Swami
Krishnananda
The Divine Life Society (İlahi Yaşam Topluluğu) Genel Sekreteri
Sivananda Aşram, Rişikeş, Hindistan
6. BÖLÜM
ÖZGÜRLÜĞE
ULAŞMA
Sadyo-Mokşa’nın doğası
Tüm
çabalar, acının sürekli olarak yok edilmesi ve bitmeyen saadet deneyiminin
ortak idealini amaçlar. Sadece saadet Sonsuz’dur, ve acı sadece sonludur.
Sonluda saadet yoktur, ve Sonsuz’da acı yoktur. Bu yüzden Sonsuz Yaşam’a
ulaşma, sonlu yaşamın en yüce amacıdır. Bilgi ve meditasyonun ikisi de
Mutlak’ın farkındalığının aziz amacına sahiptir. Mokşa, yüce mükemmeliğin
saf doğası içinde benliğin en yüksek yüceltilmesidir. Kurtuluş Gerçekliğin
Şuurudur, kurtuluş daha önce varolmamış bir şey haline gelme değildir, daha
büyük bir neşe içindeki diğer dünyaya seyahat değildir. Bu, ebedi varoluşun
bilgisidir, Saf Varlık’ın özsel doğasının farkındalığıdır. Buna, her zaman
özgür olduğumuzu bilmeyle ulaşılır. Bilgi sadece özgürlüğün sebebi değildir,
bilginin kendisi özgürlüktür. Mokşa Jnana (Bilgi) içinde vardır ve bu
Jnana’nın bir etkisi ya da sonucu değildir. Jnana’nın kendisi Varoluş’tur,
ve bu nedenle Varoluş’un Jnana’sı olan Mokşa’ya ulaşma aracı olamaz, çünkü
bir şey kendisine ulaşamaz. Chit, Sat ile aynıdır. Olan olmak,
Mokşa’dır. Bu, kişinin Özben’liğini fark etmesi, Tekben olması ve
Herşeyin Tekbeni olmasıdır.
Yajnavalkya “(bireyselliğin) ölüm(ün)den sonra, şuur yoktur.” der. Tüm
varlıkların tamamı sadece şuur olduğundan, en yüksek durumda nesnel bir
şeyin şuuru yoktur. Bu, Mükemmel Varoluş’un Doluluğu’dur. Ama bu hiç bir şey
değildir; o görür ama hiç bir şeyi görmez; o işitir ama hiç bir şeyi
işitmez; bilir ama hiç bir şeyi bilmez. Olmadığı yere gitmez, sahip olmadığı
şeyi elde etmez. “O sadece kendisini bilirdi” (Brih. Up., I. 4. 10) ifadesi
bile, Gerçek’i daha hafif gösterir, çünkü bu Brahman’ın değil, İşvara’nın
karakteristiği olan bir içsel-şuuru ima eder. Brahman bilmez, çünkü o
bilgidir. Eğlenmez, çünkü eğlencedir; “var olmaz”, çünkü “varoluş”tur. O
maddesel değildir, nesnel bir varlıkla irtibat içinde değildir. “Hiç bir şey
yemez; kimse onu yemez.” O, acı ve zevkin dokunamadığı en yüce bedensiz
varlıktır. Özben’in farkındalığı, bir bakıma bulutların kaplamadığı anda,
güneşin parlaması gibidir. Mutlak anlamda, bu orjinalliğin kazanılmasıdır.
Bu, “Bilgi suyu ile ölüm ateşinin susuzluğunun giderilmesidir.” (Brih. Up.
III. 2. 11.) Bu, şuur doğasının ölümsüz kişisel olmayanıdır, sadece ebedi
bir insan olarak yaşamak değildir. Bir birey, mutlak birey (İşvara) olsa
bile, ebedi değildir. Gerçek farkındalığında gerçek bir değişim olamaz,
sadece tamamı değişim gibi görünür! “Tam, Tam içinden çıkartılabildiği
halde, sadece Tam değişmeden kalır.” Şahsiyetin imha edilmesini söylemek
bile doğru varoluşun en az dönüşümünü içermez. Bu basit bilmedir, en büyük
bilmedir, bu o kadar gizemli ve karmaşıktır, her zaman çözümsüz kalmış
sorundur, tüm evrenin tek sorunudur. Ve yine de, sadece bu Bilen’in
Gerçek’idir. Meraklı bilmece, bir şekilde, kişinin böyle hissetmesini
sağlar. Dünyalar içinde yuvarlanır görünseler de, gerçekte, Ebediyette hiç
bir şey olmaz. “Varoluş-Şuur” olarak basitçe söylenen ve anlaşılması
kolay olan, her şey bir yana, kırması zor bir fındıktır, --asla
anlaşılmamış, asla bilinmemiş, asla kimse tarafından fark edilmemiş, en
büyük olumluluğun ve en büyük olumsuzluğun tek içinde yüce kimliğidir.
