Swami Krishnananda
The Divine Life Society (İlahi Yaşam Topluluğu) Genel Sekreteri
Sivananda Aşram, Rişikeş, Hindistan
6. BÖLÜM
ÖZGÜRLÜĞE
ULAŞMA
Gitgide
Artan Kurtuluş
Upanişadlarda, ruhun özgürleşmesinin Krama-Mukti ya da gitgide artan
kurtuluşuyla ilgili imalar vardır. Ruh, Brahma, Vişnu ve Şiva teslisini bile
aşan Karya-Brahman’a ya da Parameshwara’ya ulaşır. Bu evrenin Yüce Rabbine
“Parama-Puruşa”, “Uttama-Puruşa” ya da “Puruşotama” denilmektedir. O, Mutlak
Birey’dir, merkezin Sebei olarak tezahür etmiş Yüce Brahman’dır, evreni
ayakta tutan ve çözendir. Upanişadlar vurgularak söylemektedirler ki, bencil
olmayan meditasyon ve bilgi ile bu Yüce Neden’e ulaşan kişi bu ölümlü
sarmala dönmemekte, tersine Mutlak Gerçeklik’e doğru ileri devam etmektedir.
Mundaka Upanişad, Brahma’nın dünyasındaki azizler zamanın sonunda ölümden
özgürdür der. Karya-Brahman’ın dünyasına ulaşanlar ise, evrenin sonuna dek
orada kalırlar ve “Satyakama”lar ve “Satyasankalpa”larının-Gerçek’e dayanan
arzularının ve isteklerinin meyvelerinin- etkilerinin zevkini çıkarırlar.
İstedikleri herşey anında orada olur, çünkü onlar Evrensel Varlık ile uyum
içindedirler. Evrenin Rabbi’nin saadetine en yüksek yakınlığın tadını
çıkarırlar. Arzuları Samsara’daki ölümlüler gibi değildir, çünkü birinin
arzuları yalan üzerine oturan ürkütücü tutkularken ve evrendeki diğer
bireylerin çoğunlukla karşısında yer alan yoğun bencillik ve egoizmden
ortaya çıkarken, diğerinin arzuları, bu kişiler de bireyselliklerini
muhafaze etseler bile, evrenin Tanrı’sının kanunları ile uyumlu mutlak
doğru-isteklerdir. Pratik olarak, özgürleşmiş ruhun arzusu genel anlamda bir
arzu değildir, çünkü bu Avidya’nın (yanılgı içindeki tutku ve karanlık)
etkisi değildir, tersine bu Maya’nın (doğrunun ve bilginin ışığı) etkisidir.
Özgürleşmiş bir ruhun arzusu bir diğerininkinin karşısında olamaz, çünkü
onlar tek bir Tanrı ile birlikte var olurlar; ama bir kişinin arzuları
genellikle diğerlerine karşıdır, çünkü bu kişilerin hepsi dağılmış ve
birbirlerinden Avidya’nın karanlığından ortaya çıkan ayrı egolardan ötürü
kesilmiş durumdadır. Özgürleşmiş ruhlar ruhsal doğanın yüksek fikirleri
yoluyla düşünür ve çalışırlar; akıl ve duyu organlarının düşük doğasıyla
çalışmazlar. Evrensel yaşamı solurlar ve evrenin Efendisinin neşesini
paylaşmak için var olurlar. Onların, herşeyin şuuru ile bitmez tükenmez
yakınlığı, tüm evrenin nesnel özlerinin farkındalığı vardır. Deneyimleri,
şüphesiz, nesneldir, Mutlak’la eş değildirler, ama, bu Tanrı ya da
Işvara’nın sürekli Kozmik Şuurundan farklı olsa da, herşeyle istedikleri an
özdeş hale gelme yoluyla evrenin tüm bilgisine sahiptirler. Ama Tanrı’nın
varlığına da karşı değildirler, tüm bunlar orada kendiliğinden olsa da,
onlar tıpkıTanrı’nın çalıştığı gibi çalışır, Tanrı’nın yaşadığı gibi yaşar,
Tanrı’nın istediği gibi ister. Onlar, Mutlak’ın kendi içindeki sportif
biçimleridir. Hiç bir şey istemezler; onlar kendileri ile tatmin
olmuşlardır. Kendilerinden başka hiç bir varlığa içleri gitmez, sadece
kendilerini arzularlar, ve hatta evrenin nesnelerinin tadını çıkarırken
bile, bunu herşeyi içine çeken birlik-şuuru ile yaparlar. Onlar ortak merkez
ve aynı uzunlukta bir çapa sahip bir kaç çember gibidirler, ama Ebediyetin
Büyük Çemberi içinde algılanırlar. Bu ruhlar arasındaki farklılıklar
Ebediyete zararlı değildir, çünkü bunlar onunla uyum içindedir. Ancak, bir
şeylerin kimliklerinin şuuru ile olan eğlenceler ve gerçeği-istemek bile en
yüksek Özgürleşme olan Brahmanbhava olarak alınamaz.
