuurların ağını sağlam
tutan güçtür. Var olmak için, herşey bir diğer şeyin irtibatına gereksinir.
Kendine-yetme karakterinin eksikliği, kendi içlerinde sınırlarını çizen
nesnelerin göreceli gerçekliğinin yanıltıcı doğasını ortaya çıkarır. Her bir
sınır çekilmiş varlığın, kendi içinde diğer nesnel varlıklarla olan
ilişkisini içsel psikoz ve duyu-faaliyetleriyle dürtüsel olarak ifade
etmesinin aşikar gerçeği, açıkça söylenen kendi-varoluşunun görünen
gerçeğini devam ettirmek için şuurun bireyselleşmiş merkezinin yetisizliğini
ve imkansızlığını işaret eder. Evren, zaman döngüsünde yok olmadan döner ve
her an kendisinin daha yeni karakteristiklerini ortaya çıkarır. Nesneler
kendi içlerinde sakin durmazlar, tersine daima başka bir şeye dönüşürler. Bu
evrendeki herşey değişir. Değişim, yaşamın kanunudur. Hiç bir şey kendini
değiştirmeden durmaz. Varoluşun mevcut durumundaki başarılarda hissedilen
yetersizlik bireyin yaşamındaki tüm girişimlerin habercisidir. Kişi,
doğasını tamamlamada bir katkısı olabilecek eksik parçaya sahip olmanın
aktif gayretiyle tamamlanabilen eksikliği hissetmediği sürece, fiil mümkün
değildir. Deneyimin daha dolu durumu için hissedilen ihtiyaç, tüm çekimlerin
ve itimlerin anasıdır. Tüm kozmos, dinamik güçlerin bir savaşta, sanki daha
asil bir neden için kökünü kazımak istermiş gibi, dizildiği hareketli bir
alan gibidir. Sukunetin, uzay-zaman dünyasının tarihinde var-olmadığı
rahatlıkla söylenebilir. Çaba, fenomenel dayanıklığın anlamıdır.
Upanişad'lar, Öz'ün sezgisel algılaması yoluyla, göreceli mücadelenin
bilmecesini çözerler. Bireyin bilinmeze olan cesur sıçrayışı, yüce neşe
isteğinin bir ifadesidir. Yaşamdaki sınırlılığın tatminsizliği, ruhu,
bireyselleşmiş durumu bulumayan Bütünsellik gerçeğinin mükemmel tamlığını
yakalamaya yönlendirir. Bundan dolayı, diğerkamlık doğalarında fark olsa da
evrensel hareket ve bireysel çaba, Varlık'ın İçsel-Mükemmelliğe doğru olan
eğiliminin bir yansımasıdır. Şuurun mutlaklığı gerçeğinin baskısı,
bireylerin faniliklerini aşıp sadece ebedi olarak içinde huzur bulmalarını
mecbur eden gücün kaynağıdır. Bu kalıcı Hakikat, güçlerdeki tüm ileri
dışsallaşma dürtülerinin son bulduğu, varoluştaki kozmik gayretteki
maceranın tek yüce nesnesidir. Tüm haline gelme arzusu, Ebediyetin
deneyimini yok eder. Bu, durumları ve nesneleri aşma isteği, evrenin gerçek
olmayan karakterini işaret eder.
"Bilgelerin muhtelif surette bahsettikleri tek Varlık."
--Rig-Veda, I.164.46.
"Burada muhtelif olan bir şey yoktur." --Katha Up.,
IV.11.
"Varoluş, bir anda sadece Bir'dir." Chh.Up.,VI.2.1.
Her bir bireyin yaşamı, Gerçeklik farkındalığının
derecesine uygun olarak, çeşitli yollardaki kişilerin yaşamlarıyla ilişkiye
tahammül eder. Her bir düşünce, titreşimle varoluşun yüzeyini belirler ve bu
düşünceyi üreten aklın onayının yoğunluğuna bağlı olan fiilin gücünden
aldığı yaratıcı güçle diğer bireylerin psişik yaşamlarına dokunur.
