ANA SAYFA GÜNLÜK PROGRAM YOGA EĞİTMENLİĞİ YOGA TERAPİ YAYINEVİ YOGA TATİLLERİ DÜKKAN  İLETİŞİM

MUTLAK'IN FARKINA VARMAK

 

Swami Krishnananda
The Divine Life Society (İlahi Yaşam Topluluğu) Genel Sekreteri
Sivananda Aşram, Rişikeş, Hindistan

2. BÖLÜM
DÜNYANIN DOĞASI

Dualitenin (ikilikçiliğin) eleştirisi

Bazıları dünyanın, Gerçeklik'in nihai, mutlak bir inkarı olmadığını, isimler ve biçimler dünyasının, Gerçeklik'in varlığında olduğunu, çoğulluğun hiç bir şey olamayacağını, gerçek olan çeşitliliğin Yüce Olan içinde bulunduğunu iddia ederler. Ayrıca, bireyin Mutlak'ın farkına varana dek Mutlak olmadığını, evrim ve değişim sürecinin görünüş değil, mükemmel gerçek olduğunu, ve Mutlak'ın değerlerinin bireye her zaman mal edilemeyeceği fikri de savunulur.

İçinde bulunmanın, sadece içinde bulunan içinde bulunulandan farklı olduğu zaman, (yani) ikinci bir varlık olduğu zaman mümkün olduğunu söylemek zor değildir. Tanrı'nın çeşitli varlıkları kapladığı ve Tanrı'nın tüm fiilleri teşvik ettiğini ileri sürmek, nesnel düşkünlük için bir ehliyet almak için içgüdü ile hareket eden kurnaz bireylerin oynadığı bir oyundur. Kendini-ifade etme olarak adlandırılan dünya Mutlak'ın önceden tasarlanmış nesnel fiili değildir, çünkü Mutlak'ın fiilde bulunduğunu söyleyemeyiz. Bu nedenle, sıklıkla görünüşün günlük nafakanın, yok oluşun, zincire vurulmanın, yaşamın ve özgürlüğün ebedi olduğu sonucuna varırız! Bölünmemiş değişim, değişim değildir. Ebedi dönüşüm değişimsizliktir, ve bu hiç bir şekilde bir hareket olarak düşünülemez. Böylece, görünüş Gerçeklik gibi ebedi hale gelebilir ve iki ebedi, Mutlak ile tezat düşer. Bu, görünüşün varlığının geçersizliğini ispatlar.

Çeşitliliği öne sürmek mutlaklığı reddetmektir. Ama bu, Mutlak çeşitli fanilerin dışarıda bıraktığı anlamına gelmez, faninin ebedi olarak Mutlak içinde çözüldüğünü ya da Mutlak ile aynı olduğunu gösterir, ve bu nedenle kendisinin bireysel bir gerçeklik olduğunu iddia etmez. Farkları görmezden gelmenin Mutlak'ı var-olmamaya indirgemek olduğu tartışılır. Mutlak egoistik farklar gerçekliğine bağlı değildir. Göreceliği iptal ederek bizler Mutlak'ı etkilemiş olmayabiliriz, ama temel Varlık'ın farkında olmadığımız sürece, şuurumuzun mevcut durumunu daha iyi hale getiririz. Uzayın her bir noktasındaki bireysellik ve bu egolar o kadar bölünmez olmalıdır ki, çeşitlilik imkansız bir kavram haline gelsin ve homojenlik çabamızdaki doğru muhakemenin her biçiminde Mutlak'ın doğasıyla ilgili bir sonuca varmamız için sürsün. Biz körlemesine farkı öne sürebiliriz ama kabul edilebilir bir muhakeme ile bunu devam ettirmek mümkün değildir.

