Namaste.
Konferansların birinde*, delegelerin biri çok basit ama çok
içten bir soru sordu. Bu soru bir çok kişinin dikkatini çekmedi ama benim
samimi olarak üzerinde düşünmeme neden oldu.
Soru şuydu: Ortalama bir kişinin iki şeyi kavraması gereklidir; bunlardan
biri bedeni, diğeri aklıdır. Kişi acı içindeyse ya da yaralanmışsa, bu beden
seviyesindedir. Kişinin rahatsızlık duymasına neden olan başka bir şey de,
akıl seviyesinde olan endişeler ve acılardır. Bu, görünüşte kişinin tüm
sorunlarına cevap verir gibidir. Bu ikisinden ayrı olarak, neden bir de
prana adı verilen üçüncü bir şeye ihtiyaç duyalım? Bir kişiyi, prana fikrine
nasıl ikna edebiliriz? Hindistan dışındaki tüm dünya binlerce yıldır
prana'ya karşılık gelen bir kelime olmadan gelişmiştir. O halde, Hint
düşünce sistemi ile bir tanışıklığı olmayan bir kişiyi, nasıl olur da
prana'nın önemi konusunda ikna edebiliriz?
Ben bu soruyu çok ilginç buldum. Bazı konuşmacılar kendilerine göre
soruyu yanıtlamaya çalıştılar. Bazıları hepimizin içinde atmakta olan bir
yaşam var ve bu prana'dır önerisini getirdiler. Prana adı verilen bir
yaşamımız olmasında bir sorun yoktur. Karşı çıkılan nokta, prana adı verilen
bir yaşamımız olduğunu bilmemiz, prana olduğu sürece yaşıyor olmamız ve
gittiğinde de artık olmadığımızdır! Bu herkesin bildiği bir noktadır. Herkes
prana olduğu sürece herşeyin devam ettiğini bilir; örneğin kalp çarpar,
nefes devam eder. Ellerde ve ayaklarda, gözlerde, kulaklarda ve beyinde
faaliyet devam eder. Bu enerji, gıda enerjisi ile aynı olsaydı, yemek
yediğimiz sürece yaşıyor olmamız gerekirdi. Ama bu böyle değildir. Bu prana,
yemek biçiminde aldığımız enerji olmayabilir, çünkü beslenmeye devam
edildiği halde, yaşamıyor olabiliriz. O halde, yaşam enerjisi besin
enerjisinden farklıdır ve besin sanki prana adı verilen temel yönü tamamlar
gibidir.
Prana ve pranayama alıştırmaları biçimindeki prana ile çalışmaya devam
etme ihtiyacı konusunda kendimi ikna etmek için başka bir yönden düşündüm.
Bundan yıllar önce, bir arkadaşım beni Satsang'a davet etmişti. Bu kişi çok
sofistike bir hanımdı ve aristokrat bir aileden geliyordu. Bana kendisinin
hazırlayacağı bir fincan çay içme teklifinde bulundu. Ocağa yarım litre süt
koydu. Su kaynayınca fincanları başka bir kaba aktardı ve fincanlara süt
katılmış çay tozu ekledi - ekler eklemez tabi çay soğudu. Sonra tekrar
ısıtmaya çalıştı ve şeker ekledi. Sonra, kabın doğru olmadığını düşündü ve
başka bir kaba aktardı ve koyulaştırmaya çalıştı, ve bunu tekrar, tekrar
yaptı! Ona şöyle dedim, "Madam, iki fincan çayı ben hazırlasaydım, sizin çay
yapmanızı seyrederken harcadığım enerjinin çok daha azını harcardım..!"
Sonuç aynı olduğu halde, bir kişinin çok prana harcadığı bir şeyi, bir
diğeri çok daha az prana harcayarak yapabilir. Farklı kişiler tarafından
harcanan yaşam enerjisi bu kadar farklı olabilir. Bu fark, aldığımız besine
bağlı değildir. Günlük hayattan bir kaç başka örnek daha verebilirim. Bazı
kişilerin el yazılarına baktığınız zaman farkı görebilirsiniz. Bazı kişiler
on sayfa boyunca okunaklı ve çok güzel yazarlar ve harflerin hepsinin bir
örnek, şekillerinin ve büyüklüklerinin aynı olduğunu görebilirsiniz. Bu,
yazının başlangıç ve bitişi süresince yazan kişinin enerji seviyesinde bir
fark olmadığını gösterir. Diğer yandan, bir çokları bir sayfanın sonuna
gelmeden kendilerini tamamen tükenmiş hissederler. Bu, kişinin ne aldığı
besinle, ne de yazı adı verilen faaliyetle ilgili kişinin aldığı eğitimle
ilgilidir.
