ANA SAYFA GÜNLÜK PROGRAM YOGA EĞİTMENLİĞİ YOGA TERAPİ YAYINEVİ YOGA TATİLLERİ DÜKKAN  İLETİŞİM

MUTLAK'IN FARKINA VARMAK

 

Swami Krishnananda
The Divine Life Society (İlahi Yaşam Topluluğu) Genel Sekreteri
Sivananda Aşram, Rişikeş, Hindistan

4. BÖLÜM
GERÇEKLİĞİN DOĞASI

Tanrı ya da İşvara olarak Brahman

Sınırsız Brahman, yaşamdaki inkar edilemez gerçekler olan uzay, zaman ve nedensellik süreçlerine yakalanmış zihnin sınırlılığı ile bağlanmış birey için bir şüphe konusudur. Dünyaya hapsolmuş insan için, Özsel Gerçeklik bilgi alanının dışında gibi görünecektir. Bu kişi için en yüksek şey, kendi düşüncesinin en yüksek halidir. İnsan aklının Gerçeklik’i, Gerçeklik’in durduğu noktadan anlayabileceği söylenemez. Biz Gerçek yoluyla görüp, “böylece bu Gerçek’tir.” Diyemeyiz, çünkü Gerçek olarak Gerçek sadece kendisiyle-özdeş, nesnesiz deneyim ile bilinir. Mutlak Hakikat ifade edilemez, ya da hatta düşünülemez; yoksa bu şekilde Hakikat’liğini kaybeder ve hakiki-olmayan hale gelir. Bizim Mutlak’ımız, kavramsal Mutlak’tır, ve en üstün kavram da, “Tanrı” ya da “İşvara”, belirleyici Gerçek, dindar meditasyonun nesnesi ve adanmanın en üstün biçiminin nesnesi, Para-Bhakti’dir, çünkü Brahman saf sınırsız bilginin ebedi öznesidir. Göreceli zihin, dünyanın bağımsızlığı ve buradaki bireyin deneyimleri zannından doğmuş zorluklara bir çözüm bulmaya çabalar. Nedensel argüman, nedensellik fikrini bırakmadan, dünyayı açıklayacak kavramsal gerçekliğe bir destek bulmaya yönlendirir. Nedensel zincirlerle içinden çıkılmayacak şekilde bağlanmış zihin, nedenselliğin ve bunun sonuçlarının ötesinde olan Gerçeklik’i anlayamaz. Saf Bölünmez Varlık, fenomenel kategoriler yoluyla işleyen anlayışın nesnesi olamaz. İnsanlardaki genel eğilim, adalet dağıtan ve insanların düşüncelerinin ve fiillerinin meyvelerini paylaştıran bir Yüce Hükümdar’ın gerekliliğini hissetmektir. Duygu, ifadelerine yanıt veren ve onu kederden kurtaran, merhametli ve sevgi dolu bir Tanrı arzular. Dinsel akıl, dünyanın sadece bir mantıksal hata olarak vazgeçilemez bir Tanrı’yı istemesini protesto eder. Bu, mantık kanunlarını çok az önemser ve insanın duygularıyla ilgili kanunlarına da aynı şekilde bağlıdır. Bunda, sadece kendini bilen bilgi-başka hiç bir şey değil- bireyin büyük ilgisini tatmin eder. İçteki yapılanma evrene genişletilmiştir ve sonuç; “çokluk ve birlik, ölüm ve ölümsüzlüğün ikisi de Gerçeklik’in gölgeleriyse ve birbirini tamamlayan kavramsal yönlerse, böyle bir Gerçeklik deneyim evrenindeki birey için her zaman idare edilemez ve bilinemez olarak kalacaktır”ın doğal duygusudur. Gerçek’in tam bir resmini alabilmek, sınırlı zihnin ötesine teşebbüs etmek, kısmi bir resmini alabilmek de Gerçek’i bilmedeki yenilgiyi kabul etmektir. Sınırlı insan aklı, bu şekilde yaşam ve ötesi ile ilgili en derin problemleri çözer.