Birbirinden tamamen koğmuş nesneler arasında bir ilişki olamaz.
Duyu-algılaması, düşünme ve anlayış; değişmez ve daimi Şuur'un temel
dayanağının olduğu gerçeğinin haberini götürürler. Düşünmek, bir özne ve
nesne arasında daha-önce-varolan bir bağ olmadan mümkün değildir. Düşünce,
boşluktan fışkıramaz, çünkü boşluğun kendisi hiç bir şeydir. Faliyet
mümkündür, çünkü yaratıcı tahayyül vardır ve tahayyül, Şuur'un hareket eden,
nesnelleşmiş bir gölgesidir. Bir şeyin inkarı ya da teyidi, düşünülen
nesnenin farkındalığını gerektirir ve özne içsel-farkındalığın dışında
duramaz. Nitekim, İçsel-Şuur'un varolması önelenemez. Bu, ebedi gerçektir.
Bir öznenin algılaması, özne ve nesne arasındki şuur ilişkisini ortaya
çıkarır. Bu ilişki, onsuz bir ilişkinin bile mümkün olmadığı, ilkesel olarak
değişmez varlığı temel almalıdır. Tüm irtibatlar, tüm hareketleri
destekleyen, hareket etmeyen bir zemin olduğunu varsayar.
Dünya biçimlerden oluşmuştur. Nesnelerin biçimleri,
yapıları ve işleyişleri dikkatlice inceleme konusu olduğunda, gerçek olmayan
doğalarını ortaya çıkarırlar. Bir nesne, temel bir Noumenon'a* karşı bölünür
görünen farklı fenomenel merkez topluluklarının bir üyesidir. Bir nesne, bir
düşünce nesnesidir, içsel bir biçimdir ve dışsal biçim, şuurun nesnelleşmiş
hali olan düşüncenin kendisi tarafından bilinir. Bir biçim, onu tanımlayan
belli modlar olduğu için varoluştan tamamen farklıdır. Bir şeyin, bir mod
ile tanımlandığı ya da belli bir biçimi olduğu, bir düşünce objesi olmadığı
sürece söylenemez. Düşüncenin kendisi biçimlerle belirlenmiştir ve yine
düşünce dışsal biçimleri bilir ve doğalarına karar verir. Düşünme modlarını
idare eden yasaların ayrıca kendi nesnelerine de hükmetmesi gerekir, çünkü
bilgi sürecini düzenleyen ve işlemesini sınırlayan kurallar tüm içeriğe
karar verirler, böylece bağımsız bilinemezler ve bilme sürecinin özne olduğu
durumlardan kurtulurlar. Öznel bilginin tüm biçimleri, nitekim aldatıcıdır
ve bilene gerçek olan hiç bir şey vermez. Düşünce nesnesinin gerçeği, sadece
düşünce modlarından kurtulduğu zaman bilinebilir ve düşüncenin gerçeğinin
kendisi aldığı biçimlerle koşullandırılmadığı zaman bilinebilir. Ne akıl ne
de bağımsız olarak alınan aklın nesnesinin gerçekten varolduğu söylenebilir.