Hissiyatım şudur ki, prana yazma biçiminde tezahür etmektedir. Bu
prana'ya, başka bir kelime olmadığı için, Türkçe'de yaşam gücü diyebiliriz.
Bu elbette besin biçiminde aldığımız enerjiden farklıdır!
Aynı şekilde bazı dansçılar dans ederken hafif bir rüzgar gibi
yumuşakken, bazıları öyle bir dans eder ki, deprem oluyor sanırsınız!
Aradaki fark sadece dans etmede değil, yürüme, konuşma, şarkı söyleme, yemek
pişirme gibi tüm fiillerde görülebilir. Bu basit fiillerde bulunurken
bazıları büyük bir miktar yaşam enerjisini tüketirken, bazıları ise çok
büyük ölçülerde fiilde bulunduktan sonra bile kendini çok diri hisseder. Ve
bu fark kişinin tükettiği besin biçiminden farklıdır. Bu, prana olarak
bilinir!
Bir faaliyetin ardına koyduğu prana miktarı sabit ve değişmezse, yani
kişinin belli bir faaliyet sırasında harcadığı prana kişinin parmak izi gibi
sabitse ve kişinin harcadığı prana üzerinde hiç bir kontrolü ya da yetkisi
yoksa, bu durumda burada tartışacak bir konu yoktur. Bu durumda, farklı
kişilerin aynı iş için harcadıkları prana farkı farklıdır. Bu eğer bir
kişinin uzun, bir diğerinin kısa olması gibiyse, yapılabilecek bir şey yok
demektir. Deneyimimiz bize, bir kişi bize yürüme ya da konuşma sırasında
harcadığı enerjiyi nasıl kısabileceğini sorarsa, bunun nasıl mümkün
olabileceğini söyleyemeyeceğimizi ima eder gibidir. Ancak diğer yandan,
bedenimizde bulunan bir fonksiyon merkezi vardır ki, bir dereceye
kadar bunu kontrol edebiliriz. Bu bizim solunum merkezimizdir. Solunum
merkezinde, kesinlikle ama kademesel bir değişim yaratılabilir. Bir kişiye
nefesini yavaşlat derseniz, bu kişi bunu yapabilir. Kişi nefesini yumuşak ve
pürüzsüz yapabilir. Kişi kendi isteğiyle derin nefes alabilir ve böylece
solunum oranını yavaşlatmayı başarabilir. Yeterince uzun süreler bu
prana'nın hareket ettirilme uygulamasının yapılması, solunum oranlarında
kalıcı bir değişimi getirebilir.
Prana, solunum faaliyetini üreten ve kontrol eden solunum kaslarının
ardındaki güçtür. Solunum oranlarını yavaşlatarak aslında prana'yı kontrol
ederiz, nefes sadece sonuçsaldır. İçimizde olan her tür faaliyetten Prana
sorumludur. Başka bir deyişle, farklı faaliyetler aynı prana'nın görme,
duyma, konuşma ve düşünme vb gibi değişik merkezler üzerinden tezahürüdür.
Bir merkezdeki pranik faaliyetin yavaşlatılması, otomatik olarak diğer tüm
merkezlere aynı tohumu eker, böylece sakinleşiriz!
Bu doğal yollardan da deneyimlenebilir. Bir kişi panik içindeyse ve
rahatsız olmuşsa, yavaşlama ve derin nefes alıp verme onun bu panik
durumundan çıkmasına yardımcı olacaktır. Solunum merkezinde yavaşlamış
prana, diğer tüm merkezlerdeki prana'nın da yavaşlamasına neden olur. Bu
nedenle, pranayama uygulamaları Patanjali tarafından nefes hızının
yavaşlatılması üzerine verilmiştir.
