RUHSAL YAŞAMIN PROBLEMLERİ

Swami Krishnananda
The Divine Life Society (İlahi Yaşam Topluluğu) Genel Sekreteri
Sivananda Aşram, Rişikeş, Hindistan

Sevgili Swami Krishnananda'nın batılı bir öğrenci olan ve mesleği avukatlık olan Larry Krauss ve Sarah ile yaptığı ruhsal sohbetin (Satsang) notlarından oluşan Ruhsal Yaşamın Problemleri isimli kitabının türkçe çevirilerini burada okuyabilirsiniz. Swamiji ile bu öğrenciler arasında geçen ruhsal sohbet, hepimizin bir guru ile karşılaşsak sorabileceğimiz bir çok soruyu kapsamaktadır.

Swami Krishnananda, Swami Sivananda'nın öğrencisidir. Swami Sivananda'nın kurmuş olduğu yoga merkezi olan The Divine Life Society'nin genel sekreteridir.
Kendisine, bu çevirileri yapıp yayınlamama izin verdiği için sonsuz teşekkür, sevgi ve saygılarımı sizlerin önünde de belirtmek isterim.

Keyifli okumalar...

Önsöz - 12 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

10 Aralık 1990 - 9 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

11 Aralık 1990 - sabah - 10 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

11 Aralık 1990 - akşam - 11 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

12 Aralık 1990 - sabah - 12 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

12 Aralık 1990 - akşam - 12 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

13 Aralık 1990 - sabah - 12 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

13 Aralık 1990 - akşam - 13 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

14 Aralık 1990 - sabah - 14 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

14 Aralık 1990 - akşam - 14 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

15 Aralık 1990 - 16 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

16 Aralık 1990 - 16 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

17 Aralık 1990 - 17 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

Sadhana üzerine pratik bilgiler - 17 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

Bhagavat Gita'nın taslağı - 18 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.


Yoga hakkında bilgi sahibi olmak, ücretsiz türkçe Yoga kitaplarını okumak ve İstanbul'daki Yoga Merkezleriyle ilgili bilgilere ulaşmak için Yoga Merkezi'ne uğrayınız.

http://angelfire.com/indie/yogamerkezi


Bu kitabın orjinal ingilizcesine ve Swami Krishnananda'nın diğer kitaplarına ulaşmak için, aşağıdaki bağlantı adresini tıklayabilirsiniz.

http://www.swami-krishnananda.org

 

RUHSAL HAYATIN PROBLEMLERİ

SWAMI KRISHNANANDA

10 Aralık 1990

Larry: Bireysel şuur nedir?

Swamiji: Bireysel şuur? Bireysel şuur diye bir şey yoktur, böyle bir şey mevcut değildir. Heryerde evrensel olarak mevcut olan sadece tek bir şuur vardır ve bunu, şuurun geçici-spatyo şartlarının bir noktasında bulunurmuş gibi gözüktüğünde, bireysellik olarak adlandırırsın. Bu, küçük bir su bardağına boşluğu doldurmak gibidir. Boşluğu küçük bir bardağa dolduramazsın; bu mümkün değildir. Ancak, boşluğun bardağın içinde olduğunu hayal edebilirsin ve bu küçük minik boşluktur, ve geniş şuura göre bu küçüklüğü sen bireysellik olarak tanımlarsın. Bu, gerçekten bireysel hale gelemez; herzaman sadece evrensel olabilir, ancak bireysel gözükür çünkü sen bir şekilde onun bir yeri/mekanı olduğunu hayal eder, bir çeşit sınırlandırma empoze edersin - tıpkı bardak gibi. O gerçekten sınırlanamaz.

Larry: O halde, o sadece sınırlanmış gibi gözükür.

Swamiji: Evet, o sınırlanmış gibi gözükür.

Larry: Ve bir çok şeyde sınırlanmış gibi gözükür. Ben bunun niye olduğunu bilmek istiyorum.

Swamiji: Bunu yapan kişiye bunu sorabilirsin. Ben bundan sorumlu değilim, bu yüzden bana böyle sorular sormamalısın.

Larry: Ama siz bundan sorumlusunuz. Siz şuursunuz.

Swamiji: Bu farkı ben yaratmadım ve ayrıca bunu göremiyorum.Bu yüzden de benim gözüme gözükmez olan bir şeyin sorusuna cevap veremem. Sen benim göremediğim bir şeyi görüyorsun. Tüm fark bu. Bu tıpkı, düz bir çubuğu bir bardak suya batırmaya benzer. Bana çubuğu kimin büktüğünü soruyorsun. Şimdi, sana ne söyleyebilirim ki? Onun bükülmesinden kim sorumlu ki? Bu düz bir kalem, bir bardak suya batırıyorsun ve sanki bükülmüş gibi gözüküyor. Şimdi bayım, onun bükülmesinden kim sorumlu?

Larry: Evrensel Şuur.

Swamiji: Hiç kimse- evrensel şuur değil. Senin gözlerin iyi göremiyor, o kadar. Evrensel Şuur sorumlu değil. O, kalemi bükmüyor. Gözlerin kalemi görürken doğru yapılanmamış.

Larry: Ama Evrensel...

Swamiji: Evrensel kim? Sonuç olarak Sen kendin O'sun. Ve niye O'nun ismini alıyorsun? Sen Evrensel'sin, ve niye sanki Evrensel'den sanki dışarıda oturuyormuş gibi bahsediyorsun? Sen evrenselliğin dışında nasıl durabilirsin ki?

Larry: Çünkü, bir nedenle şuurum sınırlı.

Swamiji: Hayır, aslında sınırlı değil; ve bu fikri de yok etmelisin. Şimdiden kafana bazı gereksiz fikirler empoze etmişsin. Sana söyledim, (şuur) sınırlı olamaz. Sınırlı olamaz, çünkü sınırlılığın şuuru onun sınırlı olmadığını belirtiyor. Sınırlı bir kişi sınırlı olduğunu bilemez. İşte can alıcı nokta bu. O kişi sınırları aşmıştır; bu nedenle, sınırlarının şuurundadır. Biraz mantıklı ol. Sınırlılığı aşmadan, sınırlı olduğunun şuurunda olamazsın.

Larry: Bu bana daha çok aynayı hatırlatıyor. Diğer bir deyişle, sınırlı olduğumun farkına vardığımda, sınırı aşmış oluyorum.

Swamiji: Sınırlılıktan çıkmadığın sürece, sınırlı olduğunu nasıl bilebilirsin? Hapisteki insan organik olarak bu şekilde yakandığını bilemez. Bu insanın bir özgürlük şuuru vardır. Hapishanenin dışında bir şey olduğunun şuurundadır ve böylece özgürlüğü arar.

Larry: Hapishanenin dışında bir şey olduğunun şuurundadır ama hapiste de sınırlı olduğunu bilir.

Swamiji: Ama aynı zamanda sınırlı olmadığını da bilir; yoksa oradan çıkıp gidebilme fikri ortaya çıkamaz. Gerçek doğasının hapishane dışında olma olasılığı vardır.

Larry: Evet, bir olasılık var, evet.

 

11 Aralık 1990 - sabah

Larry: İyi nedir ve kötü nedir?

Swamiji: Ne anladığını sen bana söyle. Kendi çalışmalarına göre, iyi ve kötü ile neyi kastediyorsun? Tam olarak bu nedir?

Larry: Anladığım, bizim onu deneyimlediğimiz sürece dünyamız Tanrı'nın tezahüründen başkası olamadığı halde, biz yine de kendimizi Tanrı'dan ayrıymışız gibi deneyimliyoruz. Kendimizi bireyler olarak deneyimliyoruz ve kendimizi bireyler olarak deneyimlediğimiz için hoşumuza gidenler ve gitmeyenler var; biz hoşumuza gidenleri ve gitmeyenleri deneyimliyoruz, biz zıtlıkları deneyimliyouz. Sonunda, anladım ki, iyilik ve kötülük aynı şeydir - hepsi Tanrı'dan gelir.

Swamiji: İyilik ve kötülük aynı mı? Nasıl aynı olduklarını söyleyebilirsin?

Larry: İyilik ve kötülük; herşeyin, her bir deneyimlediğimizin Tanrı'dan olması-Tanrı'nın dünyayı izah edişinin sonucu olması anlamında aynıdır.

Swamiji: Her bir deneyim Tanrı'dan geliyorsa, doğru ve yanlış arasında nasıl bir tercih yapıyorsun?

Larry: Seçimler, Musevi perspektifine göre, Tevrat tarafından verilen rehberliğe göre sana verilendir.

Swamiji: Şimdi Tevrat'ı unut. Sana direkt olarak soruyorum. Sen bir seçimi nasıl yapıyorsun?

Larry: Nasıl mı seçim yapıyorum? Yoksa, kişi Musevi perspektifine göre, bir seçimi nasıl mı yapar?

Swamiji: Musevi perspektifinden değil, senin perspektifinden. Evet, senin perspektifinden. Eğer ikisi de Tanrı'dan geliyorsa, ikisi de özdeş olacaktır. Biri diğeriyle özdeş/aynı olacaktır, ve seçim ortaya çıkmayacaktır.

Larry: Bizim doğuştan bazı tepkilerimiz var. Kötü olduğunu düşündüğüm birşeyi görürsem...

Swamiji: Nasıl ona kötü diyebilirsin ki? Görüyor musun, biraz önceki onun Tanrı'dan geldiği ifadenle ters düştün.

Larry: Evet, ama iki şey Tanrı'dan gelir. Görüyor musun, benim kişisel reaksiyonumun ne olacağını soruyorsun, ama sana veremem ki...

Swamiji: Sen, doğruluk perspektifinin dışında olamazsın.

Larry: Bana Musevi perspektifine göre iyi ve kötünün ne olduğunu sordun...

Swamiji: Senin perspektifin Musevi perspektifinden farklı mı?

Larry: Evet.

Swamiji: O halde Musevi felsefesini niye okudun? Seninle bağlantısı bulunmayan gereksiz şeyler çalışıyorsun.

Larry: Ben (öyle veya böyle) kendimi Musevi dinine bağlı hissediyorum.

Swamiji: Görüyorsun, akademik bir egzersiz olarak herşeyi öğrenebilirsin. Bunda herhangi bir yanlış yoktur. Ama, kendi pratik amaçların için, sonuç nedir? Benim sorduğum bu. Beni dinle.

Larry: Henüz bir sonuç çıkarmadım.

Swamiji: Anlıyorum. Sorum basitti: İyilik ve kötülüğün Tanrı'dan geldiği doğru mu, yoksa ifadende bir hata mı yapıyorsun?

Larry: İyilik ve kötülüğün Tanrı'dan geldiği doğru mu? Doğru olduğuna inanıyorum.

Swamiji: Tanrı kötülüğü yarattı mı?

Larry: Tanrı, bana kötü gibi gözüken durumları yarattı.

Swamiji: Bir avukatsın ve bir avukat gibi konuşuyorsun. Tanrı'yı bir şekilde kötülükle ilgili bir töhmet altına girmesinden korumak istiyorsun.

Larry: Bence, kötülük gibi gözüküyor. Tanrı'nın bakış açısından, eğer Tanrı mükemmelse...

Swamiji: Tanrı adına sanki senin bir müşterinmiş gibi konuşuyorsun. Ona gereksiz bir dert açmak istemiyorsun.

Larry: Bu doğru. İşte bu noktada sen bana ücret karşılığı kim için avukat olarak tutulduğumu söylemelisin.

Swamiji: Tanrı'dan ne kadar ücret alıyorsun?

Larry: Günlük varoluşumu.

Swamiji: Kesinlikle haklısın. İyi ve kötü diye adlandırdığın güçlerin her ikisi de tek bir kaynaktan çıkar- tıpkı gece ve gündüz gibi. Gecenin ve gündüzün iki farklı şey olduğunu söyleyemezsin. O, İki şeymiş gibi görünen tek bir şeydir. Günü bir yerde, geceyi ayrı bir yerde tutamazsın; bu mümkün değildir. Bu, kısmen gündüz, kısmen gece gibi gözüken yoğunlaştırılmış bir fenomendir. Gündüzü kim yaratır ve geceyi kim yaratır? Gecenin olmasının nedeninin güneş olduğunu söyleyebilir misin? Güneş gündüzün oluşumunun nedeniyse, aynı zamanda gecenin oluşumunun da sebebi olabilir, çünkü gece güneşe bağlı bir fenomene göre oluşur. Yine de, güneşin bir yerde oturduğunu ve geceleri yarattığını söyleyemezsin. Bu, bir yanda karanlık gece gibi ve diğer yanda parlak gün gibi gözüken belirli bir durumdaki otomatik karşılıklı ilişkidir.
Tanrı'nın krallığında iyilik ve kötülük yoktur; bunlar çok daha altlardaki alemlerde var olurlar, ve kavramın kendisi algılamada ikilik içerir. Tanrı tek bir göz ile görür, bizse iki göz ile görürüz. Tanrı'nın vizyonu bütündür (bölünmemiştir) ve ahlaki emirler, din ve ahlaki yapılabilecekler ve yapılamayacaklar, bir fenomenin iki fenomen olarak algılanmasından dolayı ortaya çıkarlar.
Biz hep gün vardır ve gece vardır deriz, bense bir yanda gündüz bir yanda gece denilen bir şeyin olmadığını söylemek isterim. Bir görünüşü gündüze benzeyen, bir başka görünüşü geceye benzeyen bir şey olur. Şimdi, sen bir şeyin iyi bir şeyin kötü olduğunu söyleyebilirsin. Çocuklar gibi, biz gündüzlerin iyi gecelerin kötü olduğunu ifade ederiz. Böyle bir şeyi ifade etmekte bir zarar yoktur ama gecenin kötü, gündüzün iyi olduğu doğru değildir. Gecenin kötü olduğunu kim söyleyebilir ki? Gecenin hiç olmadığını varsaysak- sonsuza dek gündüz olurdu. Peki bu iyi olur muydu? Gece olmadan sadece gündüz olsa, hepimiz yok olurduk. Ve, gündüz olmadan sadece gece olduğunu farz et; o zaman da hayatta kalamazdık. Öyleyse, iki görünüş de deneyimsel bir fenomeni yaratmak için birbiriyle kaynaşır, dualistik (ikilikçi) görünür ama kendi bakış açısından bütündür (bölünmemiştir).
Şuur üzerine herhangi bir tesir - Avukat, beni dinle! Ahlaki bir kelime kullanmak istiyorsan, bir yana diğer yandan daha çok vurgu konulmasıyla, özne ve nesnenin ikili algılamasında bölünecek olan şuur üzerine herhangi bir tesirin doğru olmadığı kabul edilebilir. Hem Nesnel ve hem de öznel tarafta çalışan bütünsel fenomeni görmeni sağlayacak şuur üzerindeki herhangi bir tepki doğru ve uygun olarak kabul edilebilir.
Ben seni görüyorsam ve sen beni görüyorsan, sanki A, B'yi görüyor ve B, A'yı görüyor gibi görünür. Bu, ikilikçi algılama olarak söylenendir. Ama bir başka faktör daha vardır ki bu süreçte her zaman atlanır. Benim seni algılamam, ve senin beni algılaman ne benim ne de senin fiilindir. Ben seni görmüyorumdur, sen de beni görmüyorsundur. Aramızda, algılayan ve algılanan dengesini tutan şuur vardır, ve her ikimizi de gözlemler. Bu nedenle, senin beni, benim seni eş zamanlı algılamamız mümkündür. Öznenin nesneyi, ya da nesnenin özneyi ikilikçi (dualistik) algılaması olarak adlandırılan bu görüş, her ikisini de çalıştıran fizik üstü şuur tarafından yaratılmış bir fenomendir. Ama, sadece bir tarafa vurgu yapan hiçbir şey doğru algılama değildir.
Duyulması hoş olmadığı için "günah, kötü, çirkin" kelimelerini kullanmamanız gerekmez. Sadece algılamanın uygun ve uygun olmayan yolları vardır. Şuuru özne ve nesnenin bütünsel bir algılamasına götüren algılama hareketine katkıda bulunan herşey doğrudur ve buna ters düşen hiçbirşey doğru değildir.
Bir hayal var ve böylece sen bana böyle bir soru soruyorsun. Tanrı kötülüğü yaratmaz ve bu nedenle hayali de yaratmaz. Bu şaşı gözlerin algılama hatasıdır. Geçen gün sana söyledim, bir kalemi suya batırdığında bükülmüş gibi görünür.

Larry: Yine de gözlerimi bu şekilde görmesi için yarattı.

Swamiji: O hiç bir şey yaratmadı. Tanrı kendisi haricinde hiçbirşey yaratmaz.

Larry: Peki ama benim gözlerim yine de böyle görüyor.

Swamiji: Bu, şuurun felç darbesi geçirmesi gibi birşeydir. Bu bütün problemi yaratan, şuurun bütünden bölücü kısmıdır.

Larry: Ama bunun olması niye gerekli ki?

Swamiji: Gerekli değildi, ve sonunda bunun hiç olmadığını da fark edeceksin, bu hiç olmadı. Bunun olduğuyla ilgili bir yanılsama içinde olduğunu fark edecek ve bu ortadan kalktıktan sonra bu soruyu cevaplayacaksın. Rüyanda "Niye uyanmalıyım?" diye soruyorsun, çünkü rüya görürken uyanma diye bir şey senin için yoktur. Sadece uyandığın zaman, bir şeyin olduğunu bilecek ve sonra bir soru sormayacaksın.
Sınırlanmış şuur niye sınırlandığını bilemez, çünkü bildiği anda sınır ortadan kalkar. Bu, bir fener ışığında karanlığı görmek gibidir. Eğer karanlığı arasan, bir feneri yakıp da onu görür müsün? Işık orada olduğunda, karanlığın orada olmadığını görürsün. Bilginin ışığı sorunun kendisini kaldırır, böylece böyle bir soruyu cevaplayamazsın. Soru karanlıktır ve sen ona bilgi ışığı tutarsın ve soru anında yok olur.
Bir hikaye vardır. Derler ki, akşam Tanrı'ya gitmiş ve ağlamış, "Güneş beni nereye gitsem kovalıyor, kalacak hiç bir yerim yok."
Brahma (Yaratıcı) güneşi çağırmış ve sormuş, "niye zavallı geceyi kovalıyorsun?"
Güneş demiş ki, "Onu hiç görmedim. Hem nasıl kovalıyacağım ki? Gereksiz şikayetler."
"Hiç böyle bir şey görmedim" demiş. Tanrı'nın niye bu dünyayı yarattığı sorusu, tıpkı bunun gibidir. Sen O'nun yarattığını ve gereksiz yere kovaladığını farz ediyorsun. Bu, güneşin geceyi kovalaması gibidir; hiç olmamıştır. O, "karanlığı kovalama hatasını hiç yapmadım. Onu hiç görmedim. Niye şikayet ediyorsun ki" demiştir.
Bunun gibi, bilgi de sana bu soruların bilgi için var olmadığını ve bu nedenle bilgiyi cehaletle yüzleştirmemen gerektiğini söyleyecektir. Bilgi cehaletle yüzleştiği anda, cehalet ortadan kalkar. Bu, sorularının bilgiyle cevaplanamayacağı anlamındadır; sorular sadece cehaletle cevaplanabilir. Cahil sorular cahil cevaplarla yanıtlanır. Doğru bilgi yanlış kavranmış sorulara cevap veremez.

Larry: O halde bana dünya yoktur diyorsun.

Swamiji: Sonuç olarak, dünya yoktur - kesinlikle doğru. Şimdi daha ilerisini konuşma.

Larry: Konuşacak kimse yok.

Swamiji: Bu, kendi içine bir hat kurmanı gerektirir. Derinlemesine kendi özüne gidersin, çünkü sorularının tüm cevabı sensindir. Sen, kendin cevapsındır. Tüm cevapların evrensel olan, senin olduğun dipsiz denizden, yani içeriden geldiğini göreceksin. Derin meditasyon uygulaması gereklidir. Kendini, "sen"inle senin gördüğün -yani olduğun ve aklında olduğunu düşündüğün- arasındaki çevreye koy.
Derin meditasyon ve kişinin kendi içine dönmesi - gördün mü, dinle. Ne zaman düşünsen, hep ikilikçi usule göre düşünüyorsun- sen düşünensin ve düşündüğün bir düşünce vardır; sen düşünensin ve düşündüğün bir nesne var. Sen ne kendini düşünmelisin ne de aklındaki bir nesne gibi görüneni düşünmelisin. Seninle nesne arasında olanın seni bu orta pozisyona transfer etmesine izin ver. Kendi şuurunu transfer edebilir misin? Bunu buraya koy, Bilincin burada oturmalıdır. Burada oturabilir mi? Şimdi o senin içindedir. O, bedeninin içinden çalışır, ve gözlerinin deliğinden görürsün ve burada benim gibi bir kişiyi algılarsın. Şimdi bedenine bağlanmış olan kendi bilincinin kilidini aç ve bir şekilde sen burada ortadaymışsın gibi konsantre ol, şimdi.

Larry: Bedenimin dışına mı?

Swamiji: Evet; ve sen ikisini de görüyorsun- Bay ve bilmem kim Krauss görmüyor, bu her ikisinin ortasında olan Krauss-olmayan birşey, Krauss'u bir yanda, Krishnananda'yı diğer yanda görüyor. O zaman, kendinin tamamen bambaşka biri olduğunu göreceksin. Bir saniyede süpermen olacaksın. Şimdi sen bir insansın çünkü bu beden aracılığıyla gözlerin aracılığıyla bakıyorsun, bu başka bir şeydir, dışarıdadır; bu insani-düşüncedir. Süpermen-düşüncesi ise özne ve nesnenin her ikisinin de arasındaki, özne ve nesneyi aşan ve bir başka şekilde her yerde mevcut olan üstün ve batıni düşüncedir. Bir süpermen insan aklından üstün düşünmeye dayanarak özne ve nesne arasındakini düşünürken, insan aklı sadece bir tarafı düşünür ve algıladığı ile kendi ilgisini keser. Bu nedenle biz bir insan gibi değil bir süpermen gibi düşünmeliyiz.
İnsanlar insani soruları cevaplayamaz. Hiç bir kişi, bir kişinin sorusunu cevaplayamaz. Her bir kişi bir diğeri gibidir; arada hiç fark yoktur. Ancak kişide bir super-insan elementi vardır ki insan düşüncesini ve algılayan ve algılanan şuuru geçer. Bu büyük bir sirk başarısıdır, kendi bilincinde canlandırdığın bir başarıdır. Bu düşünmenin genel yolu değildir ama düşüncelerinde tarafsız ve zihnen mutlu olmak istiyorsan, düşünmenin çok çok gerekli bir yoludur. Yoksa, her zaman tek-taraflı olacaksın. Dengen bir o yana bir bu yana sallanacak ve hiç bir zaman dengelenmeyecektir.

Larry: Ama, kendimi bu pozisyona koyduğum anda...

Swamiji: Ne kendini ne de dünyayı o an görmeyeceksin. Her ikisini de bağlayan bir şey göreceksin. Bu neredeyse Tanrısal-vizyondur. Bu neredeyse Tanrı'nın kucağında olmaktır- eğer bu şekilde düşünmek istiyorsan. Tanrı özne ve nesne arasındaki bir dengedir. Bu Tanrı'dır ve Tanrı şuurdan başka bir şey değildir. O halde, eğer düşünebilirsen, eğer şuurunu gören ve görülen arasında mevcut olan gibi çalıştırabilirsen, sen gerçekten Tanrı'nın kucağındasın. Bu neredeyse, Tanrısal-düşünmedir ve senin bireyliğin bundan sonra bitecektir. Bu seni öyle bir mertebeye dönüştürecektir ki (sana bahsettiğim bu egzersiz) derin düşünce ve yoğunlukla sadece bir kaç dakika sürekli yapsan bile, kişiliğinde heybetli bir titreşimin başladığını göreceksin ve daha önceki o küçük aynı kişi olmayacaksın. Bu senin kişiliğini fiziksel, mental ve hatta sosyal olarak canlandıracaktır. Sen tamamen farklı bir birey olacaksın. İnsanlar sende "birşey" görecekler. Yüzüne baktıkları zaman sende "birşey" olduğunu, bir değerin geldiğini- çünkü gelen bir birey değildir- bilecekler. Bu kişinin kişiliğinden gelen başka birşeydir.
Bunları sana anlatıyorum, çünkü burada biraz pratik gereklidir. Çok okumana, ve çok tartışmana gerek yoktur. Mesele basittir. Pudingin kanıtı onun yenmesidir. Onu yemelisin, o kadar- yoksa puding hakkında konuşmaya devam edeceksin ve bunun bir amacı yoktur. Bu yüzden senden hergün biraz pratik yapmanı ve sadece bu satırları düşünmeye çalışmanı talep ediyorum. Bundan başka düşüncen olmasın. Bu özel hayatında, sosyal hayatında, yasal hayatında, herhangi bir hayatında senin alışkanlığın olsun, sadece bu satırları düşün. Senin düşünce şeklin olsun; özne ve nesneyi ikiye bölen ve bir tarafı tutma zorunluluğun olan eski düşünce tarzını bırak. Ya nesnel ya da öznel tarafı alırsın, bir denge tutturamazsın. Bu çok zordur, çünkü aklın alışkanlığı, kişinin bedeninde kilitlenip kalmak ve sonra hoşuna giden ve gitmeyen şeylerin -bir başka bedene aşk veya nefret duyması- olmasıdır. Bu bir hastalık çeşididir. Şuurun bir beden içine hapsedilmesi bir hastalık durumunda olur. Gerçekten hastadır; acı çekmektedir, ve tüm düşüncelerimiz hastalıklı düşünceler gibidir. Bu doğal ve normal düşünce değildir. Öyleyse, ne biz mutlu oluruz ne de diğer kişiyi mutlu ederiz. Yeni bir model oluşturulmasıyla değerlerin bir çeşit toplu değişimi gereklidir, böylece beden aracılığıyla değil beden dışındaki bir yolla düşünürüz.
Patanjali'nin Yoga'sında çok güzel ve çoğunlukla atlanan bir sutra vardır (sutra vecize demektir.). İnsanlar onu okumazlar da anlamazlar da. "Büyük şuur bedenin dışında olandır." Sutra'nın tercumesi budur. "Dış" derken, aslında "bedensel örtülerin zincirlerinden özgürleşmiş" demek istemektedir. Bu sana bahsettiğim şeyin başka bir şekilde söylenmiş şeklidir. Sen burada oturmuyorsun: ben "sen" derken, bilinçten bahsediyorum. Bu Bay Krauss-bilinci her neyse, beden denen şeyin içinde oturmaktadır. Onun bedeninin dışına çıkmasına izin ver ve bu halının üzerine otur ve ona bak ve sen kendi nesnen olacaksın ve bedenine olan bağımlılığın yok olacak. Şimdi sen kendinin fiziksel bir özne olduğunu düşünüyorsun ama bu yüzden şuurun bedenine o kadar ciddi bir şekilde yapışmış ki, bedenin dışında hiç bir şeyi düşünmüyorsun. Kendi fiziksel öznen olarak düşündüğün şeyin nesne olmasına izin ver, ve ondan burada oturan diğer insanlar kadar bağımsız olacaksın- çünkü sen bu değilsin, sen kendine bakan diğer şeysin. Ve kendine tıpkı diğer insanlara baktığın gibi bakacaksın.
Buradaki insanların kaderi için endişelenmezsin, seni ilgilendirmez; ve bu bedenle de o an ilgilenmeyeceksin, çünkü geçmişte olduğun gibi görünenden başkasın. Sen de diğer herkes gibi nesnesin. Peki kendini neden özneymiş gibi düşünüyorsun? İşte can alıcı nokta bu, hata bu. Bu egzersiz yalnız Patanjali'nin şu sutrasında dediği gibi konsantre olduğunda mümkündür: Kendini beden olmayan- bedenden daha geniş- özne ve nesne arasındaki bir konuma transfer et, her ikisini de aş, ve yine de her ikisinde de mevcut ol. Tanrı-insan olacaksın. İnsan olmayacaksın. Olağan insandan çok daha başka bir şey olacaksın.

Larry: Kişinin kişiliğinin bir önemi yok mu?

Swamiji: Kişilik, iki ele de dikkat eden beden gibi, hem kişiliği hem de diğerini içeren tarafından bakılır. Sağ eline "Bayım, sizin sol elle ilişkiniz nedir?" diye sormaya ihtiyaç duymazsın. Bu tip sorular sormazsın çünkü sağ elin de sol elinin ait olduğuna aittir; yani beden her ikisine de bakar. Özne, nesnenin ait olduğuna aittir, ve üzerinde durduğum bu belirli şey senin için gerçektir. Böylece, herşey otomatik olarak bakılır. Problem olmaz.

Larry: Bu benim için hala ispat olduğu farz edilen bir iddia. Bireysel kişiliklerin başlangıçtaki amacı neydi?