Aklın varolduğu, aklın aldığı nesnenin biçimini ya da nesnel durum olmadan
mümkün olmayan psikos ya da zihinsel evrim olarak adlandırılan, bir şekle
ait şuurun gelişimi olana dek ispat edilemez. Nesnelerin varolduğu da,
bunları idrak eden ve bilen akıllar olmadıkça ispat edilemez. Bunların her
biri, kendisiyle değil bir diğeriyle açıklanır. Bu dünyadaki öznel ya da
nesnel hiç bir şey bağımsız değildir ve kendi kendine varolmaz. Gerçeklik
testi bağımlı-olmamaktır, tamlıktır ve yok olmazlıktır. Nesneler gerçeğin bu
standardıyla yargılandıklarında, bunlarda bulunan fenomenel öznellik ve
nesnellik kırılır ve kendi nihai-gerçek dışılıkları ortaya çıkar. Şuurun
ilişkisi ve faaliyetteki biçimin değişimi tüm anlayış ve açıklamaların
ötesinde olsa da, özne-nesne ayrımı görüntüsünü, sonuçta şuurun kendisine
ait bir yaratıcı faaliyet olarak atfetmek gereklidir. Nedensellik fikrinin
kendisinin gerçek bilgi isteğinin bir etkisi olması gibi, bu isteğin nedeni
olarak bir soru da bir anlam ifade etmez. Ama, tüm biçimler şuurun içeriği
olduğundan, şuurun tasdiki, kendini tezahür ettirmek istediği biçimde
nesnelleştirmesi gerekir. Birey neyi tasdik ederse etsin, nihai olarak
olmalıdır ya da bir etkiyle maddeselleşmelidir, çünkü şuurun her bir
merkezinin temelinde ebediyet vardır. Acı ya da ıstırap ve zevk veya
mutluluk bireyin anlayışına göre göreceli olan deneyimlerdir, ve bireysel
şuurun Mutlak Varlık ile olan ilişkisinin durumu gibi bir karaktere ve
dereceye sahiptir. Mutlak olan sadece bir deneyim vardır ve bu ne acı
ne de zevk olarak stilize edilemez. Bu Tek Deneyim çeşitlilik olarak farklı
hissedilir ve ne o ne bu diye ve bu doğada ya da şu doğada diye, hayal ürünü
olarak tanımlanır. Dünyanın biçiminin, ciddi ayrım testine konu olduğunda
sihirli bir görünüşü vardır. Dünya ve Atman veya Brahman birbirini ne dışlar
ne de içerir, tersine birbiri ile ilişkili değildir, çünkü bir ilişki sadece
iki ayrı nesne arasında mümkündür ve dualitenin (ikilikçiliğin) ya da
herhangi bir ilişkinin olasılığı "bir anda sadece bir" olan varlıkla
sıfırlanır. Saf Deneyim özelliksizdir, ve tüm "varoluş" "deneyim"dir. Etik
meziyetler ve ahlaksız ayıplar, değişmez tek şuurun farklı yollarla çeşitli
tepkimeler gösteren farklı zihinsel modların etkileridir, her ikisi de
Şuurun-Birliği'nin ve çeşitlilik-yanılgısının deneyimine yol açarlar. Tüm
deneyimlerimiz görecelidir ve göreceli deneyimci de deneyimlenen de
gerçeklik testine dayanamazlar. Kendilerindeki gerçek onları aşsa ve
görünmez bir birlik olarak varolduğu halde, bir görünüm sunarlar. Bu bir
Gerçeklik, bilen aynı zamanda bilinen olarak görünür. Bu, bazı şuur
durumlarında dünya gibi görünen, bazılarına cennet gibi görünen ve
diğerlerine bütünsel gibi görünen tek ve aynı şeydir. Madde Bir'dir ve
zihnin farklı modlarının tarzına göre, iyi, kötü, tatlı, acı, güzel, çirkin
vb olarak hissedilir. Madde'nin kendisi değişmez; sadece algılama modu
değişir. Bu yüzden, Ebedi Varoluş'ta hiç bir evrim olmadığı ya da kendi
içinde bir şeyle alakası olmadığı gerçeği kalır. Bundan, uzay ve zaman
dünyasının bir görüntü olduğu, Gerçeklik'in bir gölgesi olduğu (sonucu)
takip eder. Hatta, ölümsüzlük ve ölüm bile bireye göre görecelidir.
Gerçeklik'in Deneyim'ine sahip olabilmek için, bizler biçimleri, sadece
görünüşler olarak atmalıyız.
*) Noumenon: Varlığından emin olmadan,
yalnız akıl ile idrak edilen şey.
|