ANA SAYFA GÜNLÜK PROGRAM YOGA EĞİTMENLİĞİ YOGA TERAPİ YAYINEVİ YOGA TATİLLERİ DÜKKAN  İLETİŞİM

MUTLAK'IN FARKINA VARMAK

 

Swami Krishnananda
The Divine Life Society (İlahi Yaşam Topluluğu) Genel Sekreteri
Sivananda Aşram, Rişikeş, Hindistan

4. BÖLÜM
GERÇEKLİĞİN DOĞASI

Mutluluk ya da Saadet olarak Brahman

Mutlak Varlık en üstün mükemmelliktir. Mükemmellik Saadettir. Özben, Mutlak'ın Aşkı'nın, dışarıda bir nesne olmaksızın Aşkın meskenidir. Bu, nesnelleşmenin olmadığı Saadettir, çünkü Brahman-Saadeti bir özne ve nesnenin irtibatından türemez. Burada, Aşk ve Saadet Varoluşun kendisidir. Bu, Varlık olan Şuurun Saadeti'dir. Tüm çabanın en üstün amacı sınırlı yaşamın mevcut durumundan kurtuluş ve "Saadet olan Bhuma"ya ulaşmadır. "Sadece yüce Sonsuz Saadettir, küçük sonluda saadet yoktur. İkinci bir varlık olan başka bir şeyin görülmediği, duyulmadığı ve de bilinmediği yer, -- bu Sonsuzdur." (Chh.Up. VII. 23, 24). Mutlak Bilgi olan Mutlak Varoluş ayrıca Mutlak Saadettir. Deneyimlenen Saadet Şuuru şuursal varlığımızda hissettiğimiz büyüme ve genişleme ile orantı içindedir. Sat-Chit-Ananda üç katlı varoluşu ima etmez, bu Mutlak Özben-Kimliği'dir. Dünya gerçekmiş, zekiymiş ve saadet doluymuş gibi görünür, çünkü kendini, özünde Gerçek-Zeki-Saadet dolu olan bir alt yapı üzerine yansıtır. "Doğrusu, bu özdür. Sadece bu öze ulaşınca, kişi saadet dolu hale gelir. Yoksa, --varoluşta (uzayda) saadet yoksa, kim nefes alır ve kim yaşar ki? Gerçekten, bu öz saadetin kaynağıdır." (Taitt. Up. II. 7.) Bu Öz, tarafsız saadettir ve korkusuzluktur, ama "kişi bunda en ufak bir fark yaratırsa, onun için korku vardır."

"Bu (Brahman'ın) Varlık(-ı) yüce Saadettir." --Brih. Up. IV. 3.32.

Mundaka Upanişad Gerçeklik'i "Saadet Dolu Ölümsüz" olarak çağırır. Taittiriya Upanişad'a göre, bu "Özben'i Gerçeklik olan, yaşamın sevinci olan, aklın neşesi olan, huzurun tamlığı olan, ölümsüz" Gerçeklik'tir. Bilge Yajnavalkya'nın "Bu'ndan ayrı olan her şey zavallıdır.", "Bu Yok Olmaz olanı bilmeden giden (bu dünyadan ayrılan) çok mutsuzdur." diyerek tekrar ettiği bildiriler, Brahman'ın Saadetiyle karşılaştırıldığında, en üstün cennetin, yaratıcının meskeninin bile sadece karanlık ve keder dolu olduğunu, Brahman'ın Saadetinin mutlak üstünlüğünü ileri sürmektedir. Açlık vr susuzluğun, acı ve hayalin, yaşlılığın ve ölümün doğal fenomenlerini, tüm kötülük ve günahın ötesinde olan ve en Yüce Varlık olan O'nun aştığı söylenir. Brahman "saadet dolu" değil, "Saadet"tir, "şuurlu" değil, "Şuur"dur, "var" olmaz, "Varoluş"tur, O ne azalır ne çoğalır; Çokluk Okyanusudur, çekilmez ya da akmaz, varlıkla ağzına kadar doludur, hiç bir şeye izin vermez, hiç bir şeyden yorulmaz. Bu, kişinin bir şeyin şuurundan bilen ve bilinenin, zevk alan ve zevk alınanın aynı olduğu, kişinin tüm arzuların ötesine yükseldiği ve dışarıda hiç bir şey görmediği her şey olmanın şuuru haline yükselmesinde Özben'in gerçek doğasıdır. Özü Bilgi olan Varlık'la hızla kucaklaşmada Özben'in içsel ya da dışsal hiç bir şeyi bilmediği söylenir, çünkü bu tüm arzuları gideren ve sadece Özben'in arzu olduğu, tüm isteklerin ve acıların çözüldüğü Gerçek Olan'dır. Bu, çok küçük bir parçasıyla tüm evrenin ayakta tutulduğu Saadet ve Bilgeliğin zirvesidir. Brahman Mutluluğu'nun şuurunda olan hiç bir şeyden korkmaz." "Kişi görünmez olan, bedensiz olan, ifade edilemez olan, anlaşılmaz olan Bu'nda sukun bulduğunda, Korkusuzluğa ulaşır." Çünkü, bu Atman, Sessizlik ve Huzur'dur, "Shantoyamatma"dır.

