RUHSAL YAŞAMIN PROBLEMLERİ

Swami Krishnananda
The Divine Life Society (İlahi Yaşam Topluluğu) Genel Sekreteri
Sivananda Aşram, Rişikeş, Hindistan

Sevgili Swami Krishnananda'nın batılı bir öğrenci olan ve mesleği avukatlık olan Larry Krauss ve Sarah ile yaptığı ruhsal sohbetin (Satsang) notlarından oluşan Ruhsal Yaşamın Problemleri isimli kitabının türkçe çevirilerini burada okuyabilirsiniz. Swamiji ile bu öğrenciler arasında geçen ruhsal sohbet, hepimizin bir guru ile karşılaşsak sorabileceğimiz bir çok soruyu kapsamaktadır.

Swami Krishnananda, Swami Sivananda'nın öğrencisidir. Swami Sivananda'nın kurmuş olduğu yoga merkezi olan The Divine Life Society'nin genel sekreteridir.
Kendisine, bu çevirileri yapıp yayınlamama izin verdiği için sonsuz teşekkür, sevgi ve saygılarımı sizlerin önünde de belirtmek isterim.

Keyifli okumalar...

Önsöz - 12 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

10 Aralık 1990 - 9 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

11 Aralık 1990 - sabah - 10 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

11 Aralık 1990 - akşam - 11 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

12 Aralık 1990 - sabah - 12 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

12 Aralık 1990 - akşam - 12 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

13 Aralık 1990 - sabah - 12 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

13 Aralık 1990 - akşam - 13 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

14 Aralık 1990 - sabah - 14 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

14 Aralık 1990 - akşam - 14 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

15 Aralık 1990 - 16 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

16 Aralık 1990 - 16 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

17 Aralık 1990 - 17 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

Sadhana üzerine pratik bilgiler - 17 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.

Bhagavat Gita'nın taslağı - 18 Ağustos 2001'de yüklenmiştir.


Yoga hakkında bilgi sahibi olmak, ücretsiz türkçe Yoga kitaplarını okumak ve İstanbul'daki Yoga Merkezleriyle ilgili bilgilere ulaşmak için Yoga Merkezi'ne uğrayınız.

http://angelfire.com/indie/yogamerkezi


Bu kitabın orjinal ingilizcesine ve Swami Krishnananda'nın diğer kitaplarına ulaşmak için, aşağıdaki bağlantı adresini tıklayabilirsiniz.

http://www.swami-krishnananda.org

 

RUHSAL HAYATIN PROBLEMLERİ

SWAMI KRISHNANANDA

10 Aralık 1990

Larry: Bireysel şuur nedir?

Swamiji: Bireysel şuur? Bireysel şuur diye bir şey yoktur, böyle bir şey mevcut değildir. Heryerde evrensel olarak mevcut olan sadece tek bir şuur vardır ve bunu, şuurun geçici-spatyo şartlarının bir noktasında bulunurmuş gibi gözüktüğünde, bireysellik olarak adlandırırsın. Bu, küçük bir su bardağına boşluğu doldurmak gibidir. Boşluğu küçük bir bardağa dolduramazsın; bu mümkün değildir. Ancak, boşluğun bardağın içinde olduğunu hayal edebilirsin ve bu küçük minik boşluktur, ve geniş şuura göre bu küçüklüğü sen bireysellik olarak tanımlarsın. Bu, gerçekten bireysel hale gelemez; herzaman sadece evrensel olabilir, ancak bireysel gözükür çünkü sen bir şekilde onun bir yeri/mekanı olduğunu hayal eder, bir çeşit sınırlandırma empoze edersin - tıpkı bardak gibi. O gerçekten sınırlanamaz.

Larry: O halde, o sadece sınırlanmış gibi gözükür.

Swamiji: Evet, o sınırlanmış gibi gözükür.

Larry: Ve bir çok şeyde sınırlanmış gibi gözükür. Ben bunun niye olduğunu bilmek istiyorum.

Swamiji: Bunu yapan kişiye bunu sorabilirsin. Ben bundan sorumlu değilim, bu yüzden bana böyle sorular sormamalısın.

Larry: Ama siz bundan sorumlusunuz. Siz şuursunuz.

Swamiji: Bu farkı ben yaratmadım ve ayrıca bunu göremiyorum.Bu yüzden de benim gözüme gözükmez olan bir şeyin sorusuna cevap veremem. Sen benim göremediğim bir şeyi görüyorsun. Tüm fark bu. Bu tıpkı, düz bir çubuğu bir bardak suya batırmaya benzer. Bana çubuğu kimin büktüğünü soruyorsun. Şimdi, sana ne söyleyebilirim ki? Onun bükülmesinden kim sorumlu ki? Bu düz bir kalem, bir bardak suya batırıyorsun ve sanki bükülmüş gibi gözüküyor. Şimdi bayım, onun bükülmesinden kim sorumlu?

Larry: Evrensel Şuur.

Swamiji: Hiç kimse- evrensel şuur değil. Senin gözlerin iyi göremiyor, o kadar. Evrensel Şuur sorumlu değil. O, kalemi bükmüyor. Gözlerin kalemi görürken doğru yapılanmamış.

Larry: Ama Evrensel...

Swamiji: Evrensel kim? Sonuç olarak Sen kendin O'sun. Ve niye O'nun ismini alıyorsun? Sen Evrensel'sin, ve niye sanki Evrensel'den sanki dışarıda oturuyormuş gibi bahsediyorsun? Sen evrenselliğin dışında nasıl durabilirsin ki?

Larry: Çünkü, bir nedenle şuurum sınırlı.

Swamiji: Hayır, aslında sınırlı değil; ve bu fikri de yok etmelisin. Şimdiden kafana bazı gereksiz fikirler empoze etmişsin. Sana söyledim, (şuur) sınırlı olamaz. Sınırlı olamaz, çünkü sınırlılığın şuuru onun sınırlı olmadığını belirtiyor. Sınırlı bir kişi sınırlı olduğunu bilemez. İşte can alıcı nokta bu. O kişi sınırları aşmıştır; bu nedenle, sınırlarının şuurundadır. Biraz mantıklı ol. Sınırlılığı aşmadan, sınırlı olduğunun şuurunda olamazsın.

Larry: Bu bana daha çok aynayı hatırlatıyor. Diğer bir deyişle, sınırlı olduğumun farkına vardığımda, sınırı aşmış oluyorum.

Swamiji: Sınırlılıktan çıkmadığın sürece, sınırlı olduğunu nasıl bilebilirsin? Hapisteki insan organik olarak bu şekilde yakandığını bilemez. Bu insanın bir özgürlük şuuru vardır. Hapishanenin dışında bir şey olduğunun şuurundadır ve böylece özgürlüğü arar.

Larry: Hapishanenin dışında bir şey olduğunun şuurundadır ama hapiste de sınırlı olduğunu bilir.

Swamiji: Ama aynı zamanda sınırlı olmadığını da bilir; yoksa oradan çıkıp gidebilme fikri ortaya çıkamaz. Gerçek doğasının hapishane dışında olma olasılığı vardır.

Larry: Evet, bir olasılık var, evet.

 

11 Aralık 1990 - sabah

Larry: İyi nedir ve kötü nedir?

Swamiji: Ne anladığını sen bana söyle. Kendi çalışmalarına göre, iyi ve kötü ile neyi kastediyorsun? Tam olarak bu nedir?

Larry: Anladığım, bizim onu deneyimlediğimiz sürece dünyamız Tanrı'nın tezahüründen başkası olamadığı halde, biz yine de kendimizi Tanrı'dan ayrıymışız gibi deneyimliyoruz. Kendimizi bireyler olarak deneyimliyoruz ve kendimizi bireyler olarak deneyimlediğimiz için hoşumuza gidenler ve gitmeyenler var; biz hoşumuza gidenleri ve gitmeyenleri deneyimliyoruz, biz zıtlıkları deneyimliyouz. Sonunda, anladım ki, iyilik ve kötülük aynı şeydir - hepsi Tanrı'dan gelir.

Swamiji: İyilik ve kötülük aynı mı? Nasıl aynı olduklarını söyleyebilirsin?

Larry: İyilik ve kötülük; herşeyin, her bir deneyimlediğimizin Tanrı'dan olması-Tanrı'nın dünyayı izah edişinin sonucu olması anlamında aynıdır.

Swamiji: Her bir deneyim Tanrı'dan geliyorsa, doğru ve yanlış arasında nasıl bir tercih yapıyorsun?

Larry: Seçimler, Musevi perspektifine göre, Tevrat tarafından verilen rehberliğe göre sana verilendir.

Swamiji: Şimdi Tevrat'ı unut. Sana direkt olarak soruyorum. Sen bir seçimi nasıl yapıyorsun?

Larry: Nasıl mı seçim yapıyorum? Yoksa, kişi Musevi perspektifine göre, bir seçimi nasıl mı yapar?

Swamiji: Musevi perspektifinden değil, senin perspektifinden. Evet, senin perspektifinden. Eğer ikisi de Tanrı'dan geliyorsa, ikisi de özdeş olacaktır. Biri diğeriyle özdeş/aynı olacaktır, ve seçim ortaya çıkmayacaktır.

Larry: Bizim doğuştan bazı tepkilerimiz var. Kötü olduğunu düşündüğüm birşeyi görürsem...

Swamiji: Nasıl ona kötü diyebilirsin ki? Görüyor musun, biraz önceki onun Tanrı'dan geldiği ifadenle ters düştün.

Larry: Evet, ama iki şey Tanrı'dan gelir. Görüyor musun, benim kişisel reaksiyonumun ne olacağını soruyorsun, ama sana veremem ki...

Swamiji: Sen, doğruluk perspektifinin dışında olamazsın.

Larry: Bana Musevi perspektifine göre iyi ve kötünün ne olduğunu sordun...

Swamiji: Senin perspektifin Musevi perspektifinden farklı mı?

Larry: Evet.

Swamiji: O halde Musevi felsefesini niye okudun? Seninle bağlantısı bulunmayan gereksiz şeyler çalışıyorsun.

Larry: Ben (öyle veya böyle) kendimi Musevi dinine bağlı hissediyorum.

Swamiji: Görüyorsun, akademik bir egzersiz olarak herşeyi öğrenebilirsin. Bunda herhangi bir yanlış yoktur. Ama, kendi pratik amaçların için, sonuç nedir? Benim sorduğum bu. Beni dinle.

Larry: Henüz bir sonuç çıkarmadım.

Swamiji: Anlıyorum. Sorum basitti: İyilik ve kötülüğün Tanrı'dan geldiği doğru mu, yoksa ifadende bir hata mı yapıyorsun?

Larry: İyilik ve kötülüğün Tanrı'dan geldiği doğru mu? Doğru olduğuna inanıyorum.

Swamiji: Tanrı kötülüğü yarattı mı?

Larry: Tanrı, bana kötü gibi gözüken durumları yarattı.

Swamiji: Bir avukatsın ve bir avukat gibi konuşuyorsun. Tanrı'yı bir şekilde kötülükle ilgili bir töhmet altına girmesinden korumak istiyorsun.

Larry: Bence, kötülük gibi gözüküyor. Tanrı'nın bakış açısından, eğer Tanrı mükemmelse...

Swamiji: Tanrı adına sanki senin bir müşterinmiş gibi konuşuyorsun. Ona gereksiz bir dert açmak istemiyorsun.

Larry: Bu doğru. İşte bu noktada sen bana ücret karşılığı kim için avukat olarak tutulduğumu söylemelisin.

Swamiji: Tanrı'dan ne kadar ücret alıyorsun?

Larry: Günlük varoluşumu.