Swamiji: Neden olduğunu soruyorsun. Bu bedeni aştığında, bu senin için bilinebilecektir; bu bedenin üstünde olduğunda, bu sorunun cevabını bileceksin. Sana tekrar söylüyorum, cehalete bir fener ışığı yakıyorsun. Cehaleti bilgiyle bilemezsin; bu ikisi birbiriyle tezattır. Soru cehaletin bir parçasıdır ve beklediğin cevap bilginin parçasıdır. Bunlar tezat olduklarından, biri diğerini bilemez. Uyanıkken rüya göremezsin; uyurken uyanmayı bilemezsin. Her ikisi aynı anda mevcut olamaz. Bu yüzden, teorik soruların bir faydası yoktur. Cevabı uygulamada aldığını fark edeceksin. Uygun bir şekilde konsantre olursan, tüm problem güneşin karşısındaki sis gibi yok olacaktır. Sorgulamaya gerek yoktur. Kendisi otomatik olarak çözülecektir.

Sarah: Kişinin bedenindeyken acı yoluyla, kişisel gelişim yoluyla, büyüme yoluyla aldığı tüm bilgelik - bunun değeri nedir? Bunun herhangi bir değeri var mı?

Swamiji: Evet, Sen şu an bunun aracılığıyla düşünürsün; yoksa nasıl düşüneceksin? Bilgi, alt katmanlardan üst katmanlara olan tekamül süreci ile kademesel olarak yükselir, ve senin şu an ulaştığın kademe insan kademesidir. Benim bahsettiğim ise insan kademesinin üstünde olan bir şeydir.

Sarah: O halde, insan kademesine sadece beden içindeysen ulaşabilirsin.

Swamiji: Sen zaten o kademeye eriştin, ve şimdi insan aklı ile düşünüyorsun, ama ilahi akılla düşünmen gerekir. Benim bahsettiğim bu. İnsan düşünce şeklinden daha yüksek bir kademe olan ilahi düşünce tarzı vardır. Ancak biz henüz bu duruma erişmedik. Biz insan oğulları olarak düşünürüz, ancak insan olmayan -süper insan olan- düşünce çeşidi de vardır ki şimdi bahsettiğim oydu. Elbette, bu daha alt bir kademeden gelişti ve bu bedenle geldi. Son derece haklısın. Mineralden, bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana, insandan Tanrı'ya- bu kademesel olarak nasıl yükseleceğidir.

Sarah: Ve kişi ilahi düşünme tarzına meditasyon ve derin düşünce ile ulaşır, değil mi?

Swamiji: Meditasyon. Evet, kesinlikle. Evet, evet, kesinlikle doğru.

 

11 Aralık 1990 - akşam

Swamiji: Ne diyorsun?

Larry: Aklım, aklım ve egom, Mutlak'ın "Ben" olan ile ilişkilerini (ya da ilişkisini) bilmek istiyor.

Swamiji: Mutlak'ın "Ben"i yoktur.

Larry: "Ben"...

Swamiji: "Ben" yoktur.

Larry: Pekala, sadece Mutlak. Akıl ve Mutlak arasındaki ilişki nedir?

Swamiji: Akıl Mutlak'ın geçici-spatyo yansımasıdır. Geçici-spatyo yansıması bir kırılmadır, eğer bu ismi kullanmak istiyorsan. Tıpkı aynanın parlamaması gibi, aslında "akıl" diye bir şey yoktur.Ayna, üzerine sadece ışık vurduğu zaman parlar. Aynadan yansıyan ışık akıldır, aynadan bağımsız olan ışık ise Mutlaktır. İlişki basittir. Mutlak'ın kendisi akıl olarak yer-zaman aynası vasıtasıyla parlar ve aynadaki ışığın olmaması gibi, aklın bağımsızlığı diye de birşey yoktur. Ayna parlayamaz; aynı şekilde akıl düşünemez. Yer-zaman kompleksi ile Mutlak aracılığıyla ışığın yansıması gibi, düşünür gözükür. Böylece, yer-zaman ayna gibidir, akıl aynadaki ışık gibidir, ve Mutlak da aynaya düşen orjinal ışık gibidir.

Larry: Öyleyse, aklım Mutlak'ın bir yansıması.

Swamiji: Kesinlikle, evet. Mutlak'tan aklına yansıyan ışıktan dolayı düşünüyorsun.

Larry: Ve benzer şekilde, diğer herkesin aklı da Mutlak'ın bir yansımasıdır.

Swamiji: Herkesin aklı da sadece aynen böyledir. Herkesin, evet. Hekesin, eşit olarak.

Larry: O halde niye - bunun cevaplanabilir mi olduğunu bilmiyorum- ama Mutlak niye seçimini...

Swamiji: O hiç bir şeyi seçmez. Ve böyle bir soru sorarsan, sana O'nun hiç birşey yapmadığını, ya da sonuç olarak senin var olmadığını söylerim. Sen var olduğun hayalindesin. Bu bir zoru olağanüstü bir şekilde halletmede sonuncu darbedir. Asla "niye?" sorusunu sormamalısın, çünkü sorular "etki" ve "tepki" ilişkisinden dolayı ortaya çıkarlar; bu nedenle sorular oluşur. Her bir tepki için bir etki bulmaya çalışırsın; bu nedenle sorular ortaya çıkar. Ama sana her bir tepki için bir etki olduğunu kim söyledi? Bu, aklının bir hayalidir; uyduruk sorular mantıklı bir şekilde yanıtlanamaz. Soruların hepsi, şeylerin hatalı algılanmasının yansımasıdır. Senin yanlış bir soruya doğru bir cevabın olamaz. Neden olduğuna dair hiç bir soru sorulamaz, çünkü sonuç olarak bu hiç olmadı. Ama, sen bunun olduğunu hayal ediyorsun; bu nedenle bu sürece uygun bir çeşit cevap verilmelidir. Kişide istenen psiko-analitik tedavi dedikleridir. Düşünmenin kendisinde yanlış bir şey vardır. Sana bir şey oldu ve sen bunu düzelttiğinde bileceksin.

Larry: O halde, hiç bir şey olmuyorsa, gerçekten o halde aklım da burada değildir. Ve ben burada değilim ve sen orada değilsin.

Swamiji: Hiç bir şey, hiç bir yerdedir. Gerçekten var olmadığına inanırsan, bir problemin olmayacaktır, ama sen var olmadığına inanamazsın. Bu nedenle bu sorular soruluyor. Varoluş şuurunu kaldırmayı da dene, ve bakalım ne oluyor. O anda, Mutlak içinde eriyeceksin. Sonra da bir daha asla soru sormayacaksın. Ama sen var olduğunda ısrar ediyorsun, böylece problem bir engel olarak hep orada duruyor; ve soruların oluyor. Var olduğunun ısrarı, Mutlak'tan ayrı olduğunu ısrar etmenin bir başka söyleniş şeklidir. Tüm problem budur. Bırak, Bay Krauss değil, Mutlak düşünsün. Sabah sana, kişiliğin ya da bedeninle düşünmeye devam etmektense, şuurunu Evrensel Değişmez'e geçirme tekniğinden bahsettim. Her bir düşüncemiz, bizi Mutlak'tan ayırır. Bu nedenle hiç cevap gelmez.

Larry: Siz kendinizi aşmayı başarmışsınız ve, bu nedenle görmüyorsunuz ki...

Swamiji: Hiç sorum yok. Hiç bir çeşit şüphem yok ve gidip kimsenin darshan'ını almıyorum. Kimseyle konuşmuyorum, ve tamamen tatmin olmuş bir kişiyim. Gidip büyük veya sıradan insanları görmüyorum. Kimseden bir şey istemiyorum. Bir sırdan dolayı tatmin olmuş durumdayım. Bu, Swami Sivananda'dan gelen bir kutsamadır.

Larry: Siz var mısınız?

Swamiji: Ben Mutlak olarak varım, ve başka bir şekilde var olmak bir hatadır; ve eğer bu hataya bağlanılmışsa, bu ne kadar erken düzeltilirse, o kadar iyidir. Sürekli olarak varlığının evrenselliği düşüncesine dalmalısın. Sen varsın. Kimse senin var olmadığını söylemiyor, ama sen senin düşündüğünden farklı bir şekilde varsın. Sen varsın, ama senin düşündüğün sen olarak değil.

Larry: Biz hepimiz var mıyız?

Swamiji: Her zaman.

Larry: Hepimiz burada mı varız?

Swamiji: "Hepimiz" diye bir şey yoktur. Bu, bir okyanustaki biç çok damla gibidir. Eğer okyanusun damlalar haricinde hiçbirşey olmadığını söylüyorsan, peki. Senin "hepimiz" deyişine bir söyleyeceğim yok, ama aslında okyanusta damlalar yoktur. Bu sadece teorik bir kavramdır. Okyanusun kendisi büyük bir damladır, ama sen tartışma amacı için bağımsız damlaları anlarsın. O halde, "hepimiz" diye bir şey yoktur. Biz kavramsal olarak okyanustaki damlalarız.

Larry: Eğer tek bir Mutlak varsa, nasıl farklı şuurlar olabilir?

Swamiji: Sana bunun hayal haline gelen uyanma gibi olduğunu söyledim. Bir şey oldu. Rüyanda algıladığın dağların olmaması gibi (bunlar sadece kafanda vardır), bunlar dışsal şeyler gibi gözükür. Tek Evrensel Şuur bir şekilde, sana daha önce de bahsettiğim gibi, kendi geçici-spatyo baskı noktası olan bu bedene girmiş, ve şimdi (herşey) öyleymiş gibi (gerçek olmadığı halde) rüya görüyor, tıpkı rüya sırasındaki dağların beynin tarafından yaratılmış gibi değil de senin dışındaymış gibi gözükmesi gibi. Dünya, sadece aklın dağa baktığı halde, rüyada dağın dışarıda gözükmesi gibi aynı şekilde dışarıda gibi gözükür.

Larry: Öyleyse, bu benim aklımda, ya da bu Mutlak'ın içinde?

Swamiji: Aklın ve O-bunları ayıramazsın. Bunun Evrensel Akıl olduğunu söyleyebilirsin. Bunlar ayrı değildir.

Larry: O halde, ben seninle konuşurken...

Swamiji: Bir damla okyanustaki diğer bir damlayla konuşuyordur.

Larry: O halde, sadece bir rüya değil mi?

Swamiji: Bir damla olduğunu düşünüp kendini okyanustan ayırdığında, bu bir rüyadır; rüya damlanın okyanustan ayrı olduğuna olan inancından başka bir şey değildir. Ama eğer damla, damla diye bir şeyin olmadığını bilirse, o damla şeklindeki okyanustur, sen uyanmışsındır. Okyanusu bir çok damla yapar; bu kesinlikle doğrudur, yine de okyanusta hiç damla yoktur. O bir kütledir. Bunu, her iki şekilden istediğin biçimde tasavvur edebilirsin.

Sarah: Mutlak'tan ve bizden okyanus olarak bahsediş şekliniz bana doğru düşünme gibi geldi. Ama bu dünyanın sadece bir rüya olması- dünyada olan o kadar çok şey var ki! Bir çok deneyim ve tekamül...

Swamiji: Tüm deneyimler sadece rüyanın içindedir; dışında değildir. Acıkabilirsin, susayabilirsin, rüyanda ölebilirsin de ama gerçekte hiç bir şey olmaz. İnsanlar bir ağaçtan düştüklerini ve bacaklarını kırdıklarını hissedebilirler, evlenebilir ve çocukları olabilir, ve fakirleşebilirler, ve ayrıca ölebilirler. Kişi tüm bu deneyimlere bir rüyada sahip olabilir. Uyanırsın ve hiç bir şeyin olmadığını görürsün.

Sarah: Ama madde yok mu?

Swamiji: Rüyada, evet, madde yok.

Sarah: Madde yok! Burada, dünyada olan herşey...

Swamiji: Hiç bir şey, hiç bir şey. Nihai olarak maddesizdir. Şuurun böyle gözüken gelişimidir.

Larry: Mutlak hayal görmeyi mi seçiyor?

Swamiji: Tekrar bana aynı soruyu soruyorsun. Bu O'nun birşey yapıp yapmadığnı sormak gibi. Asla böyle sorular sormamalısın. O asla bir şeyi seçmez. O sadece vardır. Tekrar ve tekrar aynı soruyu soruyorsun, "niye oluyor". Bu soruyu yanıtlayamazsın. Buna derinlemesine gidip, kendin farkına varmalısın. Sonlu Sonsuzla ilgili bir soruya cevap veremez. Sen sonluya girmeli ve bu sonludan Sonsuza girmelisin; o zaman bir cevap alacaksin.

Larry: Bir yaşam süresinde Sonsuzun aklına girmek mümkün mü?

Swamiji: Evet, eğer gerçekten buna sahip olmada istekliysen, bu mümkün. Gerçekte, buna sahip olmakta istekliysen, O'na batarsın, ve gün içinde ve gün dışında sadece O'nun içinde olursun.

Sarah: Hayal dünyasının araçlarını (enstrümanların) kullanman nasıl işler- aklını kullanıyorsun, arılaştırma tekniklerini kullanıyorsun, diğer teknikleri kullanıyorsun...

Swamiji: Bunların hepsi sadece aklın bir parçasıdır. Eğer hayal dünyasında bu teknikleri kullanırsan, onların tamamen farklı şeyler olduğunu mu düşünürsün? Rüyanda suyu taşımak için bir bardak kullansan bile, içinde su olsa bile, bardak sadece aklının yarattığıdır. O madde değildir, Ve aynı şey uyanma koşulunda da olur- tüm bu bardaklar ve gördüğün enstrümanlar Kozmik Aklın yarattığıdır. Sert cisimler (maddeler) olarak gözükürler ama aslında değildirler. Rüya dünyasındaki kral ve dilenci aynı şeyden yapılmıştır.

Sarah: Ama, nasıl Mutlak Şuur'a girmek için kullanılabilirler?

Swamiji: Bunlar, kendin ve dışarıdaki çevren arasında bir uyum yakalamak için kabul ettiğin metodlardır. Çevre'den kasıt dünyadır. Enstrüman sadece, sen ve dünya arasında uyum yaratmakta sana yardımcı olması için tuttuğun araçtır. Bu neden için bir sürü enstrüman kullanırsın. Dünya sana kötü bir şekilde çarpar ki, her gün acıktığını hissedersin; sonra yemek enstrümanını kullanırsın. Ve kış rüzgarı üstüne estiğinde, battaniye enstrümanını kullanırsın. Bu tekniklerle, kendin ve Doğa arasında denge kurarsın. Benzer şekilde, kabul ettiğin farklı psikolojik, -fiziksel, sosyal ya da istediğin herhangi bir- methodlarla, kendin ve dünyadaki herşey arasında denge kuracaksın. Aslında, bu dünyada yaptığın herşey sen ve dışındaki dünya arasında bir dengeli olma gayretidir, çünkü bir dakika dengeden çıkarsan mutlu olmazsın. Toplumla, bedeninle, aklınla, hislerinle, kutsanmış herşeyle, ve Doğa'nın kendisiyle bir denge durumunda olmalısın. Yaşamın tüm gayreti kişiliğin dışarıdaki çevreyle arasındaki farklı derece ve aşamalardaki uyuma giden ilerleyen hareketlerden başka bir şey değildir. Yaptığın herşey kozmik iştir. Bir kişinin, bir yerlerde bir köşede yaptığı bir şey değildir. Her aktivite her bir birey tarafından her zaman yapılan Kozmik Fiil'dir.

Sarah: Kozmik Fiil nedir?

Swamiji: Kozmik Fiil kozmosun eş zamanlı olarak yaptığı Toplam Fiildir; aynı zamanda bireyin veya sonlunun Sonsuza doğru olan hareketidir. Tüm evren Mutlak'a doğru hareket eder; tekamül dediğimiz budur. Evren hareketsiz kalamaz ve Mutlak ile birleşene dek de sakinleşmeyecektir.

Sarah: Mutlak'a hareket eden evren derken, hayal evreninini mi kastediyorsunuz?

Swamiji: Herşey, her atom bu Amaç'a doğru hareket eder.

Larry: Ve hayal evreni Mutlak mıdır?

Swamiji: Evet, tekamül sürecinin tamamının bir çeşit rüya olduğunu söyleyebilirsin. Bu bir kozmik rüyadır, ama çok sistematik olarak yapılır; bu nedenle buna tekamül dersin, sistematik ve simetrik.

Sarah: Ama bu bir rüyaysa, gerçekte hiç bir şey olmuyor.

Swamiji: Oluyor! Gerçekten rüya gördüğünde, oluyor, yoksa ona rüya demezsin. Hiç bir şeyin olmadığını söylüyorsun çünkü uyandın, ama rüya görürken, o çok gerçek bir şeydir. Benzer bir şekilde, Mutlak'a girdiğinde, bu dünyayı görmeyeceksin. Ama bu deneyim olana dek, dünya bir algılanan nesne olacaktır.

Sarah: Ama görünen o ki, Mutlak'ın şuurunda olduğunuzda, hayal dünyası sanki sadece çarkları döndürüyor gibi görünüyor; hiç bir şey yapmıyor.

Swamiji: Mutlak'ın şuuruna girdiğinde, dünyayı görmezsin, tıpkı uyandığında rüya dünyanın yok olması gibi. Bu senin aklına girdi. Hayal fenomeni aklına uyanıkken girdi. Aynı şekilde, uyanma fenomeni de Mutlak'a girecek. Uyanıkken rüya ülkeyi görmemen gibi, Mutlak'ta da uyanma dünyanı görmeyeceksin- o yok olduğundan değil, orjinal kaynağına girdiğinden. Uyanıkken, uykundaki insanları görmediğinde, kimseyi kaybetmezsin. Mahrumiyet hakkında kaygılanmazsın; bir arkadaşını rüyanda gördün ve şimdi uyandın ve arkadaşını göremiyorsun- "Oh, onu kaybettim" diye ağlamazsın, çünkü arkadaşın aklına girmişti. Bu yüzden, Mutlak'a girerek hiç bir şey kaybetmezsin. Tüm şeyi onun içinde emecek ve herşey-dahil olan bütünlük olacaksın.

Sarah: O halde, bu emmeyle, anlamıyorum...

Swamiji: Emme (özümseme) uyanık aklına giren rüya nesneleri gibidir. Benzer bir şekilde oluşur.

Sarah: Ve evrenin süreci nedir?

Swamiji: Evrenin süreci, fiziği süptilde, süptili nedenselde, nedenseli de Mutlak'ta eritir. Dış iç olur; iç Evrensel olur. Burada üç ya da dört aşama vardır. Süreç budur.

Larry: Mutlak evrenin ötesinde midir? O, bu evren midir, yoksa O evrenin ötesinde midir?

Swamiji: Uyanan akıl rüya gören aklın ötesinde midir? yoksa değil midir? Şu an düşünen ve dün uyuyan Uyanan Akıl - rüya gören aklın ötesinde midir? Bir akıl dün rüya görüyordu; bir akıl uyanıkken bugün düşünüyor. Şimdi, uyanan akıl dün uyuyan aklın ötesinde midir, yoksa aynı akıl mıdır?

Larry: Aynı aklın değişik durumudur.

Swamiji: O halde, senin sorunun cevabı da aynı: aynı şeyin başka bir durumu. İki farklı şey değiller.

Larry: Yine de O'nun başka bir durumu olması, Sonsuz olanı bir sınırlandırma değil mi?

Swamiji: Rüya gören akılla uyanık akıl arasında bir sınırlandırma var mı? Sınırlandırma yok çünkü iki ayrı akıl yok, iki gibi gözüken tek bir akıl var. Sınırlandırma yoktur. Rüyandan uyandığın için bir kayıp hissi yaşıyor musun? O halde, sınırlılık nerede? Sen rüyada bir şeyler gördüğün ve görünen o ki onları kaybettiğin halde şimdi bile tam ve bütünsün.

Larry: Sınırlama ben rüya görürken uyanık olmamam ve istediğimi yapabilmemdir.

Swami: Bu anlamda, sen sınırlısındır, çünkü sen Bay Bilmem kim olduğunu düşünüyorsun ve Evrensel olduğuna inanmıyorsun. Aslında öyle olmadığın halde, kendi evrenselliğinle ilgili inanç eksikliğine göre, sınırlandırılmış olduğunu söyleyebilirsin. Gerçekte sınırlandırılmadın, ama bir şekilde sen sınırlılığı iddia ediyorsun. Bunun "evrensel meditasyon" denilen şuurun amacına zararı dokunan fiil ile üstesinden gelinmesi gerekir. Tam ters şekilde öznel düşünme yerine Evrensel düşünme olarak düşünmelisin.

Larry: O halde, Mutlak'ın farklı durumları var.

Swamiji: Kendisinin hiç bir durumu yoktur, ama senin bireysel bakış açına göre, durumları varmış gibi gözükür. Tüm bu soruların çıkış sebebi kendini Mutlak'tan ayırman. Ve sanki Mutlak önünde bir soruşturma nesnesiymiş gibi tartışıyorsun. Mutlak senin önünde duran bir soruşturma nesnesi değildir. Sen kendin O'sun. Ama sen, bir şekilde kendini O'ndan psikolojik bir usül ile ayırdın ve şimdi de O'nun nerede olduğunu soruyorsun, işte hepsi bu. O yok. Gözlemlenen bir o değildir. O sensin, sadece bu kişi.

Larry: Öyleyse ben bir tekamül sürecinde gidiyorum.

Swamiji: Her biçimde bir tekamül sürecinde gidiyorsun. Kendin olmaya çalışıyorsun. Daha geniş, daha geniş anlamda kendin haline gelmelisin.

Larry: Ve başlamak için kendimdim.

Swamiji: Sen herzaman sadece kendindin. bir meşe palamudu gibiydin, bir tohum gibiydin, bir atom gibiydin. Bir sebze haline geldin, bir bitki haline geldin, bir hayvan haline geldin, bir insan haline geldin. Kendi boyutunda daha geniş hale geliyorsun, ve tekamül süreci şimdi bile devam ediyor.

Larry: Ve ben Mutlak olarak başladım.

Swamiji: Mutlak olarak başladın, Mutlak olarak da bitireceksin.

Larry: Ve Mutlak olarak mı bitireceğim?

Swamiji: Evet, evet, böyle yapmalısın.

Larry: Ve beni başladığım noktaya götürecek bir tekamül sürecinde ilerliyorum.

Swamiji: Evet, bir döngüde- bir çeşit şuur-döngüsünde.

Larry: Bu neden oluyor?

Swamiji: Tekrar aynı soruyu soruyorsun! Sana söyledim, bu tip sorular sorma. Aynı soruyu tekrar tekrar soruyorsun. Tepki etkiyi, tepki onun etkisi olarak dışarıda durduğu müddetçe bilemez.

Larry: Ben zaten Mutlak'sam...

Swamiji: Buna inanmıyorsun. Can alıcı nokta bu. Buna inanmadığın sürece, sen Mutlak değilsin. Sen kendine göre Mutlak değilsin, çünkü kendini O'nun dışında tuttuğundan, kendinin böyle olmadığını hissediyorsun.

Larry: Neden benim Mutlak olduğumu hissetmem önemli? Ben Mutlak'sam, ben Mutlak'ım. Benim Mutlak olduğumu bilmemin farkı nedir?

Swamiji: Hayır, hayır. Mutlak O'nn çevresinde bir çeşit koza olduğunu bilmek istemez. Bana neden çevrede koza var diye soruyorsun. Bunu oraya gittiğin zaman, O'na Sen sorarsın! Şimdi sormamalısın. "Neden rüyamda dağ gördüm?" Fantazi olduğundan böyle bir soru sormazsın. Böyle bir soruyu bir daha sormazsın. Rüyanda bir dağ görüp, sonra herkese soruyorsun, bir pazar yerine gidip herkese "niye dün rüyamda bir dağ gördüm?" diye soruyorsun. Asla böyle bir soru sormazsın, çünkü, asla olmamış bir şey için böyle sorular sormak beyan edilen bir aptallıktır. "Bu, beynimdeki rüyalarda olduğu gibi bir seri tutarsız hayaldir" diye düşünürsün. Asla böyle sorular sormazsın. Bu uyuyan bir kişinin "Uyanmak nedir?" diye sorması gibidir. Bu soruyu asla cevaplayamaz. Uyuyan kimse, uyanana dek uyanmanın ne olduğunu bilemez. Öyleyse, neden yok. Bu, direkt pratik ve deneyim sorusudur. Sadece şekeri yersen, onun tatlılığını bilebilirsin. Başka birine, "Tatlılık nedir?" diye sorarsan, ağzına şeker koy daha iyi. Sadece teorik tartışmayla, kimse tatlılığı bilemez.

Larry: Pekala. Soruyu soramıyorum ama durumu anlıyorum. Ve durum, benim Mutlak olarak başladığım...

Swamiji: Sen başlamadın, ve böyle bir şey de olmadı. Tekrar etki ve tepki sorusunu getiriyorsun.

Larry: Pekala, ben her zaman Mutlak'tım.

Swamiji: Tüm bu soruların senin Mutlak'tan ayrı olduğunu gösteriyor. Tekrar ve tekrar yanlış bakış açısında ısrar ediyorsun ve hiç bir zaman da bir cevap alamayacaksın. Tüm soruların senin Mutlak'tan ayrı olduğun inancından doğmuş. Yoksa, niye şüphe ediyorsun ki?

Larry: Doğru. Ama bunun sebebi...

Swamiji: Nedir o zaman? Sen nerede duruyorsun? Mutlak'ın dışında olduğun inancına kendini hipnotize etmişsin. Kendi çevrende yarattığın hipnotizmin büyüsündesin, ve büyünün kendisi üzerine sorular soruyorsun. Soruların kendisi de hipnotik etkinin bir parçası, bunlar mantıklı sorular değil. Şuurun hatalı bir duruş noktası olduğundan, aynı noktada tartışmaya devam etmenin gereği yok. Ve senden sana bu sabah söylediğimi hatırlamanı istiyorum. Şuurunu bu soruları soran bu bedenden, dışarıya transfer et, bırak şu halının üstünde, dışarıda otursun. O zaman hiç bir soru sormayacaksın. Bu sorular soran şuurun burada otursun, yaklaşık on feet uzaklıkta, ve soruyu soran kişiye bir baksın. O zaman ne olduğunu göreceksin. Anında eriyeceksin (özümseyeceksin). Yoga pratiktir. Teori değildir. Bir soru değildir, bir şey yapmaktır. Puding yemektir. Yoga yapmadır (eylemdir), sadece düşünme değildir.

Larry: Ama adımlardan birisi kişinin çevresinde bir koza olduğunu fark etmesidir.

Swamiji: Bu koza, benliğinin şuurudur, bir sorandır, bir bireydir ve dışarıda olan Mutlak'ın sorgulanması ve bilinmesi gerektiğini hayal eder. Mutlak senin dışında değildir, ve sen onunla ilgili sorular soramazsın, çünkü sonuç olarak kim, kim hakkında sorular soruyor? Tekrar, soran ve hakkında sorgulanan nesne arasında bir uçurum yarattın. Tüm nokta, özne ve nesnenin arasındaki psikolojik uçurumdur. Nereye gidersen git, ne kadar sorarsan sor, soran ve sorgulanan nesne arasındaki bu ikiliğe yakalanacaksın. Bu çok zor bir teknik. Yoga zor bir teknik. Ne kadar denersen dene, ondan dışarı kayarsın. Bu, bu şekilde, gidecektir. Aklın seninle soru sorduğun şey arasındaki elemente konsantre olmayacaktır. Şuurun, seninle hakkında konuştuğun şey arasında kök salmalıdır. Sorularında şahsi olmamalısın. Uygulamayı yapmıyorsun, bu yüzden sorular soruyorsun. Senin tüm gece meditasyon yapmanı isterdim. Tüm gece meditasyon yap ve gör neler oluyor. Kendi içinde olmamalısın, kendi dışında olmalısın. Kendini kendi dışına yerleştir. Kendin dışında biri ol, ve neler olduğunu gör.

Larry: Ve, bunu sadece meditasyon süreci ile yapabilirim.

Swamiji: Bunu bir saniyede yapabilirsin. Bir saniyede. Sıradan telepatik iletişimde vb'de yaptıkları budur. Londra'daki bir kişiyi derince düşünerek, o kişiyi etkileyebilirsin. Bu, şuurun beden dışında seyahat yapabildiğini gösterir- bu telepatik fiildir. Ama, senin şuurun bedene hapsolmuşsa, hiç bir telepatik fiil oluşamaz. Derin meditasyon gereklidir. Her zaman olduğundan başka olmaya çalış-senin dışında, senin ötende, senden daha geniş, senden daha fazla, sadece sen olmayan. Neden neysen o olmalısın? Senelerdir zaten oradaydın ve çok acı çektin. Şimdi, biraz daha değişik bir şey olmasına izin ver. Şimdi, kendi şuurunun nesnesi haline gel (kendinin dışındasın ve sen bir nesnesin).

 

12 Aralık 1990 - sabah

Larry: Bu sabah biraz meditasyon yaptım.

Swamiji: Ve her gün, derin konsantrasyonla, kendi içine girerek.

Larry: Önerdiğiniz gibi, kendimi kendi içimden çıkarmaya çalıştım.

Swamiji: Kendini bulmak için kendini kaybet.

