ANA SAYFA GÜNLÜK PROGRAM YOGA EĞİTMENLİĞİ YOGA TERAPİ YAYINEVİ YOGA TATİLLERİ DÜKKAN  İLETİŞİM

MUTLAK'IN FARKINA VARMAK

 

Swami Krishnananda
The Divine Life Society (İlahi Yaşam Topluluğu) Genel Sekreteri
Sivananda Aşram, Rişikeş, Hindistan

4. BÖLÜM
GERÇEKLİĞİN DOĞASI

Varoluş ya da Varlık olarak Brahman

Uzun zaman önce, Rigveda, "bilgelerin çeşitlilikle bahsettikleri Tek Varlık"ı ilan etmişlerdir. Tüm felsefe buradan ilerler, tüm din bunun üzerine temellenmiştir. Daha da fazlası, bizler "Gerçek, Bilgi, Sonsuzluk Brahman'dır", "Şuur, Saadet Brahman'dır", "Doğrusu, tüm bunlar Brahman'dır", "Bu Özben Brahman'dır", "Ebedi, Korkusuz Brahman'dır" gibi açıklamalar da duyarız. Ve bizler "Tüm varlıkların O'ndan doğduğu, doğduktan sonra O'nun sayesinde yaşadığı, tekrar içine girdiği ve O'nunla bir hale geldiği-- Bunun Brahman olduğunu bil" gibi iddiaların da farkındayız. Her yerde ve her zaman hazır olmanın, her şeyi bilmenin ve her şeye gücü yetmenin Tanrı'nın özellikleri olduğu söylenir. Bunlar Brahman'ın iki katlı doğasını tanımlama amacına hizmet ederler; onun öz doğası olan Gerçeklik (Svarupa-Lakshana) ve kazara özellikleri (Tatastha-Lakshana). Bunlardan birincisi Brahman'ın bağımsız ve yok edilemez gerçeğidir, diğeri ise zaman sürecinde değişmeye tabi olan bir şeye uygulanan bağımlı değeridir.

Varlık fizikötesi duyguda başka hiç bir şeyle ilgili olmayan gerçektir. Bu, insandaki görecesel şuurun sınırlarını aşmadaki zorluğa kulak asmaz ve son derece doğal olarak göreceli düzenin anlam ve değerini gerçek olarak alır. Gerçeğin en üstün değeri saf varlığa eştir, çünkü var-olmayanın değeri olamaz.

"Sadece Varoluş (Varlık) başlangıçta buydu, bir an olmadan tek başınaydı" --Chh. Up., VI. 2.1.

Brahman değişen nesnelerin kalıcı şeyidir. İsimsiz ve biçimsizdir -ki isim ve biçim bu görünüşler dünyasının karakteristik doğasıdır- ve aslında mutlak-varoluştur. Varoluş asla değişemez, (yine) o olan içindekiler yok olsa bile Varoluş asla yok olamaz. Bu yüzden, varoluş Gerçeklik'in doğasıdır ve biçim ve isimden oluşan herşeyden farklıdır. Varoluş ansızdır ve dışsal ilişkileri ya da içsel farklılaşmaları yoktur. Yer, zaman ve bireysellik açısından sınırsızdır. Hiç bir şeyle bağlantılı değildir, çünkü ondan ayrı bir ikinci bir şey yoktur. O'na benzeyen ya da benzemeyen hiç bir şey yoktur, çünkü Sadece O Vardır. Tüm evren ruhsal bir birliktir ve özsel Brahman ile birdir. İçinde ya da dışında bir fark yoktur. Brahman tüm yapısı boyunca eşittir, ve bu yüzden bir parçasının özünün bilgisi Bütün'ün bilgisidir. Özben'in bilgisi Brahman'ın bilgisidir. Olan herşey, tek Brahman'dır, gerçeğin Gerçek'idir, Satyasya Satyam. Bunu bilince, herşey bilinir hale gelir. "Bir parça toprağın bilgisi ile topraktan yapılmış herşeyin, tüm bu sadece bir isim, bir söz oyunu olan tüm bu gelişimlerin, toprakta herşeyin nihai dayanağının bilinebilmesi gibi, benzer bir şekilde, Brahman da bilindiğinde, herşey bilinir." "Görünüşte bir ikilik (dualite) olduğunda, nesne-özne ilişkisi vardır; ama sadece Atman olduğunda, nasıl bir şey başka bir şeyle bir ilişki ya da etkileşim içinde bulunabilir?" "Bilgi vardır, ve yine de , algılama ve kabrayış yoktur, çünkü bu bilgi yok edilemez , bu bilgi şuur-kütlesi ile ilişkili değildir." (Vide Brih. Up.). Bu ebedi nesnesiz Bilen'dir, ve bunun dışındaki herşey hiç bir şeydir, bir görünüştür, bir yalan oluştur.