Göreceli birey en yüksek Gerçek’le ilgili olsa ve kavramlar ne kadar büyük ve büyüteç altına alınmış olsa bile, sadece göreceli gerçekleri okuyabilir. Birey için Tanrı büyütülmüş bir İnsan’dır, tüm bilgi ve tüm güce sahip Kozmik Kişi’dir. O, evrenin Yaratıcısıdır, Koruyucusudur ve Yokedicisidir ve tüm dünya ve ötealeme hükmeden, daha üstün olunamayan görkem, güneşi, ayı ve yıldızları yapan, sınırsız uzayın çok ötesine genişleyendir. O, en üstün mükemmeliyettir ve sınırlı bireyin tam tersine kadirdir. Tanrı, her anlamda sınırsızdır. O, Yüce Puruşa’dır, tüm yaradılışın Babasıdır. O kimseyi dışında bırakmaz, herşey Onun süper-insan bedeni içindedir. O, Virat’tır, evrensel Kral’dır, tüm varlıkların bir ipe geçirilen bomcuklar gibi bağlandığı mutlak birleşik biçimdir; O Hiranyagarbha’dır, herşeyde bulunan içsel hayat veren yaşam-ilkesidir; O İşvara’dır, tüm tezahürü ayakta tutan evrensel şuurdur. O’nun dışında hiçbir şey yoktur. Kendi Büyüklüğü’nde zafer kazanır ve sevinir. O, her yerde, ya da her zaman en iyi olan herşeyin okyanusudur. O, anında önceden farz edilebilecek ve olabilecek her şeydir. O, Antaryamin’dir, İçsel Kontrol Edicidir; Avyakrita’dır, duyu-algılamalarının ötesindeki Tezahür Etmemiş Olandır; tüm benlikleri birbirine bağlayan İp-Ruh ya da Sutratma’dır; Mahaprana, Kozmik Hayat Enerjisidir. Tüm adanma ve tapınmaların yüce nesnesi olarak doludur.

Işvara Gerçeklik’in tezahür etmiş Biçimidir. O, Saguna-Brahman’dır, tüm yücelmeye değer özellikler bahşedilmiş Mutlak’tır. Bu değerleri olan Gerçeklik, hepimize açık olan en yüksek olsa bile, kendi içinde en yüksek değildir. Ama, kendi içinde Gerçek’in; düşünce, yaşam ve fiil süreçlerimizde pratik bir faydası olmadığı sürece, yaşam söz konusu olduğu sürece, en yüksek Gerçeklik’in değerleri olması ya da olmaması önemsizdir. Rasyonel zihinlerin sınırları içinde yaşadığımız sürece, kendi içindeki En Yüksek yaşamın bir parçası olarak düşünülemeyecektir, ve biz de kendi açımıza göre en yüksek ile tatmin olmaya bağlı kalacağızdır.

Kozmik Kişi, Brahman sezgisi açısından bağımsız bir varoluş olmamasına rağmen, evrenden ve içindeki bireysel içerikten çok daha gerçektir. Brahman’ın altında olmasına rağmen, Tanrı dünyanın üstündedir ve dünyayı mükemmel bir usta olarak kontrol eder. Kişiliğimiz gerçek olduğu sürece, Tanrı da gerçektir ve kişisel Tanrı gerçek olmayan olarak reddedilmelidir, bizlerin birey olarak yaşama hakları yoktur. Kişisel İşvara, kişilik dışı Brahman’a karşı çıkmaz, tersine onu anlayacağımız şekilde Brahman’dır. Ama bizler birey olarak göreceliyiz ve göreceli bakışımız daha yüksek deneyimde aşılmaya bağlıdır. Ayrım yeteneğimizin keskinliği, daha zayıf insan tarafımızı hoşnut etse de etmese de, ruhsal dünyeviliğin bir uç noktasını benimsemeye zorlanır. En katı Gerçek’i kucaklama yetisizliğimiz, deneysel dünyaya göre göreceli bir Tanrı’yı arzulamaya zorlar. Ancak mantıklı algılama, kozmik nesnel Tanrı’nın kalıcı gerçekliğini kabul etme lütfunu göstermez, çünkü nesnel varoluşun biçimi, öznel şuur sürecinden bağımsız değildir. Tüm görünüşler zeki değilse, Gerçek’in sadece bir görünüşü olabilen İşvara eşit olarak zeki değildir. Kendini Tanrı ve dünya olarak değiştiren Brahman değildir, Brahman’ı bu şekilde alan bilen öznedir. Düşünce olmadığında, birey feshedilir, ve birlikte İşvara ve dünya Saf Varlık içine gömülür. Dünya kategorileri içinde düşünmekten vazgeçmeyi istemeyenler için ne kadar hoşnutsuzluk verici bir şey olsa da, kişisel Tanrının nihai Gerçeklik olduğunda (bu fikirde) memnun olarak kalmak mümkün değildir. Varoluş içinde kendini tamamlama için ateşli tutkuya sahip hevesli-filozofun, gerçekliğinfarklı derecelerinin kanalları boyunca kolay kolay geçmeyen ilerleme içindeki kişisel-aşkınlığın yavaş sürecinde kasvetli sabrı yoktur. En üstün bilimsel akıl her zaman Bütün’e tutunmaya çalışır, en büyük parçaya bile tutunmaya çalışmaz, çünkü buna göre, varoluştaki parçalılık mantıksızdır ve cahil bir kavramdır. Gerçek, kendi Özben’ine bağlı olarak, herşeyi bilen ve herşeye gücü yeten fikirlerini bile aşar, çünkü bunlar Mutlak zerinde sınırlama yapan ilişkileri içerir. Ve, yine de, bizler Veda’larda ve Upanişad’larda Kişisel Puruşa’yı üstü kapalı söyleyen bölümler buluyoruz. Burada, evrenin Kaynağı, Varlığı ve Sonu olan Puruşottama, kadim görenlerin, yaratılışın bütünselliğindeki Şuur’un yüce aşamalarında sahip olup telafuz ettikleri Gerçeklik’in ve çokluk içindeki Bir’liğin muhteşem vizyonunun farklı kavramlarına karşı verdikleri, tarafsız tavır fikri verir.