Larry: Kendimin bir kaç feet ötede göründüğünü düşünmeye çalıştım.

Swamiji: Evet, bu çok doğru. Kendinin kendinden ayrı olduğunu düşün ve göründüğünden daha büyük bir varlık ol. Kendini bedeninin dışına koyunca, olduğundan daha geniş olacaksın. Boyutun çoğalmıştır ve kendini sadece halıya değil güneşe, aya, yıldızlara bile yerleştirebileceksin, böylece boyut neredeyse Evrensel Varoluş gibi görüneceğin kadar büyür. Kendini kolaylıkla istediğin uzaklıktaki uzayın çevresine koyabilirsin, böylece kendi içinde evrensel olarak gözüken şimdiki görünen senden çok uzaklaşır, herşeyi içine çekersin (emersin) ve hiçbir şey senin dışında kalmaz. Nasıl söylersen söyle, "Ben ne isem benim", "Ben benim"- meditasyonun tekniği budur. Mümkün olduğunca uzun sürelerle her gün yapılmalıdır. Bu kişinin birincil görevidir. Tüm diğer görevler ek görevlerdir, ikincildir. Yoksa, kuruşlara dikkat etmiş, liraları kaybetmiş olursun. Tüm iş yaşamı liraları kaybederken, kuruşlara dikkat etmektir. Bu olmamalıdır.
Kendini kaybettiğinde, her şeyi kazanırsın. Kendini kaybedip, tüm dünyayı kazanabilirsin. Dünyanın her yerinde, insanların tüm teşebbüsü, dünyayı kazanma ve kendini kaybetme macerasıdır. Bizler, dışarıdaki dünyadaki şeyler için çok fazla endişeleniriz, ama sanki dünya biz olmasak da orada olabilirmiş gibi kendimizi umursamayız. Sen orada değilsen, senin dünyan da onunla beraber gider.

Bu yüzden, kendine dikkat et, ve her şeye dikkat edilecektir. Bir ağacın kökünü sularsan, ayrı ayrı dallarını ve yapraklarını sulamana gerek kalmaz. Dallar sayıca yüzlerce olabilir; bununla beraber, yüzlerce dal ve yaprak sadece tek bir şeyin, ağacın kökünün çok etkili bir şekilde sulanması ve gübrelenmesiyle bakılacaktır. Kökü bilir ve ona bakarsan, bu dünyanın çok çeşitli tür ve farkları için endişelemeye ihtiyaç duymazsın. Kök; dallara, yapraklara ve meyvelere bakacağından, dünya kendi kendisine otomatik olarak bakacaktır.
"Önce Tanrı, sonra dünya, en son sen." Sivanandaji Maharaj böyle söylerdi- önce etki, sonra tepki. Tanrı önceydi; sonra dünya geliyordu ve sen de sondun, bu yüzden kendini birincinin yerine getiremiyordun. Birinci üretileni kapsıyan ve seni kapsayan en büyüktü. Meditasyon senin görevindir. Bu meşgul olasın diye yaptığın bir şey değildir; bu kendin olma sanatıdır. Kişi için kişinin kendisinden daha karlı hiç bir şey yoktur. "Kendi Özüne doğru ol." Kendin dışında herşeye doğru olmanın hiç bir yararı yoktur.

Larry: Konsantre olabileceğim bir düşünce, ya da birşey var mı?...

Swamiji: Tanrı'ya konsantre olabilirsin, sana göre Tanrı'nın nerede olduğuna. Tanrı bir yerdedir, ve buna meditasyon yapabilirsin. Kişinin anlayış ve tercihine göre, herkes kendine göre bir konsantrasyon noktası seçmelidir. Bazıları, O'nun içeride olduğunu söyler, bazıları dışarıda olduğunu söyler, bazıları ise heryerde olduğunu söyler. Neredeyse orada olsun. Tanımın senin meditasyonunun tanımı olsun. Geçtiğimiz sefer, sana İçsel-Farkındalık ile ilgili kitabı verdim mi?

Larry: Evet.

Swamiji: Okudun mu?

Larry: Evet, o zaman okumuştum.

Swamiji: Orada bahsedilen herşeyi hatırlamayabilirsin çünkü bana sorduğun her soru orada bir derece cevaplanmıştı. Onu bir daha okursan, tüm sorularına cevap bulacaksın.

Larry: Üstünden tekrar ve tekrar geçmenin önemli olduğunu keşfettim.

Swamiji: Onu tekrar tekrar okuyabilirsin. O kitap çok konsantre bir şeydir.

Larry: Cevabı duyduğumda bile, cevabı tekrarlayıp, tekrar ve tekrar duyma ihtiyacı hissediyorum.

Swamiji: O kitabı tekrar tekrar okursan, bir çok şeyin sana çok net geldiğini göreceksin. Şuurun kendisi derinlemesine-bir-analizdir.

Larry: Kozmik İrade'nin ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.

Swamiji: Kozmik İrade? Bu Kozmik Varoluş'un bir fonksiyonudur. Varoluş şuurunu istersen "irade" diye adlandırabilirsin. Evrensel Varoluş var olan şuurdur, ve var oluşun bu şuuruna istediğin adı takabilirsin. Ona "irade" diyebilirsin. İrade sadece şuurun tasdik edilmesidir. İstersen "Kozmik İrade" diyebilirsin, çünkü bu Kozmik Şuurdur.

Larry: Kozmik Şuur bu evrenin biçimini aldı- düyanın biçimini?

Swamiji: Kendini kaybetmeden, bu şekli aldı. O sütün yoğurt olması gibi bir şey haline gelmedi. O, bütün taşın bir heykel haline gelmesi gibi oldu. Taş heykel haline gelmedi, ama içinde bir heykele ait tüm örnekler vardı. Heykeller orada yoktu, ama yine de oradaydılar, çünkü bir heykel bir blok taştan yontulabilir. Aynı şekilde, Mutlak'ın içinde dünya yoktu, ve biçim yoktu, ve yine de herşey oradaydı diyebilirsin. Mürekkebin içinde hiç resim olmadığı halde, bir kavanoz mürekkep tüm resimleri içinde taşır. Mürekkep hususunda her ikisi de söylenebilir. Bir taşta heykeller yoktur, ve mürekkepte resimler yoktur; yine de hepsi oradadır.

Larry: Dün, hepimizin eninde sonunda Mutlak'a doğru harket ettiğimizi, tüm bu yaşamın Mutlak'a doğru bir tekamül süreci olduğunu söylediniz. Ben niye bir sürecin bu şekilde başladığını anlamaya çalışıyorum.

Swamiji: Tekrar aynı soruyu soruyorsun. "Niye?" Gelecekte, "niye" kelimesini kullanma. Sadece "Nasıl?" diye sor, bana "Bu duruma nasıl ulaşabilirim?" diye sor."Niye, niye, niye?" deyip durma. Sana çok kereler söyledim, "Niye" sorulamaz. Sen, tepkinin içinde etki buluyorsun- imkansız.

Larry: Bunun nedenini (etkisini) anlamaya çalışıyorum.

Swamiji: Görünen bir tepki olmadığı sürece, böyle bir şey yoktur. Her bir tepkinin bir etkisi olması gerektiği fikrine sahipsin, ama bu şuurun mekan ve zamana yakalanmış deneysel düşüce yoludur. Etki ve tepki diye bir şey yoktur, o görünmez bir kütledir. Uyandığında, rüyanın cevabı olarak, otomatik olarak bir cevap alacaksın. Uyandığında, rüyanın cevabını alacaksın. Uyanmadan, niye sorular soruyorsun? Önce uyan. Sonra, soru sorma zahmetine girmeyeceksin. Bana dün gördüğün rüya hakkında hiç bir soru sormayacaksın, çünkü sana çok net gelecek. Şimdi sen bir rüyanın içindesin ve sorular soruyorsun. Tavsiyem, önce uyanman, ve o zaman kendi cevabını bulacaksın. Bu uyanma aradığın nesne sen olduğunda gerçekleşecek.
Görevimiz, pratik olarak aydınlanma yönüne hareket etmektir ve "Niye hareket etmeliyim, niye geldik?" gibi gereksiz sorular sormak değildir. Bu soruyu cevaplayamazsın, ve cevaplaman da gerekmez. Devam ettikçe, sorular kademesel olarak, aşama aşama cevaplanacaktır. Işık o kadar yoğun görünecek ki, her bir aşamada cevabın kendi içinden geldiğini keşfedeceksin. Soru hakiki uygulamadır.

Larry: O halde bir sebep (etki) vardı, ama bizim anladığımız anlamda değil.

Swamiji: Evet, evet, bu sadece teoretik anlamda bir sebeptir. Tanrı hiç bir şeye sebebiyet vermez. O sadece ne ise O'dur. ama bizim bakış açımızdan, sanki tüm bu neden-sonuç ilişkisi oluyormuş gibi gözükür. İşimiz, pratik bir şeyler yapmak ve onda olmaktır- ve her an içinden bir cevabın geldiğini göreceksin. Ufuk gittikçe daha parlak ve daha parlak olmaya devam edecek.

Larry: Öyleyse, gerçekte, zaman yok ve mekan yok mu? O sadece var.

Swamiji: O sadece ne ise o'dur. Büyük "Ben-ne-isem-benim" sözü, son gerçektir, ve hakkında söylenebilecek daha fazla bir şey yoktur.

Sarah: Mutlak'la erimek için, bu kişi Tanrı'ya doğru hareket etmeli, kişi Mutlak'a doğru hareket etmeli - bunun da rüyanın sadece bir parçası olmadığını, bu rüyadaki bir hayal olmadığını nereden biliyorsunuz?

Swamiji: Bu rüyanın sadece bir kısmıdır- çok doğru. Mutlak'a doğru olan hareketin bile, rüyanın bir parçasıdır, ama rüyayı kesen rüyalar vardır. Bir rüya bir başka rüyayı koparabilir, tıpkı senin rüyanda bir kaplan üstüne atladığında, kaplan üstüne atladığı için rüyadan uyanman gibi. Kaplan hayal ürünüdür, ve senin kaplana karşı duyduğun korku da hayal ürünüdür, yine de bu kaplan rüyası seni korkuyla uyandırır. Bu aslında-olmayan-kaplan aslında-olmayan-rüyayı bitirmiştir ve gerçek uyanmayı sağlamıştır.

Guru, rüyadaki kaplan gibidir; öğrenci rüya görendir. İkisi de sadece rüyada vardır, yine de biri kaplan biri de rüya gören kişidir. Kaplanın kükremesi, sadece rüyanın bir parçası olsa da, korkuyla seni uyandırabilir. O halde, iki tür rüya vardır: rüyadan seni uyandıran rüyalar, ve rüyaya seni sokan ve sadece orada olmanı sağlayan rüyalar. Çok haklısın. Tüm süreç sadece rüyanın içindedir; dışında değildir, ve yine de bir nokta vardır. Rüyanın iki kategorisi vardır- biri rüyayı devam ettiren, ve diğeri rüyayı bitiren. Sadhana uygulaman, meditasyonun, sadece rüyanın bir kısmı olsa da kaplan gibidir.

Sarah: Tanrı için olan arzunun bazen bir arabaya ya da başka birşeye olan arzu kadar güçlü olmadığını görüyorum.

Swamiji: Bunun nedeni Tanrı'nın ne olduğunu anlamaman. Tanrı'dan anladığın şey o kadar zayıf ki, seni çekmesini sağlayamıyorsun. Bir ineğe altın bir gerdanlık versen, gerçekten boynuna takmaktan mutlu olur mu? O sadece ot ister. Değerini takdir etmen, senin bu maddenin ne olduğunu anlamana bağlıdır. Arabadan anladığımız Tanrı'dan anladığımızdan daha nettir- araba elle tutulabilir, dayanıklı bir maddedir ve içine oturabilirsin, ama daha çok sadece fikir gibi görünen Tanrı'nın içine oturamazsın. Ama durum aslında tersidir: gerçekte araba düşüncedir; sadece Tanrı gerçektir. Bunu anlamak için, genel olarak senin düşündüğüne ağırlığını koyan şartlı etkilerden kendini geri-şartlamak için, senin tarafından aktif güç harcanması gereklidir. Tüm düşüncelerimiz derinlemesine şartlıdır, ve kendini onlardan gerekli çabayla geri-şartlaman (şartlanmayı çözmen) gereklidir. Görünmez gerçektir; görünen gerçek değildir.

Sarah: Duanın amacı nedir? Anlamsız değil midir?

Swamiji: Dua? Dua şuurun kendi özünden daha yüksek bir boyuta yükseltmesinin bir tasdikidir. Sen, senden daha büyük olan bir şeyi mental olarak istersin. Buna Tanrı, veya ne istersen onu diyebilirsin. Özlemin arzusu veya tasdiki, senden daha büyük bir şeyin arzusu, senden daha büyük- sözlerle ya da sadece düşünce ile ifade ettiğin, bu senin duandır. Her iki şekilde de etkilidir.

Sarah: Ve, yüksek benlik Tanrı mıdır, veya bu hala Tanrı seviyesinde değil midir?

Swamiji: Evet, ona Tanrı diyebilirsin. Senden daha büyük herşey, bir derece Tanrı'nın tezahürüdür. Tanrı-deneyiminin dereceleri vardır.

Sarah: Ama bu yüksek benliğin de duaları yok mu, ve onu koruyan daha yüksek bir benlik yok mu?

Swamiji: Yüksek benlik hala daha yüksek olan benlik için dua edecektir. Benlik-tezahürünün çeşitli kademeleri vardır.

Sarah: Ve o nihai olarak Mutlak'a mı gider yoksa bir ara var mıdır? - Ara olmadan belirgin olarak farklı bir şey var mıdır?

Swamiji: Hayır. Ara diye bir soru yoktur. O, kademesel olarak alt bütünden daha üst bütüne doğru, Mutlak Bütünlüğe ulaşana dek yükselir. Sonra, daha başka dua yoktur, ve hepsi budur. Bütünlüğün içinde durur.

Sarah: Ve diyelim ki, yüksek benliğim- yüksek benliğimin durumu nedir? Bedeni olmayan yüksek benlik mi?

Swamiji: Bir değil- çeşitli daha üst benlikler vardır. Mental benliğiniz fiziksel benliğinizden daha yüksektir, entellektüel benliğiniz mental benliğinizden, ruhsal benliğiniz entellektüel benliğinizden, ve tüm bunlar senin kademelerin olduğu halde, Mutlak Benlik tüm bu düşük benliklere göre hala daha yüksektir. Sen tekamül merdiveninde yukarı doğru basamak basamak yükselmektesin. Kademesel olarak kendi omuzlarına tırmanmaktasın.

Sarah: Ve ruh, yüksek benlik, on basamak üstümde (on sayısı örnek olsun diye verilmiştir), onu yüzüncü basamakta olmaktan alıkoyan nedir?

Swamiji: Evet; orada çok, çok basamak vardır. Durma, onun sonsuzluğuna erişmesidir, çünkü Sonsuz'un ötesinde hiç bir şey olamaz. Bu boyutun sonsuzluğuna eriştiğinde, durur çünkü sonsuzun ötesinde bir şey olamaz. Mutlak diye adlandırdığın şey budur, ve tekamülün orada durur, tıpkı nehirin okyanusa eriştiğinde durması gibi. Düşük olanın daha yükseğe çıkmasını durduran düşük olanın öz-yeterlilik duygusudur.

Sarah: Bu kademesel mi yoksa o zaman okyanus olanın da bir noktası var mı?

Swamiji: Kademeseldir-kendi kendine olan ve kademesel, birdenbire olan bir hareket değil.

Sarah: Ve diğer yoldan aşağı iniş? Nasıl, sonsuz olan Mutlak aşağı, aşağı, aşağı, aşağı iniyor-nasıl fiziksel bedene iniyor?

Swamiji: Gerçekte inmiyor- inermiş gibi gözüküyor. Analogla (Mukayese edilebilecek bir şekilde) sana anlattım, bir taş bloğu bir heykel haline gelmez, ve o heykel seviyesine inmez. İçinde heykel yoktur, ama tüm heykelleri içinde barındırdığı hayal edilebilir, ve bu anlamda heykel seviyesine indiğini söyleyebilirsin. Taş hiç bir zaman heykel olmaz; yine de içinde tüm heykelleri hayal edebilirsin. Mutlak hiç bir şey haline gelmez, ama olduğunu hayal edebilirsin, çünkü olabileceği tüm olasılıklar içindedir. O hiç bir şey haline gelmez, çünkü "bir şey haline gelen" fanidir.

Sarah: O halde, nasıl yukarı gidebiliriz?

Swamiji: Rüyayla karşılaştırırsak, yukarı doğru çıkmak da kavramsal bir süreçtir. Gerçekte, süreç var olmaz bile. O vuku bulmaz, ama senin şuurun öyle tuhaf bir ağın biçimine karışmıştır ki, kademesel bir hareket varmış gibi görünür. Sana söylediğim gibi, rüyada kaplan da yoktur, rüya gören kişi de yoktur ve yine de iki şey varmış gibi gözükür. Her bir aşamada katı bir gerçek görünen tüm süreç şuurun bir oyunudur, çünkü şuur da var oluştur.

Larry: Tüm heykelleri içeren taş analog (mukayesesi) kullanılırsa, o halde kişi uyandığı zaman bile, zorunluluktan dolayı, rüya gören hala taşın içinde olmalı. Rüya gören her zaman rüya görmeli.

Swamiji: "Kişi uyandığı zaman" ne demek? Kim uyanıyor?

Larry: Mutlak uyanıyor.

Swamiji: Bir kez uyanma olduğunda, O asla bir daha uyumaz; metinlerin söylediği budur. Rüya sonsuza dek sona erer. O'nun tekrar rüya gördüğünü söylersen, o halde etki-tepki sorusunu getiriyorsun demektir, yani O'nun bir tepki olmak için bir şeye sebep olacağını. Mutlak'ta, sebep (etki) kavramı yoktur, ve bir daha asla da oluşmaz.
Bunun tekrar olabilme olasılığı, hareket halindeki akılda ortaya çıkan bir düşüncedir, çünkü bunun hali hazırda olmuş olduğuna karar verdin. Bu, etkinin (sebebin) zaten orada olduğunu ve tekrardan bunun olabileceğini hissetmeye bağlı olan, akıldaki bir karışıklıktır, ama asıl nokta onun orada olmadığıdır ve böylece o orada olmayacaktır. Nedensel ilişki, fenomenel algılamanın yasası olan düşünmenin yapısal modelinin direkt sonucudur.

Larry: O halde, o orada değilse, burada da değil mi?

Swamiji: Şimdi bile burada değil, ama bu fikri kendine yerleştiremezsin; bu nedenle, bir nedenin olduğu hayal süreciyle hareket etmelisin. Rüya algılaması olarak bir kaplanın olduğunu kabul etmelisin. Bu sonuç olarak orada olmadığı halde, senin uyanmana neden olacak. Matematiksel eşitliklerdeki x durumunda olduğu gibi, şu an var olmayan şeylerden bile, var olduklarına inandığın sürece, yardım alabilirsin.

Larry: Ama kişinin uyanacağını önermek, zamanın sürekliliği anlamındadır - değişim anlamındadır.

Swamiji: Uyanış sadece zaman içindeki sürecin bir kısmıdır, ama sonsuzluğa ulaştığında, zaman kendisinin olmadığını ispat eder- sonra rüya yok olur. Zaman süreci Bütünlüğe ulaştığında durur. Bu nedenle, meditasyonlarının şuurun sonsuzluğu üzerine olması gerektiğini söylüyorum, böylece, zaman süreci duracak. Ve ardından zamansız deneyim gelir.

Larry: O halde, hiç bir zaman dünya yoktu.

Swamiji: Dünya hiç bir zaman yoktu, ve asla da olmayacak. Tanrı'ya ulaşmak zordur. Tüm bu şeyleri duymak, zor görünseler de, muazzamdır. Sonunda, Tanrı-deneyimi kadar zor bir şey olmadığını, erişme kadar da kolay bir şey olmadığını keşfedeceksin. Bir anda, bunun ne olduğunu anlayacaksın. Bu kolaydır, çünkü bu sensin, ve bu zordur çünkü, yine bu sensin. Hiç kimse, kendi gibi zor olamaz. Diğer herkes basittir; sen zor bir şeysin. Sana bir şey ne kadar yakınsa, onun anlaşılması o kadar zordur. Yıldızları ve ayı ve tüm bunları astronomik olarak anlayabilirsin, ama bilen ve biliinen arasındaki mesafenin yokluğundan dolayı, kendini anlayamazsın. Senin kendinin bir problem olması şüphelidir, yine de sen kendine bir problem olamazsın.

Larry: Eğer bir kişi uyanırsa...

Swamiji: Bir kişi sorusu olamaz. Rüyadan uyandığında, rüyanda gördüğün tüm arkadaşların da uyanır. Sen bir kez uyandığında, onlar senin sabık rüyanda ayrı ayrı oturmazlar.

Larry: Dün, bir okyanusun damlaları gibi olduğumuzu söylediniz.

Swamiji: Evet; rüyanda gördüğün tüm arkadaşlarının rüyandaki okyanusta olduklarını farz edebilirsin.

Larry: Ama, o halde sorum şu: Okyanus sadece akılda mı? Yoksa, kendi kendine orada mı?

Swamiji: Aklımın sorusu olamaz. Bir çok insanın olduğunu hayal eden kimdi? Arkadaşının aklı mı yoksa sen mi rüya görüyorsun?

Larry: Ben rüya görüyorum.

Swamiji: Ya rüyasında bir arkadaş gören arkadaşının aklı? Onun hiç aklı olmadığını mı düşünüyorsun? Ya da onu hayal ettiğini hayal ediyordur!

Larry: Hayır, onun bir aklı olduğunu hayal ettim.

Swamiji: Niye onun seni hayal ettiğini düşünmüyorsun? O da senin kadar gerçek görünüyor.

Larry: Çünkü bu benim rüyam.

Swamiji: Bu onun rüyası da olabilir! Onun rüyasında da olabilirsin.

Larry: Demek istediğim buydu. O halde, o okyanustaki ayrı bir damlaysa,...

Swamiji: Gerçekte, rüya gören ne senin ne de onun aklı. Bu kollektif bir şey- seni ve diğerlerini kapsayan bütün bir akıl. Rüya gören senin aklın değil, senin gördüğün kişinin aklı da değil. Bu, dağlar, vb dahil tüm şeyleri birbirine bağlayan bir şey. Bütün bir akıl var, rüyada veya uyanık olarak çalışan bir tüm-akıl. Tüm fikir bir "Gestalt"tır, bir toplam.

Larry: O halde, benim uyanmam sorunu değil bu, Mutlak'ın uyanması sorunu.

Swamiji: "Bir" kişi anlamında "ben" değilim. Sürekli olarak uyanan bir toplam akıldır, ve gördüğün herşey -rüya gören de dahil- bütün çatının altındadır. Bu, bireyin ayrı olarak uyanışı değil, kutsal bir yükseliştir.

Larry: Öyleyse, benim uyanırken sarf ettiğim efor...

Swamiji: Kullandığın "ben" hileli bir kelime, bir çok şey anlamına gelebilir.

Larry: Pekala, egomun sarf ettiği efor...

Swamiji: Hayır, "ego" derken bile, bu kelimeyi çok dikkatli kullanmalısın. Egon bedeninin içinde oturmaz. Senin hakkında konuştuğun şeye zaten dokundu ve senin gözlerinle gördüğün şeyle bağlı, ve senin konuşurken bildiğin şeyden ayrılamaz, bu yüzden egonun bedeninin içinde olduğunu söyleyemezsin. Bedeninin içinde olsaydı, dışarıda bir şey olduğunu bile bilemezdi. Öyleyse, sıradan dilde bile, genel konuşma tarzında bile, kişi egonun kişinin içinde olduğunu düşünerek hata yapıyor gibi görünüyor. Eğer tam olarak içerideyse, dışarıda bir şey olduğunu nasıl bileceksin? O sadece içinde değildir; düşündüğü ya da bildiği yere kadar genişlikte dışarıdadır da. Sen şimdi bile kendi dışındasın, bu fenomensiz senin dışında bir şey olmadığını bilemezdin.

Larry: Ben, egom, duyularım yüzünden benim dışımda bir şey olduğunun farkında değil miyiz?

Swamiji: Ego bilinç altında bildiği herşeye bağlanır, ama bilinçli olarak sadece bedeninin içinde olduğunu hisseder. Aklın kademeleri vardır, bilinçli, bilinç altı, her ikisi. Eğer tamamen içerideyse, bedenin hapisanesine hapsedilmiş olursun, ve kendi tenin olduğunu bile bilemezsin.

Larry: O halde, eğer okyanustaki bir damla...

Swamiji: Gerçekte, (malesef!) damla, okyanustaki diğer tüm damlalarla bağlıdır. Bu yüzden, bir damlanın başına birşeyin gelmesi okyanustaki diğer damlaların da başına gelmesi gibi olacaktır. Onlar birbirinden ayrı damlalar değildir. Tekrar söylüyorum, bu kutsal bir bütünlüktür.

Larry: Öyleyse, bir kişinin Tanrı-farkındalığını başarması...

Swamiji: Bir kişi, bir çok kişi fikri olamaz. Kozmik Akıl sen Tanrı'ya ulaştığında uyanır. Tüm evrende işleyen tek bir akıl vardır. Bir çok akıl yoktur. Tanrı'ya ulaşan sen değilsindir; Tanrı-evrenselliğini başaran Kozmik Varlık'tır. "Sen" ve "Ben" fikri aşılmalıdır.

Larry: Ama bazı azizler ve bilgeler bu bilgiyi, bu farkındalığı başardılar.

Swamiji: Bunun sebebi senin, onların ulaştığı bakış açısından değil de, hala ayrı bir insan oğlunun bakış açısından bakman. Onlar, daha sonra dünyayı görmezler. Bu tekrar rüyandaki arkadaşların sorusu; bir kişi uyanmak için gitti ve diğerleri hala sadece rüyanda. Sen rüyandan uyandın, ama rüyanda gördüğün arkadaşların, onlar hala öğle yemeği mi alıyorlar? Bu bunun gibi mi? Onlar da seninle birlikte gittiler. Tüm bunlar, aklın çok karışık bağlılığıdır, günlük tavırlarla düşünmek zordur.

Larry: Çok eğlenceli!

Swamiji: Sanırım, şimdi bu konuda daha fazla konuşmayacağız, çünkü burada oturan bu insanlar bu acı hapları yutamadıklarından, daha sonra delirebilirler. Herkesin aklında huzurlu olmasına izin ver. Ne dersin? Biraz huzuru koruyalım. Herneyse, bunların hepsini bir kayıt cihazına kaydettin. Tekrar dinleyebilirsin ve bu yeterince iyidir.

Larry: Netlik gereken bir nokta daha: Arkadaşlarım benim hayalimdeyse, ve ben bir Swami ya da bir azize ulaştığımı, başardığımı hayal edersem, bu bilgiyi, bu sadece...

Swamiji: Bu Swami senin de rüya gören adıyla dahil olduğun rüyanda gördüğün kişilerden biridir. Bütünsel olarak düşünmeyi unutma.

Larry: O sadece bir hayal ürünü.

Swamiji: Evet, hepsi bu. Ama rüya görene benzediğin halde sen de "Toplu-Rüya gören"e göre bir hayal ürünüsün. Dikkat et!

Larry: O halde, okyanusta bir çok damla mı var, yoksa hiç damla yok mu?

Swamiji: Okyanusta, hiç damla yoktur. Onlar damlalara benzerler. Hareket eden bir toplam bütündür, kendini, organik olarak kurduğu tüm damlalar olarak düşünen bir bütün okyanustur.

Larry: O halde, hiç arkadaş yok, hiç hayal ürünü yok.

Swamiji: Sadece sen, herşey dahil, kendimiz olarak oradasın. Tek olan Tek olana gider. Sen orada, kavramsal evrenselliğin Toplam Bütünü olarak varsın.

Larry: O halde, öldüğümde, kişi öldüğünde...

Swamiji: Kişi öldüğünde, kişinin-maddeleşmesine doğru olan bir itilmeden başka bir şey olmaz. Sadece, içsel-farkındalığa ulaşmışsan, ciddi olarak bir şey olur.

Sarah: Ne olur?

Swamiji: Ölüm, karma kuvvetinin üstesinden gelinmesinin nedensel olağan bir sürecidir. Bireyselliğini ölümden sonra bile sürdürürsün, ama içsel-farkındalık'da bireysellik korunmaz. Biz şimdi ölümden sonrasını değil Kişisel-aydınlanmayı - bireyselin Evrensel bütünde karışıp birleşmesini tartışıyoruz. Ama bu birleşme ölümle gerçekleşmez- ego devam eder, bağımlılık devam eder, ve tekrar doğum gerçekleşir. Ölümde hiç bir meziyet yoktur. Hiç bir faydası yoktur- tıpkı uykudan uyanmaya ve tekrar her gün aynı kişi olmaya benzer. Bununla, kişinin kendi düşünce ve fiillerinin deneyimi haricinde hizmet ettiği hiç bir amacı yoktur.

Larry: O halde, rüya kişi öldüğü zaman bitmez.

