|
Daha önce de söylediğim gibi, prana kavramı orjinal
olarakkadim metinlerimizde verilmiştir, ki bu gerçekten yoğun bir anlama
sahiptir. Gelin birlikte rişilerin (görenlerin) bu oknu hakkında ne
söylediklerini görelim.
Taittariya Upanishad'da rişi'ler der ki:
tasmadva etasmaat anna rasamayaat, anyontara aatma pranamayah, te naisha
purnah.
Prana'nın biçimindeki benlik, bundan (besin ya da biyolojik) benlikten daha
derin ya da süptil ya da daha temeldir. Bu, besin bedenden (fiziki beden)
çok daha tamdır. Taittariya Upanişad'ın yorumlarını yapan Adi Şankaraçarya
tarafından şu şekilde açıklanmıştır; Prana ile dolmuş biyolojik beden,
biyolojik beden ile aynı şekle sahiptir. Süptil beden kaba olana göre daha
fazla tamdır.
Ayrıca, Upanişad "Pranam deva anu prananti, manushyah pashavascaye" demekte.
Bu şu demektir: ateş vb güçler (devah) faaliyetleri için prana'ya ihtiyaç
duyarlar. Bu, içimizdeki çeşitli tiplerdeki güçlerin de prana temelli
faaliyet gösterdiklerine işaret eder. Ermiş biyolojik bedenin süptil
seviyede pranik beden ile desteklendiğini söylediğinde, biyolojik bedenin ve
biyolojik faktörlerin belli bir faaliyet için ne kadar enerji
harcayacaklarına tek başlarına karar veremeyeceklerini kast etmektedir. Eğer
prana bu enerjiden daha fazla çekerse, daha fazla harcanır ve az çekerse
daha az harcanır. O halde, diğer enerjilerin performansı pranaya bağlıdır.
Bu nedenle, prana esastır. Bu, aynı işi çıkaran iki kişi arasında birinin
diğerine göre nasıl daha fazla enerji harcadığını gösteren diğer örneklerde
de gödüğümüzdür.
Ama bu prana zihinsel bedene (Manomaya Koşa) bağlıdır. Bu da bir sonraki
gözlemdir. Upanişad ermişi tarafından yapılan bu ifade ile bunu naısl
ilişkilendirebiliriz? Öncelikle gelin zihinsel bedeni anlamaya çalışalım.
Zihinsel bedenimiz akıl ya da akılsal kişilikten yükselen, algılanan düşünce
ya da algılanamayan bir fikir olabilen bir şeyi arzular. Prana'nın biyolojik
bedene göre çok daha fazla özgürlüğü vardır, ya da biyolojik bedende
gördüğümüz özgürlük Pranik bedendenin varlığına bağlıdır. Aklın prana
üzerinde gücü ya da otoritesi vardır, bu nedenle akıl bedendeki prana
yoluyla hareket eder. Elimi oynatmayı arzuladığımda, aklımın pranayı
etkilemesine izin veririm, böylece prana ilgili enerjiyi harekete geçirir ve
el hareket eder. Biz tüm bunların olduğunu görmeyiz çünkü düşünce ve hareket
arasında öyle keskin bir hız vardır ki, aradaki boşluğu algılamayız.
Prana, biyofiziksel bedenden daha süptildir, ve bu prana daha yumuşak, daha
nazik ve daha süptil hale geldiğinde, bu akıl olur. Bu prana yaşamın
sebebidir. Bu prana yaşamdır. pranohi yasmat bhutanaam aayuh jeevanam,
yaavat asmin shareere praano vassati taavat aayuh. Bu bedende prana olduğu
sürece, yaşam vardır. Fiziksel bedeni gevşeterek, ya da beden seviyesinde
tatmin duygusu deneyimlendiğinde, kişi pranik seviyeyi fark eder.