Gerçeklik'in görünüşteki üçlü doğasının, Gerçek'te bir olduğu ileri sürülür. "Neşe olan Yaşam olanla aynı Valık'tır." (Chh.Up. IV. 10.5.) Var-olmama varoluşun yokluğunun varlığıdır. Varoluş, tüm pozitif ve negatif varlıkların temelidir. Varoluş, şuurlu varlık tarafından yargılanan değerdir. Varoluşun kendisi değer olmadığı halde, nesnel fazlarda, öyleymiş gibi "algılanır". Şuurun yokluğu varoluş dahil tüm değeri sıfırlar. Sıradan şuurun aletinin altında yatan Zeka'dan dolayı, algılama ve bilmenin diğer yolları mümkündür. Zeka ya da Şuur nesnel-değildir, ve nesnellik bir mod yoluyla bunun kendi-kendini sınırlamasıdır. Bu yüzden, Şuur sınırsız ya da sonsuz olmalıdır. "Sonsuz, Haz'dır." Tüm varlıklar "haz duymaktadır", çünkü hepsi "varolduklarını" "bilirler."

Gerçeklik Varlığı, fizik ötesi ile çelişmeden ve gelişimle etkilenmeden, Deneyime dayanır. Bu Tek Bütün'de, tüm görünümler eriyip kaynaşır, ve bunun içinde gözden kaybolur. Bu Gerçeklik- Deneyim'i birdir ve özelliği yoktur. Yalnız olan, düşüncenin üstünde olan, varlıkların her bir yönünün üstünde olan, ama bunların hepsini içeren, Mutlak olan tam gerçek ile birleşmediği sürece hiç bir şeyin tam olamadığı, kendisine sadık kalır. Bu Varlık sadece Bir olabilir, çünkü deneyim her zaman Bütün'dür ve çünkü tatminsizlik, sürekli olarak kendisiyle çelişen tüm dışsal ilişkilerden ve bağımsız çoğulluklardan bağımsız olma inancının etkisidir. Milyonlarca (farklı) yolla ulaşılsa bile, Mutlak aynı Sınırsız büyüklük olarak deneyimlenir. Mutlak fiilde bulunmaz, çünkü Mutlak'ın mükemmeliyetinde ayrım olacak olan ego-şuuru olmadan fiil mümkün değildir. Düşünce ve söz, mutlak bir durumda, eşit şekilde mantıksız kavramlardır. Mutlak'ın doğasını tespit edecek bir karşılaştırma, örnek, mantığn herhangi bir biçimi yoktur. Gerçek mantık-üstüdür. Bu, deneyimlenebilir, anlaşılamaz. Bu en positif Gerçek'tir, hiç bir şey Mutlak'tan daha gerçek olamaz. Bu'nun dışındaki herşey solda sıfırdır. Bu, mekansızdır ve zamansızdır, bölünemez ve çürüyemez. Bu, tüm varoluşun sanki içinde kaybolduğu bir şeymiş gibi görünür, ama Bu'nun içinde herşey gerçekliğin en katı biçiminde bulunur. Mutlak Yaşam olarak adlandırılırsa, bunun dışındaki herşey ölümden başka bir şey değildir. Bu, zekanın en üstünü olan --Tanrı'nın bile ötesindedir. Bu Tanrı değildir, en üstün sezgi olan Tanrı'nın özüdür. Bu, farkın ötesinde olan Genel Kişisel-Olmayan'dır. Bu, herşeyin onun vasıtasıyla hareket ettiği Yüce Hareketsizlik'tir. "Herşey, bu Ebedi Özben'in adına varolur." "Biz bunlara bu şekilde bakmasak, bunlar bizim için yok olur giderler." Bizlerin tüm bunları sevmemizin sebebi kendimiz olan Ebedi'yi sevmemizdir. Zihinsel sevginin her hareketinde, Ebedi'nin kendisi için, kendisi olan Ebedi'yi çağırmasıdır. Biz hiç bir şeyi o şey adına sevmeyiz, biz herşeyi Özben adına severiz. Bu Özben bizim bildiğimiz bir şey değildir. Bu, bizim anladığımız anlamda şuur bile değildir, çünkü sıradan anlamıyla şuur Gerçeklik'in biçim oluşturan elementler içine girmesine bağlı geçici bir fenomendir. Varolan herşey bölünmez Gerçeklik'tir. Yajnavalkya, "Doğrusu, bu Ölümsüzlük'tür." der.