Bizlerin henüz Gerçeklik olmadığımızı söylemek, ve Gerçeklik "haline gelmemiz" gerektiğini söylemek, deneysel şuurun tarafından doğru olabilir, ama bu en yüksek gerçek değildir. Mükemmellik ya da Mutlaklık bir yerden elde edilecek ya da kazanılavak bir şey değildir, tersine ebedi olarak ne "olduğumuzun" "farkındalığı"dır, "var olan" bir gerçeğin "bilgisi"dir. Tüm çelişkilerin ötesinde, bireyler özde Mutlak'ın kendisidir. Bu gerçek sadece kuru metafizik ya da boş entellektüel kaçamak sözlerle değil tersine farkındalık ve deneyim yoluyla yutulacaktır. Dünyanın biçimi Mutlak'tan bağımsız olmadığından asla dayanıklı bir varoluşa sahip olmayacaktır. Biçimler dünyasının gerçeği ego-duyusu ya da bireydeki ayrılık fikri üzerine dayanmıştır. Farkındalık doğru bir "hale gelme" değil, şuurun yavaş yavaş açılmasıdır; zaten olan, ebedi olan Gerçek'in deneyimidir. Öz varoluş asla değişmez. Biz şu an olmadığımız bir şey haline gelemeyiz. Bizim gerçekten sahip olmadığımızı talep etme hakkımız yoktur. Özben gerçekte zaman ve mekana bağlı değildir. Uzlaşıcı filozoflar birey ve Mutlak arasında, bir şey haline gelme ve bir şey olma arasında, fani benlik ve nihai Brahman arasında hatalı bir ayrım yaparlar, "Nihai" ve "göreceli" kelimelerinin, gerçekten değişmeyen ve ebedi olanın basitçe yanlış anlaşılması dışında bir temeli yoktur. Upanişad'lar, basitçe dualitenin nihai olmadığını demezler, Gerçeklik bölgesinde hiç bir temeli olmadığını söylerler. Upanişad'ların Mutlak'ı tek Gerçeklik'tir, ve tüm biçimler bu yüzden bunun kesin doğasının bakış açısından var-olmamalıdırlar.

Sadece Hakikat kazanır; yalan değil." Mund. Up. III.1.6.

Çeşitliliğe olan inanç, yaşamın pratik yolunda ister istemez başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Maddesel dünyanın uyumsuzluğu, varlıkların tüm soyunun şuurunu yanılgıya düşüren, yaşamdaki ayrılıkçılık inancı ile devam etmektedir. Hakikat bölünmemiş Mutlak'tır. Hakikat iki katlı olamaz. Çeşitlilik gerçeğine adanan bireylerin nedeni, doğal zekanın sapkınlığıdır. Mutlak ve göreceli baba ve oğul gibi yan yana duran iki ayrı varlık değildir. Bu ikisi insan zekasınca aslında İkili-olmayanın sunulmasıdır. Mutlak ister istemez ve aşikar olarak tüm uydurma görecelik ve sonluluğun varlığının geçerliliğini iptal eder. Dünyanın biçimi Mutlak'tan daha az gerçek değildir, Mutlak'ın karakteristik doğasının çarpıtılmasıdır. Yaşamdaki ilerleme ve düşüş süreç değildirler, tek Şuurun durumunun görünüşüdür. Dünyanın sürecinin biçimi öznel zekaların ya da aynı gerçeklik derecesine sahip bireylerin bakış açısından bakıldığında kesin olarak belirlenmiştir, ama algılanan nesnelerin psikolojik maddenin aynı süreçlerinden meydana gelmediği, aynı gerçeklik seviyesinde olmadığımız ve nesneleri kavramanın bile sayıca sonsuz olduğu gerçeğine açık olduğumuzda tersi gibi görünür. Dünyanın biçiminin güvenilir bir varoluşu yoktur ve mantık testine de dayanamaz. Kendilerini buldukları dünya yapısı ile uyumlu bir yapıya sahip bireyler için, nesnel ve istenen bir kendini-aşma ve eğitim alanı olarak hizmet etmesi gerçeği dışında, ebedi bir plan için mantıksal bir ispat ve dünya-sürecinin evrimsel projesi altında yatan bir amaç yoktur.

