Swami
Krishnananda
The Divine Life Society (İlahi Yaşam Topluluğu) Genel Sekreteri
Sivananda Aşram, Rişikeş, Hindistan
4. BÖLÜM
GERÇEKLİĞİN DOĞASI
Brahman’ın
Gücü
Brahman Ishvara olarak gözükürse, bu görünüş fiilinin sebebi
görünme Gücü’dür. Bu nedenle, bizler Mutlak’taki “Güç” hakkında bir şey
söylerken tereddüt etmeliyiz, çünkü bununla birlikte Brahman’ın Bölünmez,
İkilikçi-Olmayan doğasına dair cüretli sonuçların unutkanlığına ihanet etmiş
oluruz. Brahman’nı Ishvara olarak ve sonuç olarak dünyanın görülebildiği
düşünülürse, biz şu soruya cevap vermeliyiz: Bir olan nasıl iki ve daha
fazla hale geldi? Biz Brahman’ın Ishvara’yı ve dünyayı kendisi dışında bir
maddeden yarattığını söyleyemeyiz, çünkü Brahman’ın eşi yoktur. O halde,
O’nun bunları kendi içinden çıkardığını, bu durumda onun değişmez, ebedi
doğasının bozulduğunu ve fenomenel bir varlık haline geldiğini almalıyız.
Bundan da öte, Brahman’da yaradılış için gerekli olan uzay, zaman ve
nedensellik olamaz. Bundan dolayı, yaradılış kendisi ile çelişir bir hale
gelir. Brahman’ın Brahmanlığı, yani özsel mükemmelliği biz onu Yaratıcı,
Koruyucu ve Yok edici olarak aldığımız anda yok olur. Ayrıca, eğer gerçek
yaradılış varsa, Upanişad’lar nesnelliğin yok oluşu karşısında Mutlak’ın
farkındalığını konumlandırır? Gerçek bir şey asla varlığını reddetmez.
Sadece hatalı zan bilgi ile ortadan kaldırılabilir. Yaratıcı fiil, Mutlak’ın
Fikir ya da Düşünce’si olarak bile adlandırılamaz, çünkü bunun içinde
düşünce ve gerçeklik birdir. Yaradılış Mutlak’tan farklıysa, bu var olamaz.
Yaradılış Mutlak’la özdeşse, sadece Mutlak vardır, ve hiç bir şey
üretilmemiştir. Bu nedenle, en yüksek bakış açısında, yaradılış yanlış
olmalıdır. Yaradılış sadece bir efsanedir. Gerçek olmadığı halde, Mutlak
Şuuru örter ve öznel bir şuuru yansıtır gibi görünen bu gizemli hokkabazlığa
Brahman’ın Gücü denir, ve bunun görünüşü Upanişad’larda bahsedilendir.
Indra’nın hokkabazlık güçleriyle bir çok biçimde göründüğü söylenir. (Brih.
Up., II. 5.19). Svetasvatara Upanişad Yüce Varlık’ın hokkabaz ve yaradılış
evreninin de onun hokus-pokusu olduğunu söyler. (IV.10).
Bu Güç sadece, Özben-Deneyiminin örtüsünün kalkmasına engel olan
ve Şuuru kendi tüm görünüşle kendine yanılgı içinde bırakıp kendisinden
çekip ayıran nesnelleştirici güçtür. Ama bu Güç ısı ve ateş nasıl birse,
aynı şekilde Brahman ile özdeştir; o halde, Brahman nasıl kendini aldatır,
ve Bölünmez Varlık’ın Gücünün varlığı nereden geliyor? Ve, daha da ötesi,
Şuurun Sonsuz Kütle’sindeki nesnel güç nasıl oluyor? Bu, bir şekilde
açıklanması gereken ama bir şekilde açıklanamayan açıklanamayan sihirdir,
ebedi olarak yanılgı içinde olamyanı bir şekilde yanılgı içine sokar.
Felsefe amacını doğruluyorsa, açıklanamamazlık bir özür değildir.
Ebediyetten ebediyete bölünmez yaradılışın anlamını çıkarabilen, bu yüzden
de yaradılış olmadığını söyleyen bir spekülasyon olmamıştır. Bizler niye ve
niçin böyle bir cehalete yakalandığımızı söyleyemeyiz. Bu sır
süper-mantıklıdır. En büyük zekamız nihai olarak hiç bir şeyi
anlamadığımızdır. Anirvachaniyatva ya da anlaşılmazlık bizim son çaremizdir;
ve bu da herşeyden öte, sayısız yıllarca süren düşünmeden sonra başarılmıl
gururlu felsefi mantığın bir sonucudur. Ama, bazı diğer cüretli dehalar
göreceli deneyimin tüm gerçeğini acımadan, çelişkilerine önem vermeden ve
sadece bireyin aleminde geçerli olan gerçekliklere dikkatle bakarak bertaraf
etme cesaretine sahiptiler ve azimle Bir Brahman, Mutlak dışında hiç bir şey
olmadığı bilgeliğini ileri sürdüler. Tarafsızca yargılayınca, sadece onlar
tüm insanlık tarihinde kahramandırlar. Hiç bir şey onların aldığından daha
iyi bir yol olamaz. Upanişad ilan eder:
"Sarvam Khalu Idam Brahma"; “Tüm bunlar doğrusu Brahman’dır.”
–Chh.Up., III.,14,1.
Nihai olarak yanılsama, gerçek dışı, Maya, hata ya da nesnel
kavram ya da bilinebilen bir ilke olamaz, sadece Şuur-Mutlak vardır. Şuur
dışında hiç bir şey olamaz. Gerçek budur. Gerçeklik’teki dereceler bile
kendi içinde nesnellik ve ikilikçilik anlamına gelir, bu fenomenel görünüşte
azalacaklardır. Kendisinde olduğu gibi, Gerçeklik sadecfe tüm bölücü
elementlerden, sözü edilen dereceler de dahil olmak üzere özgürleşmiş
Mutlak’tır. Mutlak her zaman Kendisi’dir, asla bir nesne değildir, özne
değildir ve ebedi olarak bölünmezdir.
|