Swamiji: Ölmenin bu tip bir anlamı yoktur. Sadece bedenin ölümü değil, ego-kişiliğin ölümü olmalıdır. Rüya sadece fiziksel ölümle değil, Tanrı-farkındalığı (Tanrı-bilinci) ile biter.

 

12 Aralık 1990 - akşam

Larry: Toronto'yu (Kanada'yı) ziyaret etmeniz mümkün mü?

Swamiji: Bu dünyada mümkün olmayan şey yoktur, ama herşeyin bir zamanı vardır. Bu şimdi olabilir, yarın olabilir, çok ilerideki bir sonsuzda olabilir; herşey mümkündür. Ya da, Toronto'ya şuurumun evrensel alanında gelebilirim. Bu da Toronto'ya gitmenin bir başka yoludur. Ya da arketip seyahati yapabilirim. Arketip nedir biliyor musun? Arketip, bir şeyin orjinalidir. Orjinale arketip denir ve onun gölgesine, yansımasına, görüntüsüne bazen prototip denir. Sık sık, insanlar prototipin orjinal olduğunu sanırlar, ama arkatip orjinal kabul edildiği sürece, onun yansımasını prototip olarak alabilirsin.
Kendini suda gördüğünü farz et. Orada iki kişi vardır: biri nehirdeki bankta duran sensin, ve suda yansıyan bir de bir şey gözükür. Sen arketipsin; sen orjinalsin. Ve suda görülen ise gölgesel bir kopyadır. Sen şimdi burada, gökteki (cennetteki) gerçek arketipin bir yansımasısın. Senin gerçek doğan sadece hala cennettedir; bu dünyada değildir. Bu nedenle, kendinin ötesinde olan bir şeye doğru sürekli çekilirsin. Her dakika mutsuzsundur; bu dünyada her saniye mutsuzsundur. Tamamen güvenli veya tamamen mutlu olabileceğin bir tek an olamaz. Sebebi, sen burada kendinde değilsin; başka bir yerdesin, ve bu mekan (sonuç olarak bulunduğun yer) seni öyle bir yoğunlukla çeker ki bu prototip varoluşunun, gölgenin içinde bir an bile dinlenemezsin.
Plato bu tip bir analoğu sever. Herşeyin, ağaçtaki küçük yaprağın bile, arketipsel varoluşu cennettedir. Ya da daha net olması için, moleküllerden, atom moleküllerinden, elektron atomlarından, ya da daha küçük neyse ondan oluşan taş yapının analoğunu verebilirsin. Görünmez, süptil içsel güç taşın cennetidir. Taş, dünyadır ve içindeki yoğunluğu azaltılmış biçimi (taş gibi görünen, ve gerçekte olan) arketiptir. Yükseliş ve iniş vasıtasıyla birleşmenin farklı seviyelerinde, senin ait olduğun varlık alemleri vardır. Sen tamamen burada değilsindir. Sen şimdi senin gerçekte olduğunun çok küçük bir parçasısın; ve bu parça bile gerçek değil, o yansımış bir parça. Bu yüzden, insan kişiliğinde çift kusur var. Kusurun biri, onun orjinal olmaması. Orjinal başka bir yerde; bu nedenle o hareketli. Ve bir parça olarak bile, o gerçek değil, bir yansıma.
Sen sadece gerçek maddenin bir bölümü değilsin; eğer durum bu olsaydı, bu dünyada küçük bir tanrı olurdun. Bu gerçekten böyle. İnsanlar, kişinin Tanrı'nın bir parçası olduğunu söylüyor. Bu tam olarak doğru değil. Bu o kadar basit değil; yoksa, bir kişi bu dünyada hareket eden küçük bir Tanrı olabilir. O küçük bir Tanrı değildir; o tamamen başka bir şeydir. O, yansıman suda nasıl karışık görünürse, karmakarışık bir yansımadır. Burada bir çok zorluk var. Öncelikle, bu bir yansımadır ve bu yüzden, madde yoktur. İkinci olarak, bu doğru bir yansıma da değildir; karmakarışıktır (başaşağı edilmiştir). Yukarıyı aşağı, aşağıyı yukarı olarak görürsün. Bu nedenle, bu yansıtılmış durumda, sen dünyayı, gerçekte senin dışında olmadığı halde, kendi dışında görüyorsun. Benim arketipik orjinalim içinde ben Toronto var oluşuna da dokunabilirim. Şimdi bu prototip biçiminde bu gerekli olmayabilir.

Larry: Öyleyse, belki Toronto'yu buraya getireceğiz.

Swamiji: Şimdi söylediğin bir şaka değil. Cennet bile bu hole hemen şimdi gelebilir. Bu imkansız değildir. Her hangi bir şey her yerde maddeleşebilir (materyalize olabilir), çünkü herşey heryerdedir. Bu yüzden, söylediğin doğru bir ifadedir. Sen ikna olursan, sonsuzluğu bir saniyede avucunun içinde tutabilirsin. Zen ustalarından biri, "Kapını bile açmadan tüm evrene girebilirsin" demiştir. Odanın panjurlarını açmadan tüm kozmosa girebilirsin. Hiç bir yere seyahat etmen gerekmez.

 

13 Aralık 1990 - sabah

Larry: Bir şey hakkında kafam karıştı.

Swamiji: Senin kafan her gün karışık!

Larry: Evet.

Swamiji: O halde, onu nasıl düzeltebilirim?

Larry: Çünkü, bugün, kafam sadece biraz karışık - düne göre daha az.

Swamiji: Beni dikkatlice dinlemiyorsun. Ben bunu anlıyorum; yoksa, benimle bir gün konuştuktan sonraki ertesi gün bana yine aynı soruyu sormazsın. Tüm dikkatini vermiyorsun. Bir kısmını duyuyorsun; bir kısmı arka planda bir yerlerde. Her neyse, konuş benimle. Evet, lütfen konuş.

Larry: Teşekkür ederim. Tıpkı bir taşmışım gibi, her seferde biraz yontuyorsunuz, ama tamamlanmıyor.

Swamiji: Pekala. Evet. Söyle.

Larry: Tek bir şuurun olduğunu ve bu şuurun Mutlak olduğunu; ve bu çokluk olarak gelen herşeyin sadece şuur olduğunu; ve hiç bir şeyin var olmadığını ve her şeyin var olduğunu- O hariç hiç bir şeyin var olmadığını, ve O'nun herşey olduğunu anlıyorum; O var olur. Ama, aşağıdaki iki ifadeden sadece biri doğru olabilir. Biri, çokluğun hayal ya da görünüşü sadece benim aklımda (benim bireysel aklımda) değil; ya da çokluk sadece benim aklımda ve sadece benim aklım var olmakta.

Swamiji: Tek başına, sadece senin aklın var olamaz. Rüya analoğunda sana söyledim, rüyanda gördüğün insanların akılları ve rüya görmesi gereken kişinin aklı- bunlar birbirine bağlıdır. Bu, rüyada gerçekleşen bir toplu fiildir, ve sadece birinin kafasında olmaz. Bu, evrensel bir çeşit çalışmadır.

Larry: Bu Mutlak Akıl...

Swamiji: Buna Mutlak diyebilirsin. Sana biraz önce rüya örneği verdim, rüya algılması fenomeni bireysel bir kaç rüya görenin fiili değildir. Bu algılanan nesnenin de dahil olduğu toplu bir rüyadır- çünkü biri rüya görür ve rüyada da görülen vardır. Rüyada görülen kişi rüyayı gören kişiyi görür, o halde rüyayı kimin gördüğünü söyleyemezsin; aynı şekilde, dünyanın durumu da böyledir. Dünyayı kim yarattı? Bunu kimse söyleyemez- ne sen ne de başkası, çünkü bu toplu bir fiildir. Bu, herşeyi içine alan bir fiildir. Bağımsız olarak kimse bundan sorumlu değildir.

Larry: O halde, rüyada gözüken herşey, rüya görenin aklında mı gözükür?

Swamiji: Toplam rüya görenin aklı. Tüm fiil "toplu"dur.

Larry: Eğer durum buysa, burada neler yapılması gerektiğiyle ilgili pratik sonuçları nasıl çıkarıyorsunuz?

Swamiji: Pratiğe bir şey söyle. Bana bir örnek ver.

Larry: Ben bir hayal nesnesiyim (ürünüyüm) ve aynı zamanda hayal öznesiyim (görenim). Ve herşey ve buradaki diğer herkes de bir hayal nesnesi ve öznesi.

Swamiji: Evet. Şimdiki sorunun nedir?

Larry: Sonuç çıkarmak. Hayatımın geri kalanını sadece oturup meditasyon yaparak mı geçireyim?

Swamiji: Niye? Kim sana sessizce otur dedi? Ne istersen onu yap. Rüyada herhangi bir şeyi yapabilirsin; rüyada bu pek az fark eder. Rüya, sen rüyanda kral da olsan, ya da dilenci de olsan, açlık da çeksen, yemek de yesen, bir mahkemede tartışsan da sürer. Farklı mesleklere vb'ye rağmen sonuç olarak bu tek bir maddedir.Senin avukat ya da dilenci olman, rüyada farklılık yaratmaz, çünkü ikisi de temel madde olarak eşit olarak uyumlu hale getirilmiştir. Herşeyle bağlantın olduğunu ve her birinin diğeri kadar geçerli olduğunu -veya her birinin diğeri kadar geçerli olduğunu ya da her birinin diğeri kadar saçma olduğunu- bildiğin sürece, yaşamında istediğin işin peşinden koşabilirsin.

Larry: O halde, hırsız veya aziz olmam, fark etmiyor mu?

Swamiji: Şuurun "toplu usül"de düşünüyorsa, fark yaratmaz. Ama eğer Bay Krauss olarak düşünür, ve çalarsan, bir hırsız olarak polise yakalanacaksın. Toplu usule göre düşünüyorsan, hiç bir zaman çalmayacaksın. Fikrin kendisi yanlış. O zaman ne iyi ne de kötü hiç bir şey yapmayacaksın. Organizmanın uzuvlarında azizler ve günahkarlar olmadığı gibi, ilişkilerin her bir türü onları aşanda arındırılmıştır.

Larry: Peki, toplu usülde düşünmek ne demek?

Swamiji: Toplu düşünme bir düşünce nesnesinin, ayrılmaz bir şekilde düşünme sürecine dahil olduğunu da düşünmektir. Nesne, sürecin dışında değildir. Dışarıdaki bir şeyi düşünürsün, senin dışındaki bir şeyi görürsün; bunu yapmamalısın. Gören bu ikisinin ortasında olmalıdır. O zaman, doğru ve yanlış yapma sorunu kalmaz. Bu tip ikilikler daha yüksek bütün tarafından çekilir (emilir).

Larry: Kendime izin verirsem, fark eder mi...

Swamiji: Fark eder. Fark eder, çünkü dışarıda bir şeyi gördüğünde, sevgi ve nefretin var. Ama sen her ikisinin de ortasındaysan, hiç bir şeyi ne seveceksin ne de ondan nefret edeceksin. Kendinin ve diğerinin arasında dur; ondan sonra bir daha insan oğlu olmayacaksın.

Larry: Bunu anlıyorum; ama eğer ben Mutlak-rüya-görenin bir hayal nesnesiysem (ürünüysem), ve hiç...

Swamiji: İfadelerinde çok dikkatli olmalısın. Mutlak rüya görenin nesnesi olduğunu söyledin. "Nesne", "özne" ve tüm bu kelimeleri kullanmamalısın. Bu kelimeler kullanılmamalı, çünkü sen ne özne ne de nesnesin; sen toplu iş olarak çalışanın bütünden ayrılmaz parçasısın. Sen ayrılmaz bir parça olduğundan, nesne değilsin; özne de değilsin.

Larry: Evet; ama "toplu rüya"nın ayrılmaz bir parçası olarak, veya gerçekte, veya görünüşte, bana özgür seçim hakkı veya özgür seçim gibi görünen bir şey verilmiş.

Swamiji: Özgürlükten kastın, hoşuna giden her şeyi yapabilmen mi? Özgürlükten kastettiğin bu mu?

Larry: Evet, belli sınırlamalarla, ne istersem onu yaparım.

Swamiji: Özgürlük kişinin ne isterse onu yapması değildir. Özgürlük, özne ve nesne arasındaki devam ettirilmesi gereken uyum ışığında bir şeylerin yapıldığı şuur durumudur. Yoksa, bu özgürlük olamaz. Sadece doğru yönlere doğru hareket ediyorsan, özgürsündür. Şuurun uygun olarak çalışacaktır. Ancak o zaman, özgürlük sorusu ortaya çıkar. Eğer özne olarak ya da nesne olarak bir tarafa dayanarak düşünüyorsan, şuurun bütünün ayrılmaz bir parçası olarak hareket etmiyordur. Terazinin bir tarafında çok daha fazla ağırlıktadır.
Kimse bu şekilde düşünemez. Bu yüzden, kişinin bu tarzda düşünmeye -gerçekte hiç bir şeyi düşünmeden bir şeyi düşünmeye- yer açması sonsuz zaman alır. Düşünce, onun dışında bir nesne olmadan düşünmeyle işler- neredeyse toplu usulde, bedenin hem sağ eli hem de sol eli aynı anda düşünmesi gibi, düşüncenin kendisi düşünür. Hiç bir ön yargısı yoktur, taraf tutmaz; sağ elin bir şey yapması ya da sol elin bir şey yapması gibi beden için önemsizdir, çünkü o yapıyordur. El bir şeyi kaldırdığında, onu kaldıran bedendir, el değildir. O halde, sen bir şey yaptığında, çalışan tüm evrendir, Bay bilmem-kim değildir. Ama bu şuur herkes tarafından sürdürülemez. Bu çok zor bir iştir. Bir saniyede kişilik-şuuruna kayacaksın. Bu yüzden, düzenli olarak meditasyon yapmalıyız dedim.

Larry: O halde, evrensel bir yasa var.

Swamiji: Evrensel yasa, her yerde işleyen tek yasadır.

Larry: Bir özne gibi düşünürsem ve diğerlerine nesne olarak davranmama izin verirsem, bu sanırım kendini düzeltecektir.

Swamiji: Kendini bir tepki başlatarak düzeltecektir. Tüm evren nesnel üslupta düşünen konusunda bir tepki başlatacaktır. Kama (arzu), karma (fiil), ve tüm bu dedikleri budur. Karma ve fiilin hak ettiğin cezayı vermesi dediğin, kendisiyle işbirliği yapmayana verilen toplam bütünlüğün tepkisinden başka bir şey değildir.

sarah: O halde, kişi doğru şuura sahipse, hiç karma yaratmaz mı?

Swamiji: Karma sadece organik olarak ilişkisi olmayan parçaya göre bütünden çıkan tepkidir. Yoksa, karma olmazdı.

Larry: O halde, benim bu dünyadaki amacım evrensel kanun içinde yaşamak.

Swamiji: Kesinlikle. Kesinlikle öyle. Çok güvende ve mutlu olacaksın. Hiç bir sorun ortaya çıkmayacak.

Larry: Hangi dini uyguladığım fark eder mi?

Swamiji: Bana söylediklerin zaten din. Ona ne isim vereceğin sana kalmış. Biz sadece dini konuşuyoruz; başka bir şeyi konuşmuyoruz, ve yine de hiç bir dini konuşmuyoruz. Bizim konuştuğumuz en üst din, ve dışsal olarak insanların uyguladıkları belirli bir dinle hiç bağlantısı yok.Bu, tüm isimlerle adlandırılan dinleri aşar.

Larry: Bir birey o halde nasıl her şeyi dengede tutabilir? Örneğin ben bir havuç yersem, havucu yerden çekip çıkarmışımdır,...

Swamiji: Sen kendinin havuç olduğunu bilmelisin. Sen havucu yemedin. Bu fikir gitmeli. Havuç birisi tarafından yenilmiş değil. Bu birisi ve havucun ikisi de her ikisi arasındaki bir şey tarafından yenildi. Tekrar aynı noktaya geliyoruz. Yiyen, yendiği söylenen ve yenen arasındadır.

Larry: O halde, fiilimde bir denge olup olmadığını nasıl bilebilirim?

Swamiji: Kendinin nereye kadar kişilik-şuurunda olduğunu ve havuç-şuurunda olduğunu bilebilirsin. Ne genişlikte kişilik şuurundaysan ya da havuç şuurundaysan, o genişlikte de dengede değilsin.

Larry: Bir başka deyişle, ben bir özne ya da nesneden biriysem, dengede değilim.

Swamiji: Evet, doğru. Yiyen ve yenilen, gerçek yiyici diyebileceğin tamamen başka bir şey tarafından bir araya gelmişlerdir. Yiyen ve yenilen bu gerçek yiyici olan diğer şeyde ya da tüketicide mevcuttur.

Larry: Gerçek yiyici! Ve biz bunu ancak meditasyonun belli bir aşamasına ulaştığımızda bilebiliriz.

Swamiji: Evet.

Larry: O halde, bu dünyada kötülük varsa, ve acı ve ıstırap, bu...

Swamiji: Bu noktaya uymayan bir soru soruyorsun. Bahsedilen denge durumu doğal olarak tüm iyilik ve kötülük nosyonlarının üstünde olacaktır.

Larry: Ama bu algılamaya yol açan şey dengesizliktir.

Swamiji: Algılama bir şeylere bakmak için yanlış bir yoldur. Bunu söylerken sen yine kişisel tarafa ve nesnel tarafa atlıyorsun. Ortada değilsin - terazinin bir tarafındasın.

Larry: Anlamaya çalışıyorum. O halde, kötülük bir kişinin özne ya da nesne gibi düşünmesidir.

Swamiji: Kötülük, ya da iyilik, ya da herneyse, kendimizi ayrı tuttuğumuz bir şeye bağlanmamızın değeridir. Bir yılandan çok korkarsın, ama yılan kendini korkutmaz. Yılan korkutucu bir şeyse, kendisine de korkutucu gelir. Kendi korkusundan bir saniye bile yaşayamaz. Sen bunu nesnelleştirdin ve bu nedenle - öznel yapılanmış kişilik oganizmandan ayrı olduğundan - bu sana kötü görünüyor.

Larry: O halde kötülük yok; sadece dengesizlik var.

Swamiji: Dengesizliğin kendisi kötülük.

Larry: Dengesizlik kötülüktür. O halde, örneğin Hitler, kötü değildi, yarattığı dengesizlik kötüydü.

Swamiji: Kendisi dışındakine direnen bu dengesizlik kötüdür.

Larry: Ve ordular gelip savaştığında...

Swamiji: O her neyse, ordular gelip savaşsa bile, ikili bir ilişkide kaybedilen dengenin yaratılması için hareket eder.

Larry: O halde, dengeyi tekrar sağlamak olumlu bir şey midir?

Swamiji: Her an, uygun bir şekilde dengeni eski haline getirmelisin. Bu dünyada hem içsel hem de dışsal olarak dengeni muhafaza ettirmekten daha başka bir görevin yoktur.

Larry: O halde, eğer denge dışına çıkmış bir şeyi görürsem ve onu eski haline getirmek için bir fiilde bulunursam...

Swamiji: Sadece dengeyi sürdürme anlamında bir fiilde bulunabilirsin, ama fiilin başka bir dengesizlik yaratmamalıdır. Bu konuda çok dikkatli olmalısın. Meselenin bir tarafını alarak hareket etme.

Larry: Rüya gören, Mutlak-rüya-gören, dengesi bozulduğunda, hiç bir fiilde bulunmaz, rüyanın kendisine karışmaz mı?

Swamiji: Mutlak'ın dengesi bozulmaz, çünkü O algılayan ve algılananın ikisinin de üstündeki "Toplam"dır.

Larry: Bir başka deyişle, ikinci dünya savaşı gibi bir dünya savaşı olduğunda...

Swamiji: Dünya savaşı sadece rüyada olabilir, ve rüya gören aklın toplu fiili içinde oluşur. Bir kişinin yüksek ateşi vardır, karın ağrısı vardır, ve baş ağrısı vardır. Bu üç değişik şey aynı kişide meydana gelir yine de üç değişik fazda toplu bir organizmada meydana gelen tek bir şeydir. Savaş ya da başka bir şey de olsa, toplu algılamadaki tek fiil olacaktır.

Larry: Dediğiniz, rüyada iki üç fiilin değil tek bir fiilin meydana geldiği.

Swamiji: Sadece rüyada değil, uyanmada da bir fiil oluşur. Tüm evrende meydna gelen tek bir fiil vardır. Sadece "bir kişi" herşeyi yapar. Evrende sadece Bir Kişi vardır.

Larry: Dengeyi tekrar sağlamak için fiil yapmışım gibi gözüktüğünde...

Swamiji: O zaman kendini "yapan" olarak ayırdığından bir hata yapıyorsun.

Larry: Fiili yapan ben değil miyim?

Swamiji: Hayır.

Larry: O halde, özgür iradem yok.

Swamiji: Senin özgür iraden, kişi olarak bağımsız değil, Bütün'le birleşme derecen kadar var. Sen bireysel bir kişi olarak tamamen özgür olamazsın.

Larry: Ben Bütün'le birleşmeyi mi seçiyorum, yoksa Bütün'le birleşmemeyi mi? Bunda bir seçim hakkınız var mı?

Swamiji: Bireysel olarak böyle bir seçim hakkın yok. Görevin, bunun bir parçası olduğunun farkında olman. Bütün'e garkolduğuna emin olman haricinde başka bir seçimin yok.

Larry: Şuurlu olmayı seçme hakkım var mı?

Swamiji: Yarın bacak şöyle düşünecek "Ben bedenden bağımsızım." Onun böyle bir özgürlük seçimi olduğunu mu düşünüyorsun?

Larry: Hayır.

Swamiji: Bacak "Ben bu yöne gideceğim" diyecek mi? Böyle bir şeçimi olamaz. O bedenin bir parçası. Organizmanın kanununa uymak zorunda.

Larry: Meditasyon yapmayı veya yapmamayı seçme hakkım var mı?

Swamiji: Meditasyon da, meditasyon yapan Bay Bilmem-kimin değil, toplam aklın toplam bir fiilidir. Bu, bir nesne üzerine meditasyon yapan bir özne değildir. Bu, kendisinin bilincinde olmaya çalışan toplu akıldır. "Ortada olan"ın gerçek meditatör olduğu meditasyon budur.

Larry: Eğer ben bir birey olarak meditasyon yapmayı seçersem, ben gerçekten meditasyon yapmayı seçmemişimdir? Benim meditasyon yapmama neden olmayı seçen toplu akıldır.

Swamiji: Toplu akıl, evet.

Larry: Bana meditasyon yapmamı söylediğinde...

Swamiji: Belki de gördüğün anlamda sana söylemiyorumdur.

Larry: Bu, etkileyen toplu akıl...

Swamiji: Bu, bir şekilde kendisiyle konuşan toplu akıl.

Larry: Ve benim bağımsız bir düşüncem olduğunda, o bağımsız değil. Başka bir deyişle, meditasyon yapmamaya karar verirsem, bu toplu akıl...

Swamiji: Bunu yapsan bile, buna bir nedenle toplu akıl karar verir.

Larry: Ve Toplu aklın dengeyi muhafaza etmeyi çalışma gibi bir amacı var mı?

Swamiji: Hiç bir amaç dışarıda duramaz. Var oluşun amacı yoktur; o sadece olur. Kişi başka bir amaçla var olmaz. Amaç sadece varolmaktır. Varoluşun arkasında başka bir amaç yatmaz. Varoluş sondur ve onun ötesinde başka bir amaç olamaz. Herşeydir; ve hepsi budur.

Larr: O halde, Hitler savaşı başlattığında, bu onun fiili değildi.

Swamiji: Şüphesiz bu onun fiili değildi; ama yine de o kendi fiili olduğunu düşünüyordu. Onun duygusu tüm şeyi bozdu. Geçekte, tüm dünya-süreci tarihin organizmasında oluşuyordu.

Larry: Bu onun fiiliydi, ama gerçekte onun fiili değildi.

Swamiji: Nihai olarak bu onun fiili değildi, ama yine de o onun olduğunu hissediyordu, ve bu yüzden de bunun hesabını ödedi. Seni bağlayan ya da özgürleştiren, senin duygundur. Önemli olan senin yaptığın fiil değildir. Önemli olan bu fiile bağlı olan duygularındır- senin yaptığının duygusu. Sen kendi yaptığını hissediyorsan, bundan sorumlusun. Şuurun senin bağındır. Asıl nokta fiil değildir.

Larry: Benim bir şey için sorumlu olduğumu düşünmem ya da bir şey yaptığımı düşünmem bile- bu benim duygum mu yoksa bu toplu bir duygu mu?

Swamiji: Senin şu-ve-bu varlığının şuurlu farkındalığı ona ket vurduğundan, toplu his tamamen gider. Orada olduğu halde, geçici olarak durdurulur. Rüyanda kelebek olabilirsin, ama gerçekte kelebek olmamışsındır. Bu gerçekten olmamış olması gerçeğine rağmen, Bay Krauss şuuru kelebek şuuruna dalmıştır. Bize olan da bu. Gerçekte herhangi bir şey olabilirsin; bu tamamen başka bir meseledir. Ama önemli olan, senin şimdideki tasdikindir.

Larry: Ama benim tasdikim mi, yoksa ...

Swamiji: Bu ayrıca da gerçekte sadece toplamdır.

Larry: Ve duygu toplu duygudur, Mutlak'ın duygusudur?

Swamiji: Evet, gerçekte ve sonuç olarak.

Larry: Hitler kendi fiillerinin acısını çekti.

Swamiji: Onun asla bütün şuuru yoktu. Bu nedenle, doğrunun karşısında olan bir savaşla mücadele etti.

Larry: Mücadele etti ve fiilinden dolayı acı çekti.

Swamiji: Eğer toplam şuuru olsaydı, hiç bir şey yapmadan sakin dururdu. Gerçekte bir dünya-ruhu olarak daha yüksek bir düzene takamüle doğru çalışmak dışında hiç bir şey yapmaya gerek yoktur.

Larry: Acı çektiğinde, bütün de acı çekmiyor muydu?

Swamiji: Bütün acı çekmez. Hisseden, zevk ve acıyı deneyimleyen bireydir.

Larry: Onun acısı dışarıda mıydı?

Swamiji: Bir cerrah bir parmağı kesip atarsa, bedenin acı çektiğini mi mutlu olduğunu mu söylersin? Eğer acı çekiyorsa, kimse cerraha gitmez. Bir uzuv şiddet görse de bu mutlu bir olaydır.

Larry: Eğer parmak hastaysa demek istiyorsunuz.

Swamiji: Evet. Bedeninin bir parçasını kaybetsen bile, ameliyat mutlu bir olaydır. Yoksa, kim doktora gidecektir? İki bacağını kaybetsen de, bu senin için sadece mutluluktur. Buna acı diyemezsin, çünkü bu gerekli bir ameliyattır.

Larry: Eğer kangreniniz varsa.

Swamiji: O her neyse. Yoksa, kim cerraha gider? Buna acı çekme diyemezsin. Sadece senin görüş açından bir şeyler kaybettiğin için, bu acı olamaz. Bir şeyi kaybedebilirsin ve yine de başka sebeplerden dolayı mutlu olursun.

Larry: Bütünden bahsettiğimizde, hiç bir şey kaybedilemez.

Swamiji: Toplam acı çekmez. Acısı da neşesi de yoktur. Hiç bir şey yapmamıştır; bu nedenle, acı çekme sorusu bu durumda ortaya çıkmaz.

Larry: Bireyin acı çekmesi nasıl mümkündür?

Swamiji: Bu tıpkı rüya görenin güve-şuuru gibidir. Bay Bilmem kim rüyasında nasıl güve haline geldi? Ve istersen buna acı çekme diyebilirsin. Kişi, rüyasında güve ya da kelebek haline geldi. Bu nasıl oldu? Buna acı çekme mi yoksa neşe mi dersin? Bilimsel bir fenomene gelince, bu tip etik emirler kullanamazsın. Tüm için, hiçbir şey iyi değildir, hiç bir şey kötü değildir, hiç bir şey zevk değildir, hiç bir şey acı değildir. Bu şeyler dünya için var olmaz. Tıpkı matematiksel üsluptaki gibi, olan belirli fenomenelere isimler veriyorsun.
Durumlara verilen tepkiden başka neşe ve acı diye bir şey yoktur. Bu sadece senin belli bir bakış açından takdir ettiğin değerdir. Bakış açını değiştirdiğin anda, acı neşe gibi görünebilir ve neşe de acı gibi görünecektir. Mutlak acı diye bir şey yoktur, ayrıca saf neşe diye de bir şey yoktur. Bu, senin belli zamanlarda üzerinde durduğun bakış açındır. Şeyler kendi kendilerine var olmazlar.

Larry: O halde, ikinci dünya savaşında gaz odalarındaki insanlar, onlar acı çekmedi mi?

Swamiji: Gaz odası ya da her neyse. Acı çektiler, çünkü şuurları bedenlerine bağlıydı. Bedenlerinin dışında bir başka şuurları olduğunu farz et; onlar acıyı hissetmezdi-örneğin, beden acı hissetmez.