Brahman Saadet doğasının ebedi Şuurundaki Varoluş'tur.

"Brahman Varoluştur, Şuurdur, Ebediyettir." --Taitt. Up. II.1.

"Brahman Şuurdur, Saadettir." --Brih. Up. III.9.28.

"Ebediyet olan Saadet ve Ölümsüzlüktür." --Chh.Up. VII.23,24

Bu cümleler, en üstün Gerçeklik'in en iyi tanımlarıdır. Brahman Şuur'dur, Prajnanam Brahman. Bu, nihai Bilen'dir. Bu, algılanamazdır, çünkü kimse bileni bilemez, diğer herşeyin O'nun sayesinde bilindiği Varlık'ı kimse bilemez. "O'nun dışında gören yoktur, O'nun dışında duyan yoktur, O'nun dışında düşünen yoktur, O'nun dışında bilen yoktur." Bu, bilginin ebedi Özne'sidir, kimse O'nu bilginin nesnesi olarak bilemez. Bu sınırsız İçsel(Özben)-Şuur(u) tek Gerçeklik'tir. Bu Şuur'un içeriği kendisidir. Bu, mükemmeliyet ve ebediyetin tamlığıdır. "Brahman Ebedi'dir, evren Ebedi'dir, Ebedi'den Ebedi ortaya çıkar, ve Ebedi'den Ebedi çıkarıldığında, kalan Ebedi'den başka bir şey değildir." Upanişad'lardaki bu cümle ebedilerin üzerine ebedileri yığmak ve Tam'dan Tam çıkarıldığında sadece Tam'ın kalacağının şaşırtıcı sonucuna gelir gibidir. Burada ima edilen anlam, içinde yaratılmış görünen biçimlere rağmen, Ebedi Gerçeklik'in değişmez ve bölünmez karakteridir. Ebedi, ikiliksizdir (dualitesi yoktur), ve onunla hiç bir ilişki olamaz.

Biz Narada'nın düşüncelerini Gerçek'in uygunsuz kavramlarından en sonunda "mutlak yüce", "sınırsız", ötesinde hiç bir şey olmayan, herşeyi anlayan, tüm uzayı dolduran, içimizdeki Özben'le aynı olan, Bhuma'nın üstünlüğüne girene dek daha uygun kavramlara yönlendiren Sanatkumara'yı okuyoruz. Bu Bhuma kişinin başka hiç bir şeyi görmediği, başka hiç bir şeyi duymadığı, başka hiç bir şeyi anlamadığı Özsel Brahman'dır. Bu, Saadettir, Ölümsüzlük'tür, Saadetin doluluğudur. Bu, Tam Varlık'tır.

Şimdi, oluşturan varlık olarak Gerçeklik kavramı sıklıkla, var-olmayan fikrine hayat verir. Rigveda (X.129.1) başlangıçta ne var-olmayan ne de var olan vardı (na asad asit, no sad asit) der. Var-olan yoktu, çünkü var-olmayan yoktu. Var-olmayan yoktu, çünkü var-olan yoktu. Hakikat, var-olan  ve var-olmayan fikirlerinin, düşünce ile geçici olarak ilişkilendirilen her neyse onun süper-zeka aşımıydı, çünkü Gerçek olanın içinde hiç bir psikoz olamaz. Rigveda'ya göre, "ölümsüzlük ve ölüm" bile "onun gölgeleridir." Gerçekten var olan herneyse, o Gerçek'tir. Bu,

"varlık ve ötesi, ifade edilen ve edilmeyen, kurulmuş olan ve olmayan, şuur ve şuursuzluk, gerçeklik ve gerçeklik olmayan, gerçek ve her neyse odur." --Taitt.Up. II. 6.