Gerçek bir olunca, öznel değişimlere atıfta bulunmak ve insan rahatlığı için kullanmak dışında, mutlak ve göreceli diye sınıflandırılamaz. Bu, Gerçek'i anlama yetisizliğinin tasdikidir, ve daha sert ve aklı başında bir algılama ile geçerli değildir. Biri doğruysa, diğeri yanlış olmalıdır. Biz Mutlak'ı deneyimleyemiyorsak, kendi defomuzu ve cahilliğimizi kabul etmeliyiz, ama kendi sınırlı şuurumuzdan faydalanamayız ve şu an deneyimlediğimizin de bağımsız olarak gerçek olduğunu ispata çalışamayız. Brahman kendini dünya olarak ifade ediyorsa, o halde, dünya Brahman dışında varolamaz. İfade etme ya da genişleme için mekan yokken, kendini nasıl ifade edebilir? Uzay (mekan) bile Brahman'dır İfade ya da değişim imkansız hale gelir. Fiziksel tezahürün en süptil yönleri olan mekan ve zaman Brahman'ın kendisi dışında bir şey değilse, Brahman'ın ifadesini çeşitlilikler dünyasında hayal etmek zor hale gelir. Mekan olmadan çeşitlilik olamaz. Değişsen nesne gerektirmezken, değişim uzaysal boşluk gerektirir. Mevcut uzayın Brahman olmadığı ama daha sonra Brahman haline geleceği söylenemez. Gerçek olan, şimdi mevcut olan, sonradan asla değişemez. Biz şu an Brahman değilsek, gelecekte de hiç bir zaman O olamayacağız. Brahman-olmayan Brahman haline dönüşemez. Taş, süt ya da bal haline gelmez. Brahman haline gelmek, sadece "Oluş" durumunun bir şuurudur. Ve bu Şuur asla boş değildir. Varoluş bölünmez olduğunda, nesnelerin uzayda ayrımı olamaz. Yaradılış, tezahür, ifade, düşüncenin hepsi ayrılık duygusu ile bağlanmış olan ego ile ilişki içindedir. Mutlak-Varoluş hiç bir çeşit farklılığı kabul etmez. İsim, biçim, fiil, değişim hayaletler gibi yok olurlar. Mutlak hakkında, "olduğu" dışında, bir şey söylenemez.

Etki olan Brahman ve tepki olan dünya temelde aynıdır ve bu yüzden değişim ve nedensellik anlamını yitirir. Fenomenel dünya, bir geçmiş ya da gelecek olmadan kendilerini dağıtan uzay, zaman ve nedensellikle yakalanmıştır. Bir şey bir diğeri ile bir ilişki içindedir, ve dünya süreci ebedi gibi görünür. Ebedi çokluk imkansızlıktır ve bir birey dayanıklı bir varlık olamaz. Böylece, dünya kendisinin hiç bir şey olduğunu ispat eder, ve bir olan ve değişmeyen varlığa yol açar. Bireylere referans olması dışında, Samsara*nın bir bütün olarak başlangıcı ve sonu yokken gerçek yaradılış ve yıkım fikirleri yere düşer. Mutlakçılık tatmin edici bir şekilde yaşamdaki tüm sorunları çözer.

Dünyanın biçimi Evrensel Şuur ya da Dünya-Aklı'nın nesnel gücünün bir yansımasıdır. Dünyadaki herşey, zeki olmayan ilişkiler ağıdır. Nesneler herkesçe aynı şekilde algılanmazlar. Bir sandalyenin algılanması bir çok birey için aynı şuur kadegorisinde değildir. Birey olarak potansiyel olarak varolmalarının nesnelleşmesine olan eğilimin belli modunun bir etkisi olarak kendi fikirlerinin içeriğinde değişiklik gösterirler. Bireysel şuuru oluşturan ve ikkat dağıtan güçler herkes için aynı kalitede değildir. Algılama ve düşünmede bireyler arasında fark vardır. Kişinin kendi şuurunun bir içeriği haline gelmediği sürece bir şey hakkında bilgi sahibi olmak mümkün değildir. Herkes kendi deneyimlerinin hapishanesindedir ve kendi şuuru dışında hiç bir şey bilemez. Dünya varolduğu inancı üzerine kök salmıştır. Şuur, gerçekliğin farklı derecedeki farklı göreceli bir planına ulaştığında, dünyanın biçimi değişir. Şuur Saf Varlık gerçeğine doğru genişlediğinde, dünya sadece Saf Şuur'un ebedi doğasını açığa vurur. Upanişad'lardaki sanatçı şair-ruhların çeşitlilik dünyasında yaşadıkları ve bunun dışına gidemedikleri tartışılır. Bu, hikmet sahibi olan kişilerin geçici dünyanın çoğul-şuuruna bağlanmış oldukları anlamına gelmez. Bu kişiler dünyevi şuurlarını aşarlar ve dünyanın aydınlanan Brahman'ın kendisi olduğunun farkına varırlar. Ama bu tip bir farkındalıkta, hiç bir durumda çeşitli görünüşlerin gerçeğine bir imtiyaz verilmez. Dünyanın Tanrı'nın kendini ortaya çıkarması olduğu kavramı daha iyi gitmez. Ortaya çıkma tekrar, zaten reddedilmiş nihai geçerlik olan uzay, zaman ve nedensellik oyununun işlemesini gerektirir. Kendini değiştiren bir Tanrı geçici bir varlık değildir. Tanrı'nın kendini ortaya çıkarması varoluşun tamamında bir değişim gerektirir, ki bu süreç mantıken kabul olunmaz. İlahi ortaya çıkış, bireyin şuuru ile ilgilidir, varoluşun ebedi gerçeği değildir. Varoluşun kendisi tam ve mükemmeldir ve içindekinin dağılması mantıken kabul edilmez. Bazen düşünüldüğü gibi, çokluğun reddi dünyanın zengin yaşamını bir hayal-gölgesine indirgemez. Varoluştaki çeşitliliğin Mutlak'ın zenginliğine neler kattığı bilinmez. Parçanın zenginliği Tam'ın ihtişamına eş değildir. Göreceli dünyanın büyüklüğü bireyin hayal gücüne bağlıdır. Gözlerini doğru şuura açan bir kişi için dünya bu şekilde görünmez. Mutlak'ın bilgisi ile birlikte dünyevi zevklere sahip olmanın mümkün olduğu ile ilgili tartışmada bir inandırıcılık göremeyiz.