Özben'in mutlak Saadet'in doğasından olduğu, doğası gereği kendi-kendini aydınlatan olan ebedi Şuur'un varlığının gerçekliği ile ispatlanır. Şuurda mükemmelsizlik olamaz. Bunun tüm isteklerdn arınmış olduğu nettir, çünkü bu mutlaktır ve herşeyi içerir. Acı istenilen bir şeyi elde edememenin ya da istenmeyen bir şeye sahip olmanın etkisidir. Bunların her ikisi de Mutlak Şuur durumunda olamazlar, çünkü Mutlak Şuur eşsizdir. Bu nedenle, acı Mutlak için mümkün değildir. Aynı şekilde, sıcak, soğuk, açlık, susuzluk, keder, yanılgı, cehalet, tutku, hastalık, yaşlanma ya da ölüm de Mutlak için olamaz, onda herhangi bir acı kavranamaz. Nesnel varoluşla olan ilişkinin yokluğu olan Asangata ve Kevalata karakterleri, Mutlak'ın tamamen acı ve kederden kurtulmuş olduğunu gösterir. Psikolojik, fiziksel ve cennetsel sorunlar içsel ya da dışsal farklılaşma isteği yüzünden Mutlak'ta bir yer bulamazlar. Acı nesnenin belli bir deneyimi durumu ya da belirlenmiş koşullar altındaki bireyin durumudur. Ancak, Mutlak ne bu durumların biri, ne de planlardan biri, ne de herhangi bir bireydir. Mutlak durum ya da çevreleri deneyimlemez. O'nun Deneyimi ilişkisel değildir. İlişkisel olmayan acı diye bir şey yoktur, çünkü acı nesnel bir deneyimdir ve bu yüzden ilişkiseldir. İrtibat, acının anasıdır. Mutlak'ın irtibatı olamaz, bu nedenle acısı yoktur.