Larry: Ama, Mutlak-rüya-gören onların şuurlarını bedenlerine kitledi.

Swamiji: O birşey yapmadı. Tekrarlıyorum, Sen sıfatı ve ilavesi olmayan Bütün'e bir şeyi atfediyorsun.

Larry: Şuur nasıl bedene bağlandı?

Swamiji: "Nasıl" sorusunu sormamalısın ve hepsi bu. Yine aynı soruyu soruyorsun, bu niye oldu. Tepki etkiye dönene dek, bir cevabı olamaz.

Larry: Yine de, şuurları bedenlerine bağlanmış bu insanlar acı çektiler.

Swamiji: Doğal olarak, beden sınırlı olduğundan, acı çekeceklerdir. İnsanlar boğulma acısını hissetmeyen bedenleri Ganj'a atıyorlar. Acının nedeni fiilin kendisi ya da geçici olay değildir, şuurdur.

Larry: O halde, toplam şuur...

Swamiji: Toplam şuur acı veya zevk duymaz. O sadece kendisidir.

Larry: O, bireysel şuurun acısını deneyimlemez mi?

Swamiji: Haır, acı çekmez çünkü Toplam'da kesilen ağaç ve aynı zamanda kesen baltanın ikisi de aynı kuvvettir. Bir kimsenin bir şeyi hissetme sorusu yoktur. Bu, sağ elin sol eli itmesi gibidir ve sen kim kimi itiyor bilemezsin.

Larry: Yedi, sekiz yaşındaki bir çocuk fırsatı olamadan...

Swamiji: Toplam için, çocuk ve tüm bunlar diye bir şey yoktur. O'nun için böyle bir şey yoktur.

Larry: Ama bireysel anlamda?

Swamiji: Niye şimdi "bireysel"den bahsediyorsun? Aklından tüm bu düşünceleri kenara itmelisin. Biz düşüncelerimizi doğru hale getirmek için buradayız, eski düşünceleri tekrar ve tekrar tasdik etmek için değil.

Larry: Bir yetişkin olarak ben böyleyim.

Swamiji: Yetişkin yoktur! Sen henüz bir yetişkin değilsin. Kozmik kuvvette bazen yoğun olan, bazı zamanlarsa daha az yoğun olan bir baskı noktasısın. Yoğun olduğunda, bunu yetişkin olarak adlandırıyorsun, daha az yoğun olduğunda ise buna çocuk diyorsun. Gerçekte, çocuk ya da yetişkin yoktur. Onlar sadece elektrik enerjisinin ya da her ne olarak adlandırırsan onun iki basınç noktasıdır. Biz sadece insan olarak düşünürüz, ama kozmik olarak düşünmeye çalışmalıyız.

 

13 Aralık 1990 - akşam

Sarah: Bu yaşamda, gördüğüm kadarıyla bu dünyada, sınırlı bir şuurla (bunu görebiliyorum), sadece doğruyu söylemek, ve iyi bir karı ya da koca olmak, ve para kazanmak, ve sevgiyle hareket etmek çok zor. Bana öyle görünüyor ki, bu Tanrı'nın benim önüme koyduğu bir iş. İş budur. Benim tabağımda, tam benim önümde olan bu. Ama, her an meditasyonda olmak- nasıl bilebilirim ki bu...

Swamiji: Senin sorun nedir? Bir arada bir çok şeyi söyledin.

Sarah: Bana, Tanrı tam önündekini veriyor gibi geliyor.

Swamiji: Tanrı da verse, sen de seçsen - o herneyse, işle ilgili sorun nedir?

Sarah: Çünkü, bana burada tavsiye edilen, gerçeklerden kendini uzaklaştırmak gibi geliyor- her şeyin bir rüya olduğunu görmek- buna para kazanmak da dahil.

Swamiji: Yapısal modelinde rüya olması, onun gerçek olmadığı anlamına gelmez. Rüya da gerçektir, çünkü görürsün. Rüya, gerçek olmayan bir fenomen değildir; gerçek bir şeydir. Sadece, uyanmadan farkı, şuur derecesindedir. O sanki orada değilmiş gibi onu görmezden gelemezsin; o oradadır. Hatta bir hayal bile sen onu gördüğün ve ona inandığın sürece gerçektir. Bu tamamen mantıksızsa, niye endişeleniyorsun ki? Rüya sadece uyandığın zaman hayaldir; sen rüya görürken, hayali değildir. Bu gerçektir- rüyanda acıktığını hissedebilirsin, susadığını hissedebilirsin. Rüyayı niye hayal olarak adlandırıyorsun? Şuurda deneyimlenen herşey bir dereceye kadar ve o an için gerçektir.
İki konuyu karıştırmamalısın. İki zıt durumu tezat gösteriyorsun, ama hiçbir şeyi karşılaştırmamalı ve tezat göstermemelisin. Herşey kendisi olarak kavranmalıdır. Niye uyanmayı rüya ile karşılaştırıyorsun? Deneyimlendiğinde, o oradadır. Algıladığın herşey gerçektir; gerçek olmasaydı, algılamazdın. Niye rüya olarak adlandırıyorsun? Uyanmayla karşılaştırdın ve böyle bir ifadede bulundun. Hiçbir şeyi karşılaştırmaman gerekir. Başka bir bakış açısından hayali olabildiği halde, senin deneyimin senin için geçerlidir. Bana çok aptalca gözükse bile, senin problemin çok gerçek bir problemdir. Bu yüzden, karşılaştırma. "Rüya" kelimesi hayali belirtmez; sadece bu durumun bir başka durum tarafından aşıldığını belirtir. "Rüya" kelimesi sadece başka bir deneyimle bu konunun aşıldığını anlatır. Bu, onun var olmadığını ima etmez. O, senin şuurunda var olduğu sürece, varolur, bu senin için gerçektir ve sende bir etkisi olacaktır. Bu yüzden, bunu ve herşeyi rüya olarak adlandırma. Ve maddesel olmadığını hayal et. Maddesel olmadığını düşünürsen, o zaman varoluşunun da maddesi olamaz, çünkü sen de herşeyin-evrensel-karşılıklı-ilişkisinin bir parçasısın.
Yargılamanda küçük bir hata yaptın. Sen kendini gerçek, algılanan dünyayı ise rüya olarak varsaydın. Ama unutma ki, sen de onunla birlikte gittin. Sen de rüya ile birlikte gittiysen, senin için sorun nedir? Sen kendini gerçek kişi olarak ve dünyayı hayali olarak düşünme hatasını yaptın. Ama bu böyle değil. Dünya hayaliyse, içindeki sen de eşit derecede hayalisin. O halde kimin sorununu tartışıyoruz? Sorunun kendisi de hayali oluyor. Burada bir fikir karışıklığı var. "Rüya" deme. Sen içinde olduğun ve tüm yasaları üstünde yüzde yüz işlediği sürece, bu bir gerçektir.

Sarah: Ve, ya amaç?

Swamiji: Şimdi, izin ver olsun. Teorik sorular soruyorsun. Pratik sorunların olmalı. Akademik sorular mı soruyorsun yoksa yaşamında bazı gerçek problemlerin mi var?

Sarah: Meditasyonda çok zaman geçiriyorum...

Swamiji: Meditasyon işini unut. Günlük iş yaşamında hiç sorunun var mı, yoksa mutlu bir kişi misin? Ben senin her gün alakadar olduğun şeylerle ilgili bir sorun sorduğunu düşünmüştüm.

Sarah: Bu, fazlasıyla benim günlük yaşamım! Yaşamımın en büyük sorusu bu.

Swamiji: Hiç sorunun var mı, yoksa hep mutlu musun?

Sarah: Çoğunlukla mutlu bir insandım, ama şimdi bilgelik kazanmadaki yetersizliğimle başım dertte.

Swamiji: Yavaş konuş. Neyin yetersizliği?

Sarah: Peki. Bilgelik kazanmada.

Swamiji: Niye bilgelik konusunda endişeleniyorsun? Bırak bilgelik gitsin. Günlük yaşamında bundan ne şekilde etkileniyorsun? Yaşamda olman için gerekli bilgeliğin var. Hangi açıdan bilgelik sende eksik? Ne problemin olduğunu soruyorum. Günlük yaşamında, meşguliyetinde, işinde, anlaşmalarında, karşılıklı ilişkilerinde çektiğin ne gibi bir acı var?Yoksa, tamamen iyi misin-sorun yok mu?

Sarah: Pekala, Tanrı'ya şükür, genel olarak herşey iyi. Yeteri kadar yiyeceğim...

Swamiji: O halde, senin sorun nedir?

Sarah: Niye bu kadar yoğun, bu kadar cahil bir şey var? Kendimi çok cahil hissediyorum.

Swamiji: Cahil olduğun konu ne?

Sarah: Tanrı'yı herşey olarak göremiyorum.

Swamiji: Sen bunu kademesel bir eğitimle göreceksin. İnsanlar niye okula giderler? Eğitilebilmeleri için. Ve on yıllık çalışmadan sonra, bilgileri artar; o zaman herşeyi daha iyi anlarlar. Sen bu eğitimden geçmelisin. Sen bu yoldasın, ve eğitim sürecinde anlayışın tam olacak, herşeyi görmen gerektiği gibi göreceksin. Bunu ilk adımda- en başta nasıl görebilirsin? Ana sınıfındasın, ilk okuldasın ve birdenbire sen "Herşeyi bilmek istiyorum" diyorsun. Gerekli eğitimden geçecek yeterli zamanı tanımalısın. Zamanı gelince, herşey gelecek.

Sarah: Ve sadece hayatı bana kendini gösterdiği gibi yaşamak mı eğitim?

Swamiji: Eğitim sadece var olman anlamında değildir. Eğitim, şuur intibakını veren çalışma programından geçme sürecidir. Eğitim, işinin ehli bir rehberden bir çalışma programı ile yardım alınarak, şuurun intibak ettirilmesidir; yoksa doğru düşünemeyeceksin. Evinde, doğru bir şekilde eğitimsel tarzda düşünebilirsen, okula gitmene gerek yoktur. Okulda, disiplinli bir atmosfer ve muntazam belli bir adet vardır; verilen şekilde düşünmeye zorlanırsın, evdeyse istediğin gibi düşünebilirsin. Bu yüzden, bana "Sadece yaşadığım gibi yaşasam olur mu?" diye soruyorsun. Hayır, olmaz. Şimdi istediğin herşeyi özgürce düşünebildiğin ev havasında yaşıyorsun, ama sadece düşünmen beklenen bir tarzda düşüneceğin bir eğitim havasında (atmosferinde) yaşamalısın. Buna eğitim denir, ve rehberlik gerektirir. Biz daha üstün olanın rehberliğini talep ederiz.

Sarah: Ve bu rehberlik bir aşram gibi bir yerde mi var?

Swamiji: Aşram olsun, olmasın- rehber istemediğin ve herşey sana net olmadığı sürece, bir kişinin seni yönlendirmesi şarttır.

Sarah: Ve yaşamda gördüğümüz hataların ve sonuçların bize yeterli rehber olmadıklarını mı düşünüyorsunuz? Biri bir hata yapar ve bu çok aşikar gelir.

Swamiji: Hayır, buna "deneme yanılma metodu" denir. Bu eğitimsel yol değildir. Bir çukura düşer ve çukura düşmemen gerektiğini fark edersin; ama önleyebileceksen niye çukura düşesin ki? Deneme ve yanılma eğitimsel sistem değildir. Yoksa, herkes düşüp, bacaklarını kırarak ve sonra acı çekerek öğrenir. Eğitim, başının derde girip bundan bir ders çıkarmanı değil gereksiz yere başının derde girmemesini görme sanatıdır. Sağlıklı olmak için, önce hasta olman gerekmez.
Yaşamda ne kadar derdin olursa olsun, yaşamın bilgeliğini asla anlamayacaksın, çünkü dünyadaki dertler o kadar çoktur ki, kişi hepsini bir yaşamda tüketemez. Öğrenme, sadece deneme yanılma ile olmaz; eğitim denilen içsel disiplin ile olur. Bu bir rehber gerektirir; kişi kendi başına yapamaz. Bir kaç gündür burada bir çok şeyi tartışıyoruz. Hayatında başka bir yerde bunları hiç duymamıştın; ve bir pazar yerine gitsen insanlar bunlardan mı bahseder? Disiplinli ve özgür atmosfer arasındaki fark budur. Dünyanın hiç bir yerinde hiç kimseyi, son bir kaç gündür düşündüğümüz tarzda düşünürken bulamayacaksın. Onlar için bir sorun yok - herşey iyi.
Satsanga(Satsanga bilge ve iyi olanla beraber olmak)'da süreğen refakat çok önemlidir. Mümkün olduğunca, bilge ve iyi olanla beraber olmalısın, ve eğer her gün bu tip bir birliktelik mümkün değilse, en azından arada bir bu tip bir eğitimin verilmesinin mümkün olduğu yerlere gitmelisin. Hiç biri mümkün değilse, sessizce otur ve Kadiri Mutlak Tanrı'ya dua et. O seni aydınlatacak ve içinden biraz ışık getirecektir. Tanrı senin problemlerini bilir ve samimi olarak talep edersen O onları ortadan kaldırır.

Sarah: Ve bu, bunu istemek sadece egoistik bir arzu değildir?

Swamiji: Tanrı'yı istemek egoistik bir arzu değildir. Tanrı bir ego değildir, bu yüzden, ego-olmayanı istemek egoistik bir arzu olarak adlandırılamaz. Ego, ego-olmayanı isteyemez. Bu mümkün değildir. Ego sadece egoyu ister, ama Tanrı ego değildir, ve böylece Tanrı'yı istemek egoistik bir arzu değildir; bu egoistik-olmayan bir taleptir. Bu bir arzu değildir; bu bizim adlandırdığımız gibi yüksek bir gayedir. Tanrı'yı talep etmek egonun erimesini talep etmektir. Bu, güneş ışığı altında duran bir kalıp buz gibidir. Orada duramaz ve yaşayamaz. Ego, Tanrı veya Tanrı-insan karşısında duramaz.

Sarah: Size bir soru sormak istiyorum.

Swamiji: Evet, sorabilirsin.

Sarah: Musevilikte, kontrat ve anlaşmalar yapan Tanrı'yla ilgili bir fikir var. Bu ne demek?

Swamiji: Akitler. Eski Ahit'te bahsedilen pek çok akit vardır. Akit, Tanrı'yla anlaşma demektir.

Sarah: Ama, eğer o Mutlak'sa, nasıl bir akit olabilir ki?

Swamiji: Yahudiler, Tanrı'ya Mutlak olarak inanmazlar. O, onlar için de, Fizikötesi bir Varlıktır. O dünyanın üstündedir, ve bu nedenle, dünyada ilişki kurduğun kişiler gibi onunla ilişki kuramazsın. Tanrı'nın ekstra-kozmik üstünlüğü tüm Sami dinlerinde olan Tanrı kavramıdır. Dört Sami dini olan, Musevilikte de, Hristiyanlıkta da, Müslümanlıkta da ve Zerdüştlükte de bu vardır. Her biri Tanrı'yı ektra-kozmik olarak, yani evrenin üstünde olduğunu düşünür; bu nedenle de O'nunla anlaşmanı, kontratını, duanı ya da akdini, ne olarak adlandırırsan adlandır onu yapabilirsin. Bir büyük patrona yaklaşabilirsin, onunla bir çeşit anlayışın olabilir. Bu evrenin ötesindeki üstünlüğünden dolayı Tanrı bir patron gibi gözükür. Tanrı'ya göğe bakarak dua edersin. Niye Tanrı'ya dua ederken göğe bakıyorsun? Onun bu dünyada olmadığını hissediyorsun. O yukarıda ve burada değil.
Ama bunda yanlış bir şey yok; bu dinin bir aşaması. Dinin bu aşamasında, Tanrı teslim olma, adanma ve boyun eğmekle yardımını alabileceğin üstün ektra-kozmik güç olarak tasavvur edilir. Ama bu dinin tek anlamı değildir. Kişi ve Tanrı arasındaki mesafenin yok olduğu diğer aşamalar da vardır. Bu ektra-kozmik gerçeklik olarak Tanrı'nın üstünlüğü kavramında, bir çok mesafe vardır. Tanrı ne kadar uzakta bilemezsin- mekan ve zamanda sonsuz mesafe vardır. Daha sonra, Tanrı'nın sadece Üstün Varlık olarak değil, ama aynı zamanda şimdi ve burada, tüm varlıkların içinde her yerde hazır olduğunun kabulüyle mesafe daha az ve daha az hale gelir.
Tanrı, senin O'nu daha önceleri düşündüğün kadar uzak değil. O aynı zamanda yakın da; O her bir atomda mevcut. Bu dinin ikinci aşaması. Üçüncü aşama, Tanrı'nın her yere yayılmasından dolayı senin kendinin O'nun dışında var olamaman. Bunlar, dinin üç aşamalarıdır: üstünlük, her yerde hazırlık ve evrensellik. Her üç aşama da geçerlidir; hepsi de kendine göre iyidir. Bunlar, bir uygun olmayan kavramlardan daha uygun olanlara doğru yükselişin gelişim basamaklarıdır. Bu yüzden, tüm dinler iyidir. Hiç birinde bir sorun yoktur; Yükselen bir sıraya göre hepsi değişik derecelerde yaklaşımdır.

Sarah: Ve Yahudilerin kendilerinin seçilmiş insanlar oldukları, dünyanın kalanındaki insanlardan ayrı oldukları gibi bir fikirleri var. Bunun anlamı nedir? Niye böyle bir kavrama geldiler?

Swamiji: Bu da düşünme aşamalarından biri. Sen Tanrı'ya düşkün bir kişisin (sofusun/adanmışsın), ve diğer sofu-olmayanların sana denk olmadıklarını farz ediyorsun. Dürüst olarak Tanrı'ya düşkün biri olduğunu ve diğerlerini ateist olarak gördüğünü varsayalım; onların sana göre biraz daha aşağıda olduğunu düşünmez misin? Öyle düşünmemen gerektiği halde, bu adanmamış ateistlerin aşağılık ve senin üstün bir kişi olduğunu düşünmeyi tercih etmez misin? Kutsal bir kişi kutsal olmayan kişilerin lanetlenmiş olduğunu düşünür. Bu şekilde düşünmekle adil midir? Belki öyle belki de değil; bu bakış açısına göre değişir. Kendilerinin seçilmiş olmalarını hissetmekte bazı gerçek ve geçerlilikler olabilir, çünkü onlar gerçekten de Tanrı'ya adanmıştır; ama diğerlerinin daha aşağılık olduğunu düşünmekte adil midirler, bu başka bir şeydir.

Sarah: Ama belli kişilerin belli kurallara göre seçilmiş olduğu fikri yoktur- farklı kurallarla mı hepsi eşittir? Doğruluk olarak bununla ilgili bir fikir var mıdır?

Swamiji: Herkesin oynaması gereken bir rol vardır. Bu birinin diğerine göre aşağılık ya da üstün olduğu anlamına gelmez.

Sarah: Ama farklı kurallar var?

Swamiji: Farklı kanun ve farklı durumlar- her biri yaşamın farklı durumları ve yerlerine yerleştirildi, ve yerleştirildiğin yerin bakış açısına göre, yaptığın işe karar verilir. Bu senin aşağılık veya üstün olduğun anlamına gelmez. Sen buna uygunsun, ve diğerleri başka bir şey için uygun. Sen bir dükkan sahibinin çiftçiye göre üstün olduğunu, ya da çiftçinin dükkan sahibine göre üstün olduğunu söyleyemezsin. Hepsi, cemiyette insanların sağlam durması için anlamlı olan farklı tipte işler yaparlar. Kimse üstün kimse aşağılık değildir. O halde, herkes yerleştirildiği yerdeki koşullara göre bir rol oynamalıdır. Açıkça konuşmak gerekirse, kimse seçilmiş değildir, herkes seçilmiştir. Eğer hepsi Tanrı'nın çocuklarıysa, kim seçilmez- tabii bazılarını, Tanrı dışında başka bir şeyin yarattığına inanmıyorsan?

Sarah: Ve dindeki ritüeller (ayinler)?

Swamiji: Ritüeller çok gereklidir; onlar içsel duygularını ifade etmeni sağlayan dışsal hareketlerdir. "Çok teşekkür ederim. Seni tekrar göreceğim." demez misin? Bunu niye yapıyorsun? Zihnen düşünebilir ve gidebilirsin. Ne zararı olur? Hareket, senin duygularını ifade etmene yardımcı olur. Ritüel gereklidir. "Yaptığın" her şey bir ritüeldir, ne düşündüğünün ifadesidir. Senin olduğun şey ruhtur; yaptığın fiildir, ya da ritüeldir.

Sarah: Ve, ya ritüeller? Biliyorsunuz, bir Musevi töreni var, özel bir ekmek yiyince, sünnet oluyor- benim duygularımı ifade etmeyen değişik şeyler.

Swamiji: Bu kendine göre bir anlamı olması gereken bir çeşit ritüeldir. İfade ettikleri bir duygu-Tanrı'ya sevgi ve Tanrı'ya ibadet duygusu. Tanrı'ya olan adanmışlığını ve sevgi ve hürmetini farklı hareketlerle de ifade edebilirsin. Bu ekmek olur, muz olur, herhangi bir şey olabilir, önemli değildir. Bu senin sosyal çevrene, kültürel altyapına, vb'ye bağlıdır. Bunların hiç birinde yanlışlık yoktur. Dinin bir kısmında ritüel vardır. Bundan tamamen özgür olamazsın. Sadece, eğer seni ifade etmediğini hissediyorsan, senin için uygunluğu sona ermiştir; o halde, sen başka bir ritüeli yaparsın.

Sarah: Ve niye Tanrı'yı - bu dünyada gerçekten sevmek bu kadar zor?

Swamiji: Çünkü, Tanrı'nın ne olduğunu bilmek kolay değil. Hiç görmediğin ya da düşünmediğin bir şeyi nasıl sevebilirsin? Görebildiğin şeyleri seversin; görülmeyen şeyleri nasıl sevebilirsin? Problem buradadır. Tanrı'nın ne olduğunu kavramakta zorlanırız. Bu nedenle duygular oraya gitmez. Anlamı olan şey aynı zamanda sevgi nesnesidir. Anlamsız şeyler bizi çekemezler. Herşeyden önce, Tanrı'yı bil.

Sarah: Ve dünyayı Tanrı'nın dışına doğru çeken şey nedir? Evrenin hep Mutlak'a doğru hareket ettiğini söylediniz. Ama, öyle görünüyor ki, evrendeki bir güç de onu Mutlak'tan sürekli ayrı tutuyor. Entropi diye adlandırılan- nesnelerin yukarı gideceğine aşağı gitmesi- nedir?

Swamiji: Bizim hep tartıştığımız buydu- O'ndan seni ayrı tutan, bütünden ayrılıp bir araya toplanmış olduğu halde, parçanın kendisini bağımsız bir bütün olarak kabul etmesidir.

Sarah: Bu kişinin bağımsız bir bütün olduğunu kabul etmesi mi onu durduruyor?

Swamiji: Bu doğru, evet.

Sarah: Ve, bu aynı zamanda Tanrı'yı sevmeyi ve ona doğru gitmeyi de durduruyor?

Swamiji: Evet, doğru. Ama, o geri çağırılacaktır, ve tekrardan daha yüksek olan bütünün gücü vasıtasıyla bağımsızlığını kabul eden yenilecektir. Bu nedenle, din tarihleri tanrılar ve ifritlerin arasındaki savaştan bahseder. Teolojik destanlarda tanrı ve ifritlerin savaştığını hiç duydun mu?

Sarah: Evet.

Swamiji: Bu tanrı ve ifritler bizden önce buradaydı. İfrit egodur, tanrı evrensel güçtür, ve bir gün tüm ifritleri tahrip eder, ve hikayede parça, tutumsuz oğulun geri gitmesi gibi, geri kazanılır. Bizler tutumsuz oğullarız, ve Tanrı bize çok nazik olacaktır. O bize karşı değildir. Sen dinden dönmüş bir kimse olsan bile, Tanrı seni sever, çünkü herşey bir yana, bütün parçayı sevmekten başka bir şey yapamaz. Baba müsrif oğulu sevmelidir çünkü o babanın bir parçasıdır. Burada, bütün ondan-ayrılmaz-olan parçayı içeren bir analog görüyoruz, ve kendimizi ondan ne kadar koparmaya çalışırsak çalışalım, o seni bir şekilde, bir gün, geri alacaktır.

Sarah: Ama bu çok zor; bu çok zor görünüyor!

Swamiji: Çünkü ego çok zor. O özgür olmak ister. İncil'sel tabiriyle Lusifer (şeytan) olarak bahsettikleridir. O kendini Tanrı'dan koparmıştır ve bu Şeytan'ın düşüşüdür, ve buna benzer hangi hikaye varsa. Biz, bu evrensel bütünden düşmüşüzdür, ama yine de bir umut vardır. Parça ayrılmaz olarak bütünle bağlı olduğundan, sonsuz lanetlenme diye bir şey yoktur. Nihai olarak, lanetlenme yoktur. Sadece kademesel olarak geri dönmektedir.

Sarah: Ve egonun çevresinde çalışma? Kişi egosuz nasıl işler? Bu çok güçlü görünüyor. Bu bana bazen neredeyse Tanrı'dan daha güçlü gözüküyor!

Swamiji: Evet, bazen Tanrı'dan daha güçlü gözükür, ama sadece "gözükür"; gecenin karanlığının güneşin parlaklığını zararsız hale getirmiş gibi gözükmesi gibi.

Sarah: Yapabileceğiniz herhangi bir şey var mı?

Swamiji: Buraya gelerek zaten bir şey yaptınız. Bunun gibi, yavaşça, senin egonu ovarak temizleyecektir. Bu bir kaç gündür varlığının burada olmasıyla egon zaten hali hazırda bayağı temizlendi. Sen şimdiden daha iyi bir insansın, öyle düşünmüyor musun? Bunun gibi, yavaşça ehlileştirilecek. Tanrı'ya ulaşma, vakit alır. Ve senin amacının dürüstlüğü de önemli bir faktördür. Onu talep etmekte ve istemekte samimi olmalısın. Sadece teorik ya da akademik bir soru olarak almamalısın: Gelirse, çok iyi, gelmezse, bu da çok iyi. Bu böyle olmamalı. "Gelmeli- ve ben ona sahip olacağım!" Buna azmetmelisin ve o gelmeli. İstenen tek şey, onu istemendir. "İste, ve o sana verilecektir." İsteyince sana verilmelidir, ama isteğin ruhtan yükselmesi gerekir. Ruhun istemelidir ve sana verilecektir ve verilmelidir - buna şüphe yoktur.
Tanrı'nın lütfunu kazanmak bir pazarda bir şeyi almaktan daha kolaydır. Dükkandan bir şey almak istersen, bir mesafe yürümelisin. Ama Tanrı'ya ulaşmak için, hiç bir mesafede yolculuk yapman gerekmez. Sadece kalbin yükselmeli ve O'na ulaşmayı istemelidir. Onu istemeniz dışında, hiç bir şart ya da reçete, hiç bir gerekli nitelik yoktur. Ve onu istediğinizde, o gelmelidir. Bu kadar. Senin için gerekli başka bir nitelik yok.

Sarah: Ama bazen kişi bir engel olduğunu hissediyor. Ben neredeyse Tanrı'ya ulaşmayı bile istemiyorum.

Swamiji: Engel yok. Kimse Tanrı'nın ne olduğunu bilemez ve kimsenin onu istememek işine gelemez.

Sarah: Ama bazen istemediğimi hissediyorum. Yemek yemeyi ya da daha kolay bir şeyi yapmayı tercih ediyorum.

Swamiji: Kimse senin yemene karşı değil. "Tanrı'yı sev, ve ne istersen onu yap."- bu eski bir deyiştir. Reçel ve bisküvit yiyebilirsin. Kimse buna karşı çıkmaz, ama Tanrı'yı sevmen şartıyla.

Sarah: Ama Swamiji, beni Tanrı'yı istemekten alıkoyan bir şey olduğunu hissediyorum.

Swamiji: Buradaki bazı engellerin olduğu şuurunun kendisi senin engelle bir olmadığının göstergesidir. Kişilik kırılması zor bir cevizdir.

Sarah: O halde, aslında gerçekten hiç engel olmadığı doğru!

Swamiji: Aksi taktirde, bunun engel olduğunu bilemezdin. O yavaşça gidiyor. Mutlu ol- sorun yok. Güneş doğmadan iki saat önceki karanlık, zifiri karanlıktır. O zaman bile, sanki hiç orada değilmiş gibi yok olur gider. Güneş doğmadan bir kaç saat evvel, ışık olabileceğini bile hayal edemezsin. Karanlığın kütlesi o kadar yoğundur, ama gider. Nasıl gider, kimse bilmiyor, ama gider. Bunun gibi, tüm bu gaflar yok olacak. Tümü gidecek. Gittiğine şaşıracaksın. Bir kabus gibi, ortadan kaybolacak. Ama bunu istemelisin!

Sarah: Yaptığım, yardım kuruluşları için para toplamak...