Ayrıca, Atman tek gerçeklik olsa bile çoklu varoluşun reddedilemeyeceği de ileri sürülür. Eğer Atman tek gerçeklikse, o halde bunun içsel ya da sışsal farklılıklardan yoksun olduğu da kabul edilmelidir. Bu yüzden, Atman'da çoğulluk yoksa, ve Atman dışında bir şey varolmuyorsa, varoluşun çoğulluğu içeren olduğuna tutunmanın bir anlamı yoktur. Atman ya da Brahman dual-değilse, çoğulluk olamaz, çünkü Brahman dışında olan bir şey olamaz. Brahman bilgisiyle "herşeyin" bilindiği söylendiğinden, Brahman-farkındalığı görüşü çoğulluğu yok etmez, tersine sadece kişiyi nesnel çekimden muaf tutar ve bu çoğulluk varoluşunu ima eden "herşey" cümlenin yanlış anlaşılmasıdır. "Herşey" kelimesi nesnelerin çoğulluğu gerçeğini göstermez. Bu sadece Upanişad'larda kullanılan ve sınırsızlığı ifade etmedeki kelimesizlik için kullanılan sembolik bir ifadedir. Biz "herşeyin" bilindiğini söylediğimizde, ve "herşey" Brahman ise, biz ağaçları ve dağların, gökyüzünün ve okyanusun başka türlü Brahman olduklarını kast etmeyiz. Eğer herşey birse, ve eğer Brahman heterojen değerlere sahip değilse, "herşey"in bilinmesi iddiası Brahman'ın doğal doğasının çokluğulunu ima etmez. Mekan ve zaman, Gerçeklik'in varlığında yutulur ve çoğulluk Brahman'ın yanında ebedi olarak iddiada bulunan bir ikinci bir şey olmadığı sürece varolamaz. Şuurun doğasının incelemsinde de görülebileceği gibi, ebedi dualite ya da çokluk mümkün değildir, ve biz Brahman'ın özünün homojen karakterini kabul etme mecburiyetindeyiz. Var olmak ve bir şey haline gelmek aynıysa, dünyanın görünüşünün nedeni bazı gizemli ve anlaşılmaz cehaletten olmalıdır ve varoluşta bir yer verilemez. Dualite ayakta kalamaz ve bireysellik Brahman'ın Gerçek'inde varolamaz.

"Dualite varmış gibi
görünen yerde, biri diğerini görür,--
Ama herşeyin kişinin kendi Özben'i olduğu yerde,
o halde, kişi kimi görür?" Brih. Up. II. 4.14.

"Kişinin hiç bir şey görmediği,
başka hiç bir şey duymadığı,
başka hiç bir şey anlamadığı yer,
orası Ebedidir." --Chh.Up.VII.24