Bunun da ötesinde, ortak deneyim, mutluluğun bir yaşam gerçeği olduğunu gösterir. Bu, yaşamın yüce değeridir. Yaşamın faaliyetlerinde, kalitesi ve sayısı ne olursa olsun, bu veya şu şekilde mutluluk elde etme çabasından başka bir amaç olamaz. Doğrusu, mutluluğun farkı yoktur ve deneyiminde sanki böyle bir far vamış gibi hissediliyorsa, bunun sebebi mutluluğun kendisinde varolan farklardan dolayı değil, mutluluğu elde etme amacında kullanılan araçlarda var olan fark ve derecelerdendir. Ateşin ışık ve ısısı, onu yakan araçlar arasındaki farklardan dolayıdır. Her zaman olmasa bile genel olarak, mutluluk bu dünyada aklın ya da duyuların haz veren belli nesne ve durumlarla olan irtibaının sonucu olarak deneyimlenir. Gerçekte, hiç bir nesne ya da durum kendi içinde haz veren olamaz. Eğer öyle olsaydı, aynı şey, tüm varlıklarda aynı tip aşkı uyandırırdı. Ama bu doğru değildir. Aynı şey, farklı varlıklarda nefret veya sevgi uyandırabilir. Bir kişi birinin arkadaşıdır, ve aynı zamanda bir diğerinin düşmanıdır. Solucanların, en keskin ve zehirli meyvelerde bile zevk aldıkları görülmüştür. Aynı nesne farklı durumlarda aynı kişi için bile farklı gözükebilir. Bir şeyin kendisinin haz verici olması görüşü doğru değildir. O halde, mutluluk nedi, mutluluk nerededir? Mutluluk genel olarak, bir öznenin bir nesne ile irtibatı yoluyla deneyimlenebiliyorsa, ve mutluluk öznenin doğası değilse, o halde mutluluk ya nesne ya da irtibat sürecidir. İrtibat süreci kendi-kendine varolmaz, tersine bilgi öznesinin kendisi yoluyla ifade edilen düşünce modudur. Bu nedenle, mutluluk sadece özneye ait olmalıdır. O halde, neden öznede varolan mutluluğu uyandırmak için bir irtibat gereklidir? İşin gerçeği, özne bir sevgi nesnesine baktığında ya da onu hayal ettiğinde, aslında gerçekten kavranan ya da algılanan nesneden yayılan istek ya da arzunun ifadesinden alınan biçimi hayal ediyor, bakıyor ve deyimliyor. Bu, öznenin parlayan ve nesneye çekici gelen arzusudur. Güzellik seyredendedir. Özne arzulanan bir nesneyle irtibata girdiğinde, sadece kendi arzusundan dolayı havalara uçar, kendini bu arzularla özdeşleştirir ve sonuç olarak bir süre için arzuların işlevi biterek, arzulanan nesneye sahip olma zannından duyulan tatminden dolayı nesne ile birleşirler. Özne içinde zaten şuur olduğundan, kendisiyle nesneyi bilme düşüncesinin nesnel sürecinin kimliğinin arzusunun yokluğunun geçici şuuru vardır. Düşünce öznel şuurda olduğunda, özne arzular dahil herşeyin dışarıda bırakıldığı, sadece kendisinin şuurundadır. Ama bu çok hızlı bir süreçtir, son derece kısa süren anlık bir deneyimdir, çünkü burada arzular yok edilmemiş, sadece saklanmıştır. Bir arzu nesnesinden zevki alındığında, arzulanan nesneye olan bağımlılık duygusunun acısı (bu nesne) elde edildiğinde yok olduğundan dolayı, bağımsızlığın bir şimşek gibi duygusu ya da dışsallardan özgürlük duygusu vardır. Kişi herhangi bir nesneye baktığında, kişi gerçekten o nesneye değil, o nesne hakkında sahip olduğu kavramı ya da zannı bakmaktadır. Bir kişiye göre bir nesne gerçekten bir nesne değil, bölünmez doğasında almış olduğu kavranabilir şuur olan bir tarzdır; ve bu tarz öznenin şuurundan ayrılmaz olduğundan, nesnenin biçimi, (öznenin) isteklerini doğru ilişkisel bir yerine getirici olduğunda bu, en çok sevilendir, Özben olarak sevilir, ya da biçimi tam tersi olduğunda nefret edilir. Bu nedenle, bazı nesneler bize çok kıymetliymiş gibi görünür. Bir aynada gördüğü aksine havlayan bir köpek gibi, kişi de fikir sahibi olduğu bir fikir ile ilgili bir şeye karşı belli bir davranış geliştirir. Kişi kendi dilekleri ya da zanları dışında bir şey düşünemez. Bir şey için hiç bir arzu yoksa, bu şeyden türeyen hiç bir mutluluk da olmayacaktır. Arzular geri çekildiğinde, nesneler oldukları gibi görünürler. Kişinin tek bir arzusu olduğunda bile, bu kişi için, bunun içinde gerçekten nasıl bir nesne olduğunu bilmesi mümkün değildir. Bir arzusu olan akıl, renkli bir cam gibidir, biz nesneye bu camdan baktığımızda sadece bu rengi görürüz, başka bir şeyi değil. Bu nedenle, tarafımızdan deneyimlenen mutluluk da, geçici olsa bile, arzunun kesilmesinin deneyimidir. Ama, böylece nesnelerin zevk getirdiğine dair aptalca inanç tekrar güçlendikçe ve her bir irtibat bu tip irtibatlar için gösterilecek çabayı daha fazla tekrarlama arzusu yaratırken, nesnelerle irtibat sadece acıyı arttırır. Mutluluk, arzusun Özben'in doğasıdır ve her bir arzu daha fazla değilse bile, eşit yoğunluk derecesinde acıyı arttırır. Üstelik, Özben'e olan sevgi tüm diğer sevgilerin temelidir. Biri diğerini sever, çünkü kişi en çok Özben'i sever. Tüm sevgilerin nihai amacı kişinin kendi Özben'inin tatmininde kalmaktır. Algılama ve irtibat, dışsal nesneleri kaplayan öznel arzunun örtüsünü kaldıran aracıdır. Bu nedenle, kavramsal ve algısal irtibatların ardındaki güdü her ne kadar nesneden bir şey elde etmek için değilse de, akıldaki örtüyü kaldırma aracı olduğundan, bireysel öznenin bundan etkilenmeye çalıştığı tamamen bencil bir süreçtir. Kavram ya da algılama, bir bakıma, bir arzuyu tüketme çabasıdır, ama bundaki parlayan hatadan ötürü, bir başka arzuya sebebiyet verebilir. İrtibat, bu nedenle, mutluluk sağlama yöntemi değil, arzulama acısından kurtulma aracıdır ve böylece Özben deneyiminin kendisini endirekt olarak yapar. Ama irtibattan doğan bu geçici mutluluk deneyimi bile, gerçek Özben-Saadeti’nin bir nebzesi ile bile karıştırılmamalıdır, çünkü irtibatta arzular yok edilmemiştir ve bu irtibat yoluyla deneyimlenmiş mutluluk sadece maddesel Satva değeri yoluyla Özben-Saadeti’nin yansımasıdır. İrtibat sadece, mutluluğu yansıtan  Sattva-Guna’nın uyarıcı unsurudur. Duyu-irtibatları yanılgı içindeki algılamadan doğan arzuyu doyurmanın üstünkörü yöntemidir, ve bu asla deneyimleyene peşinde koştuğu gerçek saadeti getirmez.