Swamiji: Kesinlikle haklısın. İyi ve kötü diye adlandırdığın güçlerin her ikisi de tek bir kaynaktan çıkar- tıpkı gece ve gündüz gibi. Gecenin ve gündüzün iki farklı şey olduğunu söyleyemezsin. O, İki şeymiş gibi görünen tek bir şeydir. Günü bir yerde, geceyi ayrı bir yerde tutamazsın; bu mümkün değildir. Bu, kısmen gündüz, kısmen gece gibi gözüken yoğunlaştırılmış bir fenomendir. Gündüzü kim yaratır ve geceyi kim yaratır? Gecenin olmasının nedeninin güneş olduğunu söyleyebilir misin? Güneş gündüzün oluşumunun nedeniyse, aynı zamanda gecenin oluşumunun da sebebi olabilir, çünkü gece güneşe bağlı bir fenomene göre oluşur. Yine de, güneşin bir yerde oturduğunu ve geceleri yarattığını söyleyemezsin. Bu, bir yanda karanlık gece gibi ve diğer yanda parlak gün gibi gözüken belirli bir durumdaki otomatik karşılıklı ilişkidir.
Tanrı'nın krallığında iyilik ve kötülük yoktur; bunlar çok daha altlardaki alemlerde var olurlar, ve kavramın kendisi algılamada ikilik içerir. Tanrı tek bir göz ile görür, bizse iki göz ile görürüz. Tanrı'nın vizyonu bütündür (bölünmemiştir) ve ahlaki emirler, din ve ahlaki yapılabilecekler ve yapılamayacaklar, bir fenomenin iki fenomen olarak algılanmasından dolayı ortaya çıkarlar.
Biz hep gün vardır ve gece vardır deriz, bense bir yanda gündüz bir yanda gece denilen bir şeyin olmadığını söylemek isterim. Bir görünüşü gündüze benzeyen, bir başka görünüşü geceye benzeyen bir şey olur. Şimdi, sen bir şeyin iyi bir şeyin kötü olduğunu söyleyebilirsin. Çocuklar gibi, biz gündüzlerin iyi gecelerin kötü olduğunu ifade ederiz. Böyle bir şeyi ifade etmekte bir zarar yoktur ama gecenin kötü, gündüzün iyi olduğu doğru değildir. Gecenin kötü olduğunu kim söyleyebilir ki? Gecenin hiç olmadığını varsaysak- sonsuza dek gündüz olurdu. Peki bu iyi olur muydu? Gece olmadan sadece gündüz olsa, hepimiz yok olurduk. Ve, gündüz olmadan sadece gece olduğunu farz et; o zaman da hayatta kalamazdık. Öyleyse, iki görünüş de deneyimsel bir fenomeni yaratmak için birbiriyle kaynaşır, dualistik (ikilikçi) görünür ama kendi bakış açısından bütündür (bölünmemiştir).
Şuur üzerine herhangi bir tesir - Avukat, beni dinle! Ahlaki bir kelime kullanmak istiyorsan, bir yana diğer yandan daha çok vurgu konulmasıyla, özne ve nesnenin ikili algılamasında bölünecek olan şuur üzerine herhangi bir tesirin doğru olmadığı kabul edilebilir. Hem Nesnel ve hem de öznel tarafta çalışan bütünsel fenomeni görmeni sağlayacak şuur üzerindeki herhangi bir tepki doğru ve uygun olarak kabul edilebilir.
Ben seni görüyorsam ve sen beni görüyorsan, sanki A, B'yi görüyor ve B, A'yı görüyor gibi görünür. Bu, ikilikçi algılama olarak söylenendir. Ama bir başka faktör daha vardır ki bu süreçte her zaman atlanır. Benim seni algılamam, ve senin beni algılaman ne benim ne de senin fiilindir. Ben seni görmüyorumdur, sen de beni görmüyorsundur. Aramızda, algılayan ve algılanan dengesini tutan şuur vardır, ve her ikimizi de gözlemler. Bu nedenle, senin beni, benim seni eş zamanlı algılamamız mümkündür. Öznenin nesneyi, ya da nesnenin özneyi ikilikçi (dualistik) algılaması olarak adlandırılan bu görüş, her ikisini de çalıştıran fizik üstü şuur tarafından yaratılmış bir fenomendir. Ama, sadece bir tarafa vurgu yapan hiçbir şey doğru algılama değildir.
Duyulması hoş olmadığı için "günah, kötü, çirkin" kelimelerini kullanmamanız gerekmez. Sadece algılamanın uygun ve uygun olmayan yolları vardır. Şuuru özne ve nesnenin bütünsel bir algılamasına götüren algılama hareketine katkıda bulunan herşey doğrudur ve buna ters düşen hiçbirşey doğru değildir.
Bir hayal var ve böylece sen bana böyle bir soru soruyorsun. Tanrı kötülüğü yaratmaz ve bu nedenle hayali de yaratmaz. Bu şaşı gözlerin algılama hatasıdır. Geçen gün sana söyledim, bir kalemi suya batırdığında bükülmüş gibi görünür.

Larry: Yine de gözlerimi bu şekilde görmesi için yarattı.

Swamiji: O hiç bir şey yaratmadı. Tanrı kendisi haricinde hiçbirşey yaratmaz.

Larry: Peki ama benim gözlerim yine de böyle görüyor.

Swamiji: Bu, şuurun felç darbesi geçirmesi gibi birşeydir. Bu bütün problemi yaratan, şuurun bütünden bölücü kısmıdır.

Larry: Ama bunun olması niye gerekli ki?

Swamiji: Gerekli değildi, ve sonunda bunun hiç olmadığını da fark edeceksin, bu hiç olmadı. Bunun olduğuyla ilgili bir yanılsama içinde olduğunu fark edecek ve bu ortadan kalktıktan sonra bu soruyu cevaplayacaksın. Rüyanda "Niye uyanmalıyım?" diye soruyorsun, çünkü rüya görürken uyanma diye bir şey senin için yoktur. Sadece uyandığın zaman, bir şeyin olduğunu bilecek ve sonra bir soru sormayacaksın.
Sınırlanmış şuur niye sınırlandığını bilemez, çünkü bildiği anda sınır ortadan kalkar. Bu, bir fener ışığında karanlığı görmek gibidir. Eğer karanlığı arasan, bir feneri yakıp da onu görür müsün? Işık orada olduğunda, karanlığın orada olmadığını görürsün. Bilginin ışığı sorunun kendisini kaldırır, böylece böyle bir soruyu cevaplayamazsın. Soru karanlıktır ve sen ona bilgi ışığı tutarsın ve soru anında yok olur.
Bir hikaye vardır. Derler ki, akşam Tanrı'ya gitmiş ve ağlamış, "Güneş beni nereye gitsem kovalıyor, kalacak hiç bir yerim yok."
Brahma (Yaratıcı) güneşi çağırmış ve sormuş, "niye zavallı geceyi kovalıyorsun?"
Güneş demiş ki, "Onu hiç görmedim. Hem nasıl kovalıyacağım ki? Gereksiz şikayetler."
"Hiç böyle bir şey görmedim" demiş. Tanrı'nın niye bu dünyayı yarattığı sorusu, tıpkı bunun gibidir. Sen O'nun yarattığını ve gereksiz yere kovaladığını farz ediyorsun. Bu, güneşin geceyi kovalaması gibidir; hiç olmamıştır. O, "karanlığı kovalama hatasını hiç yapmadım. Onu hiç görmedim. Niye şikayet ediyorsun ki" demiştir.
Bunun gibi, bilgi de sana bu soruların bilgi için var olmadığını ve bu nedenle bilgiyi cehaletle yüzleştirmemen gerektiğini söyleyecektir. Bilgi cehaletle yüzleştiği anda, cehalet ortadan kalkar. Bu, sorularının bilgiyle cevaplanamayacağı anlamındadır; sorular sadece cehaletle cevaplanabilir. Cahil sorular cahil cevaplarla yanıtlanır. Doğru bilgi yanlış kavranmış sorulara cevap veremez.

Larry: O halde bana dünya yoktur diyorsun.

Swamiji: Sonuç olarak, dünya yoktur - kesinlikle doğru. Şimdi daha ilerisini konuşma.

Larry: Konuşacak kimse yok.

Swamiji: Bu, kendi içine bir hat kurmanı gerektirir. Derinlemesine kendi özüne gidersin, çünkü sorularının tüm cevabı sensindir. Sen, kendin cevapsındır. Tüm cevapların evrensel olan, senin olduğun dipsiz denizden, yani içeriden geldiğini göreceksin. Derin meditasyon uygulaması gereklidir. Kendini, "sen"inle senin gördüğün -yani olduğun ve aklında olduğunu düşündüğün- arasındaki çevreye koy.
Derin meditasyon ve kişinin kendi içine dönmesi - gördün mü, dinle. Ne zaman düşünsen, hep ikilikçi usule göre düşünüyorsun- sen düşünensin ve düşündüğün bir düşünce vardır; sen düşünensin ve düşündüğün bir nesne var. Sen ne kendini düşünmelisin ne de aklındaki bir nesne gibi görüneni düşünmelisin. Seninle nesne arasında olanın seni bu orta pozisyona transfer etmesine izin ver. Kendi şuurunu transfer edebilir misin? Bunu buraya koy, Bilincin burada oturmalıdır. Burada oturabilir mi? Şimdi o senin içindedir. O, bedeninin içinden çalışır, ve gözlerinin deliğinden görürsün ve burada benim gibi bir kişiyi algılarsın. Şimdi bedenine bağlanmış olan kendi bilincinin kilidini aç ve bir şekilde sen burada ortadaymışsın gibi konsantre ol, şimdi.

Larry: Bedenimin dışına mı?

Swamiji: Evet; ve sen ikisini de görüyorsun- Bay ve bilmem kim Krauss görmüyor, bu her ikisinin ortasında olan Krauss-olmayan birşey, Krauss'u bir yanda, Krishnananda'yı diğer yanda görüyor. O zaman, kendinin tamamen bambaşka biri olduğunu göreceksin. Bir saniyede süpermen olacaksın. Şimdi sen bir insansın çünkü bu beden aracılığıyla gözlerin aracılığıyla bakıyorsun, bu başka bir şeydir, dışarıdadır; bu insani-düşüncedir. Süpermen-düşüncesi ise özne ve nesnenin her ikisinin de arasındaki, özne ve nesneyi aşan ve bir başka şekilde her yerde mevcut olan üstün ve batıni düşüncedir. Bir süpermen insan aklından üstün düşünmeye dayanarak özne ve nesne arasındakini düşünürken, insan aklı sadece bir tarafı düşünür ve algıladığı ile kendi ilgisini keser. Bu nedenle biz bir insan gibi değil bir süpermen gibi düşünmeliyiz.
İnsanlar insani soruları cevaplayamaz. Hiç bir kişi, bir kişinin sorusunu cevaplayamaz. Her bir kişi bir diğeri gibidir; arada hiç fark yoktur. Ancak kişide bir super-insan elementi vardır ki insan düşüncesini ve algılayan ve algılanan şuuru geçer. Bu büyük bir sirk başarısıdır, kendi bilincinde canlandırdığın bir başarıdır. Bu düşünmenin genel yolu değildir ama düşüncelerinde tarafsız ve zihnen mutlu olmak istiyorsan, düşünmenin çok çok gerekli bir yoludur. Yoksa, her zaman tek-taraflı olacaksın. Dengen bir o yana bir bu yana sallanacak ve hiç bir zaman dengelenmeyecektir.

Larry: Ama, kendimi bu pozisyona koyduğum anda...