Upanişad'lar dünyanın çoğulluk ve ikilik biçimi gerçeğini inkar ederler. Bunlara göre, dual-olmayan Brahman dışında hiç bir şey yoktur. Bunlar, evreni Mutlak-Bireyin bir hayali olaarak açıklarlar. Bu mutlak-hayalin sadece mecazi olduğunu ve kendi içinde değil, sadece dünyadaki bireylere referans olarak bir anlam ifade ettiğini anlayabiliriz. Sadece ebedi Bhuma yüceyi selamlar. Kendi büyüklüğünü tespit eder. Hiç bir şeye bağlı değildir, çünkü başka hiç bir şey yoktur. Mutlak'ta hayal olamaz. Hayal derece ve yoğunlukta değişebilir ama bu dereceler bile sadece hayaldir. Hatta bu tip bir farkı kabul etmek bile nihai olarak geçersizdir. Dışsal nesnelerin deneyimi, varolduklarına olan güçlü inanca bağlıdır. Bu inanç bireysel ya da evrensel olabilir. Ama inanç geri çekildiğinde, gerçeklik tersine döner. Sadece inanç ya da düşünce bir şeyi gerçekten var etmez. Parlayan herşey altın değildir. Varolduğu gözüken herşey bu şekilde gerçekten varolmaz. İnsanın büyük amacı, kendini ebedi Şuur içinde kurmaktır. Bu bazen, "Gerçek"e bu dünya "yoluyla" girdiğimize, bu yüzden de dünyanın gerçek olduğuna inanılır. Ama deneysel deneyimler Gerçek'in muhakemesinde standart olarak alınmamalıdır. Gerçeklik'i bilmenin düşünce-sürecinde etkilenen gelişimler fiilden sonra deneyimlenen ile yani Gerçeklik're ulaşmadan sonra aynıdır. Bu nedenle, Gerçeklik bilgisi durumunda, araçlar son ile aynı hale gelir. Ebedinin deneyimi, ona ulaşmak için sarf edilen çabadan bağımsız değildir. Gerçek'e ulaşmadaki tüm fiiller, bu yolla amaçladıkları ile aynı olan kişisel bir dönüşüm gerektirir. Etki ve tepki özde birbirinden farklı değildir. Gerçek'i deneyimlemeye doğru gösterilen çabanın uygulaması Gerçek'in deneyiminde kendisi haline gelir. Gerçek!i bilmeden biz Gerçek'e doğru gidemeyiz, ve onu bilmek o olmaktır. Gerçek'e ulaşmak bir fiil değildir. Tüm fiiller fiil öznesini geliştirir. Özne, öznenin var-olmamasından farklılaştırılmadığı sürece, fiil mümkün değildir. Öznenin, Özben'in herhangi bir yerde olmadığı söylenemez. Eğer heryerdeyse, fiil mümkün değildir. Heryerde değilse, fanidir. Fiillerimiz bizi kötü bir döngüye sürükler. Bir çok şey yapar gözükürüz, ama aslında hiç bir şey yapmayız. Ebedi'nin deneyimi ve egonun yıkımı aynı anda meydana gelen olaylardır. Çeşitli olan dünyanın, bu yüzden bireyin İçsel-farkındalığı için bir "araç" olmasının gerekmeyebileceği söylenir. Eğer dünya bir araç ise, o halde dünyanın bir sonu vardır ve biz dünya "yoluyla" hiç bir şeye "ulaşırız". Fani bir araç ebedi bir sona götürmez. Bu dünyadan olmayan bilgi ebedidir ve araç olan ve son olan da budur.


*) Samsara: Doğum-ölüm çarkı

   
GÜNLÜK PROGRAM
  • PROGRAM AKIŞI
  • ÜCRETLER
  • İNDİRİMLER
YOGA EĞİTMENLİĞİ
  • GENEL BİLGİLER
  • PROGRAM İÇERİĞİ
  • SIK SORULAN SORULAR
YOGA TERAPİ
  • GENEL BİLGİLER
  • HANGİ HASTALIKLAR
YOGA TATİLİ
  • GENEL BİLGİLER
    GİDERKEN ALINMASI GEREKENLER
MASAJ TERAPİLERİ
  • GENEL BİLGİLER
    ÜCRETLER
DÜKKAN
  • ÜRÜN KATALOGLARI
    FİYAT BİLGİLERİ
İLETİŞİM
 

Yoga Bharati San Francisco - Yoga Bharati Los Angeles - Yoga Bharati San Diego - Yoga Bharati Detroit -

Yoga Bharati Seattle - Yoga Bharati Atlanta - Yoga Bharati Calgary/Kanada

Vivekananda Yoga Üniversitesi Bangalore/Hindistan
 

 

İstanbul Yoga Merkezi

Caddebostan Mah. Bağdat Caddesi Kantarcı Rıza Sokak Köseoğlu Apartmanı No: 5 D: 3 Erenköy / İstanbul
Tel: 216. 368 8482 - 532. 357 3858

Copyright 2010

Logo tasarım: Rek ajans (T: 212. 325 37 02)