Biyofiziksel beden seviyesinde yaptığımız tüm bu uygulamalar özünde
biyofiziksel beden seviyesinden ayrımamızı kolaylaştırır. Bir kez kendimizi
ayırıp şuursuz seviyeye gittiğimizde, bunun adı uykudur. Ama eğer biz
şuurumuzu korursak ve tamamen biyofiziksel seviyede tatmin hissedersek,
pranik seviyeye geçtik demektir ki bu, devam eden minimum seviyedeki nazik
faaliyeti biliştir. Prana'nın kendisi algılanamaz ama etkisi terleme, nabız
ya da başka bir hisle algılanabilir.
Şimdi, Prasna Upanişad'dan başka fikirler de alalım.
Praşna Upanişad'da tekerlek parmaklarının tekerleği tutarak tekerleğin tüm
yükünü alması ve sabit dingile iletmesi gibi, prana da evrendeki herşeyin
sabitlendiği bir şeydir. Ateş gibi yanan, güneş gibi parlayan, bulut gibi
yağan, rüzgar, dünya ve ay pranadır. Prana'nın hem şekli vardır hem yoktur!
Gölgenin aklın faaliyetleri ile nesneye dönüşerek doğması gibi, Prana da
Atma olarak bilinen Ben'den doğmuştur ve beş fonksiyonu vardır:
| Prana |
cakshusrotra mukha
nasikabhyam |
Aditya= güneş |
|
Gözler, kulaklar, burun ve
yüz |
|
|
|
|
| Apana |
paayupasthe |
pruthivyam= dünya |
|
Cinsel organlar ve anal yol |
|
|
|
|
| Vyana |
naadenaam |
vaayuh= hava |
|
Sinir Sistemi |
|
|
|
|
| Udana |
urdhvam udaanat |
tejas= ışık |
|
Yukarı faaliyet |
|
|
|
|
| Samaana |
swayam pratishte madhye |
Akaashah= boşluk |
|
Bedenin orta bölümünde
|
|
Bunun da ötesinde, prana ile udana, jeevatma (bireysel
ruh)'la birlikte sankalpa loka'ya (irade-planına) gittiği tarif edilir. Tüm
bu süptil elementler ve bunların süptil yönleri, görülebilenler ve
duyulabilenler vs, akıl ve düşünceler, ego ve egonun nesneleri, kısaca
herşey, kuşların yuvalarında uyuması gibi uyku durumunda durur.
Bu, yenidendoğuş noktasından bakıldığında ilginç bir ifadedir! Hafızamız
sadece bu bedene ait olmayan bir şeydir. Beden her an değişime uğrar. Bu
nedenle beden aynı zamanda bu an demektir, çünkü bu beden sürekli olarak
değişime uğrar. Hafıza bu nedenle bizim geçmişimize ve geleceğimize aittir.
Bu önemlidir, çünkü hafıza bizi geçmiş ve geleceğe bağlar. Hafızamız bizi
geleceğe taşıyan şeydir. Diğer bir deyişle, hafıza bedeni aşar ve içimizdeki
derin süptil katmanlardaki izlenimleri taşıyarak bu süptil seviyeden
istendiği an bunları açığa çıkarır. Yukarıdaki sutra bize bu hafızanın Udana
ile birlikte izlenimleri Sankalpa Loka olarak bilinen diğer dünyaya
taşıyarak bedenin ötesine gidebildiğini söyler. Bu beden ruhumuz ya da
özbenimiz tarafından terk edildiğinde, bu Sankalpa arzuları da ruhu takip
ederler ama artık faaliyetler biçiminde tezahür ettireceği beden adı verilen
bir aracı yoktur. Bu, bizim doğumdan itibaren sahip olduğumuz bizi bağlayan
zincirlerdir. Derinlemesine köklenmiş Sankalpa arzularını yerine getirmek
için, bir çok faaliyette bulunuruz ki bunlar da yeni arzulara yol açarlar.
Böylelikle bizi bağlayan zincir devam eder.