Kozmik Puruşa’nın ilk görselliği Puruşa-Sukta olarak adlandırılan Rigveda’nın ünlü dizesinde ifade edilir.

“Puruşa’nın bin-başı vadı, bin-gözlü ve bin-bacaklıydı. O, dünyayı tüm yönlerden sararak, kendisini on parmak uzunluğunda ötesine esnetmişti. Tüm bunlar sadece Puruşa, olmuş olan herşey ve olacak herşey... O’nun dörtte biri tüm varlıklardır, (ama) O’nun dörtte üçü (en yüksek) cennette ölümsüzdür.” –Rigveda X.90.

Burada, “bin” kelimesi “sayısız” ya da “sonsuz” olarak alınmalıdır yoksa sabit bir sayıyı ifade etmez. Tarif yüce Puruşa’nın herşeyi kapsayan doğası hakkında bir fikir vermek amacındadır. O, tamamen evren biçiminde kendisini tezahür ettirmez, sadece O’nun küçük bir yönü izafi olarak ifade edilir, --O’nun daha büyük bir yönü tezahür etmemiş olarak varolur ve parlayan Değişmez olarak kalır. Bu, Tanrı’nın yönlere ya da parçalara bölünebileceği anlamına gelmez, sadece mecazi olarak Tanrı’nın tezahür etmiş olan herşeyin Özben’i olsa da, hiç bir şekilde sınırlı olmadığını, tersine tezahürün üstünde olduğu anlamına gelir.  Tanrı hem içkin hem de aşkındır, çünkü O evrenin her bir noktasında mevcuttur ve yine de onu kavranamaz bir genişlikte aşar. Gerçek ne panteizm (tümtanrıcılık) ne de Tanrı’yı dünyada tamamen tükenmiş olarak ya da tamamen dünyanın ötesinde varolan olarak düşünen bir deizm’dir. Evren, herşeyin bir parçası olduğu ve herşeyin içsel ve dışsal gerçekliği olan Tanrı’nın tek varlığı ile bir araya getirilmiş organik bir birliktir. Mutlakçılık en yüksek noktadır, Mutlak Ruh’un ya da Mutlak Tanrı’nın tek Gerçeklik olduğu gerçek felsefenin zirvesidir.  

 

   
GÜNLÜK PROGRAM
  • PROGRAM AKIŞI
  • ÜCRETLER
  • İNDİRİMLER
YOGA EĞİTMENLİĞİ
  • GENEL BİLGİLER
  • PROGRAM İÇERİĞİ
  • SIK SORULAN SORULAR
YOGA TERAPİ
  • GENEL BİLGİLER
  • HANGİ HASTALIKLAR
YOGA TATİLİ
  • GENEL BİLGİLER
    GİDERKEN ALINMASI GEREKENLER
MASAJ TERAPİLERİ
  • GENEL BİLGİLER
    ÜCRETLER
DÜKKAN
  • ÜRÜN KATALOGLARI
    FİYAT BİLGİLERİ
İLETİŞİM
 

Yoga Bharati San Francisco - Yoga Bharati Los Angeles - Yoga Bharati San Diego - Yoga Bharati Detroit -

Yoga Bharati Seattle - Yoga Bharati Atlanta - Yoga Bharati Calgary/Kanada

Vivekananda Yoga Üniversitesi Bangalore/Hindistan
 

 

İstanbul Yoga Merkezi

Caddebostan Mah. Bağdat Caddesi Kantarcı Rıza Sokak Köseoğlu Apartmanı No: 5 D: 3 Erenköy / İstanbul
Tel: 216. 368 8482 - 532. 357 3858

Copyright 2010

Logo tasarım: Rek ajans (T: 212. 325 37 02)