ANA SAYFA GÜNLÜK PROGRAM YOGA EĞİTMENLİĞİ YOGA TERAPİ YAYINEVİ YOGA TATİLLERİ DÜKKAN  İLETİŞİM

MUTLAK'IN FARKINA VARMAK

 

Swami Krishnananda
The Divine Life Society (İlahi Yaşam Topluluğu) Genel Sekreteri
Sivananda Aşram, Rişikeş, Hindistan

 

5. BÖLÜM

GERÇEK'İN FARKINDALIĞININ SÜRECİ

Brahmakara-Vritti

Brahmakara-Vritti, Mutlak’ın Sonsuz Doğası içine aklın en yüksek genişlemesidir. Burada, akıl çokluk ve ikilkçilik algılamasını terk eder ve Sonsuz’un algılaması üzerine odaklanır. Bu, tüm gelişimlerin durdurulduğu, Şuur’un sınırsız genişlemesi dışında hiç bir şeyin var olmadığı, aklın en yüce durumudur. Bu sadece Sonsuzluk durumunun bir hissi değildir, düşünen öznenin Sonsuz’a doğru genişlediği olumlu anlıktır. Bireyselliğin tamamen kaybolur ve Öz’ün kavranışı kalır. Bu, Mutlak’ın sürekli doğrulanması ile kazanılan ruhsal gözdür, sezgisel vizyondur. Bu, nesnesi kendi sonsuz biçimi olan, başka hiç bir şeyler desteklenmeyen, dışsal hiç bir şeyi olmayan, sadece kendi potansiyel ve mevcut içerik gücü üzerinde duran son Vritti ya da psikozdur. Bu deneyim bile Brahmakara-Vritti’nin bile Hedef’i olan Mutlak-Deneyim ile aşılmalıdır. Burada Vritti kendini kendi deneyimi yoluyla içeriğini tüketerek yok eder, ve Mutlak ile Kimlik içinde varolur.

Brahmasamstho-Amritatvameti: “Kim Mutlak içinde bulunursa, Ölümsüzlüğe erişir.” –Chh. Up. II.23.1.

Yürekten Meditasyon Faktörü

Deneysel mantıksallık kendi bağımsızlığı hakkında çok fazla düşünemez. Analitik zihin her zaman doğru deneyim ile yönlendirilmez ve yönlendirilmediğinde, sıklıkla kendini-kandırma ve yanılgının kenarına doğru dev bir düşüşe yönlendirir. Sadece dikkatle korunmuş bir zihin, daha yüksek şuur yolunda doğru bir şekilde ilerlemeye yardımcı olacak doğru ayrım fenerini tutabilir. İnanç direkt olarak Şrutilerde açıklanan gerçeğe tutunurken, teorik mantık her zaman zihin tarafından istenen bilimsel açıklama olan daha düşük fenomen olmadan bunu yapamaz. Zihin yanılgı ve fantezisine ne olduğunu bile bilmek ister. Resmiyetçi zihin, büyüklerinin sözünü dinlemeyen yaramaz bir çocuk gibidir. Her zaman kendine-bağımlı olmayı diler. Ama bu özerk tavır her zaman başarılı değildir, özellikle de duygusal ve deney-üstü bölgelerle ilgili konularla ilgili olduğunda. Şrutilerin sezgisel ortaya çıkarışlarının kabul edilmiş geleneğine karşı gelen Mantık, mantık nasıl gözükürse gözüksün reddedilmelidir. Mantık Vedik ve Upanişadlardaki açıklamalar üzerine inancımızı güçlendirmek için vardır. Eğer felsefi araştırma bunlardan farklı bir sonuca gelirse, yanlış gölgelerle ayartılmış olduğu düşünülebilir. Hatta–elbette nedensellik ve kategorilerden bağımsız olan seyrek yüksek saf mantık dışında—kişinin dünyayı sıradan olarak tanıdığı mantıksallık olarak adlandırılanda da, doğrusu inanç ve adanma elementi ve kişinin kendi iknaları arkasına saklanmış ve kandırmacalarına teslim edilmiş, kişide deneyime neden olan ilişkilerle meydana getirilen vardır. Bu saf bağımsız mantık değildir, nedensel zincir ve kategorilerinden ayrılmaz olan ve bireyin yaşam zeminini oluşturan düşük mantıksal aklı bile kontrol eden sezgisel deneyimdir. Mantıksallık, mantıkla izah edilemeyen deneyimlerden kaynaklanır. Duyusal algılama, sebep-neden-ilişkisini tartışan göreceli akıl ve mantığın temellerini oluşturur. Bu algılamanın kendisinin geçerliliği akıl ile saptanamaz. Gerçekte, duyu-deneyimlerimiz bizi her an aldatır ve biz bir serabın peşinden koşmanın gururu içindeyizdir. Dünkü mantık-dışı gerçeklerimizve inançlarımız bugünkülerle çelişir, ve bugününküler yarınınkilerle çelişecektir, o halde, zihinsel olarak araştırarak bildiğimiz ve sezgisel olarak inandıklarımızın karışmış aklımızın hatası olmadığını kesin olarak nereden biliyoruz? Deneyimsel kategorilerin samimiyet ve gerçekçi hararetin büyük yoğunluğu ile zihinsel elemenin kendisi; zihin ve güdünün bizi sevmeye, daha yüksek ve gerçek ebedi deneyimde reddedilen ve buna tamamen zıt olana derin bir ilgiye yönelterek aldattığını ispat eder. İnanç daha yüce ışığı direkt olarak göremeyen bireyi teselli eder görünen sezgisel kavrayış, Şruti, ile tespit edilmiş İdeal’dir. Onun (O kişinin) üzerine Yüce Varlık’ın Lütfu inecektir:

“Kişilikten arınan kimse O’nu seyredecek ve acıdan arınacaktır, --Özben’in görkemini (seyreden) Yaratıcı’nın lütfu ile” – Katha Up. II.20.

Sağduyulu varlıkların içsel doğası dışsal varlığı sevmektir. Bir birey, kendi olmayan  bir şeyi ya da bir durumu sevmeden yaşayamaz. Dışsal varlıklar için aşk, kişinin varlığındaki boşluğu dolduran herşeyle bir hale gelmenin ve böylece Gerçek-Deneyimine ulaşmanın gayri ihtiyari içsel arzusudur. Ama bu boş bir çabadır, çünkü Tek Gerçek hiç bir nesnel irtibat ile deneyimlenemez. Kişi nesnel eğilimleri ile cezalandırılır. “Yaratıcı, duyuları dışsal faaliyet ile kötülüğe uğrattı.” (Katha Up. IV. 1.) ve bu kozmik dürtü kendilerine rağmen, tüm bireylerde hissedilir. Sadece akıl tüm algılamaların gerçek duyusudur, ve bu nedenle aklın zevki nesnel iradede bulunur.

Deliliğimiz, aklın tüm yönlere doğru koşmasına izin vermemizdedir. Aklın israf edilmiş ışınları evrendeki görünen ve duyulan sayısız nesneyle ilgilenir. Aklın özsel gücü sadece nesnesi sonsuzluk içinde odaklandığında tezahür eder. Odaklandığı şeyleri yakan, her yöne dağınık olarak giden güneş ışınları değil, büyüteçten geçen konsantre olmuş güneş ışığıdır. Akıl uzayda bir yerde bulunan değil, tüm varoluşu dolduran Tek Nesne üzerinde konsantre edilmelidir. Bu Tek Nesne, Yüce Varlık, Tanrı’dır, dini meditasyonunun konusudur. Samsara nesnelerine olan sevgi, bencil bir temele sahiptir, bu yüzden kişiyi ruhgöçünün varoluşunda doğum, yaşam ve ölümün zincirlerine bağlar. Tanrı sevgisi, kişinin evrensele hakiki bir kurbanıdır, ve bu nedenle fenomenel şuurdan kurtarıcıdır. Evrensel Varlık’a olan sevgi, sevginin zirvesidir. Ego kendini öne süremez, çünkü Tanrı heryerdedir. Akıl kendini çeşitli psikozlar içine geliştiremez, çünkü onun için, olan tek nesne Tanrı’dır. Nereye hareket ederse etsin, Tek Varlık’ın varlığını hisseder. Tüm dünya Tanrı’nın zaferi ile giydirilmiştir. Yüce bir şekilde güçlü ve bilge olan dünyayı ve cenneti tek bir esneyişle kaplar. Duyusal besinle beslenmeyen akı kendi içinde ölür, ve kişi tüm arzuların ve özlemlerin tamamı olan Tanrı’ya erişir.