Swamiji: Ne kendini ne de dünyayı o an görmeyeceksin. Her ikisini de bağlayan bir şey göreceksin. Bu neredeyse Tanrısal-vizyondur. Bu neredeyse Tanrı'nın kucağında olmaktır- eğer bu şekilde düşünmek istiyorsan. Tanrı özne ve nesne arasındaki bir dengedir. Bu Tanrı'dır ve Tanrı şuurdan başka bir şey değildir. O halde, eğer düşünebilirsen, eğer şuurunu gören ve görülen arasında mevcut olan gibi çalıştırabilirsen, sen gerçekten Tanrı'nın kucağındasın. Bu neredeyse, Tanrısal-düşünmedir ve senin bireyliğin bundan sonra bitecektir. Bu seni öyle bir mertebeye dönüştürecektir ki (sana bahsettiğim bu egzersiz) derin düşünce ve yoğunlukla sadece bir kaç dakika sürekli yapsan bile, kişiliğinde heybetli bir titreşimin başladığını göreceksin ve daha önceki o küçük aynı kişi olmayacaksın. Bu senin kişiliğini fiziksel, mental ve hatta sosyal olarak canlandıracaktır. Sen tamamen farklı bir birey olacaksın. İnsanlar sende "birşey" görecekler. Yüzüne baktıkları zaman sende "birşey" olduğunu, bir değerin geldiğini- çünkü gelen bir birey değildir- bilecekler. Bu kişinin kişiliğinden gelen başka birşeydir.
Bunları sana anlatıyorum, çünkü burada biraz pratik gereklidir. Çok okumana, ve çok tartışmana gerek yoktur. Mesele basittir. Pudingin kanıtı onun yenmesidir. Onu yemelisin, o kadar- yoksa puding hakkında konuşmaya devam edeceksin ve bunun bir amacı yoktur. Bu yüzden senden hergün biraz pratik yapmanı ve sadece bu satırları düşünmeye çalışmanı talep ediyorum. Bundan başka düşüncen olmasın. Bu özel hayatında, sosyal hayatında, yasal hayatında, herhangi bir hayatında senin alışkanlığın olsun, sadece bu satırları düşün. Senin düşünce şeklin olsun; özne ve nesneyi ikiye bölen ve bir tarafı tutma zorunluluğun olan eski düşünce tarzını bırak. Ya nesnel ya da öznel tarafı alırsın, bir denge tutturamazsın. Bu çok zordur, çünkü aklın alışkanlığı, kişinin bedeninde kilitlenip kalmak ve sonra hoşuna giden ve gitmeyen şeylerin -bir başka bedene aşk veya nefret duyması- olmasıdır. Bu bir hastalık çeşididir. Şuurun bir beden içine hapsedilmesi bir hastalık durumunda olur. Gerçekten hastadır; acı çekmektedir, ve tüm düşüncelerimiz hastalıklı düşünceler gibidir. Bu doğal ve normal düşünce değildir. Öyleyse, ne biz mutlu oluruz ne de diğer kişiyi mutlu ederiz. Yeni bir model oluşturulmasıyla değerlerin bir çeşit toplu değişimi gereklidir, böylece beden aracılığıyla değil beden dışındaki bir yolla düşünürüz.
Patanjali'nin Yoga'sında çok güzel ve çoğunlukla atlanan bir sutra vardır (sutra vecize demektir.). İnsanlar onu okumazlar da anlamazlar da. "Büyük şuur bedenin dışında olandır." Sutra'nın tercumesi budur. "Dış" derken, aslında "bedensel örtülerin zincirlerinden özgürleşmiş" demek istemektedir. Bu sana bahsettiğim şeyin başka bir şekilde söylenmiş şeklidir. Sen burada oturmuyorsun: ben "sen" derken, bilinçten bahsediyorum. Bu Bay Krauss-bilinci her neyse, beden denen şeyin içinde oturmaktadır. Onun bedeninin dışına çıkmasına izin ver ve bu halının üzerine otur ve ona bak ve sen kendi nesnen olacaksın ve bedenine olan bağımlılığın yok olacak. Şimdi sen kendinin fiziksel bir özne olduğunu düşünüyorsun ama bu yüzden şuurun bedenine o kadar ciddi bir şekilde yapışmış ki, bedenin dışında hiç bir şeyi düşünmüyorsun. Kendi fiziksel öznen olarak düşündüğün şeyin nesne olmasına izin ver, ve ondan burada oturan diğer insanlar kadar bağımsız olacaksın- çünkü sen bu değilsin, sen kendine bakan diğer şeysin. Ve kendine tıpkı diğer insanlara baktığın gibi bakacaksın.
Buradaki insanların kaderi için endişelenmezsin, seni ilgilendirmez; ve bu bedenle de o an ilgilenmeyeceksin, çünkü geçmişte olduğun gibi görünenden başkasın. Sen de diğer herkes gibi nesnesin. Peki kendini neden özneymiş gibi düşünüyorsun? İşte can alıcı nokta bu, hata bu. Bu egzersiz yalnız Patanjali'nin şu sutrasında dediği gibi konsantre olduğunda mümkündür: Kendini beden olmayan- bedenden daha geniş- özne ve nesne arasındaki bir konuma transfer et, her ikisini de aş, ve yine de her ikisinde de mevcut ol. Tanrı-insan olacaksın. İnsan olmayacaksın. Olağan insandan çok daha başka bir şey olacaksın.

Larry: Kişinin kişiliğinin bir önemi yok mu?

Swamiji: Kişilik, iki ele de dikkat eden beden gibi, hem kişiliği hem de diğerini içeren tarafından bakılır. Sağ eline "Bayım, sizin sol elle ilişkiniz nedir?" diye sormaya ihtiyaç duymazsın. Bu tip sorular sormazsın çünkü sağ elin de sol elinin ait olduğuna aittir; yani beden her ikisine de bakar. Özne, nesnenin ait olduğuna aittir, ve üzerinde durduğum bu belirli şey senin için gerçektir. Böylece, herşey otomatik olarak bakılır. Problem olmaz.

Larry: Bu benim için hala ispat olduğu farz edilen bir iddia. Bireysel kişiliklerin başlangıçtaki amacı neydi?

Swamiji: Neden olduğunu soruyorsun. Bu bedeni aştığında, bu senin için bilinebilecektir; bu bedenin üstünde olduğunda, bu sorunun cevabını bileceksin. Sana tekrar söylüyorum, cehalete bir fener ışığı yakıyorsun. Cehaleti bilgiyle bilemezsin; bu ikisi birbiriyle tezattır. Soru cehaletin bir parçasıdır ve beklediğin cevap bilginin parçasıdır. Bunlar tezat olduklarından, biri diğerini bilemez. Uyanıkken rüya göremezsin; uyurken uyanmayı bilemezsin. Her ikisi aynı anda mevcut olamaz. Bu yüzden, teorik soruların bir faydası yoktur. Cevabı uygulamada aldığını fark edeceksin. Uygun bir şekilde konsantre olursan, tüm problem güneşin karşısındaki sis gibi yok olacaktır. Sorgulamaya gerek yoktur. Kendisi otomatik olarak çözülecektir.

Sarah: Kişinin bedenindeyken acı yoluyla, kişisel gelişim yoluyla, büyüme yoluyla aldığı tüm bilgelik - bunun değeri nedir? Bunun herhangi bir değeri var mı?

Swamiji: Evet, Sen şu an bunun aracılığıyla düşünürsün; yoksa nasıl düşüneceksin? Bilgi, alt katmanlardan üst katmanlara olan tekamül süreci ile kademesel olarak yükselir, ve senin şu an ulaştığın kademe insan kademesidir. Benim bahsettiğim ise insan kademesinin üstünde olan bir şeydir.

Sarah: O halde, insan kademesine sadece beden içindeysen ulaşabilirsin.

Swamiji: Sen zaten o kademeye eriştin, ve şimdi insan aklı ile düşünüyorsun, ama ilahi akılla düşünmen gerekir. Benim bahsettiğim bu. İnsan düşünce şeklinden daha yüksek bir kademe olan ilahi düşünce tarzı vardır. Ancak biz henüz bu duruma erişmedik. Biz insan oğulları olarak düşünürüz, ancak insan olmayan -süper insan olan- düşünce çeşidi de vardır ki şimdi bahsettiğim oydu. Elbette, bu daha alt bir kademeden gelişti ve bu bedenle geldi. Son derece haklısın. Mineralden, bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana, insandan Tanrı'ya- bu kademesel olarak nasıl yükseleceğidir.

Sarah: Ve kişi ilahi düşünme tarzına meditasyon ve derin düşünce ile ulaşır, değil mi?

Swamiji: Meditasyon. Evet, kesinlikle. Evet, evet, kesinlikle doğru.

 

11 Aralık 1990 - akşam

Swamiji: Ne diyorsun?

Larry: Aklım, aklım ve egom, Mutlak'ın "Ben" olan ile ilişkilerini (ya da ilişkisini) bilmek istiyor.

Swamiji: Mutlak'ın "Ben"i yoktur.

Larry: "Ben"...

Swamiji: "Ben" yoktur.

Larry: Pekala, sadece Mutlak. Akıl ve Mutlak arasındaki ilişki nedir?

Swamiji: Akıl Mutlak'ın geçici-spatyo yansımasıdır. Geçici-spatyo yansıması bir kırılmadır, eğer bu ismi kullanmak istiyorsan. Tıpkı aynanın parlamaması gibi, aslında "akıl" diye bir şey yoktur.Ayna, üzerine sadece ışık vurduğu zaman parlar. Aynadan yansıyan ışık akıldır, aynadan bağımsız olan ışık ise Mutlaktır. İlişki basittir. Mutlak'ın kendisi akıl olarak yer-zaman aynası vasıtasıyla parlar ve aynadaki ışığın olmaması gibi, aklın bağımsızlığı diye de birşey yoktur. Ayna parlayamaz; aynı şekilde akıl düşünemez. Yer-zaman kompleksi ile Mutlak aracılığıyla ışığın yansıması gibi, düşünür gözükür. Böylece, yer-zaman ayna gibidir, akıl aynadaki ışık gibidir, ve Mutlak da aynaya düşen orjinal ışık gibidir.

Larry: Öyleyse, aklım Mutlak'ın bir yansıması.

Swamiji: Kesinlikle, evet. Mutlak'tan aklına yansıyan ışıktan dolayı düşünüyorsun.

Larry: Ve benzer şekilde, diğer herkesin aklı da Mutlak'ın bir yansımasıdır.

Swamiji: Herkesin aklı da sadece aynen böyledir. Herkesin, evet. Hekesin, eşit olarak.

Larry: O halde niye - bunun cevaplanabilir mi olduğunu bilmiyorum- ama Mutlak niye seçimini...

Swamiji: O hiç bir şeyi seçmez. Ve böyle bir soru sorarsan, sana O'nun hiç birşey yapmadığını, ya da sonuç olarak senin var olmadığını söylerim. Sen var olduğun hayalindesin. Bu bir zoru olağanüstü bir şekilde halletmede sonuncu darbedir. Asla "niye?" sorusunu sormamalısın, çünkü sorular "etki" ve "tepki" ilişkisinden dolayı ortaya çıkarlar; bu nedenle sorular oluşur. Her bir tepki için bir etki bulmaya çalışırsın; bu nedenle sorular ortaya çıkar. Ama sana her bir tepki için bir etki olduğunu kim söyledi? Bu, aklının bir hayalidir; uyduruk sorular mantıklı bir şekilde yanıtlanamaz. Soruların hepsi, şeylerin hatalı algılanmasının yansımasıdır. Senin yanlış bir soruya doğru bir cevabın olamaz. Neden olduğuna dair hiç bir soru sorulamaz, çünkü sonuç olarak bu hiç olmadı. Ama, sen bunun olduğunu hayal ediyorsun; bu nedenle bu sürece uygun bir çeşit cevap verilmelidir. Kişide istenen psiko-analitik tedavi dedikleridir. Düşünmenin kendisinde yanlış bir şey vardır. Sana bir şey oldu ve sen bunu düzelttiğinde bileceksin.

Larry: O halde, hiç bir şey olmuyorsa, gerçekten o halde aklım da burada değildir. Ve ben burada değilim ve sen orada değilsin.