Swamiji: Neyi istiyorsan onu yap. Kalbin Tanrı'ya odaklandığı sürece, kimse buna karşı çıkmaz. Ve bu bakış açısından, bu dünyada istediğin her işi yapabilirsin.

Sarah: Bazen, Tanrı'nın içinde olduğunu ve bunun Tanrı'yı oluşturduğunu dilemediğimi, ya da bunun sadece ego, bir hayal olduğunu nasıl bilebilirim?

Swamiji: Tanrı'yı istemeyi dilesen bile, bu yeterince iyidir, çünkü Tanrı egonun da bahsettiğin hayallerin de gerisindeki gerçektir. Tanrı'yı inkar etmek, kişinin kendisini inkar etmesidir.

Sarah: Tanrı'nın ne olduğu sadece hayali bir fikir olsa bile, Tanrı'yı sevme fikri de hayali bir fikir midir?

Swamiji: Elbette, samimi bir kabul kendini maddeselleştirmelidir. Sadece bir şeyi ister, başka bir şey istemezsen, bu çok doğrudur. Tanrı'yı istemek tek bir şeyi istemek demektir: kendini, o halde iki şeyi isteyemezsin. İstediğinin Tanrı mı yoksa başka biri mi olduğundan, sadece ve sadece onu isteyip başka bir şeyi istememenle emin olabilirsin. Aynı zamanda başka bir şey de istiyorsan, sevdiğin Tanrı olamaz. Buradan, sorduğun samimiyeti bulabilirsin. Ayrıca, Tanrı her şeyi kaplayan bir şeydir. Sen her şeyi kaplayan bir şeyi mi yoksa, belli bir yerdeki bir şeyi mi soruyorsun? Belli bir yerdeki bir şeyi soruyorsan, o Tanrı olamaz; eğer evrensel olarak varolan birşeyi soruyorsan, o Tanrı'dır. Lütfen, evrenselce varolan varlığı mı yoksa başka bir şeyi mi sorduğuna bak. Böylece, ne olup ne olmadığını ayırt edebilirsin.

Sarah: Peki ya bir yerde var olan bir şeyse?

Swamiji: O zaman, bu bir hatadır. Bunu istememelisin. O halde, sen tüm bedeni değil bedenin bir uzvunu istemektesindir.

Sarah: Çok teşekkür ederim.

Swamiji: Bu dünyada yaklaşık onbir din vardır, büyük dinleri sayarsak - Hinduizm, Budizm, Jainizm, Sikhizm, Zerdüştlük, Musevilik, Hristiyanlık, Islam, Taoizm, Konfiçyüanizm, Şintoizm. Mevcut dinler olarak adlandırmanıza gerek olmayan küçük mezhepler vardır. Sufizm ve mistik hristiyanlık gibi alt kollar da vardır. Tüm bunlar, Nihai Gerçeklik'i bilmek çabasındaki insanoğlunun dini yaklaşımındaki çok yönlü mozaiği anlamak için çalışılmalıdır. Tüm dinler iyidir, ama diğerleriyle karşılaştırıldığında ve tezat gösterildiğinde, çok komik görünürler.
Dinlerdeki tüm nokta, hepsinin tek bir nokta olarak birbiriyle kaynaşacakları bir dağın zirvesine çıkan farklı yollar olmalarıdır. Bu kabul edilirse, dünyadaki tüm dinler arasında kardeşlik duygusu olacaktır. Ama her bir dini, gerçeğin tam sunumu olarak -ki bu da diğer yaklaşımları reddetme eğilimidir- öne süren ayrımcı bir eğilim vardır. Böylece, sosyal ve politik felaketlere yol açan patlama ve toplumsal kavgalar gelmektedir. Güneşin pek çok ışını olması gibi, dünyada pek çok din vardır. Güneşin bir ışını diğeriyle rekabet etse, bu neye benzerdi? Sen diğer kişinin yaklaşımının geçerliliğini tolore edebilmenin yanı sıra, bu çabanın adilliğini de kabul etmelisin. Sadece tenezzül ederek tolore etmek bir fayda sağlamaz. Sen bu kişinin bakış açısını isteksizce tolore ediyorsundur. Bu kendini daha üstün konumuna koyar. Herkesin yaklaşımı geçerlidir. Sen bir çocuk saçmasapan boşboğazlık ediyor diyemezsin. Bundan ziyade, o an bulunduğu yerdeki koşullarda ona kesinlikle gerekli bir şeyi istiyordur. Bu, o çocuğun bir dahiden daha üstün olduğu anlamına gelmez, karşılaştırma yapmak her zaman tiksindiricidir. Asla hiç bir şeyi karşılaştırma ve hiç bir şeyi tezat gösterme. Herşeyi olduğu gibi al.

Larry: Swamiji, Zihni karıştırıcı bulduğum şey, kendi dinimde ve diğer dinlerde o kadar zeki ve akıllı insanlarla karşılaşıyorum , ama ben...

Swamiji: Sen de onlardan birisin.

Larry: Teşekkür ederim, Swamiji. Ama anlamıyorum, niye, örneğin benim dinimde -ki en iyi bildiğim din o, bir çok insan bu yaklaşımın doğru yaklaşım olduğunu hissediyor?

Swamiji: Tüm sorun bu. Bu, gerekli açık-fikirliliğin olmamasıdır. Birinin diğeri için hiç bir saygınlığı yoksa, niye insanları "Tanrı'nın Çocukları" olarak adlandırıyorsunuz?

Larry: Diğerleri için saygıları var ama bunu hissetmelerinin sebebi Musa'nın Tanrı'nın sözünü direkt olarak almış olması, bu söz bir Yahudi için, Tanrı'nın isteğinin kesinlikle değişmez ve tek ifade biçimidir. Ve benim sorum, bu nasıl oldu?

Swamiji: Bu davranış biçimi, Sami dinleri olan batıdaki tüm dinlerde var. Tanrı kavramları olan, Tanrı'nın fizik ötesi olması, dünyayı Tanrı'dan ayırır ve dünyayı Şeytan'ın kötülük yatağı haline getirir, ve bundan ne kadar önce kurtulursanız, o kadar iyidir. Bu nedenle en uç noktalarda çilecilik, manastır hayatı, ve buna benzer şeyler, ve kişinin kendini suçlu bulması ortaya çıkar. Çilecilik, kişinin kendini suçlu bulmasını o kadar ileri götürür ki, kişinin kendi varoluşu kötü olarak, şeytani fiillerin krallığına düşüş olarak düşünülür. Bazı kişilerin sürekli olarak lanetlendiklerini düşünmek çok talihsiz bir şeydir. Hindistan'da bile, bu tip bazı teolojik doktrinler vardır.
Hindistan'da bile, belli teoloji çevrelerinde, komik bir şekilde bazı kişilerin ebedi kurtuluş, diğerlerinin ebedi Araf ve bir üçüncüsünün ebedi lanete ereceğini söyleyen bazı kavramlar vardır. Bu tip görüşleri tutmak çok çirkin gibi gözükmektedir. Onların Tanrı'ları birini sadece cehennem için, birini cennet için, birini ise aşağı ve yukarı döngüde dolaşması için yaratmıştır. Tanrı, bunun gibi üç bölüm yaratmaz. Tanrı'nın günah ve kötülükle dolu bir dünya yaratarak, yukarıda hiç bir şeye bulaşmadan durması dinsel yaklaşımın bir hicvidir, ve sonra da dünyanın kötülükten kurtulması büyük bir sorun oluyor. Ruhun kendisi gerçekten günahkarsa, asla kurtulamaz, kurtulabilecek kapasitesi varsa, gerçekten günahkar değildir. Bu tip teoloji içsel ayrılığı getirir. Bunlar uygun olmayan dinlerdir.
Sen birinden nefret ederken, Tanrı'yı sevemezsin. Dinin tüm noktası yanlış yapılanmıştır. Tanrı'yı sev ve dünyadan nefret et. O halde, neden dünyayı sevip, Tanrı'dan nefret etmeyeyim? Bu bile, bir kısmı için yeterince faydalıdır. Bu şekilde hisseden insanlar vardır. Dinde yaklaşım kademeleri vardır: fizik-ötesi yaklaşım, mistik yaklaşım, ve bir gün herşeyin ona doğru eğilim göstereceği evrensel yaklaşım. Karşılaştırmalı dinleri çalışmak çok faydalı ve gereklidir.

Sarah: Her birinin aynı amaç için farklı yollar olduğunu söylediniz. Her bir yolun tüm detaylarını yapmak gerekli midir?

Swamiji: Senin ileri hareketine yardımcı olacak gerekli tüm detaylar yapılmalıdır.

Sarah: Buna nasıl karar veriyorsunuz?

Swamiji: Buna sana rehber olan, arayan ve amaç olan ruhun karar verecektir. Anlamıyor musun, öğlen yemeğini yerken, yemen gereken ve gerekmeyen şeyleri bilirsin. Bir tepside, yirmi şey vardır. Yirmisini de yer misin? Sana gerekli olan şeyleri bilirsin. Duyguların, o anki ihtiyaçların sana o an için neyin gerekli olduğunu söyleyecektir. Yargıç sensin.

Sarah: Yargılayan, uygulanması en kolay hangisiyse onu seçen, ego olmayacak mıdır?

Swamiji: Tanrı'yı Evrensel Varlık olarak sevdiğinde, ego kalmaz. Orada ego yoktur. Şeyleri, yaklaşımındaki evrenselliğin ışığında görmelisin. Ego ego-olmayanın karşısında duramaz. Mental olarak, sanki Kadir'i Mutlak sana bakıyormuş gibi, kendini Tanrı'nın Kendisi huzurundaki varlık yerine koymalısın. Ve, aynı zamanda, ne yapacaksın? Şu an Kadir'i Mutlak'ın seni gördüğünü farz et, ve onun baktığından eminsin. Tam o anda, ne yapacaksın? Hiç bir hatayı, ya da yanlışı yapacak mısın? O an, herşey doğru bir şekilde seçilmiş olacaktır. O halde, kendini Tanrı'nın yakınında hisset. Sen şimdi bile Tanrı'nın huzurundasın. Olan tek şey, bunu kabul etmemen. Kadir'i Mutlak sana milyonlarca gözüyle bakıyor. O an ne yapacaksın? O an yaptığın senin dinindir. Din, Tanrı'nın huzurunda yaptığındır.

 

14 Aralık 1990 - sabah

Larry: Burada olmak iyiydi. Bu çok iyiydi, ve bugün benim sadece bir sorum var.

Swamiji: Bu demektir ki, yavaşça, soruların azalıyor. Çok iyi.

Larry: Emin değilim. Sorularımın azalması, belki vazgeçtiğimdendir, belki de cevapları aldığımdandır. Ama bu bir "nasıl" sorusu. "nasıl" sorularından çok fazla hoşlanmadığınızı biliyorum. Ama, herşeyi görüp ve bu hafta dinlediğim herşeyi dinledikten sonra, benim olduğum hale gelişim nasıl oldu?

Swamiji: Asla gelmedin. Sen, hiç bir şey haline gelmedin. Sen sadece neysen osun. Eğer gerçekten başka bir şey haline gelmiş olsaydın, daha sonra başka bir şey haline gelemezdin. Senin bir şey haline gelebilme gerçeğin, "gelme"nin anlamının gelişmesi gerektiğini gösteriyor. Eğer A, B olursa, o zaman B daha sonra A olamaz. A asla B haline gelemez, A sadece A'dır. Sen zaten insan oğluysan, Tanrı'yı farketmen sorunu olamaz. Böyle bir soru ortaya çıkmaz. Sana olanla tezat düşemezsin. Tanrı-farkındalığında, sen sadece orada olanı ve orada olmayı teyit edersin. Kendini şimdiden ölümlü hale dönüştürdüysen, asla sonradan ölümsüz hale gelemezsin.
Sen şimdiden bunun olduğunu tasdik ediyorsun. Sana bunun olmadığını söylüyorum ve bu nedenle bunun olmadığını teyit ediyorum. Kaderin senin ellerindedir. Ama dersen ki "Ben şimdiden bir aptalım", gerçekten ne olduğuna inandığının zıttını söyleyerek, bilge bir insan olamazsın. Kendine karşı gidemezsin.

Larry: Ama soru şu: Nasıl...

Swamiji: "Nasıl" nedir? Bunu çok iyi biliyorsun.

Larry: Ama nasıl kendimin aptal oluğunu düşünüyorum? Nasıl bu kadar küçük olduğumu düşünebiliyorum? Bu benim için tam bir şok.

Swamiji: Bana sorduğun niye hata yaptığın sorusunu sadece Kendine sor. Kendine sor. Kimse senden hata yapmanı istemedi. Sorunun kendisi ağdalı, çünkü kendi temel arzuna ve doğana göre gerçek olmayan bir şeyi hayal ediyorsun.

Larry: Ama soru şu: Nasıl bunu hayal etmeye başladım?

Swamiji: Rüyanda gördüğün diğer şeylerle aynı şekilde.

Larry: Soruma cevap şu; ben bir bebek olarak doğmuş gibi göründüm, ve benim dışımda bana bakan ve eğiten insanlar varmış gibi göründü.

Swamiji: Bu görünse bile, önemli değildir. Bundan ne şekilde etkilendin? Bırak görünsün. Bu rüyada da olmaz mı? Rüya deneyiminin değerini nasıl takdir edersin? Gerçek? Gerçek dışı?

Larry: Ben kademesel olarak bebeklikten çocukluğa geçtim.

Swamiji: Bırak olsun. Bu konularla niye canını sıkıyorsun?

Larry: Çünkü, bu benim sınırlı bir ölümlü olduğum zannını destekliyor.

Swamiji: Ama bu ayrıca senin sınırlı olmadığın zannını da destekliyor, yoksa sınırlı olduğunu nasıl bilebilirdin?

Larry: Bunu nasıl destekliyor?

Swamiji: Çünkü, arkasında sınırsız bir şuur olmadıkça, sınırlılık şuurun olamaz. Sınırlı şuur sınırlı olduğunu bilemez. Sonlu şuurunun kendisi sonlunun üstünde bir şuur olduğunu ima eder. Bu ima, Senin düşündüğünün diğer bir şeklidir. Sonlu şuurunun kendisi sonsuz olanın var olduğunu ima etmediği sürece, sonlu şuurunda olman mümkün değildir; yoksa, sonluyu düşünen kim? Sonlu sonluyu bilemez.

Larry: Bunu takdir ediyorum.

Swamiji: Konuşacak başka bir şey yok. Niye bunun üzerine yorumlar yapıyorsun?

Larry: Çünkü geçmişe bakıyorum.

Swamiji: Bunun için bir geçmiş yok. Sonsuzun geçmişi olmaz.

Larry: O halde benim zanlarım nereden geldi?

Swamiji: Sonsuzdan.

Larry: Sınırlılıkla ilgili zannlarım?

Swamiji: Evet, sonlu Sonsuzun sınırlandırılmışıdır. Zan da sadece sonsuzun bir parçasıdır. Bu, dışarıda bir şey değildir. O halde, bırak zanların orada olsun. Hangi açıdan endişeleniyorsun? Bu, Kendisinin sonlu olduğunu düşünen Sonsuz. Bırak bir dahi dört bacakla emekleyen bir çocuk olduğunu düşünsün; o bundan hiç bir şey kaybetmez. Sonsuz sonluya bakar, ama O, O'nun sonlu olmadığını bilir. Bilge kişi bir dramadaki soytarı kısmını oynayabilir, ama gerçekten bir soytarı haline gelmez. Eğer, aptal gibi "rol yaparsan", zararı yok. Ama gerçekten aptal mısın? Asıl nokta bu. Ve bu olamaz.

Larry: Ama, bir zamanlar aptal olan bilge kişinin bile niye bir zamanlar aptal olduğunu bilmek isteyeceğini düşünüyorum.

Swamiji: Hiç bir zaman böyle bir soru sormaz, çünkü bilgelik tüm garip merakları aşar. Bayım, sorular sormak yerine, niye hastalığınız hakkında bir şeyler yapmıyorsunuz?

Larry: Deniyorum. Alabileceğim hap gibi bir şeyleriniz yok mu?

Swamiji: Eğer hastaysan ve sana ilaç verirsem, ve sen bana bunun nasıl üretildiğini sorarsan, bunun anlamı nedir? Senin her hangi bir bedel ödemeni istemiyorum; bırak onu kim üretmişse üretmiş. Sana hapı verdim; onu sen yutacaksın.

Larry: Ama etkisinin göstermesi biraz zaman alacak.

Swamiji: Onun bir ilaç olduğunu bildiğinde, hemen etkisi olacak. Doktora gitmenin iyi yanı nedir? Asıl uygulama - Yoga'nın tümü uygulamadır, teori değildir, tartışma değildir. Bunu bir kez anladığında, ona batarsın. Hepsi budur. Sen şimdiden bunu anladın, ama olan, senin bunun üzerine meditasyon yapmaman. Meditasyon henüz başlamadı.
Sravana, manana, nididhyasana - bunlar, emmenin (özümsemenin) üç aşamasıdır. Önce dinlemelisin, sonra derinlemesine tefekküre dalmalısın, ve sonra içine sız, ve bu "ol". Kazandığın bilgi senin var oluşunun kendisi olmalıdır. Sen bilgiye "sahip" değilsin; sen "kendin" bilgisin. Sen bu bilginin hareket eden bedenlenmiş halisin. Sen daimi olarak gerçek doğanın şuurunun tasdiki durumunda olmalısın, ve bundan sonra ne istersen onu yapabilirsin. Meditasyondan kasıt sadece bir kaç dakika değildir; gün içinde ve gün dışında bu durumda olursun ve bu bir faaliyet değildir. Meditasyon bir faaliyet değil, doğrunun ne olduğunun şuurudur. Şimdi gündüz olduğu üzerine meditasyon yapmana gerek yoktur. Bu normal düşünmenin bir kısmı ve miktarıdır.

Larry: O halde, onu yansıtma bir çeşit meditasyondur- onu derinlemesine yansıtma.

Swamiji: Kesinlikle.

Larry: Bu sorular sorulmaya değer mi?

Swamiji: Sonsuza olan özlem onaylandığında, hiç bir soru sorulmamalıdır. Yoksa, özlemin kendisi yeterince sıcak değildir. Şimdi her ne anladıysan, senin için yeterlidir. Daha fazlasını bilmeyi talep etmezsin. Bir sürü şeyi düşünmeye devam etmek zaman kaybetmektir.

Larry: Eğer niye olduğunu bilirsem...

Swamiji: Bunu bilemezsin. Bunu bilmek imkansızdır. dünyadaki hiç bir insanoğlu bu soruyu cevaplayamaz, çünkü insanoğlu süper-insan şeyleri olmayı bilemez. Tepki etkinin ne olduğunu bilemez; yoksa bu ters işler yapmaktır. Sorunun kendisi ağdalıdır. Ters çevrilmiştir. Tepki etkiyi bilmeye çalışmaktadır ki bu, o etkiye girene dek mümkün değildir. Asıl nokta, tepki etkiye girmelidir- ve girmesini sağlayacak gerekli her şeyi yapmalıdır. Bir anda, etkinin ne yaptığını bileceksin ve tüm soruların o zaman cevaplanacak. Tepkideki değil, sadece etkideki cevabı bileceksin. O zaman, ne cevap gelir?

Larry: Örneğin, Yaratılışın amacını söyleyen batı dinleri, Musevi dini vardır.

Swamiji: O halde ben de amacı söyleyebilirim. Sen Tanrı'ya bir amaç yüklersen, Tanrı'nın bir arzusu olduğunu söylemiş olursun - ve O bizim gibi, herkes gibi olur. Tanrıya bir amaç atfetmek, bizim için büyük bir avantaj değildir. Tanrı'nın krallığına kendi tercihlerimizi eklemek de bize bir şey kazandırmaz. O halde, Tanrı'nın bir ailesi olduğunu da söyleyebilirsin. Bunda ne zarar var? Çocukları var, bir sarayı var. Bu şekilde düşünen dinler de var. Bu sadece egomuzun tatminidir, ama sonuç olarak sana hiç bir şey getirmez. Dinsel şuurun oyuncaklarıyla oynayabilirsin, ama sonuç olarak oynucaklar seni tatmin etmeyecektir. Bizim düşündüğümüz, fikirlerle oynamak değil, acı çekme hastalığını tedavi etmek -ki bu maddenin şapşal işleme tarzının hiç bir miktarıyla yapılamaz. Bunun hakkında çok ciddi olmalısın. Amacın kendisi Tanrı'yı dünyadan ayrı tutar, ve Tanrı'yı Kendi Varlığı'ndan ayrı tutar.

Larry: Peki ya peygamberlik kayıtları?

Swamiji: Yer ve zamanın deneysel aleminden gelmiştir.

Larry: Musa veya İsa gibi bir peygamber olduğunda...

Swamiji: Bırak herhangi biri orada olsun. Onların hepsi evrensel fiilin içindedir. Senin rüyanda gördüğün herşey gibi onların da bir değeri vardır. Tüm deneyim gerçektir, yoksa bu deneyim olmazdı.
Rüyanın gerçek-olmayan bir şey olmadığını sana söyledim. Olan, onun daha az gerçek oluşudur. Gördüğün herşey mükemmelce gerçektir ama, mutlak olarak değil, göreceli olarak doğrudur. Rüyanda kazandığın zenginlik bile, bu koşulda, seni tatmin eder. Tatmin sahte değildir; bu gerçek bir tatmindir ve bu nedenle sen rüyanın gerçek olmadığını söyleyemezsin. O halde, dünyada olan herşey de gerçektir. Ama, -bu belirli durumun üstünde bir ama vardır ki, tüm dünyanın bir saniyede yok olduğunu görürsün ve bu gerçek de başka daha üst bir gerçek tarafından kapsanır. Daha az gerçek, gerçek-olmayan değildir- ve yine de, "daha az" kelimesinin altını çizmelisin.
Bebek gerçek olmayan bir var oluş değildir, ve yine de bu durumdan büyümüş olan dahiye göre fazla sözle ifade edilmiştir. Herşey gerçektir, ama sadece gerçeğin kademeleri vardır. Daha üst daha düşüğü kapsar; o halde, biz üst onu içerdiğinden ve aştığından, sonsuza dek daha düşüğe yapışmaya devam etmemeliyiz. Her bakış açısı kendine göre doğrudur. Senin söylediğin herşey de iyi; ama her seviyede ve nihai olarak değil, sadece bir seviyede.

Larry: O halde, evrensellik herşeyi aşar?

Swamiji: O herşeyi aşar ve herşeyi içerir. Aşma bir şeyin inkarı anlamına gelmez. Biz bazı gerçekleri reddedip Tanrı'ya gitmiyoruz. Bu böyle değil. İstediğimiz herşeyi, başka türlü alacağımızdan çok daha bol bir şekilde elde ediyoruz. Biz insanların genellikle söylediği gibi, Tanrı'ya ulaşmak için dünyayı terk etmiyoruz; sen hiçbir şeyi terk etmiyorsun. Sadece daha üst içeriklik için, onun daha az karakteristik ve yeterli olmayan biçimini terk ediyorsun.
Eğer doğru anlaşılırsa, terk diye bir şey yoktur. Sadece yeterli olmayanı ve gerçek olmayanı terk ediyorsun. Sen Tanrı aşkına "terk" edebilirsin- bir rahip ve bir münzevi ve bunların hepsi olabilirsin. Bazen fikrin kendisi açık değil- onlar neyi terk ediyorlar? Eğer "onlar terk etmişler" dersen, neyi terk etmişler? Bir binayı ya da duvarı ya da tuğlayı terk edemezsin; o senin malın değildir. Hiç bir şey senin malın olarak görülemezken neyi terk ediyorsun ki?
Sadece şeyler hakkındaki yeterli olmayan fikirlerinin, daha üst, daha yeterli bir başarı için terki yapılabilir. Bu, daha geniş daha içerikli bir şuur için daha düşük seviyeli şuurun terkidir, o halde bu terk değildir - bu sadece daha üst alemlere doğru büyümedir. Bu tip bir terkte, hiç bir şey kaybetmezsin; ama genellikle biz terkten bahsederken, sanki para, toprak, mal, ilişki vb kaybetmişiz gibi gözükür. Bu, bunu anlamada doğru bir yol değildir. Terk, şuurun her tür dışsallık biçiminden bağımsız hale gelmesidir.
Eğer evinden çıkmış ve buraya gelmişsen, bu senin onu terk ettiğin anlamına gelmez. O şey hala oradadır; hiç bir yere gitmemiştir. Senin onun hakkındaki fikrin terk edilmelidir. Dünyanın kendisi bir fikir dışında hiç bir şeydir ve o büyük bir fikirdir. Evren nihai olarak bir fikirdir - bir düşüncedir. Madde yoktur; katı şeyler var olmazlar. Bu sadece kozmosu işleten fikirdir. Burada, Plato'nun söylediğine bir şekilde katılıyoruz, gerçeklik bir fikirdir, evrenselleşmiş şuurdur.
Ama kimse bu zor gerçeği yutamaz. İnsanlar evrenin bir fikir olduğunu söylediğinizde anlamazlar. Bu satırlar arasındaki ufacık eğitim yeterli değildir. İnsanlar, bu gerçek olduğu halde, sizin saçma sapan konuştuğunuzu düşünecekler. Orada bir düşünce var, o kadar. Başka hiç bir şey hiçbir yerdedir, ve "Bu Vardır." "Şuur-varoluşu" denilen budur. Düşünce chit-sat'tır. Bu kadar. Ve tüm bu zor şeyler bir tuğla ve kireçli harç gibidir, ve tüm yıldızlara ait bölge, katı evren Shakespeare'in bize söyleyebileceği gibi "rüyaların yapıldığı madde gibi" bunun içinde erir. Rüyadaki Kayalık Dağın tüm katılığı, uyandığında boşluksal hiçlik içinde erir. Bu, bu dünya konusunda sana olacaktır. Tüm bu şeyler tek, bir, düşünce -istersen Tanrı olarak adlandır- içinde eriyecektir. Bu, Veda'ların söylediğidir, Upanishad'ların söylediğidir, Gita'nın söylediğidir, peygamberlerin söylediğidir, bu nihai olarak herhangi bir dinin beyan edeceğidir. Tekvin'de "Tanrı cenneti ve dünyayı yarattı" der. Ama Tanrı onları yaratmadan önce neydi? O Düşünceydi, Fikirdi, Şuurdu, Varlıktı.
Tanrı'yı dünyasız düşünmelisiniz. Tanrı yaratmadan önce bile var olmalıdır, ve ne şekilde var olmuştu? Nerede oturuyordu? Oturacak bir yeri yoktu çünkü uzay daha sonra yaratıldı. O halde yaratılıştan önce Tanrı neredeydi? Soru yoktur- soru sorulamaz bile. O sadece Saf Fikir'di. Tanrı budur. Buna Şuur de. Bunu bir kez beyan ettiğinde, herşeyi söylemiş olursun. Bundan başka, konuşamazsın. Varlıksal-Şuur, sat-chit, Kendini Düşünen Düşünce - tüm bunlar filozoflarımızın mesajlarıdır. Bir Düşünce vardır; Bir Fikir vardır; Bir Kişi vardır. Bunun senin duygularına derinlemesine girmesine izin ver ve başka hiç bir şeyi talep etmeyeceksin. Herşey iyi olacak.