Brihadaranyaka (II. 3. 1), iki biçimden bahseder: "biçimlenmiş olan ve olmayan, ölümlü olan ve olmayan, olan ve hareket eden, gerçek ve ötesi". Brahman ve isim-ve-biçim-dünyası arasında bir karşıtlık vardır, baştaki, varlığını deneysel olarak deneyimleyen, ifade eden, temelli, şuurlu gerçek olan sonraki ile ilişkisinde ötededir, ifade edilemezdir, temelsizdir, şuursuzdur. Mantıksal olarak, Mutlak'a genişlediğinde, özellik ya da kendisinin değeri sağlam olmayan  bir kavram haline gelir. Bir şeyin bir özelliğinin olması için diğer bir şeyle ilişki içinde olması gerekmektedir. Sadece bir maddenin varolduğu söylendiğinde, bu maddenin bir özelliğinin olduğunu söylemek anlamsızdır.  Kendi başına varolan bir mutlak prensibin doğası belirsizdir. Her bir özellik onu sınırlar ve farksızlık içinde bir fark yaratır. Brahman'ın herhangi bir anlaşılır özelliği olduğu söylenemez, çünkü Brahman tüm varoluştur ve onunla ilişkilendirilebilen bir ikinci bir şey yoktur. Sat (Varlık), Asat (var-olmayan)  ile; Chit (şuur), Jada (atalet) ile;   Ananda (saadet), Duhkha (acı) ile; Ananta (ebediyet) Alpa (sınırlılık); Prakasha (ışık), Tamas (karanlık) ile bir ilişki kurulduğunda bir fikirdir. Niteliksel her bir kavram bir ilişki içerir, ve her bir düşünce ikilik yaratır. Brahman'ı düşünmek Brahman'ı deneyim dünyasına indirgemektir. Düşünce sadece bireysellik durumunda mümkündür, ama Brahman bir birey değildir, ve bir birey olarak yaklaşılamaz. Brahman bir ışık olarak bile kavranamaz çünkü onun (ışığını) üzerine yansıtabileceği bir şey yoktur. Ne de o bir şuurdur, çünkü o hiç bir şeyin şuurudur. Mutlak koşulda şuur ya da ışığa şuur ya da ışık denemez, çünkü bu tip kavramlar ikilikçi kategorilere girer. Kendi içinde olduğu gibi olan Varlık birey için hiç bir şeydir. Bu, bir bilgi nesnesi değildir. Gerçek bağımsızdır, ilişkisizdir, kendi kendine varolur; ama bağımsız olan, ilişkisiz olan, kendi kendine varolan bir değer yoktur. Olabilecek tek başvuru, zihnin Gerçeklik'in doğasını tayin etmede başarısız olduğunu kabul etmek ve negatif girişimlere  gitmektir.

"Atman bu değildir, bu değildir." --Brih. Up. IV.5.15.

"Atman manevi olarak şuurlu olan değildir, görünüşte şuurlu olan değildir, her iki şekilde de şuurlu değildir, şuur-kütlesi değildir, şuur değildir, şuursuzluk değildir; o görülemez, ilişkisizdir, kavranamaz, tanımlanamaz, düşünülemez, belirlenemez, Tek Özben'in şuurunun özüdür, evrenin tersidir, huzurludur, saadet doludur, ikiliksizdir."--Mand. Up. 7.

"O, onu bilenlerce bilinmez. O, onu bilmeyenlerce bilinir." --Kena Up. II.3.