Swamiji: Hiç bir şey, hiç bir yerdedir. Gerçekten var olmadığına inanırsan, bir problemin olmayacaktır, ama sen var olmadığına inanamazsın. Bu nedenle bu sorular soruluyor. Varoluş şuurunu kaldırmayı da dene, ve bakalım ne oluyor. O anda, Mutlak içinde eriyeceksin. Sonra da bir daha asla soru sormayacaksın. Ama sen var olduğunda ısrar ediyorsun, böylece problem bir engel olarak hep orada duruyor; ve soruların oluyor. Var olduğunun ısrarı, Mutlak'tan ayrı olduğunu ısrar etmenin bir başka söyleniş şeklidir. Tüm problem budur. Bırak, Bay Krauss değil, Mutlak düşünsün. Sabah sana, kişiliğin ya da bedeninle düşünmeye devam etmektense, şuurunu Evrensel Değişmez'e geçirme tekniğinden bahsettim. Her bir düşüncemiz, bizi Mutlak'tan ayırır. Bu nedenle hiç cevap gelmez.

Larry: Siz kendinizi aşmayı başarmışsınız ve, bu nedenle görmüyorsunuz ki...

Swamiji: Hiç sorum yok. Hiç bir çeşit şüphem yok ve gidip kimsenin darshan'ını almıyorum. Kimseyle konuşmuyorum, ve tamamen tatmin olmuş bir kişiyim. Gidip büyük veya sıradan insanları görmüyorum. Kimseden bir şey istemiyorum. Bir sırdan dolayı tatmin olmuş durumdayım. Bu, Swami Sivananda'dan gelen bir kutsamadır.

Larry: Siz var mısınız?

Swamiji: Ben Mutlak olarak varım, ve başka bir şekilde var olmak bir hatadır; ve eğer bu hataya bağlanılmışsa, bu ne kadar erken düzeltilirse, o kadar iyidir. Sürekli olarak varlığının evrenselliği düşüncesine dalmalısın. Sen varsın. Kimse senin var olmadığını söylemiyor, ama sen senin düşündüğünden farklı bir şekilde varsın. Sen varsın, ama senin düşündüğün sen olarak değil.

Larry: Biz hepimiz var mıyız?

Swamiji: Her zaman.

Larry: Hepimiz burada mı varız?

Swamiji: "Hepimiz" diye bir şey yoktur. Bu, bir okyanustaki biç çok damla gibidir. Eğer okyanusun damlalar haricinde hiçbirşey olmadığını söylüyorsan, peki. Senin "hepimiz" deyişine bir söyleyeceğim yok, ama aslında okyanusta damlalar yoktur. Bu sadece teorik bir kavramdır. Okyanusun kendisi büyük bir damladır, ama sen tartışma amacı için bağımsız damlaları anlarsın. O halde, "hepimiz" diye bir şey yoktur. Biz kavramsal olarak okyanustaki damlalarız.

Larry: Eğer tek bir Mutlak varsa, nasıl farklı şuurlar olabilir?

Swamiji: Sana bunun hayal haline gelen uyanma gibi olduğunu söyledim. Bir şey oldu. Rüyanda algıladığın dağların olmaması gibi (bunlar sadece kafanda vardır), bunlar dışsal şeyler gibi gözükür. Tek Evrensel Şuur bir şekilde, sana daha önce de bahsettiğim gibi, kendi geçici-spatyo baskı noktası olan bu bedene girmiş, ve şimdi (herşey) öyleymiş gibi (gerçek olmadığı halde) rüya görüyor, tıpkı rüya sırasındaki dağların beynin tarafından yaratılmış gibi değil de senin dışındaymış gibi gözükmesi gibi. Dünya, sadece aklın dağa baktığı halde, rüyada dağın dışarıda gözükmesi gibi aynı şekilde dışarıda gibi gözükür.

Larry: Öyleyse, bu benim aklımda, ya da bu Mutlak'ın içinde?

Swamiji: Aklın ve O-bunları ayıramazsın. Bunun Evrensel Akıl olduğunu söyleyebilirsin. Bunlar ayrı değildir.

Larry: O halde, ben seninle konuşurken...

Swamiji: Bir damla okyanustaki diğer bir damlayla konuşuyordur.

Larry: O halde, sadece bir rüya değil mi?

Swamiji: Bir damla olduğunu düşünüp kendini okyanustan ayırdığında, bu bir rüyadır; rüya damlanın okyanustan ayrı olduğuna olan inancından başka bir şey değildir. Ama eğer damla, damla diye bir şeyin olmadığını bilirse, o damla şeklindeki okyanustur, sen uyanmışsındır. Okyanusu bir çok damla yapar; bu kesinlikle doğrudur, yine de okyanusta hiç damla yoktur. O bir kütledir. Bunu, her iki şekilden istediğin biçimde tasavvur edebilirsin.

Sarah: Mutlak'tan ve bizden okyanus olarak bahsediş şekliniz bana doğru düşünme gibi geldi. Ama bu dünyanın sadece bir rüya olması- dünyada olan o kadar çok şey var ki! Bir çok deneyim ve tekamül...

Swamiji: Tüm deneyimler sadece rüyanın içindedir; dışında değildir. Acıkabilirsin, susayabilirsin, rüyanda ölebilirsin de ama gerçekte hiç bir şey olmaz. İnsanlar bir ağaçtan düştüklerini ve bacaklarını kırdıklarını hissedebilirler, evlenebilir ve çocukları olabilir, ve fakirleşebilirler, ve ayrıca ölebilirler. Kişi tüm bu deneyimlere bir rüyada sahip olabilir. Uyanırsın ve hiç bir şeyin olmadığını görürsün.

Sarah: Ama madde yok mu?

Swamiji: Rüyada, evet, madde yok.

Sarah: Madde yok! Burada, dünyada olan herşey...

Swamiji: Hiç bir şey, hiç bir şey. Nihai olarak maddesizdir. Şuurun böyle gözüken gelişimidir.

Larry: Mutlak hayal görmeyi mi seçiyor?

Swamiji: Tekrar bana aynı soruyu soruyorsun. Bu O'nun birşey yapıp yapmadığnı sormak gibi. Asla böyle sorular sormamalısın. O asla bir şeyi seçmez. O sadece vardır. Tekrar ve tekrar aynı soruyu soruyorsun, "niye oluyor". Bu soruyu yanıtlayamazsın. Buna derinlemesine gidip, kendin farkına varmalısın. Sonlu Sonsuzla ilgili bir soruya cevap veremez. Sen sonluya girmeli ve bu sonludan Sonsuza girmelisin; o zaman bir cevap alacaksin.

Larry: Bir yaşam süresinde Sonsuzun aklına girmek mümkün mü?

Swamiji: Evet, eğer gerçekten buna sahip olmada istekliysen, bu mümkün. Gerçekte, buna sahip olmakta istekliysen, O'na batarsın, ve gün içinde ve gün dışında sadece O'nun içinde olursun.

Sarah: Hayal dünyasının araçlarını (enstrümanların) kullanman nasıl işler- aklını kullanıyorsun, arılaştırma tekniklerini kullanıyorsun, diğer teknikleri kullanıyorsun...

Swamiji: Bunların hepsi sadece aklın bir parçasıdır. Eğer hayal dünyasında bu teknikleri kullanırsan, onların tamamen farklı şeyler olduğunu mu düşünürsün? Rüyanda suyu taşımak için bir bardak kullansan bile, içinde su olsa bile, bardak sadece aklının yarattığıdır. O madde değildir, Ve aynı şey uyanma koşulunda da olur- tüm bu bardaklar ve gördüğün enstrümanlar Kozmik Aklın yarattığıdır. Sert cisimler (maddeler) olarak gözükürler ama aslında değildirler. Rüya dünyasındaki kral ve dilenci aynı şeyden yapılmıştır.

Sarah: Ama, nasıl Mutlak Şuur'a girmek için kullanılabilirler?

Swamiji: Bunlar, kendin ve dışarıdaki çevren arasında bir uyum yakalamak için kabul ettiğin metodlardır. Çevre'den kasıt dünyadır. Enstrüman sadece, sen ve dünya arasında uyum yaratmakta sana yardımcı olması için tuttuğun araçtır. Bu neden için bir sürü enstrüman kullanırsın. Dünya sana kötü bir şekilde çarpar ki, her gün acıktığını hissedersin; sonra yemek enstrümanını kullanırsın. Ve kış rüzgarı üstüne estiğinde, battaniye enstrümanını kullanırsın. Bu tekniklerle, kendin ve Doğa arasında denge kurarsın. Benzer şekilde, kabul ettiğin farklı psikolojik, -fiziksel, sosyal ya da istediğin herhangi bir- methodlarla, kendin ve dünyadaki herşey arasında denge kuracaksın. Aslında, bu dünyada yaptığın herşey sen ve dışındaki dünya arasında bir dengeli olma gayretidir, çünkü bir dakika dengeden çıkarsan mutlu olmazsın. Toplumla, bedeninle, aklınla, hislerinle, kutsanmış herşeyle, ve Doğa'nın kendisiyle bir denge durumunda olmalısın. Yaşamın tüm gayreti kişiliğin dışarıdaki çevreyle arasındaki farklı derece ve aşamalardaki uyuma giden ilerleyen hareketlerden başka bir şey değildir. Yaptığın herşey kozmik iştir. Bir kişinin, bir yerlerde bir köşede yaptığı bir şey değildir. Her aktivite her bir birey tarafından her zaman yapılan Kozmik Fiil'dir.

Sarah: Kozmik Fiil nedir?

Swamiji: Kozmik Fiil kozmosun eş zamanlı olarak yaptığı Toplam Fiildir; aynı zamanda bireyin veya sonlunun Sonsuza doğru olan hareketidir. Tüm evren Mutlak'a doğru hareket eder; tekamül dediğimiz budur. Evren hareketsiz kalamaz ve Mutlak ile birleşene dek de sakinleşmeyecektir.

Sarah: Mutlak'a hareket eden evren derken, hayal evreninini mi kastediyorsunuz?

Swamiji: Herşey, her atom bu Amaç'a doğru hareket eder.

Larry: Ve hayal evreni Mutlak mıdır?

Swamiji: Evet, tekamül sürecinin tamamının bir çeşit rüya olduğunu söyleyebilirsin. Bu bir kozmik rüyadır, ama çok sistematik olarak yapılır; bu nedenle buna tekamül dersin, sistematik ve simetrik.

Sarah: Ama bu bir rüyaysa, gerçekte hiç bir şey olmuyor.

Swamiji: Oluyor! Gerçekten rüya gördüğünde, oluyor, yoksa ona rüya demezsin. Hiç bir şeyin olmadığını söylüyorsun çünkü uyandın, ama rüya görürken, o çok gerçek bir şeydir. Benzer bir şekilde, Mutlak'a girdiğinde, bu dünyayı görmeyeceksin. Ama bu deneyim olana dek, dünya bir algılanan nesne olacaktır.

Sarah: Ama görünen o ki, Mutlak'ın şuurunda olduğunuzda, hayal dünyası sanki sadece çarkları döndürüyor gibi görünüyor; hiç bir şey yapmıyor.

Swamiji: Mutlak'ın şuuruna girdiğinde, dünyayı görmezsin, tıpkı uyandığında rüya dünyanın yok olması gibi. Bu senin aklına girdi. Hayal fenomeni aklına uyanıkken girdi. Aynı şekilde, uyanma fenomeni de Mutlak'a girecek. Uyanıkken rüya ülkeyi görmemen gibi, Mutlak'ta da uyanma dünyanı görmeyeceksin- o yok olduğundan değil, orjinal kaynağına girdiğinden. Uyanıkken, uykundaki insanları görmediğinde, kimseyi kaybetmezsin. Mahrumiyet hakkında kaygılanmazsın; bir arkadaşını rüyanda gördün ve şimdi uyandın ve arkadaşını göremiyorsun- "Oh, onu kaybettim" diye ağlamazsın, çünkü arkadaşın aklına girmişti. Bu yüzden, Mutlak'a girerek hiç bir şey kaybetmezsin. Tüm şeyi onun içinde emecek ve herşey-dahil olan bütünlük olacaksın.

Sarah: O halde, bu emmeyle, anlamıyorum...

Swamiji: Emme (özümseme) uyanık aklına giren rüya nesneleri gibidir. Benzer bir şekilde oluşur.

Sarah: Ve evrenin süreci nedir?