 

14 Aralık 1990 - akşam

Swamiji: Fikir, düşünme yolunun kendisidir. Batı düşüncesinde her zaman önem verilen deneysel husus vardır. Umarım ne dediğimi anlıyorsundur. Nesnel, duyumsal-odaklı, dışa şartlanmış, sosyal olarak anlaşılan - tüm bu zanlar "deneysel" kelimesinin içine dahildir. Önem verilen husus dıştadır, birey, duyumlarla algılanır. Doğuda, önem verilen husus evrenseldir, içseldir, fizik-ötesidir, bölünmezdir. Günümüzde sanırım yavaşça her iki kıyıyı bağlayan köprüler kurulmakta.
O zaman bile, zorluk vardır. Bir gün Cornell Üniversitesindeki bir profesörle tartışmıştım. Sonunda, onun sözü şuydu: "Ben kendim orada olmayacaksam, Mutlak'a girmekte ne gibi iyi bir yan olabilir? Noktayı görüyor musun? Ben orada olmayacaksam, Mutlak'ı kim deneyimleyecek?" Bu tip bir soru bir felsefe uzmanından, o bölümün başı olan kişiden çıktı. Bunun saçma bir zan olduğunu söyleyemezsin. Bu, keskin bir sorudur, ama üzerinde düşünürsen, anlamsız bir korkudur.
Kimse sana "orada" olmayacağını söylemiyor; sen fazlasıyla oradasın ama sen sanki orada değilmişsin gibi gözüküyor. Gerçeği arayan herhangi birine, herhangi bir sadhaka'ya, sanyasin'e, brachmacharin'e ya da herhangi birine sorabilirsin. Tüm insanlar bu nihai hapı yutmakta zorlanırlar. Sen boğulmak istemezsin- bu nefessiz kalmaktır. Ben sana nektar okyanusunda boğulacağını söylesem bile, "boğulma" kelimesini duymak istemezsin. Bu, dehşet yaratır.
Bedenlerinin ölümden sonra Ganj'ın soğuk sularına teslim edilmesini ihtimaline kendilerini bir anda hazırlayamayan bazı insanlar vardır, bu korkutucudur - soğuk, soğuk! Eski bir Swami "Şimdi kış. Kışın ölmek istemiyorum. Şimdi soğuk. Ganj'a kışın nasıl girebilirim ki? Yaz daha iyi" demişti.
Şimdi, bu şekilde konuşmaya gülebilirsin. Bedene olan bağımlılık şuuru o kadar kuvvetlidir ki bu tip aptalca duyguların da bir anlamı varmış gibi gözükür. Bu bedeni nasıl Ganj'a bırakacaksın? Bu, nefesi keser ve soğuk yakar. "Böyle aptalca bir soruyu nasıl sorabilir? O an böyle bir sorun olmayacak." diyebilirsin. Ama sanki bir problem varmış gibi gözükür. Bedene şu an bağlı şuur, kendisini, kendisi (bedenden) çıktığı ve beden sadece bir ceset olduğu halde, kendini bulabileceği gelecekteki bir koşula gönderir. Aynı şey bize, Tanrı-Farkındalığı (Bilinci) sonrası bize olabileceklerde bir zorluk hissettiğimizde de oluyor. Tanrı'yı fark etikten sonra, sana ne oluyor? Kendine bu soruyu sor. Sonuç olarak, bu kafana dank eder. Bu kadar acı çekmeden, meditasyondan ve tüm bunlardan sonra, Tanrı'yı fark etmek! Peki, bunu olmuş gibi kabul et. Ama Tanrı'nın farkına vardıktan sonra, ne oluyor? Bu, can alıcı hususlarda aklımızın ne kadar açık olduğunu gösterir.
Önümüzde karanlık bir perde var. Bunun gerisi açık değil. Ve bu karanlıkta biz el yordamı ile arayıp sadhana'mızı, meditasyonumuzu vb yapıyoruz. Meditasyonumuz karanlıktaki bir körü körüne araştırma olmamalı. Bu olmamalı. Bu, güneşte yürümek olmalı.

 

15 Aralık 1990

Larry: Sankaracharya - evrensellik hakkında konuşur.

Swamiji: Evet, o herşey hakkında konuşur; hiç bir şeyi kenarda bırakmaz. Aklınla her ne düşünebiliyorsan, o zaten düşünmüştür. Felsefe alanında onun söylemiş olduğundan bir tek kelime bile fazla söyleyemezsin.

Larry: Kral Süleyman "Güneşin altında yeni bir şey yok" demiş.

Swamiji: Kim ne derse desin, Whitehead'in yürüttüğü fikirler, Plato için sadece dipnottur. Onun yazmadığı hiç bir şey yoktur. Aynı şekilde, burada da diyebiliriz ki, herşey Acharya Sankara'nın dipnotudur.

Larry: Swamiji, benim için hiç tavsiyeniz var mı?

Swamiji: Günlerdir sana tavsiyelerimi veriyorum, ve sana söylediğim herşey senin için tavsiyedir. Bu tavsiye her durumu, her olayı ve her kişiyi kapsar. Bu çok maddelidir, her derde devadır.

Sarah: Benim bir parçam beni gerçekten Tanrı'yı istemekten alıkoyuyor. Gördüğüm bir parçam, Tanrı'yı hiç istemiyor ve bu parçam tembellik. Bunun nasıl üstesinden gelindiğini biliyor musunuz?

Swamiji: Bu tembellik değil. Akıl, değerlendireceği nesnenin eşdeğer değerindeki bir seviyede olmadıkça, bir şeyin değeri takdir edilemez. Sana ineğin boynundaki altın gerdanlık örneğini verdim. Bu, altın gerdanlığın değersiz olduğunu göstermez ama inek onu takdir etmez. Bu, uygun bir akıl gerektirir. Bir şeye ihtiyacın olmadığı müddetçe onu isteyemezsin. İhtiyaçların zaten diğer araçlarla ilgiliyse, sen uygun olmayan bir şeyi istemeyeceksin.
Fiziksel bedenle ve sosyal ilişkilerle içiçe olan Akıl, fiziksel ve sosyal bir rejim talep eder. Malesef, Tanrı ne fiziksel ne de sosyaldir. İhtiyaçlarımız bugün için fiziksel ve sosyaldir - ve bir ölçüde psikolojiktir. Tanrı bunların hiç biri değildir. Tanrı bizi nasıl çeker (bize nasıl çekici gelir)? Sen sadece fiziksel bir varlık, bir sosyal ünite, ya da sadece düşünen bir akıl değil de, ontolojik bir varoluşsan, o zaman böyle bir sorunun, şüphen veya korkun olmayacaktır.

Larry: "ontolojik" sadece "olmak" anlamında mıdır?

Swamiji: "Ontolojik" "saf varlık" anlamındadır. Kişi, ontolojik varlığı dışında hiç bir şeyle tatmin olmaz. Ancak o zaman Tanrı sevgisi ve Tanrı ihtiyacı hissedilir. Senin ontolojik varlığın fiziksellik, sosyallik, psikolojik ve politik ilişkilerinin enkazının altına derinlere gömülmüş. Bu yüzden, biz sadece derinlerde içimizde hissedilen şeyin ihtiyacını hissetmeyiz. Günümüzde biz tam olarak kendimiz değiliz; biz kısmen kendimiziz. Kişiliğimizin buzdağının ucundayız ve zirvenin üzerindeki noktadan düşünüyoruz; ve ağır olan geniş taban şuur seviyemizin altında.
Gerçek kişiliğimiz şuur seviyemizden daha derin, ama biz sadece şuur seviyemizde yaşıyoruz ve bu yüzden biz gerçekten kendimizde yaşamıyoruz. Bu sebepten, Tanrı'yı şu an istemiyoruz. Senin soruna bir cevap olan sorun bu. Ama şuur seviyenin derinlemesine altına indiğin zaman, hatta şuur altı ve şuursuz seviyelerin de altına, çok daha aşağılara, hatta şuursuzdan da daha derine, metafizik (fizikötesi) seviyeye indiğinde, ontolojik varlığa girersin.

Sarah: Öyleyse, bulmak için kendi içime bakmalıyım.

Swamiji: Derinlemesine git, göründüğünden daha derine. Bedeninin içinde ne var? Aklı bulacaksın. Aklın içinde ne var? Zekayı bulacaksın. Zekanın içinde ne var? Derin uykuda, beden orada değildir, akıl orada değildir ve zeka orada değildir. Ama sen orada mısın? Derin uykuda orada mısın, yoksa değil misin?

Sarah: Her ikisi de.

Swamiji: Sen oradasın. Şüphen mi var? Derin uyku aşamasında var oluyor musun yoksa var olmuyor musun?

Sarah: Bilmiyorum. Sanki ikisi gibiymiş gibi gözüküyor- bu, tüm varoluş, nihai varoluştur...

Swamiji: Derin uykuda yaşıyor musun yoksa ölü müsün?

Sarah: Yaşıyorum.

Swamiji: Yaşadığını nereden biliyorsun? Kim söyledi? Uykuda varoluş şuurun yokken, nasıl orada canlı olduğunu ifade edebiliyorsun? Bu duyup söylediğin bir şey mi, yoksa gerçekten bir gerçek mi? Şimdi sen senin varlığın için bir sır olan bir şeyde tökezleniyorsun. Derin uyku durumunda olan senin gerçek kişiliğindir-zeka, akıl, duyular, beden, ilişkiler, arkadaşlar, düşmanlar, altın, gümüş değildir. Hiç bir şey olmadığı halde, sen varolursun. Ve o an neyin varolduğunu bilmemize izin ver. Bu senin soruna yanıt olan ontolojik halindir. Ben Bay Krauss'a küçük bir kitap verdim, bir şuur analizi. Kitabın ismi İçsel-Farkındalık. Onu dikkatle okuyun.

Sarah: Niye "kişilik" kelimesini kullanıyorsunuz "zirvesi..." derken?

Swamiji: "Kişilik" benim fiziksel gözlerimle gördüğümdür. Bu beş buçuk feet boyundaki kişiliktir; ama senin gerçek doğan değildir, o (gerçek doğan) evrensel ve her-şey-dahil-olandır. Bir fotoğraf makinesinin ardına yansıttığın, bu senin kişiliğindir, ama senin gerçek doğan böyle görünemez. Kimse, derin uykudaki senin fotoğrafını çekemez. Kişilik beden-akıl kompleksinin ismidir, psiko-fiziksel biçimidir.

larry: Zaman diye bir şey yok mudur?

Swamiji: Bu deneyimin ölçütü olarak vardır.

Larry: Şimdiki durumumuzda bizim için olan herşey, ve gelecek şimdiden oluştu. Yarın olacak herşey, örneğin, zaman göreceli olduğundan şimdiden oldu.

Swamiji: Bir kaç yüzyıl sonra olacak olanlar-senin için olmamış olsa bile- başka bir yerde oldu bile. Senin için yüzyıllarca öncenin hikayesi olsa bile, Troya Savaşı bugün bile başka bir alemde oluyor. Bir yerlerde, bu tam şimdi oluyor; başka bir yerlerdeyse; daha henüz olmadı. Kozmosun göreceliği insan aklına bir sırdır. Modern fiziksel Görecelik (İzafiyet) Teorisini bile okusanız, affallarsınız. Bu göreceliğin neden bahsettiğini anlarsanız, akıl o kadar ürkecektir ki, daha sonra daha fazla düşünemeyeceksiniz.
Sabit bir zaman yoktur; zamanın linear hareketi var olmaz. Bu tamamen duruma, koşula ve gözlemleyenin konumuna göre görecelidir ve bu nedenle neyin ne zaman olduğunu söyleyemezsiniz. Herşey herzaman olur. Mahabarata Savaşı olmuştur ama tam şu anda başka bir alemde olmaktadır; ve belli bazı diğer alemlerde de henüz olmamıştır.
Zamanla ilgili sabit bir fikrimiz olan Bizler için bu bir engel gibidir, bu göreceliğe göre zamanın akıcı hareketi anlaşılmazdır. Parçaların karşılıklı ilişkilerinde göreceli olarak karar verilmiş hiç bir şeyi asla anlayamayız, biz böyle düşünemeyiz. Bir an için bile evrendeki herşeyle bağlantılı olduğunu düşünemezsin. Bu fikir aklına girerse, bu dünyada nasıl yaşayacağını bilemezsin.
Ve bu yüzden biz bu tip düşünceleri bir kenara süpürüp, katı bir yerde ve zamanda ve katı nesnel bir dünyada bir yerden bir yere hareket eden küçük varlıklar olarak, sadece tek bir yerde bulunduğumuzu hayal ederiz. Bu bizim düşündüğümüzdür, ki gerçeğin tamamen zıttıdır. Gerçek başka birşey. Kişi herşeyi her an çağırabilir- çünkü ölü şeyler bile başka bir yerde yaşamaktadır.
Bana, geçmişin yüzyıllarca gerisinde olsalar bile kadim tarihi olaylar tarafından yaratılmış titreşimleri bugün, şimdi maddeleştirebildikleri (materyalize etmek) bir mekanizmanın bir yerlerde üretildiği söylendi. Ve, hiç bir zaman yok olmayan bu titreşimlerin maddeleştirilmesiyle kadim tarihte yer almış olayları, televizyonda gördüğün gibi, bugün görebilirsin; titreşimler asla ölmez. Her bir olay, bir anlamda sonsuzdur.

Larry: Bir olay olurken yayılan titreşimlerin yakandığını mı söylüyorsunuz?

Swamiji: Evet. Televizyondaki gördüğün tüm resimler titreşimlerin maddeleşmesidir. Orada hiç resim yoktur. Bir mekanizmayla, titreşimler maddeleştirilmiştir. Ve, aynı şekilde, diyorlar ki, kadim geçmişin titreşimleri de belli bir mekanizma ile sıkıştırılabilir ve sen şimdi kadim tarihi görebilirsin; tam şimdi dram şekline sokulmuş Romalıların tarihini ya da Homeros'un İlyada'sını görebilirsin.

Larry: Evet, bu mantıklı.

Swamiji: Böylece, herşey sonsuzdadır. Her şey her zaman her yerdedir. Titreşimlerin gerekli frekansa çıkabilirse, herhangi bir şeyi çağırabilir, onunla olabilirsin.

Larry: O halde her birimizin geleceği zaten oldu.

Swamiji: Geleceğimiz zaten oldu- geçmiş, bugün ve gelecek kompakt bir bütündür. Ayrı ayrı kendi başlarına olan geçmiş, bugün ve gelecek yoktur.

Larry: O halde ben şu an, yaşamımın ilk gününü ve yaşamımın son gününü yaşıyorum.

Swamiji: Doğru! Herşey. İlk, son ya da orta diyebilirsin- nasıl istersen. Bu uzun bir zincirdir, başlangıçsız ve sonsuz. Başladığın yeri, bitirdiğin yeri, ortada nerede olduğunu kimse söyleyemez. Bu, hangisinin başlangıç, hangisinin son olduğunu söyleyemeyeceğin bütün bir kozmik harekettir.

Larry: O halde, kesinlikle değişim mümkün değildir.

Swamiji: Zaman kavramının bakış açısından istersen değişim olarak adlandırabilirsin. Değişim gibi görünür, ama sonuç olarak bu zamansız bir hadisedir.

Larry: O halde, yaşamımdaki tüm olayların zaten kararı verilmiş- her günün her anının, her düşüncenin, her duygunun.

Swamiji: Herşeyin- her anın, ve hatta her düşüncenin, her duygunun. Sonsuzluk - "sonsuzluk" kelimesi herşeyi açıklıyor. Hiç bir geçmiş, bugün ve gelecek yoktur, bu yüzden zaman adına söylediğin herşey geçersizdir. Bu sadece oradadır, ve her şey oradadır. Burada ve şimdi, bütünün ayrılmaz bir parçası olarak kompakt bir şekilde herşey burada görülebilir. Bu, sonsuzluğun anlamıdır. Ama biz sonsuzluğu düşünemeyiz; biz sadece zamanda düşünebiliriz. Biz sürece dayanarak düşünürüz. Öyleyse, biz her şeyin tek bir noktada olmasından bir anlam çıkaramayız. Bu, geometrik nokta olmayan bir merkezdir, dedikleri gibi; her yerde olan ama dairesel çevresi hiç bir yerde olmayan bir merkezdir.

Larry: O halde, şuur, benim kendi şuurum, tam şu anda 15 Aralık 1990 olduğu halde hisseden kendi şuurum.

Swamiji: Senin şuurun şimdi beden ve zaman sürecine dayanarak düşünüyor.

Larry: Evet, ama dün 14 Aralık'ta düşünen şuur, benim şimdi 15 Aralık'ta hissettiğim şuur gibi şuurlu mu?

Swamiji: Bu aynı şuur, aynı şey. Bu değişmez, ama süreç altındaki bedene bağlı olduğundan değişirmiş gibi gözükür. Beden sürecine bağımlıdır ve bu yüzden aslında hiç bir yere hareket etmediği halde, hareket edermiş gibi gözükür.

Larry: Ama tam bu anda, dün sizinle yaptığımız sohbet oluyor.

Swamiji: Bir anı olarak.

Larry: Bir anı olarak mı, gerçek bir deneyim olarak mı?

Swamiji: Bir anıya deneyim de diyorsan, o halde ona deneyim diyebilirsin.

Larry: Ben anıya kayıt diyorum.

Swamiji: Hepsi bu. Hiç deneyimin yok mu? Sadece anılar var.

Larry: Bugün, bende dünün anısı var.

Swamiji: Dün öğlen yemek yedin ve bundan zevk aldın ve bugün bunun deneyimi yok. Bugün sadece onun anısı var.

Larry: Bugün sadece anım var. Ama bugün bana göreceli, başka bir yerde, başka alemlerde dünün olayları şimdi mi oluyor?

Swamiji: Evet, kesinlikle doğru.

Larry: O halde, onlar şu an oluyor.

Swamiji: Evet. Başka bir yerde şu an oluyorlar, ama bu "diğer" zaman-süreci denilen bir rüyadır. Bunun yerine, bu sonsuz olarak vardır. Yoga Vasishta'yı oku.

Larry: Bu Yüce Yoga mı?

Swamiji: Evet, evet. Tüm bu enteresan şeyleri bulacaksın. Herşey heryerde olur, ve senin dün deneyimlediğin bir başka kişi tarafından başka bir yerde deneyimlenmişti.

Larry: Başka biri tarafından mı yoksa dünkü ben tarafından mı?

Swamiji: Hem senin tarafından hem de başkası tarafından; her iki şekilde de olabilir. Ve aynı şey gelecekte de başka biri tarafından deneyimlenebilir. Aslında, bu "birisi" başka bir zaman biçimindeki sensindir; komplike (karışık) bir "sen"in dışında "kimse" yoktur.

Larry: Başka birisi tarafından anlıyorum, ama ...

Swamiji: Ama, ne? Aynı deneyimin olabilir.

Larry: Dün deneyimlediğim deneyimler- şu an, şimdi, tekrar onları deneyimliyor muyum? Başka bir deyişle, şuurda bir başka noktada benim için bugün 14 Aralık mı? Bugün benim için 15 Aralık. Ve ben şu an sizinle konuştuğumun şuurundayım. Dün 14 Aralıktı ve o anda, kabaca aynı zamanda (24 saat önce) sizinle 14 Aralık'ta konuştuğum şuurundaydım. Bugün bir anım var- şimdi ve burada, bu dünün anısı. Ama 14 Aralık'taki olaylar, dünün olayları, şuurun başka bir yerinde şu an oluyor mu?

Swamiji: Evet, kesinlikle öyle. Başka bir yerde yer alıyorlar. Doğru.Ve onlar bugün olacaklar; geçmiş olmayacaklar. Senin için bu geçmiş olsa bile, senin başka bir durumun için bugün olacak. Geçmiş diye bir şey yoktur ve bugün diye bir şey yoktur, gelecek diye de bir şey yoktur. Bunların hepsi görecelidir. Dün bugün olabilir; bugün olan da gelecek olabilir. Ve gelecek bugün olabilir- her iki türlü de sen kendini heryerde bulacaksın.

Larry: O halde, zamanın herbir anı sonsuzlukta var olmaya devam eder.

Swamiji: Evet, doğru. Kesinlikle öyle.

Larry: O halde birinin başarısı - biri bu tekamülde başarılı da olsa, başarısız da olsa, zaten olmuştur.

Swamiji: Kesinlikle öyle.

Larry: Öyleyse, belki benim bir sonraki sorum uygun olmayacak. Ben size aşramdan bir iki gün içinde ayrılacağımızdan, Kanada'daki yaşamıma hangi rehber ilkeleri götürmem gerektiğini soracaktım.

Swamiji: Yüzyüze geleceğin zorluk nedir?

Larry: İşle ilgili olarak ne gibi zorluklarla karşılaşacağımı bilmiyorum.

Swamiji: En azından tahmin edebilirsin.

Larry: Ne kadar çalışacağıma, günde kaç saat çalışmam gerektiğine, bir avukat olarak devam edip etmemeye, bir ya da daha çok çocuk sahibi olup olmamayla ilgili seçimlerimin olabileceğini tahmin ediyorum.

Swamiji: Her bir soruna yarın ya da yakın glecekte ya da bu yaşamında başarmak istediklerinin ışığında karar verilecektir. Hiç bir şeyi gereksiz yere yapmazsın. Bir avukat olabilirsin, herhangi bir şey olabilirsin ama tüm bu çalışmayı ne için yapıyorsun? Gerçek başarı yaşamının en yüksek noktası olmalıdır- (gerçek başarı) senin amacına doğru daha iyi hale gelerek ilerlemedir. Ve sen şimdi biraz olsun aklını hedeflediğin nihai amacının üzerinde konsantre edersen, değişik günlerde aldığın küçük adımlar ya yapıcı bir hareket olarak ulaşmak istediğin hedefe doğru ilerlemene katkı sağlayacak, ya da buna engel olan uygun olmayan bir şey olacak. Bu başarının ışığında, sağ duyun, bugün attığın adımın değerini anlayışın, sana neyin uygun neyin uygun olmadığını söyleyecektir.
Nihai olarak yapmayı istediğin nedir? Bir avukatsın, sen bu adamsın, bırak ne isterse olsun. Ama, tüm bu çaba ve çalışma ve eylem, ve bu ve şu ne için? Bunların arkasında bir neden var, ve sen bir şeyi başarmak istiyorsun. Nihai olarak istediğin nedir? Aklında, bunun senin ihtiyacın olduğuna dair bir fikir var. Bu nedenle, bu müştemilatlar, bu aksesuarlar önemli, ve bu amacın başarısına katkısı olacak herhangi bir şey gerekli ve geçerli- ve yap onu. Ama eğer hedefin kendisini gözden kaybedersen, ileri bir tek adım bile atamayacaksın.

Larry: Kişinin hedeflerini belirlemede en iyi yol nedir? Hedeflerimin neler olduğu konusunda kafamda net bir şey olduğumu sanmıyorum.

Swamiji: Herşeyden önce, yaşamak istiyorsun. Ölmek istemiyorsun, bu bir. Herhangi bir engel olmadan yaşamanı sağlayacak gerekli herşey yapılmalı. Bu soruya rastgele akademik bir cevap veremezsin. Senin güvenle yaşamana yardımcı olacak faktörler nelerdir? Sağ duyunu kullan.
Bir sonraki soru: Bir ağaç ya da bir taş gibi yaşamak istemezsin. Senin değer kavramına göre anlamı olan bir yaşam yaşamalısın. Belki bilgini arttırmak istiyorsun. Bilgiyi arzu etmelisin, Bilgiyi ya da bilgeliği mümkün olan herhangi bir şekilde ele geçirmeyi başarmak için çalışmalısın.
Sonra, üçüncü olarak, iyi bir sağlığın olmalı. Sağlığını-fiziksel sağlığını, mental sağlığını ve sosyal sağlığını- bozacak hiç bir şey yapmamalısın. Dışarıdaki topluluktan biriyle kavgalı olmamalısın. Bedeninle uyuşmazlığa girmemelisin. Aklınla ihtilafa düşmemelisin. Fiziksel sağlık, psikolojik sağlık, sosyal sağlık, ve hatta politik sağlık gereklidir. Sürekli olarak hükümetle kavga etmemelisin. Makul bir tarda bu dünyada varolma arzunun bir kısmı da budur.
Tüm bunlar olduğunda, nihai olarak ne olur? Şuurunda ve kişiliğinin bir boyutuna doğru deneyiminde-şimdi asıl noktaya geliyorum- Tanrı-deneyimi olan en büyük genişliğine doğru meyleden kişiliğinin boyutunda gelişirsin. Bu nedenle bu dünyada yaşıyorsun. Sadece herkes yaşadığı ve senin de yaşaman, yemen, içmen, uyuman gerektiği için yaşamıyorsun. Bu varoluşun amacı değildir. Yapıcı, pozitif, güvenli, entegre, kutsal anlamda bizler kendi varoluşumuzun mutlak evrensellik içinde sona eren daha geniş boyutlarına doğru ilerleme amacıyla yaşıyoruz. Yaşamın amacı budur. Sen bu amaç için var olmaktasın. Duruşmalar dahil yaptığın tüm yasal işler, bir şeyler satın alman, markete gitmen veya evlenmen ve çocuklarının olması ve tüm bunlar -ne dersen de- hepsi evrensel varoluşa doğru yaptığın ilerlemelerin bir kısmı ve parçasıdır ve faliyetlerinin her bir inçi bu büyük amaca katkıda bulunmalıdır. Bu günlük hayatındaki küçük, küçücük şeylerin toplam varoluşuna nasıl bir yapı geliştireceğini anlamak için sağ duyunu, anlayış yeteneğini ve eğitimini kullanmalısın. Günlük yaşantında kendini bu şekilde yönlendirmelisin.
Sen Kanada'da yaşayan ayrı, bireysel bir varlık değilsin. Sen herşeyle, tüm dünyayla, ve tüm yer ve zamanla bağlantılısın. Güneş sistemindeki yer ve zaman şimdi bile senin tenine dokunuyor. Sen belli bir yerde yaşamıyorsun. Sen, sadece sana dokunmakla kalmayıp, aynı zamanda varoluşunun her bir dokusuna işlemiş bu güneş sisteminde, bu galakside, bu yer-zaman bileşiğinde, bu engin evrende yaşıyorsun. Bedenin her bir hücresi kozmik maddeyle dolu, ve bu yüzden sen bir birey olan Bay bilmem-kim değilsin; sen senin düşündüğünden çok daha fazla bir şeysin. Bunun her zaman senin aklında olmasına izin ver, ve sonra günlük işlerini buna göre yönlendir.

Larry: Bu çok büyük bir mesaj; Ben, tüm evrene bağlı olmamın uygulanabilme seviyesini bilmiyorum.

Swamiji: Tanrı'nın yarattığından gerçek bir korunma istiyorsan, her bir dakika bu gerçekliğin şuurunda olmalısın; yoksa, kendini her an güvensiz hissedersin. Kozmik güçler dışında hiç bir şey seni koruyamaz. Bunun bir çeşit teorik tartışma olduğunu düşünemezsin. Bu şimdi alınması gereken çok önemli bir tıbbi reçetedir. Bu bir mesaj değildir, bu bir ilaçtır.
Bu, sıradan insanların düşünce şekli değildir, ama biz burada sıradan insanlar gibi düşünmek için bulunmuyoruz. Bu aşramda çok daha farklı bir amaç için bulunuyoruz; düşüncelerimizin boyutunu arttırmak için. Eğer sadece sıradan olsaydık, böyle bir arzu olmazdı. Biz bu aşramda farklı bir amaç için bulunuyoruz, birlikte farklı düşünmek ve dünyayı yeni bir ışıkla tasavvur etmek için. Bu zor bir şey değil; bu uygun bir şey ve yarın değil tam şimdi yapılmalı, çünkü bizim için yarın yok. Bu, şimdi ve burada meselesidir.
Kozmik güçlerle bir işbirliği içinde değilsen, bu dünyada bir saniye bile güvenli olamazsın. Yoksa, hayal kırıklığına uğratılacaksın. Yaşamak zordur. Kimse seni bu dünyadan koruyamaz. Sadece kişiliğinin temel taşı olan kozmik güçler seni koruyabilir. Binayı koruyan, binanın yapıldığı tuğlalardır. Ve eğer bina tuğlalardan farklıysa, ne olur?, nasıl ayakta kalır? Ve kişiliğinin tuğlaları kozmosun maddeleridir. Bunun takdiri olmadan bir an bile var olamazsın.

Larry: Evrende aldığım korumanın seviyesi- şimdiden belirlenmemiş mi?

Swamiji: Belirlenmiştir ve şuurun bu kanaatten ayrı tutulmamalıdır. Tüm nokta, şuurun bunu takdir etmesidir. Bunun gerçek olduğunun bilincinde olmalısın. Şuursuz oluşumlar sana şuurlu olarak fayda sağlamayacaktır.

Larry: Ve yine de, benim şuur seviyem, tüm düşüncelerim ve duygularım da daha önceden belirlenmiş mi?

Swamiji: Bırak öyle olsun, ama bunu şuurunda kabul etmelisin. Bunu yaşamalısın. Şimdi söylediğin senin yaşamının bir parçası olmalı. Büyük bir insan olarak ne kaybedersin? Senden küçük bir adam olmaktansa büyük bir adam olmanı istiyorum. Sen, yolda yürüyen, büyük bir adam, bir dev, bir yürüyen süpermen, kozmosun hareket eden küçük bir sunumu olacaksın. Bunu hissetmek neşe verici değil mi? Bunu düşündüğünde bile heyecanlanırsın. Herşey iyi gözükür. Güç kazanırsın, neşe hissedersin, koruma alırsın. Herşey ile yeterli duyguyu deneyimlersin. Bu senin kalbine girerse, neşeyle dans bile edersin.

 

16 Aralık 1990

Larry: Niye evren yaratıldı?

Swamiji: Cevap tepkinin içinde değil; etkinin içinde. Etki tepkiye girerse, anında cevap gelir. Tepki cevabı taşıyamaz. Tepki sadece soruyu taşıyabilir. Cevap, tepkinin geldiği etki mağarasının içinde gizlidir. Bu birinin omuzlarına tırmanmaya çalışmak gibidir. Tepki etkiye girmeli ve sonra sen Upanishad'ların dediği gibi (cevabı) "herşeyin bilindiği bilmeyle" bulacaksın. Herşeyin bilindiği bilme nedir? Bil O'nu. Etki budur. Şimdi sen tepkisin. Tepki etkiye girmeli ve o zaman sen herşeyi gün gibi ortada bulacaksın. Bu nedenle, Yoga yapmalısın. Doğru samimiyetle bir şeyler yap.

Larry: Ve tepkinin etkiye girdiğinde etkiyi anlayacağı doğru mu? Tepki aklından vazgeçmez mi?