Mutlak, ilişki ötesidir, zihin ötesidir, mantık ötesidir. Söylenilen ya da
düşünülen her ne ise, olduğu gibi Gerçek değildir. Gerçek, kozmik düşünürün
kozmik düşünme ile birleşmesidir. Bu düşünmenin ayrı bir nesnesi yoktur,
düşünülen hiç bir şey burada yoktur, çünkü düşünmenin kendisi düşünme
sürecinin nesnesidir, düşünce kendisini düşünür, tüm nesneler sadece kozmik
düşünmenin süreçleridir, kendileri gerçek değildir. Düşünce ve bunun
nesnesi, bilgi ve bilinen, görme ve gören, ilişki ve ilişki kurulan nesne,
akıl ve evren, Evrensel Öz ile aynıdır. Kozmostaki ardışık çifte ilişkinin,
düşünmeyle aynı olan düşünenin ve düşünlen şey ile aynı olan düşünmenin
şuurlu aşkınlığı Özgürlüktür. Evrenin Evrensel Bilen’den ayrı bağımsız bir
gerçekliği yoktur. Düşünen ve düşünmenin arasındaki farkın orjinal yanılgısı
düşünmeden ve düşünülenin arasındaki ikincil farktan hem daha büyüktür, hem
de bu farkın sebebidir. Düşünme vardır çünkü düşünen vardır; düşünülen
vardır çünkü düşünme vardır. Düşünme düşünenin nesnesidir, düşünülen ise
düşünmenin nesnesidir. Egoizm ya da dualite şuuru ve dünya ya da
çokluk-şuurunda, nesnenin özneden ayrı ve farklı olduğu hatasının kendi
etkileridir. Samsara, bilen-bilgi-bilinen ilişkisidir. Ama burada
hatırlanmalıdır ki, düşünen ve düşünme arasındaki ve düşünme ve düşünülen
arasındaki fark İşvara’nın Kozmik Şuuru için geçerli değildir. Birey,
bireysel-bilen olarak kendi farklarını ve dünya-tezahürünün çeşitliliğini
algılayınca, bu ayrım İşvara üzerine birey tarafından konmuştur. İlişkiler
sadece bireyin kendisi için bir anlam taşır ve Evrensel Varlık için bir
anlam taşımaz. Bu farklar süper insan bireyler için dahi mevcuttur, hatta
Brahmaloka’ya ya da bireysel şuurun yetkileri içindeki mümkün olan en süptil
aşamalara ulaşanlar için bile mevcuttur. Tüm ayrım ve ilişkilerin ötesindeki
Brahman’dır, düşünmeyen ve uyumayan bilgidir. Bu, sonsuz inkarlarla öne
sürülen, tanımlanması imkansız olan, hayal edilmesi mümkün olmayan, hiç bir
şey olan, herşey olandır! Gerçeklik’in doğasının tek tanımı belki de “bir
şey olmayan ama hiç bir şey de olmayan, herşey olan ama kendisi dışında hiç
bir şeyi bilmeyen”dir. Bu Brahman’dır! Bu yüzden, kölelik ve özgürlük
varlığın değişimi ile değil, sadece gerçeğin unutluması ve farkındalığı
meselesidir. Kişinin bireyselliğinin tam aşkınlığı, aynı anda Mutlak’ın
farkındalığıdır. Jiva reddedildiği anda, kozmik oyun açıklanır ve kozmos ve
Işvara Brahman’a batar.