Swamiji: Evrenin süreci, fiziği süptilde, süptili nedenselde, nedenseli de Mutlak'ta eritir. Dış iç olur; iç Evrensel olur. Burada üç ya da dört aşama vardır. Süreç budur.

Larry: Mutlak evrenin ötesinde midir? O, bu evren midir, yoksa O evrenin ötesinde midir?

Swamiji: Uyanan akıl rüya gören aklın ötesinde midir? yoksa değil midir? Şu an düşünen ve dün uyuyan Uyanan Akıl - rüya gören aklın ötesinde midir? Bir akıl dün rüya görüyordu; bir akıl uyanıkken bugün düşünüyor. Şimdi, uyanan akıl dün uyuyan aklın ötesinde midir, yoksa aynı akıl mıdır?

Larry: Aynı aklın değişik durumudur.

Swamiji: O halde, senin sorunun cevabı da aynı: aynı şeyin başka bir durumu. İki farklı şey değiller.

Larry: Yine de O'nun başka bir durumu olması, Sonsuz olanı bir sınırlandırma değil mi?

Swamiji: Rüya gören akılla uyanık akıl arasında bir sınırlandırma var mı? Sınırlandırma yok çünkü iki ayrı akıl yok, iki gibi gözüken tek bir akıl var. Sınırlandırma yoktur. Rüyandan uyandığın için bir kayıp hissi yaşıyor musun? O halde, sınırlılık nerede? Sen rüyada bir şeyler gördüğün ve görünen o ki onları kaybettiğin halde şimdi bile tam ve bütünsün.

Larry: Sınırlama ben rüya görürken uyanık olmamam ve istediğimi yapabilmemdir.

Swami: Bu anlamda, sen sınırlısındır, çünkü sen Bay Bilmem kim olduğunu düşünüyorsun ve Evrensel olduğuna inanmıyorsun. Aslında öyle olmadığın halde, kendi evrenselliğinle ilgili inanç eksikliğine göre, sınırlandırılmış olduğunu söyleyebilirsin. Gerçekte sınırlandırılmadın, ama bir şekilde sen sınırlılığı iddia ediyorsun. Bunun "evrensel meditasyon" denilen şuurun amacına zararı dokunan fiil ile üstesinden gelinmesi gerekir. Tam ters şekilde öznel düşünme yerine Evrensel düşünme olarak düşünmelisin.

Larry: O halde, Mutlak'ın farklı durumları var.

Swamiji: Kendisinin hiç bir durumu yoktur, ama senin bireysel bakış açına göre, durumları varmış gibi gözükür. Tüm bu soruların çıkış sebebi kendini Mutlak'tan ayırman. Ve sanki Mutlak önünde bir soruşturma nesnesiymiş gibi tartışıyorsun. Mutlak senin önünde duran bir soruşturma nesnesi değildir. Sen kendin O'sun. Ama sen, bir şekilde kendini O'ndan psikolojik bir usül ile ayırdın ve şimdi de O'nun nerede olduğunu soruyorsun, işte hepsi bu. O yok. Gözlemlenen bir o değildir. O sensin, sadece bu kişi.

Larry: Öyleyse ben bir tekamül sürecinde gidiyorum.

Swamiji: Her biçimde bir tekamül sürecinde gidiyorsun. Kendin olmaya çalışıyorsun. Daha geniş, daha geniş anlamda kendin haline gelmelisin.

Larry: Ve başlamak için kendimdim.

Swamiji: Sen herzaman sadece kendindin. bir meşe palamudu gibiydin, bir tohum gibiydin, bir atom gibiydin. Bir sebze haline geldin, bir bitki haline geldin, bir hayvan haline geldin, bir insan haline geldin. Kendi boyutunda daha geniş hale geliyorsun, ve tekamül süreci şimdi bile devam ediyor.

Larry: Ve ben Mutlak olarak başladım.

Swamiji: Mutlak olarak başladın, Mutlak olarak da bitireceksin.

Larry: Ve Mutlak olarak mı bitireceğim?

Swamiji: Evet, evet, böyle yapmalısın.

Larry: Ve beni başladığım noktaya götürecek bir tekamül sürecinde ilerliyorum.

Swamiji: Evet, bir döngüde- bir çeşit şuur-döngüsünde.

Larry: Bu neden oluyor?

Swamiji: Tekrar aynı soruyu soruyorsun! Sana söyledim, bu tip sorular sorma. Aynı soruyu tekrar tekrar soruyorsun. Tepki etkiyi, tepki onun etkisi olarak dışarıda durduğu müddetçe bilemez.

Larry: Ben zaten Mutlak'sam...

Swamiji: Buna inanmıyorsun. Can alıcı nokta bu. Buna inanmadığın sürece, sen Mutlak değilsin. Sen kendine göre Mutlak değilsin, çünkü kendini O'nun dışında tuttuğundan, kendinin böyle olmadığını hissediyorsun.

Larry: Neden benim Mutlak olduğumu hissetmem önemli? Ben Mutlak'sam, ben Mutlak'ım. Benim Mutlak olduğumu bilmemin farkı nedir?

Swamiji: Hayır, hayır. Mutlak O'nn çevresinde bir çeşit koza olduğunu bilmek istemez. Bana neden çevrede koza var diye soruyorsun. Bunu oraya gittiğin zaman, O'na Sen sorarsın! Şimdi sormamalısın. "Neden rüyamda dağ gördüm?" Fantazi olduğundan böyle bir soru sormazsın. Böyle bir soruyu bir daha sormazsın. Rüyanda bir dağ görüp, sonra herkese soruyorsun, bir pazar yerine gidip herkese "niye dün rüyamda bir dağ gördüm?" diye soruyorsun. Asla böyle bir soru sormazsın, çünkü, asla olmamış bir şey için böyle sorular sormak beyan edilen bir aptallıktır. "Bu, beynimdeki rüyalarda olduğu gibi bir seri tutarsız hayaldir" diye düşünürsün. Asla böyle sorular sormazsın. Bu uyuyan bir kişinin "Uyanmak nedir?" diye sorması gibidir. Bu soruyu asla cevaplayamaz. Uyuyan kimse, uyanana dek uyanmanın ne olduğunu bilemez. Öyleyse, neden yok. Bu, direkt pratik ve deneyim sorusudur. Sadece şekeri yersen, onun tatlılığını bilebilirsin. Başka birine, "Tatlılık nedir?" diye sorarsan, ağzına şeker koy daha iyi. Sadece teorik tartışmayla, kimse tatlılığı bilemez.

Larry: Pekala. Soruyu soramıyorum ama durumu anlıyorum. Ve durum, benim Mutlak olarak başladığım...

Swamiji: Sen başlamadın, ve böyle bir şey de olmadı. Tekrar etki ve tepki sorusunu getiriyorsun.

Larry: Pekala, ben her zaman Mutlak'tım.

Swamiji: Tüm bu soruların senin Mutlak'tan ayrı olduğunu gösteriyor. Tekrar ve tekrar yanlış bakış açısında ısrar ediyorsun ve hiç bir zaman da bir cevap alamayacaksın. Tüm soruların senin Mutlak'tan ayrı olduğun inancından doğmuş. Yoksa, niye şüphe ediyorsun ki?

Larry: Doğru. Ama bunun sebebi...

Swamiji: Nedir o zaman? Sen nerede duruyorsun? Mutlak'ın dışında olduğun inancına kendini hipnotize etmişsin. Kendi çevrende yarattığın hipnotizmin büyüsündesin, ve büyünün kendisi üzerine sorular soruyorsun. Soruların kendisi de hipnotik etkinin bir parçası, bunlar mantıklı sorular değil. Şuurun hatalı bir duruş noktası olduğundan, aynı noktada tartışmaya devam etmenin gereği yok. Ve senden sana bu sabah söylediğimi hatırlamanı istiyorum. Şuurunu bu soruları soran bu bedenden, dışarıya transfer et, bırak şu halının üstünde, dışarıda otursun. O zaman hiç bir soru sormayacaksın. Bu sorular soran şuurun burada otursun, yaklaşık on feet uzaklıkta, ve soruyu soran kişiye bir baksın. O zaman ne olduğunu göreceksin. Anında eriyeceksin (özümseyeceksin). Yoga pratiktir. Teori değildir. Bir soru değildir, bir şey yapmaktır. Puding yemektir. Yoga yapmadır (eylemdir), sadece düşünme değildir.

Larry: Ama adımlardan birisi kişinin çevresinde bir koza olduğunu fark etmesidir.

Swamiji: Bu koza, benliğinin şuurudur, bir sorandır, bir bireydir ve dışarıda olan Mutlak'ın sorgulanması ve bilinmesi gerektiğini hayal eder. Mutlak senin dışında değildir, ve sen onunla ilgili sorular soramazsın, çünkü sonuç olarak kim, kim hakkında sorular soruyor? Tekrar, soran ve hakkında sorgulanan nesne arasında bir uçurum yarattın. Tüm nokta, özne ve nesnenin arasındaki psikolojik uçurumdur. Nereye gidersen git, ne kadar sorarsan sor, soran ve sorgulanan nesne arasındaki bu ikiliğe yakalanacaksın. Bu çok zor bir teknik. Yoga zor bir teknik. Ne kadar denersen dene, ondan dışarı kayarsın. Bu, bu şekilde, gidecektir. Aklın seninle soru sorduğun şey arasındaki elemente konsantre olmayacaktır. Şuurun, seninle hakkında konuştuğun şey arasında kök salmalıdır. Sorularında şahsi olmamalısın. Uygulamayı yapmıyorsun, bu yüzden sorular soruyorsun. Senin tüm gece meditasyon yapmanı isterdim. Tüm gece meditasyon yap ve gör neler oluyor. Kendi içinde olmamalısın, kendi dışında olmalısın. Kendini kendi dışına yerleştir. Kendin dışında biri ol, ve neler olduğunu gör.

Larry: Ve, bunu sadece meditasyon süreci ile yapabilirim.

Swamiji: Bunu bir saniyede yapabilirsin. Bir saniyede. Sıradan telepatik iletişimde vb'de yaptıkları budur. Londra'daki bir kişiyi derince düşünerek, o kişiyi etkileyebilirsin. Bu, şuurun beden dışında seyahat yapabildiğini gösterir- bu telepatik fiildir. Ama, senin şuurun bedene hapsolmuşsa, hiç bir telepatik fiil oluşamaz. Derin meditasyon gereklidir. Her zaman olduğundan başka olmaya çalış-senin dışında, senin ötende, senden daha geniş, senden daha fazla, sadece sen olmayan. Neden neysen o olmalısın? Senelerdir zaten oradaydın ve çok acı çektin. Şimdi, biraz daha değişik bir şey olmasına izin ver. Şimdi, kendi şuurunun nesnesi haline gel (kendinin dışındasın ve sen bir nesnesin).

 

12 Aralık 1990 - sabah

Larry: Bu sabah biraz meditasyon yaptım.

Swamiji: Ve her gün, derin konsantrasyonla, kendi içine girerek.

Larry: Önerdiğiniz gibi, kendimi kendi içimden çıkarmaya çalıştım.

Swamiji: Kendini bulmak için kendini kaybet.

Larry: Kendimin bir kaç feet ötede göründüğünü düşünmeye çalıştım.