Bu referanslar Gerçeklik'in mutlak olarak fizik ötesi doğasını resmederler. "Birçoklarının bunu duymasıyla bu bilinmez, ve o duyulduğunda bile, bir çokları için bilinmez olarak kalır. Onu ilan eden mükemmeldir! Ona ulaşan kutsanmıştır!" İnsanı huşu içinde bırakan Mutlak "sesi olmayan, dokunulmaz, biçimsiz,  yok olmaz, tadı olmayan, değişmez, kokusuz, başsız, sonsuz,  yüceden daha yüce, ebedi, bilindiğinde kişiyi ölümün ağzından özgürleştiren" olarak tanımlanır. O kadar homojen ve farksız bir durumdadır ki, "burada olan herşey aynı zamanda oradadır; orada olan herşey buradadır." ve böylece Brahman'ın bölünmez yapıcı özü ile varoluşun kendine eşlik eden zaman ve bireysellik farklarıyla uzaysal doğasının üstesinden gelinir. Bu yüzden, o vardır ve yoktur. Ama, bireyin Ideali ve yaşamının Amacı üzerine bir şey söylenecekse, biz Gerçeklik'in zihni karıştırıcı kavramı ile meşgul olamayız. Bizim için, Gerçeklik en katı mantıksal anlamda en üstündür. Gerçeklik, mantık ve muhakemeyi aşsa da, felsefe böyle yapamaz çünkü bu dünyadaki hiç bir şey düşüncenin öyle veya böyle işlemesi dışında mümkün değildir. Bizler düşünen varlıklarız, ve hepimiz için gerçek olan şeyin anlaşılır  olması gerekir. Eğer bir şey anlaşılmazsa, bizim o şeyle bir ilgimiz olamaz. Bu yüzden, Gerçek var-olmayan değil, Varlık'tır, şuursuzluk değil Şuur'dur, acı değil Saadettir. Var-olmayanda bir anlam yoktur, çünkü var-olmayan da en azından kendi varlığı için Şuur "olmalıdır", ve var-olmayan ve şuursuzluk bile şuurun birer nesneleri olmadıkça, bir anlamları olamaz.

"Var-olmayandan var-olan nasıl vücut bulur?" --Chh.Up.VI.2.1.

"Kutsal öğreti, O'nun varlıkların Varlık'ı olmasıdır." --Brih. Up., II. 1. 20.

Bu, var-olmayana bile varoluş veren Varlıktır. Varlık her iki yandan var-olmayanı kaplar. Brihadaranyaka Upanishad (V. 5. 1)'da, "Sa", "ti" ve "yam" hecelerinden oluşmuş olan "Satyam" kelimesinin ilk ve son heceleri gerçek olarak, ve orta hecesi gerşek olmayan olarak böylece gerçek olanın her iki yandan gerçek olmayanı kapladığından ve gerçek olmayan dünyanın bozulmaz Varlık olan Gerçek içinde olarak gerçeğe benzeyeceği açıklanmaktadır. Ve daha da fazlası, gerçek olmayanın değil, sadece Gerçek'in zafer kazanacağı söylenir. (Mund. Up., III 1. 6), böylece "olanın" "olmayandan" ayrıldığı kesin gerçeklik de verilir. Değişen herşey gerçek-değildir, sürekli olan ise gerçektir.

Değişen şeyler gerçek değildir, değişmeyen şeyler gerçektir. Var-olmayan, tüm bireylerin genel büyük isteklerinin amacı olan en üstün mutlak değerleri kapsayan Varolan içinde gözden kaybolur. Kimse, var-olmamak istemez, herkes öyle veya böyle var olmak ister. En yüksek ilke olarak Varlık'ın gerçeği, tüm düşünen varlıkların altında yer alan şuurda yerleşmiştir. Maitrayani Upanishad, Brahman'ın "Tek ve sınırsızdır, doğuya sınırsız, güneye sınırsız, batıya sınırsız, kuzeye sınırsız, ve yukarıya ve aşağıya, her bir yöne sınırsızdır; çünkü doğu gibi yönlendiği var-olmaz, öbür tarafı yoktur, aşağısı yoktur, yukarısı yoktur; bu Paramatman anlaşılamaz, sonsuzdur, doğmamıştır, üzerinde mantık yürütülemez." (VI.17). Böyle bir varlık var-olmayan olamaz. Bu, en büyük tamlıktaki varoluştur. En uç ve yoğun varoluş, varolmama gibi görünmektedir. Gerçek'in aşırı mutlaklığı sanki herşeyin inkarı gibi durmaktadır. Işık'ın aşırılığından dolayı o karanlıktır. Algılanamaz çünkü algılayan sadece O'dur. Bilinemez çünkü bilen sadece O'dur. Hiçbir yerde gibidir, çünkü sadece O heryerdedir. Hiçbir şey gibidir, çünkü sadece O herşeydir.