Bu
ruhların, sadece Tanrı’ya ait olan evrensel yaradılış, koruma ve yok etme
güçleri dışındaki tüm güçlerin tadını çıkardıkları ve aynı güç kendilerine
bahşedilmiş olsa, fiillerin uyuşmazlığı ortaya çıkabileceği söylenir. Bu
ifade, Tanrı ve özgürleşmiş ruhların arasındaki ilişki aynı değil farklıysa
mantıklı olabilir. Eğer Özgrüleşme Tanrı’nın en üstün Bilgisi ise, o halde
Tanrı ile aynı dünyada yaşamak, Tanrı’nın yakınında yaşamak ve Tanrı’nın
suretine benzer bir biçim almak ve yine de Tanrı’dan farklı olmak
Özgürleşme’den sadece daha az olabilir, çünkü Tanrı bir çok bireyden oluşan
bir şey değil, bir Samsari değil, varolan tek Mutlak Birey’dir, ve onunla
ilişki içinde olmak onu bilmek demektir, ve onu bilmek demek onunla bir
olmak demektir, ve onunla bir olmak demek dualiteyi (ikilikçiliği)
algılamamaktır. Krama-Mukti yolundaki Brahmaloka’da bulunan ruhların sahip
olduğu Tanrı ya da Işvara’nın bilgisi sadece Işvara-Şuuruna yakındır, ama
bununla aynı şey değildir. Bu nedenle, bu ruhlar kendi çevreleri içinde
zevkleri söz konusu olduğunda tam bir özgürlüğe sahip olsalar da, herşeye
gücü yeten ve her yerde olan değildirler. Burada, eğer tüm ruhlar Işvara ile
bir olsaydı, özgürleşmiş ruhlara yaratma, koruma ve yok etme güçlerinin
bahşedilmesinden ortaya çıkan uyuşmazlık sorusu ortaya çıkmazdı. Tanrı ile
aynı güç ve bilgi bahşedilmiş olması demek, Tanrı olan Tek-Bütün’ün biçimini
oluşturan, farklı-olmayan varlıklar olmak demektir. Ve, hiç bir iki birey,
farklı biçimlerini yok etmeden tekbir varlık olamayacağı için, bu bizi, bu
ruhlar arasındaki deneyimin farklı olduğunu sanmaya götürmektedir. Ayrıca,
özgürleşmiş ruhlar sadece evrenin sonunda olan Mutlak-Deneyim’e ulaşır
dendiğinde, burada ima eidlen şudur ki; İşvara Kendi-kendinin şuurunda bir
varlık olduğu sürece Mutlaklık bu ruhlarca deneyimlenemez, bu da demektir ki
hala nesnel bir deneyime sahipler ve İşvara ile aynı değiller. Yoksa,
evrenin sonuna dek bireyselliklerini korumaları için bir nedenleri yoktur.
|