Mokşa
şuur kütlesi ya da içsel-şuur değildir. Bu her zaman var olan, değişmeyen
evren sırasının yaşamının kendisidir. Bu, kendisi bile kavramsal olan
ölümsüzlük duygusunu bile aşar. Mutlak’ın Işık’ı tüm göreceli varoluşa bir
son verir, ve dünya bir hatıra olarak bile var olmaz. Atıl, hareketsiz, ölü
madde ya da kör kuvvet diye bir şey yoktur. Bu, Yüce Güç’tür, Bilgi’dir,
aklın hareketi olmayan Saadet’tir. Ne varoluş planları vardır, ne şuur
durumları, ne de gerçeklik dereceleri. Bu, en kutsanmış, en yüce mutlak
özrgürlük ve şuurlu ebedi yaşamdır, bu bir ikna değil, gerçekten olan
varlıktır. Bu, sadece kişisel yaşamın devamı değil, Sonsuzluğun deneyim ve
sınırlılığının tam bir reddinin müthiş büyüklüğüdür. Bu, basit varoluştaki
düşüncenin tam bir çözülmesidir, ve bu en güçlü hiçliktir! Bu, tanımlanamaz,
neşe ve kederin ötesindeki, bilgi ve cehaletin ötesindeki, yaşam ve ölümün
ötesindeki, ötede olan herşeyin ötesindeki mekansızlığın ve zamansızlığın
anlık burada ve şimdisidir! Bu, en dolu Gerçeklik’tir, tam
Şuur’dur, uçsuz bucaksız Güç’tür, en yoğun Saadettir. Gerçek, bilgi, güç,
mutluluk ve ölümsüzlük bunun gölgeleridir. Görülemez, aşkın, sonuç
çıkartılamaz, düşünülemez, anlaşılamaz, tanımlanamaz, yok edilemez, en yüce,
en derin, Gerçek, Büyük, -- Bu Mutlak’tır. O’nun varlığında, sınırsız sayıda
güneşin ışığı karanlıktır. O, varlığın sınırlarını aşar ve varoluşla ilgili
tüm fikirleri hükümsüz kılar. Bu, aklı ve egoyu yutan ve bireysel şuuru en
uç noktada silen Dev-Ruh’tur. Bu, evrenin kalbini kıran Gökgürültüsü’dür,
tüm duyuları deneysel gerçeklikte eriten Şimşek’tir. Köpük okyanusa girer ve
nehir denize karışır! Ruh da aşırı derecede Gerçek olan’ın içine karışır
kaybolur.
Mutlak’ın İhtişamı tüm ihtişamlıklardan daha büyüktür. Bu, gerçek ve zaferin
taçlandırılmış büyük yapısıdır. Hiç bir şey O’nun ötesinde değildir. O ne
biçimdir, ne içeriktir, ne de varoluşsaldır. Tüm-tamlık deneyimi ile ruh
O’nun içine dalar, --ne özü, ne krallığı, ne bilgeliği, ne eşi ne de
eşitsizliği, ne statik ne de hareket eden, ne oturan ne de dinlenen, ne bir
ne iki olan, ne doğru ne yanlış olan, ne bu-luk ne de şu-luk olan, bize
bilinmez olan, hiç bir varoşan varlıkça da bilinemez olandır. O’nun ismi
yoktur, O’nun bir tanımı yoktur! O, olandır. Bu sevgi değildir,
zerafet değildir, dünya değildir, ruh değildir, tanrı değildir, özgürlük
değildir, ışık değildir, çünkü tüm bunlar göreceli kavramlardır. O,burada
deneyimlediğimizin sadece “diğer” ideali olan Satchitananda değildir.
Satchitananda sadece mantıksal en yüksektir, sadece entellektüel bir
dayanaktır. Gerçeklik, Satchitananda’nın da ötesindedir. O Kendisi’dir,
mutlak dünyanin sonsuz gökyüzünde parlayan ebedi güneştir! O, kozmik şuuru
aşar. Bu, üstün-asıl özdür. Ebediyet ve Sonsuzluk birbirini kucaklayarak
O’nun Deneyim Merkezini oluşturur. Bu, dünyayı, cenneti ve olmayan ülkeyi
silip süpüren Okyanus’tur. Güneş, ay ve yıldızlar O’nun içinde erir. Brahma,
Vişnu ve Şiva onun içinde gözden kaybolur. Bu, yaşamların Yaşamı’dır,
bilgeliğin Bilgeliği’dir, neşelerin Neşesi’dir, güçlerin Gücü’dür,
gerçeklerin Gerçekliği’dir, özlerin Özü’dür. Doğmamışlık ve ölümsüzlük onun
içinde dalgacıklar gibi yüzerler. O, herşeyin Ölümü’dür, ve yine de gerçek
Yaşamın en yüksek zirvesidir. Evrenin tüm neşelerinin tamamı Bu Yüceliğin
sadece çarpıtılmış bir parçasıdır. O, ölümden sonra başka bir bedene
geçmenin kötü döngüsüne bir son verir.