Swamiji: Evet, bu çok doğru. Kendinin kendinden ayrı olduğunu düşün ve göründüğünden daha büyük bir varlık ol. Kendini bedeninin dışına koyunca, olduğundan daha geniş olacaksın. Boyutun çoğalmıştır ve kendini sadece halıya değil güneşe, aya, yıldızlara bile yerleştirebileceksin, böylece boyut neredeyse Evrensel Varoluş gibi görüneceğin kadar büyür. Kendini kolaylıkla istediğin uzaklıktaki uzayın çevresine koyabilirsin, böylece kendi içinde evrensel olarak gözüken şimdiki görünen senden çok uzaklaşır, herşeyi içine çekersin (emersin) ve hiçbir şey senin dışında kalmaz. Nasıl söylersen söyle, "Ben ne isem benim", "Ben benim"- meditasyonun tekniği budur. Mümkün olduğunca uzun sürelerle her gün yapılmalıdır. Bu kişinin birincil görevidir. Tüm diğer görevler ek görevlerdir, ikincildir. Yoksa, kuruşlara dikkat etmiş, liraları kaybetmiş olursun. Tüm iş yaşamı liraları kaybederken, kuruşlara dikkat etmektir. Bu olmamalıdır.
Kendini kaybettiğinde, her şeyi kazanırsın. Kendini kaybedip, tüm dünyayı kazanabilirsin. Dünyanın her yerinde, insanların tüm teşebbüsü, dünyayı kazanma ve kendini kaybetme macerasıdır. Bizler, dışarıdaki dünyadaki şeyler için çok fazla endişeleniriz, ama sanki dünya biz olmasak da orada olabilirmiş gibi kendimizi umursamayız. Sen orada değilsen, senin dünyan da onunla beraber gider.

Bu yüzden, kendine dikkat et, ve her şeye dikkat edilecektir. Bir ağacın kökünü sularsan, ayrı ayrı dallarını ve yapraklarını sulamana gerek kalmaz. Dallar sayıca yüzlerce olabilir; bununla beraber, yüzlerce dal ve yaprak sadece tek bir şeyin, ağacın kökünün çok etkili bir şekilde sulanması ve gübrelenmesiyle bakılacaktır. Kökü bilir ve ona bakarsan, bu dünyanın çok çeşitli tür ve farkları için endişelemeye ihtiyaç duymazsın. Kök; dallara, yapraklara ve meyvelere bakacağından, dünya kendi kendisine otomatik olarak bakacaktır.
"Önce Tanrı, sonra dünya, en son sen." Sivanandaji Maharaj böyle söylerdi- önce etki, sonra tepki. Tanrı önceydi; sonra dünya geliyordu ve sen de sondun, bu yüzden kendini birincinin yerine getiremiyordun. Birinci üretileni kapsıyan ve seni kapsayan en büyüktü. Meditasyon senin görevindir. Bu meşgul olasın diye yaptığın bir şey değildir; bu kendin olma sanatıdır. Kişi için kişinin kendisinden daha karlı hiç bir şey yoktur. "Kendi Özüne doğru ol." Kendin dışında herşeye doğru olmanın hiç bir yararı yoktur.

Larry: Konsantre olabileceğim bir düşünce, ya da birşey var mı?...

Swamiji: Tanrı'ya konsantre olabilirsin, sana göre Tanrı'nın nerede olduğuna. Tanrı bir yerdedir, ve buna meditasyon yapabilirsin. Kişinin anlayış ve tercihine göre, herkes kendine göre bir konsantrasyon noktası seçmelidir. Bazıları, O'nun içeride olduğunu söyler, bazıları dışarıda olduğunu söyler, bazıları ise heryerde olduğunu söyler. Neredeyse orada olsun. Tanımın senin meditasyonunun tanımı olsun. Geçtiğimiz sefer, sana İçsel-Farkındalık ile ilgili kitabı verdim mi?

Larry: Evet.

Swamiji: Okudun mu?

Larry: Evet, o zaman okumuştum.

Swamiji: Orada bahsedilen herşeyi hatırlamayabilirsin çünkü bana sorduğun her soru orada bir derece cevaplanmıştı. Onu bir daha okursan, tüm sorularına cevap bulacaksın.

Larry: Üstünden tekrar ve tekrar geçmenin önemli olduğunu keşfettim.

Swamiji: Onu tekrar tekrar okuyabilirsin. O kitap çok konsantre bir şeydir.

Larry: Cevabı duyduğumda bile, cevabı tekrarlayıp, tekrar ve tekrar duyma ihtiyacı hissediyorum.

Swamiji: O kitabı tekrar tekrar okursan, bir çok şeyin sana çok net geldiğini göreceksin. Şuurun kendisi derinlemesine-bir-analizdir.

Larry: Kozmik İrade'nin ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.

Swamiji: Kozmik İrade? Bu Kozmik Varoluş'un bir fonksiyonudur. Varoluş şuurunu istersen "irade" diye adlandırabilirsin. Evrensel Varoluş var olan şuurdur, ve var oluşun bu şuuruna istediğin adı takabilirsin. Ona "irade" diyebilirsin. İrade sadece şuurun tasdik edilmesidir. İstersen "Kozmik İrade" diyebilirsin, çünkü bu Kozmik Şuurdur.

Larry: Kozmik Şuur bu evrenin biçimini aldı- düyanın biçimini?

Swamiji: Kendini kaybetmeden, bu şekli aldı. O sütün yoğurt olması gibi bir şey haline gelmedi. O, bütün taşın bir heykel haline gelmesi gibi oldu. Taş heykel haline gelmedi, ama içinde bir heykele ait tüm örnekler vardı. Heykeller orada yoktu, ama yine de oradaydılar, çünkü bir heykel bir blok taştan yontulabilir. Aynı şekilde, Mutlak'ın içinde dünya yoktu, ve biçim yoktu, ve yine de herşey oradaydı diyebilirsin. Mürekkebin içinde hiç resim olmadığı halde, bir kavanoz mürekkep tüm resimleri içinde taşır. Mürekkep hususunda her ikisi de söylenebilir. Bir taşta heykeller yoktur, ve mürekkepte resimler yoktur; yine de hepsi oradadır.

Larry: Dün, hepimizin eninde sonunda Mutlak'a doğru harket ettiğimizi, tüm bu yaşamın Mutlak'a doğru bir tekamül süreci olduğunu söylediniz. Ben niye bir sürecin bu şekilde başladığını anlamaya çalışıyorum.

Swamiji: Tekrar aynı soruyu soruyorsun. "Niye?" Gelecekte, "niye" kelimesini kullanma. Sadece "Nasıl?" diye sor, bana "Bu duruma nasıl ulaşabilirim?" diye sor."Niye, niye, niye?" deyip durma. Sana çok kereler söyledim, "Niye" sorulamaz. Sen, tepkinin içinde etki buluyorsun- imkansız.

Larry: Bunun nedenini (etkisini) anlamaya çalışıyorum.

Swamiji: Görünen bir tepki olmadığı sürece, böyle bir şey yoktur. Her bir tepkinin bir etkisi olması gerektiği fikrine sahipsin, ama bu şuurun mekan ve zamana yakalanmış deneysel düşüce yoludur. Etki ve tepki diye bir şey yoktur, o görünmez bir kütledir. Uyandığında, rüyanın cevabı olarak, otomatik olarak bir cevap alacaksın. Uyandığında, rüyanın cevabını alacaksın. Uyanmadan, niye sorular soruyorsun? Önce uyan. Sonra, soru sorma zahmetine girmeyeceksin. Bana dün gördüğün rüya hakkında hiç bir soru sormayacaksın, çünkü sana çok net gelecek. Şimdi sen bir rüyanın içindesin ve sorular soruyorsun. Tavsiyem, önce uyanman, ve o zaman kendi cevabını bulacaksın. Bu uyanma aradığın nesne sen olduğunda gerçekleşecek.
Görevimiz, pratik olarak aydınlanma yönüne hareket etmektir ve "Niye hareket etmeliyim, niye geldik?" gibi gereksiz sorular sormak değildir. Bu soruyu cevaplayamazsın, ve cevaplaman da gerekmez. Devam ettikçe, sorular kademesel olarak, aşama aşama cevaplanacaktır. Işık o kadar yoğun görünecek ki, her bir aşamada cevabın kendi içinden geldiğini keşfedeceksin. Soru hakiki uygulamadır.

Larry: O halde bir sebep (etki) vardı, ama bizim anladığımız anlamda değil.

Swamiji: Evet, evet, bu sadece teoretik anlamda bir sebeptir. Tanrı hiç bir şeye sebebiyet vermez. O sadece ne ise O'dur. ama bizim bakış açımızdan, sanki tüm bu neden-sonuç ilişkisi oluyormuş gibi gözükür. İşimiz, pratik bir şeyler yapmak ve onda olmaktır- ve her an içinden bir cevabın geldiğini göreceksin. Ufuk gittikçe daha parlak ve daha parlak olmaya devam edecek.

Larry: Öyleyse, gerçekte, zaman yok ve mekan yok mu? O sadece var.

Swamiji: O sadece ne ise o'dur. Büyük "Ben-ne-isem-benim" sözü, son gerçektir, ve hakkında söylenebilecek daha fazla bir şey yoktur.

Sarah: Mutlak'la erimek için, bu kişi Tanrı'ya doğru hareket etmeli, kişi Mutlak'a doğru hareket etmeli - bunun da rüyanın sadece bir parçası olmadığını, bu rüyadaki bir hayal olmadığını nereden biliyorsunuz?

Swamiji: Bu rüyanın sadece bir kısmıdır- çok doğru. Mutlak'a doğru olan hareketin bile, rüyanın bir parçasıdır, ama rüyayı kesen rüyalar vardır. Bir rüya bir başka rüyayı koparabilir, tıpkı senin rüyanda bir kaplan üstüne atladığında, kaplan üstüne atladığı için rüyadan uyanman gibi. Kaplan hayal ürünüdür, ve senin kaplana karşı duyduğun korku da hayal ürünüdür, yine de bu kaplan rüyası seni korkuyla uyandırır. Bu aslında-olmayan-kaplan aslında-olmayan-rüyayı bitirmiştir ve gerçek uyanmayı sağlamıştır.

Guru, rüyadaki kaplan gibidir; öğrenci rüya görendir. İkisi de sadece rüyada vardır, yine de biri kaplan biri de rüya gören kişidir. Kaplanın kükremesi, sadece rüyanın bir parçası olsa da, korkuyla seni uyandırabilir. O halde, iki tür rüya vardır: rüyadan seni uyandıran rüyalar, ve rüyaya seni sokan ve sadece orada olmanı sağlayan rüyalar. Çok haklısın. Tüm süreç sadece rüyanın içindedir; dışında değildir, ve yine de bir nokta vardır. Rüyanın iki kategorisi vardır- biri rüyayı devam ettiren, ve diğeri rüyayı bitiren. Sadhana uygulaman, meditasyonun, sadece rüyanın bir kısmı olsa da kaplan gibidir.

Sarah: Tanrı için olan arzunun bazen bir arabaya ya da başka birşeye olan arzu kadar güçlü olmadığını görüyorum.

Swamiji: Bunun nedeni Tanrı'nın ne olduğunu anlamaman. Tanrı'dan anladığın şey o kadar zayıf ki, seni çekmesini sağlayamıyorsun. Bir ineğe altın bir gerdanlık versen, gerçekten boynuna takmaktan mutlu olur mu? O sadece ot ister. Değerini takdir etmen, senin bu maddenin ne olduğunu anlamana bağlıdır. Arabadan anladığımız Tanrı'dan anladığımızdan daha nettir- araba elle tutulabilir, dayanıklı bir maddedir ve içine oturabilirsin, ama daha çok sadece fikir gibi görünen Tanrı'nın içine oturamazsın. Ama durum aslında tersidir: gerçekte araba düşüncedir; sadece Tanrı gerçektir. Bunu anlamak için, genel olarak senin düşündüğüne ağırlığını koyan şartlı etkilerden kendini geri-şartlamak için, senin tarafından aktif güç harcanması gereklidir. Tüm düşüncelerimiz derinlemesine şartlıdır, ve kendini onlardan gerekli çabayla geri-şartlaman (şartlanmayı çözmen) gereklidir. Görünmez gerçektir; görünen gerçek değildir.

Sarah: Duanın amacı nedir? Anlamsız değil midir?

Swamiji: Dua? Dua şuurun kendi özünden daha yüksek bir boyuta yükseltmesinin bir tasdikidir. Sen, senden daha büyük olan bir şeyi mental olarak istersin. Buna Tanrı, veya ne istersen onu diyebilirsin. Özlemin arzusu veya tasdiki, senden daha büyük bir şeyin arzusu, senden daha büyük- sözlerle ya da sadece düşünce ile ifade ettiğin, bu senin duandır. Her iki şekilde de etkilidir.