Brahman "kendi Büyüklüğünde ya da daha iyisi hiç de büyüklük olmayanda" bulunur. (Chh.Up. VII.24). O bölünmezdir, parçasızdır, çokluk kütlesidir,-- kendi üstünde ne bulunabilir ki? Kendi kendine varolan Brahman hiç bir şey tarafından desteklenmez, çünkü herşey O'nun tarafından desteklenir. O'nun Adı "Büyük Şöhret" (Svet. Up., IV. 19) olmasına rağmen, O'nun şöhrette yer aldığını söylemek çocukçadır. "Burada, dünyada, insanlar inekleri ve atları, filleri ve altını, hizmetkarları ve eşleri, tarlaları ve evleri oluşturulan büyüklük diye çağırırlar"; ama Brahman bu tip bir büyüklük değildir, çünkü burada büyüklük dışsal bir nesneye bağlıdır. Brahman'ın büyüklüğü kendi Varlık'ındadır, onun dışındaki bir şeyde değildir.

"Sadece, en Büyük olan Brahman tüm bu evrendir." --Mund. Up. II. 2.11.

"Doğrusu, bu Büyük, doğmamış Özben, bozulmayan, ölmeyen, ölümsüz, korkusuz olan Brahman'dır." Gerçeklik'in tamamı bu dünya-sürecinde tükenmez. "Tüm evreni kapsayan O, bunun ötesine sonsuzluğa uzanır. Burada olan olmuş olan ve olacak olan her neyse, o sadece Purusha'dır. O, Ölümsüzlüğün Rabbi'dir. O'nun büyüklüğü (işte) böyledir, yine de Prusuha daha da büyüktür. Tüm varlıklar O'nun dörtte biridir, O'nun dörtte üçü, dünyanın tozunun ötesindeki ölümsüz olarak selamlar." (Rigveda, X.90). "Hareket etmeden o, akıldan daha hızlıdır." çünkü Özben olan Gerçek Ben tüm düşünce biçimlerini gerektirir. "Ona ulaşmadaki çabada, duyular geri çekilir." "Koşan diğerlerinin önünde, O ayakta durur." "O hareket eder ve etmez", o statik ve kinetik olandan farklıdır. "O uzaktadır, ve o yakındadır; O tüm bunların içindedir, ve O tüm bunların dışındadır." Bu, Özben'dir, herşeyin varlığıdır. "Oturunca, uzağa gider. Uzanınca, her yere hareket eder." O tezahür etmiştir ve saklıdır." Gerçeklik'in bu tip mecazi tanımları karakterin mutlaklığının anlamındaki merkezi işaret etmektedir. Herşeyi yapan, özellikle hiç bir şeyi yapmaz. Nihai İlke'nin doğası hakkındaki tüm spekülasyonlar, nihayetinde, O'nun ebedi, sonzuz, kayıtsız ve şartsız, ikiliksiz, mutlak ve varoluş olduğu ile ilgili aynı sonuca gelirler. "O'nun öncesi ve sonrası yoktur, içi ve dışı yoktur, herşeyin Özben'inin Varlığı'dır, herşeyi Deneyimleyendir." Yajnavalkya Yüce Varlık'ı şöyle tanımlar: "Bir Okyanus, Bir Tek, Gören, ikiliksizdir. Bu Brahman Durumudur. Bu, yüce hedeftir. Bu yüce başarıdır. Bu yüce meskendir. Bu yüce mutluluktur. Bu mutluluğun bir parçası ile, diğer yaradılanlar yaşamaktadır." O, iyi fiil ile daha büyük hale gelmez, kötü fiil ile değersizleşmez." Rigveda'nın ünlü Nasadiya Sukta'sının sözleri ile, varoluşun orjinal durumu dünyanın, göğün ve tüm tezahürün toplu yokluğudur. Ne ölüm ne de ölümsüzlük vardır, çünkü bunların ikisi de birbiri ile ilişkilidir ki, bunlar Gerçeklik'in farkındalığı içinde geçerli değildir. Ne gündüz ne de gece vardır, sadece ışığın kaynağı olan O hareketsiz ve değişmeden varolur. Gücü'yle, özdeş olarak varolur, geçicilik ve ebedilik arasında bir fark yoktur. O'nun dışında hiç bir