Upanişad’lar Mutlak-Deneyiminin görkeminin en iyi ifadesini verme çabasında
çevrilmemiş taş bırakmamışlardır:
“Özben’i bilen kederin ötesine geçer.” “Yüce Brahman’ı bilen kişinin Kendisi
Brahman olur.” “Brahman’ı bilen En Yükseğe ulaşır.” “Brahman’da olan
Ölümsüzlüğe ulaşır.” “O bir daha geri dönmez, o bir daha geri dönmez.”
“Sadece O’nu bilerek kişi ölümün ötesine gider. Yüce Varlık’ı bilerek, bilge
olan neşe ve kederi reddeder. O’nu, Kendi-Kendine-Varolanı görenler, sadece
onlar ve başkaları değil, ebedi huzura sahip olurlar. Onlardan, arzuları
tamamen tatmin olmuş, tamamen mükemmel olanların tüm arzuları burada kendi
içinde çözülür. Özgürleşmiş olan bir-katlı, üç-katlı, beş-katlı, yedi-katlı,
dokuz-katlı, onbir-katlı, yüzonbir-katlı, yirmibin-katlı hale gelir! O,
karanlığın diğer sahiline gider. Bu durum her zaman aydınlanmıştır, burası
her zaman gündüzdür. Zaman, yaşlılık ve ölüm, keder, hak ediş ve ihtar
buraya gidemez. Korkusuzluk, Brahman Saadetinin durumudur. Tanrılar bile
ondan korkarlar, hatta Indra ve Prajapati bile ona engel olamaz – o
Kendiliğinden-İmparator haline gelir. Kalbin düğümü kırılmıştır, En Yüce
olan ve En Derin olan O görüldüğünde, tüm şüpheler yok olur, tüm fiiller yok
olur. Onun yaşam-ruhları ayrılmaz, burada kendi içinde toplanır. Şimdiden
Brahman olduğundan, Brahman’ın Kendisi haline gelir. O, herşeyin yapandır,
herşeyi yaratandır, evren onundur, onun kendisi evrendir. Bu en yüce
hazinedir. Özgürleşmiş ruhlar Tüm’ün içine girerler, Brahman’a girerler,
onlar ölümlü doğanın ötesinde özgürdürler. Bireyselliğin tüm yapısı Yüce
Yokedilmez’in içinde tek haline gelir. Nehirlerin isim ve biçimi terk ederek
okyanusa karışması gibi, bilge olan da, isim ve biçimden özgürleşerek, Aşkın
İlahi Varlık’a ulaşır. Ölümsüzlük budur.”
Bu,
Anında Özgürlük (sadyomukti), Avidya*, Kama* ve Karma* ile oluşturulmuş
kişilik kumaşının ani yok oluşu yoluyla Mutlak’ın ani deneyimidir. Karma,
eşsiz mükemmellik olan Brahman’nın farkındalığı ile (kama’nın) kaynağı
Avidya yok edilmedikçe, asla tatmin olmayan Kama’nın çocuğudur. Bir şeyi
bilerek, bir başka şeye nasıl ulaşılır? Ulaşma ve bilgi burada aynıdır,
birbiriyle özdeştir. Yüce Brahman Herşey’dir.
Sadyomukti, Özben’in ikilikçi-olmayan (dualitesiz) alışkanlığından dolayı
ortaya çıkan, mekansız ve zamansız olan Brahman’ın anlık, süreçsiz
deneyimidir. Brahman’ın bu şekilde farkına varmak çok azına verilmiştir,
çünkü heveslirin bir çoğu kendi şuurlarında olan nesnel bir içerik olmadan
meditasyonlarında ilerleyemezler. Hızlı ve ani aydınlanma olan Sadyomukti
çok eşsiz bir deneyimdir ve Işvara, Jiva ve Jagat’ın göreceli zanlarına bir
son verir. Bunda, özgürleştikten sonra, ne fenomenin derecelerinin deneyimi,
ne de Işvara’nın ya da Brahmaloka’da dinlenme vardır. Bu, bir anda Brahman
olmaktır.
*)
Avidya:
Cehalet
Kama:
Zaman
Karma:
Fiil
|