Sarah: Ve, yüksek benlik Tanrı mıdır, veya bu hala Tanrı seviyesinde değil midir?

Swamiji: Evet, ona Tanrı diyebilirsin. Senden daha büyük herşey, bir derece Tanrı'nın tezahürüdür. Tanrı-deneyiminin dereceleri vardır.

Sarah: Ama bu yüksek benliğin de duaları yok mu, ve onu koruyan daha yüksek bir benlik yok mu?

Swamiji: Yüksek benlik hala daha yüksek olan benlik için dua edecektir. Benlik-tezahürünün çeşitli kademeleri vardır.

Sarah: Ve o nihai olarak Mutlak'a mı gider yoksa bir ara var mıdır? - Ara olmadan belirgin olarak farklı bir şey var mıdır?

Swamiji: Hayır. Ara diye bir soru yoktur. O, kademesel olarak alt bütünden daha üst bütüne doğru, Mutlak Bütünlüğe ulaşana dek yükselir. Sonra, daha başka dua yoktur, ve hepsi budur. Bütünlüğün içinde durur.

Sarah: Ve diyelim ki, yüksek benliğim- yüksek benliğimin durumu nedir? Bedeni olmayan yüksek benlik mi?

Swamiji: Bir değil- çeşitli daha üst benlikler vardır. Mental benliğiniz fiziksel benliğinizden daha yüksektir, entellektüel benliğiniz mental benliğinizden, ruhsal benliğiniz entellektüel benliğinizden, ve tüm bunlar senin kademelerin olduğu halde, Mutlak Benlik tüm bu düşük benliklere göre hala daha yüksektir. Sen tekamül merdiveninde yukarı doğru basamak basamak yükselmektesin. Kademesel olarak kendi omuzlarına tırmanmaktasın.

Sarah: Ve ruh, yüksek benlik, on basamak üstümde (on sayısı örnek olsun diye verilmiştir), onu yüzüncü basamakta olmaktan alıkoyan nedir?

Swamiji: Evet; orada çok, çok basamak vardır. Durma, onun sonsuzluğuna erişmesidir, çünkü Sonsuz'un ötesinde hiç bir şey olamaz. Bu boyutun sonsuzluğuna eriştiğinde, durur çünkü sonsuzun ötesinde bir şey olamaz. Mutlak diye adlandırdığın şey budur, ve tekamülün orada durur, tıpkı nehirin okyanusa eriştiğinde durması gibi. Düşük olanın daha yükseğe çıkmasını durduran düşük olanın öz-yeterlilik duygusudur.

Sarah: Bu kademesel mi yoksa o zaman okyanus olanın da bir noktası var mı?

Swamiji: Kademeseldir-kendi kendine olan ve kademesel, birdenbire olan bir hareket değil.

Sarah: Ve diğer yoldan aşağı iniş? Nasıl, sonsuz olan Mutlak aşağı, aşağı, aşağı, aşağı iniyor-nasıl fiziksel bedene iniyor?

Swamiji: Gerçekte inmiyor- inermiş gibi gözüküyor. Analogla (Mukayese edilebilecek bir şekilde) sana anlattım, bir taş bloğu bir heykel haline gelmez, ve o heykel seviyesine inmez. İçinde heykel yoktur, ama tüm heykelleri içinde barındırdığı hayal edilebilir, ve bu anlamda heykel seviyesine indiğini söyleyebilirsin. Taş hiç bir zaman heykel olmaz; yine de içinde tüm heykelleri hayal edebilirsin. Mutlak hiç bir şey haline gelmez, ama olduğunu hayal edebilirsin, çünkü olabileceği tüm olasılıklar içindedir. O hiç bir şey haline gelmez, çünkü "bir şey haline gelen" fanidir.

Sarah: O halde, nasıl yukarı gidebiliriz?

Swamiji: Rüyayla karşılaştırırsak, yukarı doğru çıkmak da kavramsal bir süreçtir. Gerçekte, süreç var olmaz bile. O vuku bulmaz, ama senin şuurun öyle tuhaf bir ağın biçimine karışmıştır ki, kademesel bir hareket varmış gibi görünür. Sana söylediğim gibi, rüyada kaplan da yoktur, rüya gören kişi de yoktur ve yine de iki şey varmış gibi gözükür. Her bir aşamada katı bir gerçek görünen tüm süreç şuurun bir oyunudur, çünkü şuur da var oluştur.

Larry: Tüm heykelleri içeren taş analog (mukayesesi) kullanılırsa, o halde kişi uyandığı zaman bile, zorunluluktan dolayı, rüya gören hala taşın içinde olmalı. Rüya gören her zaman rüya görmeli.

Swamiji: "Kişi uyandığı zaman" ne demek? Kim uyanıyor?

Larry: Mutlak uyanıyor.

Swamiji: Bir kez uyanma olduğunda, O asla bir daha uyumaz; metinlerin söylediği budur. Rüya sonsuza dek sona erer. O'nun tekrar rüya gördüğünü söylersen, o halde etki-tepki sorusunu getiriyorsun demektir, yani O'nun bir tepki olmak için bir şeye sebep olacağını. Mutlak'ta, sebep (etki) kavramı yoktur, ve bir daha asla da oluşmaz.
Bunun tekrar olabilme olasılığı, hareket halindeki akılda ortaya çıkan bir düşüncedir, çünkü bunun hali hazırda olmuş olduğuna karar verdin. Bu, etkinin (sebebin) zaten orada olduğunu ve tekrardan bunun olabileceğini hissetmeye bağlı olan, akıldaki bir karışıklıktır, ama asıl nokta onun orada olmadığıdır ve böylece o orada olmayacaktır. Nedensel ilişki, fenomenel algılamanın yasası olan düşünmenin yapısal modelinin direkt sonucudur.

Larry: O halde, o orada değilse, burada da değil mi?

Swamiji: Şimdi bile burada değil, ama bu fikri kendine yerleştiremezsin; bu nedenle, bir nedenin olduğu hayal süreciyle hareket etmelisin. Rüya algılaması olarak bir kaplanın olduğunu kabul etmelisin. Bu sonuç olarak orada olmadığı halde, senin uyanmana neden olacak. Matematiksel eşitliklerdeki x durumunda olduğu gibi, şu an var olmayan şeylerden bile, var olduklarına inandığın sürece, yardım alabilirsin.

Larry: Ama kişinin uyanacağını önermek, zamanın sürekliliği anlamındadır - değişim anlamındadır.

Swamiji: Uyanış sadece zaman içindeki sürecin bir kısmıdır, ama sonsuzluğa ulaştığında, zaman kendisinin olmadığını ispat eder- sonra rüya yok olur. Zaman süreci Bütünlüğe ulaştığında durur. Bu nedenle, meditasyonlarının şuurun sonsuzluğu üzerine olması gerektiğini söylüyorum, böylece, zaman süreci duracak. Ve ardından zamansız deneyim gelir.

Larry: O halde, hiç bir zaman dünya yoktu.

Swamiji: Dünya hiç bir zaman yoktu, ve asla da olmayacak. Tanrı'ya ulaşmak zordur. Tüm bu şeyleri duymak, zor görünseler de, muazzamdır. Sonunda, Tanrı-deneyimi kadar zor bir şey olmadığını, erişme kadar da kolay bir şey olmadığını keşfedeceksin. Bir anda, bunun ne olduğunu anlayacaksın. Bu kolaydır, çünkü bu sensin, ve bu zordur çünkü, yine bu sensin. Hiç kimse, kendi gibi zor olamaz. Diğer herkes basittir; sen zor bir şeysin. Sana bir şey ne kadar yakınsa, onun anlaşılması o kadar zordur. Yıldızları ve ayı ve tüm bunları astronomik olarak anlayabilirsin, ama bilen ve biliinen arasındaki mesafenin yokluğundan dolayı, kendini anlayamazsın. Senin kendinin bir problem olması şüphelidir, yine de sen kendine bir problem olamazsın.

Larry: Eğer bir kişi uyanırsa...

Swamiji: Bir kişi sorusu olamaz. Rüyadan uyandığında, rüyanda gördüğün tüm arkadaşların da uyanır. Sen bir kez uyandığında, onlar senin sabık rüyanda ayrı ayrı oturmazlar.

Larry: Dün, bir okyanusun damlaları gibi olduğumuzu söylediniz.

Swamiji: Evet; rüyanda gördüğün tüm arkadaşlarının rüyandaki okyanusta olduklarını farz edebilirsin.

Larry: Ama, o halde sorum şu: Okyanus sadece akılda mı? Yoksa, kendi kendine orada mı?

Swamiji: Aklımın sorusu olamaz. Bir çok insanın olduğunu hayal eden kimdi? Arkadaşının aklı mı yoksa sen mi rüya görüyorsun?

Larry: Ben rüya görüyorum.

Swamiji: Ya rüyasında bir arkadaş gören arkadaşının aklı? Onun hiç aklı olmadığını mı düşünüyorsun? Ya da onu hayal ettiğini hayal ediyordur!

Larry: Hayır, onun bir aklı olduğunu hayal ettim.

Swamiji: Niye onun seni hayal ettiğini düşünmüyorsun? O da senin kadar gerçek görünüyor.

Larry: Çünkü bu benim rüyam.

Swamiji: Bu onun rüyası da olabilir! Onun rüyasında da olabilirsin.

Larry: Demek istediğim buydu. O halde, o okyanustaki ayrı bir damlaysa,...

Swamiji: Gerçekte, rüya gören ne senin ne de onun aklı. Bu kollektif bir şey- seni ve diğerlerini kapsayan bütün bir akıl. Rüya gören senin aklın değil, senin gördüğün kişinin aklı da değil. Bu, dağlar, vb dahil tüm şeyleri birbirine bağlayan bir şey. Bütün bir akıl var, rüyada veya uyanık olarak çalışan bir tüm-akıl. Tüm fikir bir "Gestalt"tır, bir toplam.

Larry: O halde, benim uyanmam sorunu değil bu, Mutlak'ın uyanması sorunu.

Swamiji: "Bir" kişi anlamında "ben" değilim. Sürekli olarak uyanan bir toplam akıldır, ve gördüğün herşey -rüya gören de dahil- bütün çatının altındadır. Bu, bireyin ayrı olarak uyanışı değil, kutsal bir yükseliştir.

Larry: Öyleyse, benim uyanırken sarf ettiğim efor...

Swamiji: Kullandığın "ben" hileli bir kelime, bir çok şey anlamına gelebilir.

Larry: Pekala, egomun sarf ettiği efor...

Swamiji: Hayır, "ego" derken bile, bu kelimeyi çok dikkatli kullanmalısın. Egon bedeninin içinde oturmaz. Senin hakkında konuştuğun şeye zaten dokundu ve senin gözlerinle gördüğün şeyle bağlı, ve senin konuşurken bildiğin şeyden ayrılamaz, bu yüzden egonun bedeninin içinde olduğunu söyleyemezsin. Bedeninin içinde olsaydı, dışarıda bir şey olduğunu bile bilemezdi. Öyleyse, sıradan dilde bile, genel konuşma tarzında bile, kişi egonun kişinin içinde olduğunu düşünerek hata yapıyor gibi görünüyor. Eğer tam olarak içerideyse, dışarıda bir şey olduğunu nasıl bileceksin? O sadece içinde değildir; düşündüğü ya da bildiği yere kadar genişlikte dışarıdadır da. Sen şimdi bile kendi dışındasın, bu fenomensiz senin dışında bir şey olmadığını bilemezdin.

Larry: Ben, egom, duyularım yüzünden benim dışımda bir şey olduğunun farkında değil miyiz?