Solunumun yavaşlatılması çabası ile ilgili kişinin karşılaştığı en önemli
sorunlardan biri monotonluktur (çeşitliliğin olmamasıdır), ve diğer bir
zorluk da aklın tüm yönlere kayması ve sonuçta farkındalığımızı
kaybetmemizdir. Farkındalık orada olmadığı sürece, prana'nın faaliyetini
yavaşlatmak için biz de orada olmayacağızdır. Bu nedenle, farkındalığımızı
nefesimize bağlayacak bazı teknikler gereklidir. Bu tekniklerin, akciğer
fonksiyonlarını iyileştirmesi vb gibi yan faydaları da olabilir ama temel
fayda bu pranik faaliyeti yavaşlatmaktır.
Bu teknikler üç kategoriye ayrılabilir.
Birinci kategori kullandığımız solunum merkezinin fizyolojik detaylarının
olduğu yerdedir. Ciğerlerimizde üç kas kümesi vardır, bunlar mideyi
ciğerlerden ayıran diyafram kası, kaburgaların arasını ayıran göğüs kasları
ve üçüncüsü köprücük kemiği ve omuz başları ile ilintili olan
klavikuler kaslardır. Solunum her iki burun deliğinden gerçekleşir ve
gerekliyse ağzımızı da solunum esnasında kullanırız. Bu detaylardan az ve öz
olarak pranayama uygulamalarında faydalanılır. Birinci kategoriye giren bu
tekniklerin bazıları anuloma viloma pranayama, nadi-şudhi pranayama,
suryanuloma ve çandranuloma pranayama ve bastika'dır.
Uygulamanın ikinci kategorisi solunumun ısı yönünü kullanır. Bizler
aldığımız havanın ısısını ve ağzımızdan aldığımız havanın neminden farkını
hissederiz. Ayrıca, nefes verirken sıcak havayı da hissederiz. Biz bu
özelliğimizi artırabilir ve bundan faydalanabiliriz. Bu uygulamalar Şitali,
Şitkari ve Sadanta pranayama'lardır.
Üçüncü kategori ise sesle ilgilidir. Konuşmamız sırasında üretilen ses
için nefes kullanılır. Uygulamalar, Nada-anusandhana, Brahmari vb'dir.
Felsefenin özünde, yaşamın amacı ve hedefi aklın sakinleşmesi yatar.
Huzurun olmadığı yerde, başka bir çok şey olsa bile, mutluluk olmaz. Yoga
tanım olarak aklı sakinleştirme tekniğidir. Bu aklın huzuru prana ile
süzgeçten geçtiğinde, yavaşlama ve beden seviyesinde rahatlama olarak
tezahür eder. Yaşamın bu amacını görmezden gelirsek, yoga'nın bu tanımından
sapıyoruz demektir. Ama pranayama'nın amacı, içimizdeki prana'yı yavaşlatmak
olsa da, bazen Kumbhaka olarak bilinen ve şuurlu olarak nefesin hafif bir
baskı ile kesilmesi de eklenebilir. Bu, uyuşukluğun ve ataletin ortadan
kaldırılmasında etkin olabilir.
Ruhsal gelişim yolunda, kişi kendini fiziksel bedenden asana'lar
(duruşlar) yoluyla yükseltebilir, pranik bedeni prana'yı yavaşlatarak
aşabilir. Daha sonra akılsal beden, Patanjali'nin Yoga Sutra'larında
Dharana, Dhyana ve Samadhi olarak açılanan meditasyon ile aşılabilir.
Böylece, pranayama adı verilen uygulamalar, prana ile ne yaptığınız
değil, pranik rahatsızlıkların ve bağların üstesinden gelmede ve böylece
varoluşun daha süptil planlarındaki yolculuğumuza devam etmemizde prana'ya
ne yaptığımızdır.
Burada, pranayama uygulamaları teknolojisinin detaylarını kapsamadım. Bu
detaylar bir çok pranayama metninde vardır. Ama bu tekniklerin tümünün,
içsel huzur ve uyumu sağlama ve zenginleştirmek için var olduğunu aklımızda
tutalım.
Sevgiler,
N.V. Raghuram.