şey yoktur. Tanrılar bile, bu yaradılışa neyin sebep olduğunu söyleyemez, çünkü onlar bile yaradılıştan sonra doğmuştur. Sadece evreni oluşturan Bu Kaynak, onun ayakta kalmasını sağlayabilir, başka hiç bir şey bunu yapamaz. Sadece Bu, yaradılışın gerçeğini bilir, yoksa kim bilebilir? Sadece Gerçek Gerçek'i bilir. Başka kimse bilemez. Gerçek'i bilmek için Gerçek olmalıdır. Bizler O'ndan ayrı durup, aynı zamanda onu bilemeyiz. Gerçek'i arama görevini üstümüze aldığımız anda, kendi ayrı bireysel varoluşumuzun mezarını kazmaya başlarız. Yüce Gerçek'in harikulade şuuru, eli sıkı olarak biçimlere yapışmayı tamamen aşmaktır. Bu biçimler kişinin kendi Özben'inden ayrı ve kişinin görünüşte bireysel olarak yeri belli olan bir yaşammış gibi görünür. Gerçek olan Mutlak'ta yaşamak gerçek olmayan bireyin ölmesi demektir.

Brahman'ın var-olmadığını bilen kişi, var-olmayan hale gelir. Brahman'ın varolduğunu bilenin, gerçekten varolduğu söylenir."--Taitt.Up. II.6.

Bütün'ü bilmemek, gerçekten varolmayan, ölümlü olan ve bu nedenle mutlak anlamda var-olmayana eş olan parça-şuuru ile sınırlı olmak demektir. Gerçekten yaşamak ise değişim ve ölüm hastalığı olmayan Gerçek Varoluş'un şuurunda olmaktır. "Tüm varlıkların kökleri olarak Varoluş, meskenleri olarak Varoluş, tek destekleri olarak Varoluş vardır. Tüm biçimler, Saf Varoluş'un gölgeleridir, ki bu Saf Varoluş, gölgeler okyanustaki köpükler gibi yok olurlarken geçmiş bugün ve gelecekte dayanan tek şeydir. Gerçekte, varoluş ve içerik özdeştir. Bu yüzden, herşey saf varoluştur-ki bu da gerçek olan tek şeydir. "Kuşların dinlenmek için bir ağaca gitmeleri gibi, buradaki herşey de kendi varoluşları için Yüce Varlık'a giderler." "Konuşmayla, akılla, görmeyle bu kavranamaz. O'nun sadece "olduğu"nun kabulü dışında o nasıl bilinebilir ki?" (Katha Up. VI.12.) Bu sert Gerçeklik'tir, "büyük Dehşet, yukarı kaldırılan yıldırım, ateşin korkusundan yandığı, güneşin ısı verdiği, rüzgarın estiği, Indra'nın kısa yağmur yağdırdığı, Ölüm'ün görevini yaptığı (şeydir)!" "Brahmana'lar ve Kşatriya'lar onun yemeğiymiş gibi hizmet ederler, ve ölümün kendisi onun yemeğinin çeşnisidir." "Bu Yok-olmaz olanın emriyle, güneş ve ay, yeryüzü ve gökyüzü kendi durumlarını korurlar. Bu Yok-olmaz olanın emriyle, anlar, dakikalar, günler, geceler, on beş günler, aylar, mevsimler, yıllar kendi yerlerinde farklılaşarak dururlar. Bu Yok-olmaz olanın emriyle bazı nehirler karlı dağlardan aşağı doğuya doğru akarlar, bazıları batıya doğru, hangi yöne akabilirse oraya akarlar. Bu dünyada kişi, hangi büyük fiilleri binlerce yıl boyunce yapsa bile, bu fiiller Yok edilmez olanın bilgisini içermiyorsa, fanidir. Bu Yokolmaz olanın bilgisi olmadan kim ölürse, mutsuzdur." (Brih. Up.). "Bu Yokolmaz olan Satyam'dır, Gerçek Varlık'tır." " "Sat" ölümsüzlükdür ve "ti" faniliktir. "Yam" her ikisini bir arada tutandır." (chh.Up. VIII.3.5.) O, her ikisi de göreceli kavramlar olan ölümlü ve ölümsüzlerin üstüne yükselir. En üstünü Ritam ve Brihat, gerçek ve büyüktür.