Kimse bir şeyi kendi hatırı için, hiç bir şey için sevmez.  Evrende, tüm zamanlarda geçerli olan gerçek nesnel bir değer vardır. Tüm değerler Özben’den ortaya çıkar, ve Özben’le yaşar. Sadece Özben nihaidir ve her şeyde sonsuz bir değeri vardır. Dikkatli analiz, tüm irtibatların sadece Özben-tatmininde bir anlamları olduğunu ortaya çıkarır. Bireysel anlamda, Özben-tatmini sadece görünüşteki zevktir ve düşünce modlarının işlevlerinden ortaya çıkan bir yanılgıdır. Duyuların yolları üzerinde meydana getirilmiş zihinsel tatmin bile,akıl ve duyular yoluyla amaçlanmış son değildir. Kimse kalıcı olarak nesnel ve süreç yoluyla tatmin olmuş kalamaz. Kişinin benliği ebedi tatmin için açlık duyar ama karanlıkta bulduğu bir kap zehir bulur ve nesnelerin gerçek doğasını gösteren doğru görüşten yoksun olduğunda, sonra bunu içer. Kimse şuurlu olarak aç olduğunda bile zehir içmez. Özben’in niyeti, aldatıcı seraplarla tatmin olmak değildir, ama bilgi eksikliğinden dolayı acı çeker. Özben, yaşamın boş ümitler uyandıran görünüşleri ile yanlış yönlendirilir. Aslında, benlik sadece, kendisiyle bir olduğunu fark etmeyi isteyen, en yüksek Gerekli Varoluş’u sever ama bunu duyuların feryat figanı, aklın kaprisleri ve dünyadaki nesnelerin gürültü ve renkleri arasında keşfedemez. Özben’e olan sevgi eşsizdir. Hatta teşebbüs edilen intihar bile Özben’e karşı gösterilen yüce sevgiyi ispatlar, çünkü -Özben’e olan nefretten dolayı değil-, yaşamdaki bazı durumlara karşı olan bezginlikten dolayı, bu tip bir fiilde bulunulur. İntihar , belli bir fenomene olan bağımlılık, doyurulmamış bir amaç, ya da ulaşılamamış göreli bir sonuç gibi, nesnel irtibatın bir işkence veren türünün bir etkisidir. Kişinin kendi yaşamından iğrenmesi bile sadece yaşamın belli bir durumu ile ilgili bir tatminsizliktir, yaşamdaki tatsız bir deyimdir, yoksa yaşamın kendisiyle ilgili değildir. Kimse, yürekten varoluşunun mutlak olarak yok olmasını hissetmez. Herkes daimi saadetin ebedi yaşamının tadını çıkarmayı diler. Acı veren bir yaşamdan iğrenilir ve haz verene ise imrenilir. Özben’le bir olduğu deneyimlenecek olan ölümsüz saadete olan sevgi şartsızdır. Bir eşi yoktur. Hiç bir nesne olmadığında bile, Özben-sevgisinde bir azalma olmaz. Derin uykuda, nesneler deneyimlenmediğinde, Özben’in mutluluğu aynı kalır. Kişi derin uyku mutluluğu için, en değerli nesneyi bile reddeder. Engin bir krallık bile, uyku meydana geldikten sonra hiç bir şeydir. İrtibatın olmadığı derin uykudaki mutluluk, duyu-irtibatıyla türeyen zevkten daha büyüktür. Kişinin kendisini herşeyden doygun hissettiği ve sahipliklerin en değerlisinden bile bıkkınlık duyduğu durumlar vardır. Bu durumlarda deneyimlenen özgürlük ve neşe, nesnelere karşı sevgi ve bağımlılık duyulduğu sürece hissedilen tatmin görüntüsünden daha büyüktür. Tüm bunlar, nihayetinde, mutluluğun merkezinde Mutlak Özben olduğu fikrini ileri sürer. Kişinin sıradan yaşamda elde ettiği neşe, sadece Özben-Saadetinin akıl yoluyla çarpıtılmış yansımasıdır ve bu nedenle sürekli değildir ve asla tatmin edici değildir. Şüphesiz, derin uykudaki mutluluk orada zekaya izin veren akıl hastalığından dolayı yansımaz, tersine bunun nedeni, değeri gerçeklememiş, derin uykudaki şuurun noksanlığıdır. Akıl kendi tezahür etmemiş durumunda, derin uykuda var olur ve şuur tarafından aydınlatılan saadet gösterisini engeller. Düşünme sürecindeki –gelişmiş ve gelişmemiş aşaalardaki- şeylerin imhası, Ebedi Saadetin farkındalığı için gereklidir. Bu Saadet, Özben’in kendisinde deneyimlenir, başka bir yerde değil. Saadet bir özellik değildir, Özben’in en özüdür. Özben, Brahman’dır, ve Özben-Saadeti, Brahman-Saadetidir.