“Bu, nihai Amaç’tır; bundan kimse geri dönmez; böylece bu (Samsara’yı) durdurur.” – Prashna Up., I.10

Bu, kişinin Gerçek-Şuuru içinde boğulmasıdır. Bu, mutluluk okyanusuna dalmaktır. Bu Tanrıların yiyeceğinden oluşan denizde banyo yapmaktır. Bu ölümsüz özü derinlemesine içmektir.

Ebedi Varlık üzerine meditasyon, sevginin yüce biçimidir. Doğru ve gerçeklik derecelerine olan inanç, evrenin Ruhun kademesel materyalizasyonu olarak görülmesi gerçeğini gerektirir. Meditatöre bağlı olmayan Tamamen aşkın varlık üzerine meditasyon mümkün değildir, çünkü başlangıçtaki ikiliğin inkarı, bir düşünme duyusunun istatistiğini meditatif süreci engelleyen atalet durumunu meydana getirir. Meditasyon ikilikçilikle (dualite) ile başlar, Birlik’te biter, Tanrı’ya olan hayranlıkla başlar Tanrı’nın varlığında biter.

Rigveda’nın Puruşa-Sukta’sı Yüce Varlık’ın en büyük vizyonlarından birini tanımlar (Rigveda, X,90). Bu, biçimli ruhsal meditasyonun en yüksek nesnesidir. Vishnu-Sukta şöyle der:

“Göz, uzaya yayılınca (genişliğini görünce), bilge her zaman O Vişnu’nun Yüce Durumu’nu  görür. Her zaman ruhsal olarak uyanık olan Bilge Brahman’lar, çeşitli yollarla şarkılar söyler ve Vişnu’nun bu, şu Yüce Durumu’nu aydynlatır.” – Rigveda, I. 22. 20, 21.

Daha ileriki bir Upanişad (Skanda), bu Rig-vecizelerden bahsederek, “Kurtuluş’a ulaşmada Veda’ların öğretileri budur, ve bu gizli doktrindir.” der. Diğer küçük Upanişadlar sonunda öğretilerinin özü olarak bu vecizelerden alıntı yaparlar ve bu bir çok Vedik ilahinin ambleminde de kullanılırdı. Bu ve Puruşa’nın ünlü ilahisi, Nasadiya-Sukta ile birlikte, mükemmellik derecesine taşıyan en iyi kavramsal değerlerle ihsan olmuş Yüce Varlık’ın Vedik vizyonunun toplamı ve özüdür. Yüce Varlık üzerine yapılan meditasyonun yollarından biri, En Yüksek Neden’in tüm etkilerinin geri çekilmesi süreci yolu ile uygulanır. Dünya suda çözünür, su ateşte kurur, ateş havada söner, hava uzayda emilir, uzay Virat-Purusha ya da evrenin Tanrısı’nda kaybolur. Bu Puruşa bile kozmik Süptil Enerji’nin bir ifadesidir, ve tekrardan Kozmik Aklın bir ifadesidir. Kozmik akıl Kozkim Zihin’le birleşir ve Kozmik Zihin; Tezahür Etmemiş, Tanımlanamaz İlksel Doğa, Mula-Prakriti,  Nesnelliğin Ayırt edilemez Gücü ile birleşir. Bu nihai nedensel durumu aşmak, Mutlak, Brahman olan Varlık Şuuru’nu açar. Bu meditasyon, her an daha geniş ve derin bir şuurda kalmaya çalışmanın ısrarının aralıksız ve katı yardımı ile düşük aşamaların ilerleyen aşkınlığı yoluyla uygulanır. Her bir insanın bunu yapma gücü vardır, ama bu, yaşamıdaki tek görevinin bu olmasının kişinin kendisini tatmin etmede ne kadar başarılı olduğuna bağlıdır. 