Böylece, sadece Varlık felsefedeki temel kavram olan kaçınılmaz temel deneyimdir. Biz birşey hakkında düşünmekten uzaklaşabiliriz ama ne olduğumuz konusunda düşünmekten uzaklaşamayız. Varlık, kendini inkar edenin bile doğasıdır. Düşünmemizin yapıtaşları, varoluşun tüm biçimleri, bilginin tüm modları varlığı gerektirir. Varlık bizi var-olmayana götürmez, çünkü var-olmayan bilindiği anda, kendi de bir varlık haline gelir. Ama varlık bizim anlık deneysel deneyimimizin nesnesi değildir, çünkü o her zamanbir varlığın belli bir modudur, ya da daha doğrusu bizim göreceli deneyimimizin nesnesi haline gelmektedir. Biz bireyler için, genel-olarak-varoluşun deneyimi diye bir şey olamaz. Ama dışsal varlık, bir süreç olan bir şey haline gelme ile özdeşleşmeyecek ya da kafası karışmayacak genel ya da mutlak varoluştur. Brahman bir süreç ya da bir çok parçanın kolleksiyonu, ya da bir çok faninin çokluğu değildir. Göreceliklerin birikiminin hiç bir toplamı, ne kadar engin olursa olsun, Mutlak'ı yapamaz. Fanilerin toplamı bize fanilerin büyük kitlesini verebilir ama Ölümsüzüvermez, -uzaysal uçsuz bucaksızlık ya da enginlik sonsuzluk değildir. Mutlak tüm fanileri aşar, ama onların her birini de içerir. O, bir şey haline gelmez. Bir şey haline gelme varoluşun tamlığı değildir, oysa mükemmel Varlık Bütünlüğü ima eder. Mutlak büyümez ya da tekamül etmez. O, kendisinin ötesine doğru esneyen bir süreç değildir. Bu böyle olsaydı, Mutlak uzay, zaman ve nedensellik ile meşgul olurdu, ve Mutlaklığı sona ererdi. Mutlak, mükemmel Birlik'tir ve kendi içlerinde hareket eden ve etmeyen gerçekler olarak birlikte varolan varlıklar çokluğu sistemi değildir. O, karışık ilişkiler kütlesi değildir. Mutlak bir sistem olarak düşünülürse, bu durumda parçaları da ya onunla aynı olmalı ya da ondan farklı olmalıdır. Eğer (parçaları) aynıysa, (parçalar) bireyselliklerini kaybedeceklerdir; farklılarsa, aralarındaki ilişki anlaşılmaz olacaktır. Mutlak sadece her çeşit farklardan arınmış Varlık olabilir. O, Parçasızdır, Ebedi'dir, Homojen Varoluş'tur, "bir ikincisi olmayan tek Olan'dır." Varoluş, hiç bir şeyi dışarıda bırakmayan en evrensel kavramdır.