Swamiji: Etkiyi anlama sorunu yoktur. O etki haline gelmelidir, ve o zaman herşeyi bilen haline gelir. O, Tanrı-bilincine sahip olur.

Larry: Ve insan oğlu tarafından mümkün mü?

Swamiji: O aşamada insan oğlu yoktur. Sadece iki şey vardır: etki ve tepki. Sen istersen kendine insan diyebilirsin. Her tepki etkinin içine girmelidir- gitmelidir. Olasılık diye bir soru yoktur. Girmelidir; başka alternatif yoktur. Her tepki etkiye girer ve O olur.

Larry: Ve o zaman niye tepkinin oluştuğunu anlar?

Swamiji: Anlama yoktur. O kendisi "varlık" haline gelir. Bu anlamadan çok daha öte bir şeydir.

Larry: Ve bu doğal tekamüldür.

Swamiji: Evet, kesinlikle doğru.

Larry: Başka sorum yok.

Swamiji: Sorularının tükenmiş olması büyük bir başarı. Bundan daha büyük hiç bir şey olamaz. Bu harika bir başarı.

Larry: Evet. Ve sanırım sorularım bittiğine göre, ne yapmam gerektiğini düşünmeliyim.

Swamiji: Soruların bittiği için kendini boş mu hissediyorsun? Kendini boşalttığın zaman, otomatik olarak doldurulacaksın. "Kendini boşalt, ve ben seni dolduracağım" büyük bir bildiridir. Ego-kişiliğini kendinden boşalttığında, dünya senin içine (denizdeki) bir girdap gibi girecektir. Tüm deniz senin içine girecektir. Şimdi sen girişi engelledin. Tüm evren bir saniyede içine girecektir; tıpkı bir hortumun gelip sana sıçrayıp, saldırıp, seni zaptedip, seni bağrına basarak eritmesi gibi. O gün için hazırlıklı ol.

Sarah: Batı dinlerinde, insanlar kendilerini arındırdıklarında, ve yüksek bir seviyeye eriştiklerinde, Tanrı'yı bir kral ya da belki İsa olarak, yani bir biçime sahip olarak görüyorlar. Tanrı birdir deseler de, insanların burada kullandıkları ifadeyle aynı biçimde O'nun Evrensel Mutlak Varlık olduğu noktasına varmıyorlar. Onları bundan alıkoyan nedir?

Swamiji: Akılları ancak o seviyeye kadar gidebilir; daha ileri gidemez. Akıl belli seviyelerde durur. Aklın tekamülünün aşamaları vardır. O bazı şeyleri kabul edebilir, ve bunun ötesine geçemez. Bu, akıl sonsuza dek bu şekilde düşünecektir anlamına gelmez. Bir süre için, bu şekilde düşünecektir, daha sonra, daha ileri tekamül edecektir. Dünyadaki herkesin benzer şekilde düşünmelerini bekleyemezsin. Dünyadaki tüm insanların aynı düşünceyi mi düşünmelerini istiyorsun? Bu nasıl mümkün olur? Hepsi farklı zamanlarda doğmuşlar ve bu yüzden farklı düşünecekler, ama herkes herşeyi uygun zamanda düşünecektir. Bu bir zaman meselesidir ve tekamül meselesidir.
Tekamül yükseliştir. Bu, senin mineralden bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana bir yükselmendir; ve hatta insan düşünce aşamasında bile çeşitli seviyeler vardır, ve herkes aynı tek bir seviyede değildir. Herkesin aynı psikolojik seviyede olması mümkün değildir. Yoksa, herkes aynı olurdu- dünyadaki tüm insanlar aynı düşünceyi düşünürdü. Psikolojik tekamülün değişen seviyeleri olduğundan bu mümkün değildir.

Sarah: O halde, bu şeylerin farklı aşamalarda mı başladığı anlamına gelir? Herşey aynı anda başlamadı mı?

Swamiji: Bu madde ile başladı, ve sonra sebze oldu. Sebzeler Tanrı'yı düşünmezler, ve sen ağaçlar Kadir-i Mutlak Tanrı üzerine meditasyon yapmadıkları için onlarda bir hata bulamazsın. Ne dersin? Onlar da bir seviyede var oluyorlar ve bu da mükemmel bir şekilde iyi. Sırf senin Tanrı hakkında fikirlerin var diye, bir ineğin de bu şekilde düşünmesini beklemezsin. Niye bunu bekleyesin ki? Onun kendine özgü düşünme yolu vardır. Onun bir seviyesi, bir kademesi vardır ve bunu karşılaştırmamalısın. Akıl sadece bir seviyeye kadar düşünebilir; onun ötesine geçemez. Ama, daha sonra, daha ileri bir perspektifle kendi görüşünü değiştirecektir.

Sarah: Nasıl oluyor da, hala kayalar var? Tekamül, kronolojik bir zamanla bağlantılı mı?

Swamiji: Bu kronolojik değil, tersine bu çok cepheli, evrensel bir hareket. Bu, bir yerlerde başlayıp başka bir yerlerde bitmez. Bu, tam bir kozmolojik içsel-intibaktır.

Sarah: Ve niye bazı akılların gelişmesine izin verilmiş?

Swamiji: Kimse izin vermiyor. Bu otomatik olarak oluyor. Kimse bir çocuğun büyüyüp bir yetişkin olmasına izin vermiyor. Bu evrenin daha üst seviyelere doğru kendiliğinden olan bir hareketidir. Bu otomatiktir; kimse "izin" vermez. Orada, bu işi yapacak kimse yoktur. Dünyanın dışında kimse yok. Dünyanın kendisi bunu kendi içinde yapıyor.

Sarah: Kişi, diyelim ki Tanrı'yı kral ya da İsa olarak gördüğü, daha üst bir seviyeye ulaştığında, ne...

Swamiji: Bu düşünmenin bir aşaması. Sen zamana dayanarak düşünüyorsun. Herhangi bir şeyi zaman ve mekana göre düşündüğünde, bu çok uzak ve mesafeli gözükür. Bu nedenle Tanrı "uzakta" gözükür. Mekan ve zamana dayanarak düşünüyorsun; bu yüzden akıl buna göre düşündüğünde, doğal olarak, Tanrı'nın mesafesini de gerçek diye kabul ettiriyorsun, ve O çok uzaktaymış gibi gözüküyor. Halbuki, Tanrı geçici bir seviyede değildir. O sonsuzluktur.

Sarah: Niye gerçek ya da Brahman bu yanlış kavramları sona erdirmiyor? Eğer insanlar bu noktaya kadar yükseğe çıktılarsa, niye bu yanlış kavramları sona ermiyor? Gerçekten gerçeği arayanlardıysalar, niye olmadı?

Swamiji: Bu yanlış kavramlar da zamanı gelince yok olacaktır. Her zaman orada olamazlar; (birgün) geçecektirler. Herşeyin bir zamanı ve yolu vardır. Bu geçecektir; bu bir zaman meselesidir.

Larry: Swamiji, bu sabah tepki etkiyi- meditasyon ya da içsel-farkındalık yoluyla olmadığı sürece- bilemez dediniz. Batı dinlerinde, bu kavram şu anlamda biraz daha farklı: örneğin Musevi dininde, etki gelmiş ve tepkiyle konuşmuştur.

Swamiji: O, tepkiyle konuşamaz. Sanki iki farklı şeymişler gibi nasıl konuşabilir ki? Konuşma sadece tepki kendini etkiye bıraktığı (teslim ettiği) zaman mümkündür.

Larry: Etki kendisiyle konuşabilir.

Swamiji: Eğer durum buysa, o halde niye ona tepki diyorsun? Etki kendisiyle konuşuyorsa, niye gereksiz bir kelime kullanıyorsun? "Tepki" kelimesini kullanarak bir ikilik (dualite) yarattın bile.

Larry: Her şeye rağmen, görünen bizim sınırlı bir şuura sahip olduğumuz.

Swamiji: "Biz" sadece bu tepkidir. "Sen" tepkisin.

Larry: Ben tepkiyim, o halde bir cehalet durumunda yaşıyorum.

Swamiji: Cehalet ve tüm bu kelimeleri unut. Kendini etki çevresinin dışına koydun. Cehalet, tepkinin, etkinin dışında durarak, ona bir "nesne" olarak bakmasıdır.

Larry: Kendimi dışına yerleştirdim...

Swamiji: Evet, Etkinin çevresinin dışına. Ve sen ona, o sanki senin dışındaymış gibi bakıyorsun, ve buna dünya diyorsun. Konuştuğun herşey bu kadar. Tepkiyi bir dış nesne olarak yansıttın ve kendini onun dışına ona bakan bir özne olarak koydun, halbuki gerçek tam tersi. Sen etkiyi senin bir nesnen olarak düşünemezsin. O önce gelir; sen sonra gelirsin. Bu nedenle, Tanrı'nın kendisini bir nesne olduğunu farz eder ve O'nu bir yerlerde oturuyormuş gibi düşünürsün. Bizim başımıza gelen budur.

Larry: Şuurun farklı aşamaları- derin uyku, rüya, uyanma- şuur içindeki farklar değil midir?

Swamiji: Hayır, bunlar şuurda farklar değildir. Şuurda fark olsalar, üç aşaman olduğunu bilmeyecektin. Bu durumda, her aşama bir diğerinden farklı olacaktır, ve birinin diğeriyle hiç bir bağlantısı olmayacaktır. Ama şuur süreğendir. Üç aşamada da değişmez, yoksa, uyanan kişi, rüya gören kişiden farklı olurdu, ve rüya gören kişi de uyuyan kişiden farklı olurdu. Birbirine bağlayıcı bir bağlantı orada olmalı ve böylece sen deneyimleri yaşayanla aynı kişi olduğunun farkında olursun.

Larry: Uygulamaya başlarken, ne gibi engellerin bilincinde olmalıyım?

Swamiji: Yerine gelmemiş arzuların - bunlar senin engellerindir. Yerine gelmeyen bir arzun varsa, bu gelecek ve bir alacaklı olarak karşına dikilecektir.

Larry: Öyleyse, arzularımı yerine getirip onlar arasından mı hareket etmeliyim?

Swamiji: Onlarla yerine getirerek ya da getirmeyerek etkinin yapacağı gibi yüzleşmelisin. Onlarla nasıl başa çıkacağın, durumdaki koşullara bağlıdır. Ama, onlar (yani arzular) orada olmamalıdır.

Larry: Arzularımın sonu olmadığı doğru değil mi?

Swamiji: Niye ortaya çıktıklarını bildiğin anda, bunlar bir dakikada bitecektir. Eğer niye ortaya çıktıklarını bilirsen, bunları bitirmek çok vakit almaz. Eğer niye orada oladuklarını bilirsen, o zaman onları nasıl zaptedeceğini bileceksin. Bunlar, bazı yanlış kavramlardan dolayı ortaya çıkarlar. Aslında sen gerçekten bir şey istemiyorsundur. Herneyse, bazı tedbirlerle baş edilebilirler. Küçük arzular doyurulabilir. Büyük arzular da eğer ruhsal sağlığına zararlı veya fena olmayacaklarsa, yerine getirilebilirler.
Ve bu yaşamda yerine getiremeyeceğin arzular da olabilir, örneğin dünyanın kralı olmak istiyorsun. Bu fikir makul olmayabilir. Büyük bir şirket kodamanı olmak istersen, bu imkansız olmadığı halde, olasılığı o kadar uzaktır ki, bu şekilde düşünmek bile bir engel olabilir. Bu tip düşünceler olmamalıdır bile. Tüm arzular mantıklı bir sınır içinde olmalıdır. Eğer mantıklıysa, onu yerine getirebilirsin. Ama bu arzulara olan; bir kez yerine getirildiklerinde, kendilerini tekrar etmek istemeleridir. Arzular doyurulmakla tükenmezler. Bazen doyurulduktan sonra, akılda oluşturulan alışkanlıktan dolayı, daha yoğun bir hale gelirler. Belli arzular kendilerini yok ederler; diğerleri ise kişinin onu doyurmakta hissettiği zevke göre kendilerini tekrar ederler.
Arzu çeşitleri vardır. Hepsi aynı tip kategoride değildirler. Ve sen arzularının ne olduğunu bilmelisin. konfor yaratan arzular haricinde, başka hangi arzular var? Konfor yaratanlar sorun değildir. Yiyecek, giyecek, barınak- bunlar temel ihtiyaçlardır. Ama egoizmden dolayı ortaya çıkan diğer şeyler de vardır.
Günümüzde, tüm bu şeyler için niye endişeleniyorsun? Şimdi hiç engelin yok. Tam şu anda, hiç bir zorluğun yok. Zorluklar ortaya çıktıklarında, sadece düşün. Niye onları hayal ediyorsun?

Larry: Çünkü biliyorum ki, Rişikeş'teyken hiç engelim yok. Toronto'dayken ise, orası çok farklı bir dünya.

Swamiji: Engellerden biri kariyerinin kendisi olabilir. İşinle meşgul olabilirsin, işine çok vakit verebilirsin, ve yalnız kalacağın çok az zamanın kalabilir. Bunların hepsi kişinin yaşamında yüzleşebileceği genel zorluklar. Yorgun, tükenmiş olabilirsin ve meditasyona oturmak istemeyebilirsin. Bunlar küçük zorluklar olabilirler. Bunlar büyük problemler olamazlar. Bunlar küçük şeylerdir. Kendini ayarlayabilirsin.
Ama büyük engel başka bir şeydir. Bu aklın, Tanrı fikrinin kendisine, uygun hale gelememesidir. Gerçek engel budur. Akıl Tanrı fikrini kabul edemez- hepsi budur. Sorun dışarıda değildir; insanlardan gelmez. Bu, akıldan gelir. Sonuç olarak, bu "Bu benim için değil" diyecektir.
Bu yüzden, hergün, bunu zihninde tartmak için zaman bulmalısın ve meditasyon yapmalısın. Bir kaç gün bunu yapmazsan, alışkanlık kırılacaktır. Soyut olarak düşünemiyorsan, en azından biraz, düşüncelerini istenen seviyeye yükseltecek metin oku. Her gün, sürekli olarak bu şekilde düşünmeye devam edemezsin. Bu, yıllarca uygulama meselesidir. Bir ermiş bile yirmi dört saat boyunca bu şuuru devam ettiremez. Bu mümkün değildir. Bu yüzden kişi çok dikkatli olmalıdır.
Akılda kuşkular ortaya çıkacaktır. En büyük trajedi kuşkudur: "Oh, bu şekilde olmamalı! Ben yanlış bir yolda olabilirim. Belki bu farklıdır." Veya "Ben buna uygun olmayabilirim." Veya "Sonuç olarak bunun bana faydası nedir?" Bunlar gelebilecek sorulardır. Bu sorular on yıl sonra bile ortaya çıkabilmektedir. Bunların nasıl ortaya çıktığına hayret edeceksiniz. Akıl pusuda sessizce bekleyebilir. "Bu adama dersini öğreteceğim. Bana bastırıyor. Bir süre sessiz duracağım." Ve yıllar sonra, gelir, seni, sen farkında değilken yakalar ve başka bir yere götürür. Bu nedenle, iyi arkadaşlıklara devam etmeli, iyi kitaplar okumalı, ve iyi alışkanlıklara ve salık verilen herşeye sahip olmalısın. Tanrı fikrinin doğru olarak kapsanamaması nihai tek engeldir. Diğer tüm engeller küçüktür ve bu zorluk ortaya çıkmazsa, yok olur giderler. Diğer engeller bunun yanında hiç bir şeydir; pratik olarak önemsizdir. Konuştuğumuz bu konunun kendisi akılda ısrar eden bir şüphe imtihanıdır. Bu, tamamen netleşmemiştir. Hala orada biraz bulut vardır. Bu ince bir bulut olabilir ama daha sonra kalın hale gelebilir. Herşey bir yana, "niye"; bu soru akılda diretir. "Herşey bir yana, bana ne olacak? Ben neyi kovalıyorum? Bir fantezinin mi içindeyim?" Bu nedenle, çok iyi bir kişinin iyi dostluğu, ya da en azından bir metin, bir şey mutlaka seninle olmalıdır. Kimse, Tanrı-bilincini yaşamı boyunca sürekli sürdüremez.

Larry: Eğer akıldan kayarsa, bu da sürecin bir kısmı değil midir?

Swamiji: Eğer sürecin bir kısmıysa, bunun sana faydası nedir? Sen, bunun sürecin bir kısmı olduğunu bildiğinde hiç bir şekilde daha iyi değilsin. Sen tekrardan yıllarca önce olduğun o eski yaşlı adam olacaksın. O an, bunun sürecin bir parçası olduğunu bilmeyeceksin, çünkü bunun sürecin bir parçası olduğunu bilmek de bir çeşit anlayıştır. Sen o zaman öyle demeyeceksin. Bir koşuşmanın içinde yakalanacaksın, ve bütün şeyler önemini kaybedecektir.
Tanrı-Bilinci'nin soylu düşüncelerini yaşamlarının tek amacı yapmakla başlayan kişiler bile, yaşamlarının sonuna doğru sıklıkla dünyayı-yükselten organizasyonlar başlatır, ve bir peygamber olarak kendilerinin insanlığı kurtarması gerektiğini düşünür. "Dünyanın başı dertte. Benim insanlığı yükseltmem gerek." Bu fikirler yaşamının sonuna doğru ortaya çıkabilir ve tüm Tanrı-bilincine olan aşkı sararıp solabilir.
Şeytan herhangi bir biçimde gelebilir. Sana "Niye diğerleri burada acı çekerken sen Tanrı'ya gidiyorsun? Sen bir aptalsın!" diyecektir. Ses gelecek ve kulağına fısıldayacaktır, ve sen bir anda bunu kabul edeceksindir-"oh, evet, evet. Hakkı var." diye düşüneceksin. "Niye ben tek başıma Tanrı'ya gitmeliyim? Ailemi de yanımda götürmeliyim. Niye dünyayı terk edip, Tanrı'ya gitmeliyim? Ne kadar da bencilim? Oh, çok haklısın, çok haklısın. Bırak insanlığın refahı için çalışayım. Tüm insanları büyük bir teknede beraberimde götüreceğim."
Bu düşüncenin nesi yanlış? Çok hassas ve mantıklı geliyor. Böyle düşünmek çok aptalca olsa bile, çok mantıklı geliyor. "Bu kadar acı çeken var ve sen Tanrı'ya tek başına gidiyorsun? Ne demek istiyorsun? Bayım, bu kadar bencil misin?" Tanrı-Varlık'ın şuuru psikososyal çalkalanmanın girdabıyla geçer gider.
Dünyayı-yükseltme fikri sana gelemez, çünkü bu sadece çok ileri kişilere gelebilir. Meşgul olmaya başlıyorsun ve bu fikirler sana geliyor. Muhtemelen, insanlığı kurtarmaya gelen bir peygamber olduğunu ve tüm bunları düşünmüyorsun ama bu da bir ihtimal. Dünya o kadar gerçek görünecek, çevredeki insanlar o kadar anlamlı olacaklar, tarihsel olaylar sana o kadar anlamlı gelecek ki, en üst seviyeye çıktığın izlenimiyle yükselmeye başladığın en alt seviyeye geri geleceksin. O halde, tüm bunlar bu tip şeylerde sana genel bir fikir verecek engellerdir.

Sarah: Ben kap kırıldığında, tekrar yapılamayacağını düşünüyordum. Tanrı-Bilincini bir kez elde ettikten sonra, nasıl tekrar geri kayabilirsiniz ki?

Swamiji: Bu tip bir insan Tanrı-Bilincine ulaşmamıştır. O kavramsal olarak böyle olduğunu düşünüyordur; gerçekten onu elde etmemiştir, bu bir farkındalık zanıdır, gerçek bir deneyim değildir. Aklın kendi hileleri vardır. Çok zekidir ve seninle nasıl başa çıkacağını bilir. Burada bir rehber gereklidir.
Zaman zaman, bu rehbere müracaat etmelisiniz. Bazı deneyimlerden geçtiğinizde, anında "Ben bu deneyimlerden geçiyorum; bunlar için ne dersiniz?" diye müracaat etmelisiniz. Her zaman tamamen kendi ayaklarınızın üstünde durmamalısınız. Arada sırada, deneyimin bir kontrolü gereklidir. Bir rehber olmadan bu zordur. Ayrıca, bazen bu arkadaş gibi (darshan'da bulunan başka bir öğrenci) yanlış meditasyon yaparsınız. Bu arkadaş iki kaşının arasındaki noktaya meditasyon yapıyordu ve geceleri uyuyamıyordu. Bol bol hatalar vardır, ve her bir aşamada kişi bukalemun benzeri biçim ve renklerinin farkında olmalıdır.

 

17 Aralık 1990

Larry: Herşey çok iyi.

Swamiji: Gidiyor musunuz?

Larry: Bir kısa sorum var- netleştirilecek bir nokta. Acı ve ıstırapla ilgili olarak dediniz ki, Evrensel, Mutlak acı ve ıstırabı hissetmez, Mutlak Kendi bölünmez birliğini hisseder.

Swamiji: Sonsuz sonlu olmadıkça, acı ve ıstırap diye bir şey yoktur. Dışarıda hakim olan koşulların etkisini hissedebilen sadece sonludur. Sonsuz için dışarısı yoktur, bu yüzden zevk ve acı diye de bir şey yoktur. Bunlar var olmazlar bile. Zevk ve acı sadece dışarıdaki koşulların senin üstündeki etkisidir ve Sonsuz için dışarıdaki koşullar olmadığından, böyle bir soru ortaya çıkmaz.

Larry: Öyleyse, bu sadece orada olmayan bir görünüş?

Swamiji: Bu sadece sonlu içindir. Sonsuz'un bu tip "duyguları" yoktur. Hiç bir duygu yoktur. O sadece varoluştur- sadece varoluş.

 

SADHANA (yapılan ruhsal çalışma) ÜZERİNE PRATİK BİLGİLER

1. Öncelikle, kişinin yaşam Amaç'ı üzerine net bir kavramı olmalıdır.

2. Amaç, fikir veya başka bir düşüncenin aşılmasını izleyen bir değişime uğramamalıdır. Bu, Amaç'ın nihai olması ve bunun ötesinde hiç bir şey olmaması anlamındadır.

3. Nihai Amaç tek olduğundan ve kişinin aklına net bir şekilde yerleşmiş olduğundan, dünyadaki diğer herşeyin bu Amaç'ı yerine getirecek bir enstrüman, bir yardımcı veya bir aksesuar olması açık olacaktır.

4. Kişinin yaşam Amaç'ının farkındalığında, dünyadaki belli şeylerin yardımcı, ve diğerlerinin engel olduğu yanlışının yapılması mümkündür. Ancak, bu doğru değildir, çünkü dünyadaki herşey birbiri ile bağlantılıdır ve gerekliyi gereksizden, iyiyi kötüden, vb ayırmak -sadece göreceli anlamda olması haricinde- mümkün değildir. Gereksiz durumlar veya faydasız olanlar olarak adlandırılanlar, aklımızda, yaşamımızın merkezi amacıyla süptil bağlantısını kuramadıklarımızdır. Bu, akıllarımız ani duygular ya da ani heveslerle büyülendiğinde olur.

5. Tüm bunlar, sanki bu, tamamen kişinin yaşamının amacına uygun düşmezmiş gibi, yaşamın herhangi bir durumuna tamamen kayıtsız kalmanın önerilmez ya da uygulanamaz olduğu anlamına gelebilir. Ancak burada Sadhana uygulamasının zorluğu başlamaktadır. çünkü kişi anlamaya çalışsa da, insani olarak bir durumun her bir yönünü göz önünde bulundurulması mümkün değildir.

6. Çözüm, kişinin işinin ehli bir Öğretmen'den alacağı eğitimdir. Sadece öğretmen, gerçek ruhsal hayatın ön koşulu olan, şeylerin anlaşılır imgelemleri ya da daha yüksek meditasyonun yaşamı hakkında hoş metodlar önerebilir.

7. Ekonomik ve maddesel ihtiyaçların yanı sıra, insan doğasının hayati özlemleri vardır ki bunların uygun zaman ve uygun ölçülerde, kişinin kendi konfor ve tatmini için değil de kişisel arzu ve dürtülerini aşmış bir bakışla, fiziksel, hayati ya da psikolojik de olsalar, hakkının verilmesi gerekir. Söylenen bu gerçeğin ihmalinin, kişinin Sadhana yolundaki ileri uygulamalarında bir çeşit engel olduğu tespit edilebilir.

8. Elbette, kendi ayakları üzerinde durabilmeye ve kimsenin yardımı olmadan özgürce düşünebilmeye başlayana dek, kişinin bir ustanın rehberliğinde makul bir inziva hayatı yaşaması gereklidir.

9. Ancak, kişi zaman zaman - kolay kontrol edilemeyen ve uzlaştırılamaz bir çevrenin ortasında olsa bile- bu atmosfere olan reaksiyonlarını önleme yeteneğini test etmelidir. İnziva bir çeşit kendini-hipnoz ya da kış uykusu anlamına ve çevredeki atmosferle yüzleşme acizliği anlamına gelmemelidir.

10. Bu ayrıca, uygun durum olduğunda, kişinin tek başına inzivada yaşama güçsüzlüğü anlamına da gelmemelidir. Kısacası, ideal olan, kişi tek başına da olsa, uzlaşmaz sosyal bir çevrenin ortasında da olsa, koşullara karşı ılımlı davranmayı başarmaktır.

11. İnzivadayken aklın, kişinin aile yaşamı, kariyeri ya da problemlerine gitmesine izin verilmemelidir. Bunlar, aklın Tanrı'ya olan konsantrasyonunun düzenini bozar, çünkü bu eski deneyimlerin baskı yoğunluğunun bazen kişinin Tanrı'ya olan sevgisinden daha büyük olduğu tespit edilebilir.

12. Kişinin bu dünyadaki beklentileri her neyse onları, ve hatta tüm bu şeylerden çok daha fazla olan dünyanın sahip olduğu hazine ve değerleri de Tanrı'dan aldığına dair sıkı bir inanç ve kanaati olmadıkça, Tanrı'ya konsantre olmak mümkün değildir.

13. Aklın dünyadaki bir şeyin özlemini çekerek meditasyondan çıkması durumunda, Kişinin Yaşam Amaç'ına ait bir görüşünün olması zordur. Upanishad'ların ve Bhagavat Gita'nın, Srimad-Bhagavata'nın ve benzer diğer metinlerin çalışılması, Tanrı'nın Üstünlüğü konusunda aklı ikna etmek için gereklidir.

14. Svadhyaya ya da çalışma, Mantra Japa'sı, ve Meditasyon ruhsal uygulamanın üç ana safhasıdır.

15. Svadhyaya kişinin herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde bulabileceği herhangi bir kitabı çalışması değildir. Bu, her gün düzenli ve süreğen bir şekilde seçilmiş kutsal metinleri ya da hatta yukarıda önerilenlerin arasındaki tek bir metni çalışmaktır. Bu şekilde, sabit bir zamanda, her gün sabit bir süre boyunca yapılan çalışma beklenen sonucu getirir.

16. Mantra Japa'sı başlangıçta akıl başka bir yere farklı şeylere oraya buraya gitmesin diye hafif bir sesle yapılmalıdır. Mantra'nın yüksek sesle söylenişi aklı konsantre olunan noktaya geri getirir. Daha sonra, Japa ses çıkarmadan sadece dudakların kımıldatılmasıyla yapılabilir. En sonundaysa, mental (zihinsel) Japa sırasında akıl (düşünceler arasında) dolaşmadığı sürece, Japa sadece mental olarak yapılır.

17. Farklı zamanlarda, yarım saat veya bir saat gibi uygun bir süre belirlenmelidir, böylece günlük Sadhana her gün en az üç saat olmalıdır. Bu, kişinin kapasitesine göre gün geçtikçe arttırılabilir.

18. Japa sırasında, akıl Mantra'nın anlamını düşünmelidir, Mantra'daki İlaha* kendini teslim etmeli ve sonuç olarak kişi Büyük İlah'a (Mutlak) katılmalıdır. Hergün, Japa sırasındaki bu derin duyguyu geliştirmek için çaba sarfedilmelidir.

19. Meditasyon Japa ile birleştirilebilir ya da Japa'dan ayrı tutulabilir. Japa ile Meditasyon, Mantra'nın mental tekrarıdır ve aynı zamanda yukarıda bahsedildiği gibi Mantra'nın anlamı üzerine derin meditasyon yapmaktır.

20. Japa'sız Meditasyon ise aklın, Tanrı düşüncesinde gömülmüş, Tanrı'ya teslim olmuş, ve Tanrı'yla birleşmiş olduğu, bu yüzden bu meditasyonda Japa'nın otomatik olarak durduğu daha üst bir aşamadır. Bu, en üst seviye meditasyondur.

21. Kişinin Sadhana'sı boyunca, kişinin ve Tanrı ile evrenselliğin birliği hissedilmelidir.

*) Kitabın yazarı bir Hindu olduğundan, kendi geleneklerinde bulunan ilahlarla ilgili mantralardan bahsetmektedir. Biz ise, bir Guru Mantra'mız olmadığı sürece, evrensel mantra olan Om Mantra'sını kullanabiliriz.