Patanjali’nin Yoga hakkında özlü olarak ne söylediğini, kısaca başka sözcüklerle anlatmak yerinde olacaktır:

Yoga, akıl-maddesindeki gelişime ket vurulmasıdır. Bu, Özben’in özsel doğası içinde kalmasını sağlar. Zihinsel gelişimlerin kontrolü, uygulama ve hislerine kapılmama ile etkilenir. Bunlardan, uygulama meditasyonda sabitliği garantileme çabasıdır. Bu uzun bir süre, aralıksız ve mükemmel adanma ile uygulandığında kurulur. Hislere kapılmama, görülen ve duyulan nesnelere karşı arzu duymama yoluyla gelen ustalığın şuurudur. Bundan daha yüksek olan şey, Özben şuuru yoluyla ulaşılan varoluşun asıl modlarına karşı bile isteğin olmamasıdır. Hislerine kapılmayan, uygulaması yoğun olanlar için başarı çabuk gelir. Sonra, İçsel Şuura ulaşma ve engellerin yokluğu gelir. Tasdik uygulaması Tek Gerçeklik üzerine yapılmalıdır. O halde, şuur Gerçek ile dolar. Böylece, tüm zihinsel gelişim ve izlenimlerin dizginlenmesiyle, tohumsuz Süper-Şuur başarılır. – Yoga Sutra: Samadhi-Pada.

En yüce İlahi olan İşvara üzerine meditasyon yapamayanlara, Patanjali “Hislerine kapılmayan Kişiler” yani Yüce Varlığın farkına varmış olanlar üzerine meditasyonu reçete etmektedir. Upanişad’larda da, arayanların kendilerini her zaman Saf Mutlak’a adamadıklarını, tersine –kendilerini Mutlak’a yönlendirmesi gereken- kozmik güçlerin göreceli farkındalıkları ile memnun olduklarını görürüz. Bazı mistikler meditasyonu iki katlı süreçte uygularlar:

(1)   Tüm evrenin, sevgi ve saygı gösterdikleri Kozmik İlahın Tek Kütle Bedenini tüm evren olduğunu düşünme ve

(2)   Evrenin sayılıp sevilecek özdeş biçimleri olan sonsuz sayıda İlahlarla dolduğunu algılama.

Burada, nesnel bütünselliği başardıktan sonra, Mutlak Bütünselliğe yardımcı olan faktör Evrensel Varlık’ın Lütfu’dur. İlahi Lütuf, Şuur-Çekimi ya da parçadan daha güçlü ve gerçek olan Bütüne doğru parçanın çekimi ve parça-şuurunun, Tamlık-Şuuruna teslim edildiğinde, yani bütünsel olmayan, çeşitli doğanın yerçekimli bölgesini geçerek, Gerçek-Şuurun Gücünün ruhsal yerçekimsel güç ile mutlak olan Gerçek Varlık’a doğru koştuğu bütünsel dürtü bölgesine giren, ruhu kendi özünü bilmeye yönlendiren doğal ruhsal dürtüdür. Meditatör, daha yüksek şuurların farklı planlarından geçerek, ilerleyici bir kurtuluşa kavuşur.

   
GÜNLÜK PROGRAM
  • PROGRAM AKIŞI
  • ÜCRETLER
  • İNDİRİMLER
YOGA EĞİTMENLİĞİ
  • GENEL BİLGİLER
  • PROGRAM İÇERİĞİ
  • SIK SORULAN SORULAR
YOGA TERAPİ
  • GENEL BİLGİLER
  • HANGİ HASTALIKLAR
YOGA TATİLİ
  • GENEL BİLGİLER
    GİDERKEN ALINMASI GEREKENLER
MASAJ TERAPİLERİ
  • GENEL BİLGİLER
    ÜCRETLER
DÜKKAN
  • ÜRÜN KATALOGLARI
    FİYAT BİLGİLERİ
İLETİŞİM
 

Yoga Bharati San Francisco - Yoga Bharati Los Angeles - Yoga Bharati San Diego - Yoga Bharati Detroit -

Yoga Bharati Seattle - Yoga Bharati Atlanta - Yoga Bharati Calgary/Kanada

Vivekananda Yoga Üniversitesi Bangalore/Hindistan
 

 

İstanbul Yoga Merkezi

Caddebostan Mah. Bağdat Caddesi Kantarcı Rıza Sokak Köseoğlu Apartmanı No: 5 D: 3 Erenköy / İstanbul
Tel: 216. 368 8482 - 532. 357 3858

Copyright 2010

Logo tasarım: Rek ajans (T: 212. 325 37 02)