Varoluş tüm bilme süreçlerinde her zaman varolandır. Bir şeyin varoluşu bu şeyin bireyselliğini oluşturan sınırlı faktörlerle değerlendirilebildiği halde, herşeyin varolduğu bilinir. Hiç bir fikir ya da bilgi, hiç bir fiil ve hiç bir değer, hatta yaşamın kendisi bile, varoluşsuz olamaz. İsim ve biçimlerin nesnel evreninde, tüm isim ve biçimlerin altında varoluşun kalıcı varoluşu vardır. Herşey ölse ve kaybolsa bile, artık olmayan bu durumu destekleyen varoluş ölemez ya da kaybolamaz. Varoluş değişemeyeceğinden, varoluşun ölümü ya da doğumu olamaz. Varolui ebedidir. Dışsal bir nesnenin fiziksel biçimi değişime tabiidir, ve bu değişime doğum ve öşüm süreci denir. Tüm biçimler, durumlar, şartlar, modlar için doğum ve ölüm vardır ama varoluş için yoktur. Varoluş bizim doğum ve ölümü, değişim ve gelişimi, vb. bilmemize imkan verendir. Varoluşun kendisi yoksa, hiç bir şey olamaz. Herşey ya bir durumda ya da diğer bir durumdadır Herşey yok edildiği halde, oradaki varoluş yokedilemez. Varoluş herşeyin genel gerçekliği olduğu için, sonsuz olmalıdır. Varoluşun kendi içinde ve dışında sınırları, hudutları ya da bölümleri olamaz. Varoluş bölünemez ve kendi açıklaması vardır. Varoluş açıklanamaz çünkü özel özellikleri yoktur ve asla bir bilgi nesnesi haline gelmemiştir. O, hem özne hem de nesnenin gerçekliğidir. Beden, yaşamsal enerji, duyular, akıl, zihin vr hatta tüm bu nesnel tezahürlerin koşullarının kendisi bile gerçeklik olarak bu yüce Varoluş'a sahiptir. Bilenin bilinenin alemi, yani tüm yön ve durumlarıyla evrenin tamamı yok edilmez olan Varoluş'ta temellenmiştir. Evren bir durumdur, bir deneyim modudur, ve bu mod sadece ebedi ve sonsuz olan Varoluş'ta temellendiği sürece bir anlam ifade edecektir. Saf ve mükemmel olan Varolu Mutlak'tır, Upanişad'larda ilan edilen Brahman'dır.

   
GÜNLÜK PROGRAM
  • PROGRAM AKIŞI
  • ÜCRETLER
  • İNDİRİMLER
YOGA EĞİTMENLİĞİ
  • GENEL BİLGİLER
  • PROGRAM İÇERİĞİ
  • SIK SORULAN SORULAR
YOGA TERAPİ
  • GENEL BİLGİLER
  • HANGİ HASTALIKLAR
YOGA TATİLİ
  • GENEL BİLGİLER
    GİDERKEN ALINMASI GEREKENLER
MASAJ TERAPİLERİ
  • GENEL BİLGİLER
    ÜCRETLER
DÜKKAN
  • ÜRÜN KATALOGLARI
    FİYAT BİLGİLERİ
İLETİŞİM
 

Yoga Bharati San Francisco - Yoga Bharati Los Angeles - Yoga Bharati San Diego - Yoga Bharati Detroit -

Yoga Bharati Seattle - Yoga Bharati Atlanta - Yoga Bharati Calgary/Kanada

Vivekananda Yoga Üniversitesi Bangalore/Hindistan
 

 

İstanbul Yoga Merkezi

Caddebostan Mah. Bağdat Caddesi Kantarcı Rıza Sokak Köseoğlu Apartmanı No: 5 D: 3 Erenköy / İstanbul
Tel: 216. 368 8482 - 532. 357 3858

Copyright 2010

Logo tasarım: Rek ajans (T: 212. 325 37 02)