   
GÜNLÜK PROGRAM
  • PROGRAM AKIŞI
  • ÜCRETLER
  • İNDİRİMLER
YOGA EĞİTMENLİĞİ
  • GENEL BİLGİLER
  • PROGRAM İÇERİĞİ
  • SIK SORULAN SORULAR
YOGA TERAPİ
  • GENEL BİLGİLER
  • HANGİ HASTALIKLAR
YOGA TATİLİ
  • GENEL BİLGİLER
    GİDERKEN ALINMASI GEREKENLER
MASAJ TERAPİLERİ
  • GENEL BİLGİLER
    ÜCRETLER
DÜKKAN
  • ÜRÜN KATALOGLARI
    FİYAT BİLGİLERİ
İLETİŞİM
 

Yoga Bharati San Francisco - Yoga Bharati Los Angeles - Yoga Bharati San Diego - Yoga Bharati Detroit -

Yoga Bharati Seattle - Yoga Bharati Atlanta - Yoga Bharati Calgary/Kanada

Vivekananda Yoga Üniversitesi Bangalore/Hindistan
 

 

İstanbul Yoga Merkezi

Caddebostan Mah. Bağdat Caddesi Kantarcı Rıza Sokak Köseoğlu Apartmanı No: 5 D: 3 Erenköy / İstanbul
Tel: 216. 368 8482 - 532. 357 3858

Copyright 2010

Logo tasarım: Rek ajans (T: 212. 325 37 02)