Swamiji: Ego bilinç altında bildiği herşeye bağlanır, ama bilinçli olarak sadece bedeninin içinde olduğunu hisseder. Aklın kademeleri vardır, bilinçli, bilinç altı, her ikisi. Eğer tamamen içerideyse, bedenin hapisanesine hapsedilmiş olursun, ve kendi tenin olduğunu bile bilemezsin.

Larry: O halde, eğer okyanustaki bir damla...

Swamiji: Gerçekte, (malesef!) damla, okyanustaki diğer tüm damlalarla bağlıdır. Bu yüzden, bir damlanın başına birşeyin gelmesi okyanustaki diğer damlaların da başına gelmesi gibi olacaktır. Onlar birbirinden ayrı damlalar değildir. Tekrar söylüyorum, bu kutsal bir bütünlüktür.

Larry: Öyleyse, bir kişinin Tanrı-farkındalığını başarması...

Swamiji: Bir kişi, bir çok kişi fikri olamaz. Kozmik Akıl sen Tanrı'ya ulaştığında uyanır. Tüm evrende işleyen tek bir akıl vardır. Bir çok akıl yoktur. Tanrı'ya ulaşan sen değilsindir; Tanrı-evrenselliğini başaran Kozmik Varlık'tır. "Sen" ve "Ben" fikri aşılmalıdır.

Larry: Ama bazı azizler ve bilgeler bu bilgiyi, bu farkındalığı başardılar.

Swamiji: Bunun sebebi senin, onların ulaştığı bakış açısından değil de, hala ayrı bir insan oğlunun bakış açısından bakman. Onlar, daha sonra dünyayı görmezler. Bu tekrar rüyandaki arkadaşların sorusu; bir kişi uyanmak için gitti ve diğerleri hala sadece rüyanda. Sen rüyandan uyandın, ama rüyanda gördüğün arkadaşların, onlar hala öğle yemeği mi alıyorlar? Bu bunun gibi mi? Onlar da seninle birlikte gittiler. Tüm bunlar, aklın çok karışık bağlılığıdır, günlük tavırlarla düşünmek zordur.

Larry: Çok eğlenceli!

Swamiji: Sanırım, şimdi bu konuda daha fazla konuşmayacağız, çünkü burada oturan bu insanlar bu acı hapları yutamadıklarından, daha sonra delirebilirler. Herkesin aklında huzurlu olmasına izin ver. Ne dersin? Biraz huzuru koruyalım. Herneyse, bunların hepsini bir kayıt cihazına kaydettin. Tekrar dinleyebilirsin ve bu yeterince iyidir.

Larry: Netlik gereken bir nokta daha: Arkadaşlarım benim hayalimdeyse, ve ben bir Swami ya da bir azize ulaştığımı, başardığımı hayal edersem, bu bilgiyi, bu sadece...

Swamiji: Bu Swami senin de rüya gören adıyla dahil olduğun rüyanda gördüğün kişilerden biridir. Bütünsel olarak düşünmeyi unutma.

Larry: O sadece bir hayal ürünü.

Swamiji: Evet, hepsi bu. Ama rüya görene benzediğin halde sen de "Toplu-Rüya gören"e göre bir hayal ürünüsün. Dikkat et!

Larry: O halde, okyanusta bir çok damla mı var, yoksa hiç damla yok mu?

Swamiji: Okyanusta, hiç damla yoktur. Onlar damlalara benzerler. Hareket eden bir toplam bütündür, kendini, organik olarak kurduğu tüm damlalar olarak düşünen bir bütün okyanustur.

Larry: O halde, hiç arkadaş yok, hiç hayal ürünü yok.

Swamiji: Sadece sen, herşey dahil, kendimiz olarak oradasın. Tek olan Tek olana gider. Sen orada, kavramsal evrenselliğin Toplam Bütünü olarak varsın.

Larry: O halde, öldüğümde, kişi öldüğünde...

Swamiji: Kişi öldüğünde, kişinin-maddeleşmesine doğru olan bir itilmeden başka bir şey olmaz. Sadece, içsel-farkındalığa ulaşmışsan, ciddi olarak bir şey olur.

Sarah: Ne olur?

Swamiji: Ölüm, karma kuvvetinin üstesinden gelinmesinin nedensel olağan bir sürecidir. Bireyselliğini ölümden sonra bile sürdürürsün, ama içsel-farkındalık'da bireysellik korunmaz. Biz şimdi ölümden sonrasını değil Kişisel-aydınlanmayı - bireyselin Evrensel bütünde karışıp birleşmesini tartışıyoruz. Ama bu birleşme ölümle gerçekleşmez- ego devam eder, bağımlılık devam eder, ve tekrar doğum gerçekleşir. Ölümde hiç bir meziyet yoktur. Hiç bir faydası yoktur- tıpkı uykudan uyanmaya ve tekrar her gün aynı kişi olmaya benzer. Bununla, kişinin kendi düşünce ve fiillerinin deneyimi haricinde hizmet ettiği hiç bir amacı yoktur.

Larry: O halde, rüya kişi öldüğü zaman bitmez.

Swamiji: Ölmenin bu tip bir anlamı yoktur. Sadece bedenin ölümü değil, ego-kişiliğin ölümü olmalıdır. Rüya sadece fiziksel ölümle değil, Tanrı-farkındalığı (Tanrı-bilinci) ile biter.

 

12 Aralık 1990 - akşam

Larry: Toronto'yu (Kanada'yı) ziyaret etmeniz mümkün mü?

Swamiji: Bu dünyada mümkün olmayan şey yoktur, ama herşeyin bir zamanı vardır. Bu şimdi olabilir, yarın olabilir, çok ilerideki bir sonsuzda olabilir; herşey mümkündür. Ya da, Toronto'ya şuurumun evrensel alanında gelebilirim. Bu da Toronto'ya gitmenin bir başka yoludur. Ya da arketip seyahati yapabilirim. Arketip nedir biliyor musun? Arketip, bir şeyin orjinalidir. Orjinale arketip denir ve onun gölgesine, yansımasına, görüntüsüne bazen prototip denir. Sık sık, insanlar prototipin orjinal olduğunu sanırlar, ama arkatip orjinal kabul edildiği sürece, onun yansımasını prototip olarak alabilirsin.
Kendini suda gördüğünü farz et. Orada iki kişi vardır: biri nehirdeki bankta duran sensin, ve suda yansıyan bir de bir şey gözükür. Sen arketipsin; sen orjinalsin. Ve suda görülen ise gölgesel bir kopyadır. Sen şimdi burada, gökteki (cennetteki) gerçek arketipin bir yansımasısın. Senin gerçek doğan sadece hala cennettedir; bu dünyada değildir. Bu nedenle, kendinin ötesinde olan bir şeye doğru sürekli çekilirsin. Her dakika mutsuzsundur; bu dünyada her saniye mutsuzsundur. Tamamen güvenli veya tamamen mutlu olabileceğin bir tek an olamaz. Sebebi, sen burada kendinde değilsin; başka bir yerdesin, ve bu mekan (sonuç olarak bulunduğun yer) seni öyle bir yoğunlukla çeker ki bu prototip varoluşunun, gölgenin içinde bir an bile dinlenemezsin.
Plato bu tip bir analoğu sever. Herşeyin, ağaçtaki küçük yaprağın bile, arketipsel varoluşu cennettedir. Ya da daha net olması için, moleküllerden, atom moleküllerinden, elektron atomlarından, ya da daha küçük neyse ondan oluşan taş yapının analoğunu verebilirsin. Görünmez, süptil içsel güç taşın cennetidir. Taş, dünyadır ve içindeki yoğunluğu azaltılmış biçimi (taş gibi görünen, ve gerçekte olan) arketiptir. Yükseliş ve iniş vasıtasıyla birleşmenin farklı seviyelerinde, senin ait olduğun varlık alemleri vardır. Sen tamamen burada değilsindir. Sen şimdi senin gerçekte olduğunun çok küçük bir parçasısın; ve bu parça bile gerçek değil, o yansımış bir parça. Bu yüzden, insan kişiliğinde çift kusur var. Kusurun biri, onun orjinal olmaması. Orjinal başka bir yerde; bu nedenle o hareketli. Ve bir parça olarak bile, o gerçek değil, bir yansıma.
Sen sadece gerçek maddenin bir bölümü değilsin; eğer durum bu olsaydı, bu dünyada küçük bir tanrı olurdun. Bu gerçekten böyle. İnsanlar, kişinin Tanrı'nın bir parçası olduğunu söylüyor. Bu tam olarak doğru değil. Bu o kadar basit değil; yoksa, bir kişi bu dünyada hareket eden küçük bir Tanrı olabilir. O küçük bir Tanrı değildir; o tamamen başka bir şeydir. O, yansıman suda nasıl karışık görünürse, karmakarışık bir yansımadır. Burada bir çok zorluk var. Öncelikle, bu bir yansımadır ve bu yüzden, madde yoktur. İkinci olarak, bu doğru bir yansıma da değildir; karmakarışıktır (başaşağı edilmiştir). Yukarıyı aşağı, aşağıyı yukarı olarak görürsün. Bu nedenle, bu yansıtılmış durumda, sen dünyayı, gerçekte senin dışında olmadığı halde, kendi dışında görüyorsun. Benim arketipik orjinalim içinde ben Toronto var oluşuna da dokunabilirim. Şimdi bu prototip biçiminde bu gerekli olmayabilir.

Larry: Öyleyse, belki Toronto'yu buraya getireceğiz.

Swamiji: Şimdi söylediğin bir şaka değil. Cennet bile bu hole hemen şimdi gelebilir. Bu imkansız değildir. Her hangi bir şey her yerde maddeleşebilir (materyalize olabilir), çünkü herşey heryerdedir. Bu yüzden, söylediğin doğru bir ifadedir. Sen ikna olursan, sonsuzluğu bir saniyede avucunun içinde tutabilirsin. Zen ustalarından biri, "Kapını bile açmadan tüm evrene girebilirsin" demiştir. Odanın panjurlarını açmadan tüm kozmosa girebilirsin. Hiç bir yere seyahat etmen gerekmez.

 

13 Aralık 1990 - sabah

Larry: Bir şey hakkında kafam karıştı.

Swamiji: Senin kafan her gün karışık!

Larry: Evet.

Swamiji: O halde, onu nasıl düzeltebilirim?

Larry: Çünkü, bugün, kafam sadece biraz karışık - düne göre daha az.

Swamiji: Beni dikkatlice dinlemiyorsun. Ben bunu anlıyorum; yoksa, benimle bir gün konuştuktan sonraki ertesi gün bana yine aynı soruyu sormazsın. Tüm dikkatini vermiyorsun. Bir kısmını duyuyorsun; bir kısmı arka planda bir yerlerde. Her neyse, konuş benimle. Evet, lütfen konuş.

Larry: Teşekkür ederim. Tıpkı bir taşmışım gibi, her seferde biraz yontuyorsunuz, ama tamamlanmıyor.

Swamiji: Pekala. Evet. Söyle.

Larry: Tek bir şuurun olduğunu ve bu şuurun Mutlak olduğunu; ve bu çokluk olarak gelen herşeyin sadece şuur olduğunu; ve hiç bir şeyin var olmadığını ve her şeyin var olduğunu- O hariç hiç bir şeyin var olmadığını, ve O'nun herşey olduğunu anlıyorum; O var olur. Ama, aşağıdaki iki ifadeden sadece biri doğru olabilir. Biri, çokluğun hayal ya da görünüşü sadece benim aklımda (benim bireysel aklımda) değil; ya da çokluk sadece benim aklımda ve sadece benim aklım var olmakta.

Swamiji: Tek başına, sadece senin aklın var olamaz. Rüya analoğunda sana söyledim, rüyanda gördüğün insanların akılları ve rüya görmesi gereken kişinin aklı- bunlar birbirine bağlıdır. Bu, rüyada gerçekleşen bir toplu fiildir, ve sadece birinin kafasında olmaz. Bu, evrensel bir çeşit çalışmadır.

Larry: Bu Mutlak Akıl...

Swamiji: Buna Mutlak diyebilirsin. Sana biraz önce rüya örneği ver