Sizlerl e paylaşmak istediğim esprili bir anekdot var. Hükümet işimde yeni
olduğum dönemde, henüz deneme dönemindeydim. Çok gençtim ve mühendislerin
şefi olmak isteyen süper bir mühendis patronum vardı. Arzusu o kadar
güçlüydü ki, herhangi bir tapınağa denk geldiğinde, mutlaka içeri girer ve
tanrıya kendisini şef yapması için dua ederdi. Herhangi bri sadhu
gördüğünde, onunla gider oturur ve şef olup olamayacağını sorardır. Ofiste
gerçekten de şaka konusu haline gelmişti. Bir gün ofise biraz geç geldim ve
asansöre bindiğimde bu kişi de asansöre bindi. Onu günaydın diyerek
selamladım ve asansör binanın beşinci katına tırmanmaya başladı. Asansörde
yalnız ikimiz vardık ve kapı da kapalıydı. Bir anda bu kişi şaşkın
bakışlarımın altında, ayaklarıma kapandı ve dedi ki "Raghuram, şef olmak
istiyorum, beni kutsa." Şoka girmiş olan ben ise, "Efendim müsade verin
bana." Dedim. "Siz benim üstümsünüz, ben sizin için ne yapabilirim?" Bana
şöyle dedi, "insanların senin meditasyon yaptığını söylediklerini duydum.
Belki beni kutsayacak güçlerin vardır!" "Aman tanrım, bizi böyle görürlerse
insanlar ne düşünecekler" dedim, o da bana "bu nedenle asansörü tutuyorum,
kimse bizi görmeyecek." Dedi. Asansör beşinci katta durduğunda ve dışarı
çıktığımızda, patronum hemen diğerlerinin önünde bana "Raghuram, neden geç
kaldın" diye sormaya başladı. Çok şaşırmıştım! Bu, ne kadar şef olmak
isteğine yakalandığını göstermek içindi.
Bir çok olaydan sonra, günlerden bir gün bu kişi sarılık oldu ve derin bir
komaya girdi. Bir hastanede yatıyordu ve arkadaşları olarak bizler bir çok
makineye bağlı olduğu halde koma halindeki bedenine bakıyorduk. Doktorlar
bile ümidi kesmişti ve sonun huzur içinde gelmesini bekliyorlardı. Dokuz gün
sonra, bir akşam şuurunun bir kısmını geri kazandı. Ölmeden önce bir yaşam
pırıltısı yükseldi! Ben yanındaydım ve onun elini tuttum ve olumlu bir his
verme sürecinde kulaklarına yüksek bir sesle şöyle söyledim: "efendim,
endişelenmeyin, yakında iyileşeceksiniz ve daha iyi olduğunuzda, eve
gideceğiz." Bunu duymuşçasına, feri gitmiş gözlerini açtı ve kısık bir sesle
dedi ki "Raghuram, beni kurtar, çünkü şef olmak istiyorum!" Bu düşüncenin
şuuraltında bu kadar derin seviyelere inmiş olması ve biraz şuurunu geri
kazanınca hemen yüzeye çıkması beni çok şaşırttı. Şuur bedene aittir ve şuur
altı Udana olarak adlandırılan prana'nın bölümüne aittir, eminim ki bu arzu
bu kişiyle birlikte yaşamlar boyu kesinlikle gidecektir ve çabalama devam
edecektir!
Bir kişi uzuvlarından birini kaybettiğinde, uzuva ait hafıza günler boyu
kolay kolay geçmemekte ve kişi sanki bu uzvunda acı ya da kaşıntı varmış
gibi hissetmektedir. Ayrıca, sanki bu uzvu kişinin kullanıyormuş gibi
hissetmekte olduğu gözlemlenmiştir. Kaybedilmiş bir uzva bu olabiliyorsa,
metinler kişi bedenini de kaybettiğinde, ruh anlamında kişinin çevrede
kalarak kendini ifade etmeye çalıştığı ama malesef ifadelerini tezahür
ettirebileceği bir bedeninin olmadığını söyler. Bu nedenle Hindu kültüründe,
yakınlarlar, buradan ayrılmış ruhlara yemek sunma vb törenler düzenlerler.
Bu, 12 gün boyunca bedenle olan bağ zayıflayarak yok olana dek devam eder ve
sonunda ruh bu çevreden ayrılır. Yemek ve diğer sunuşlar ruha ulaşmazlar ama
Hindu düşüncesine göre ailenin hala ona bakması kesinlikle kişiye, ruha
ulaşacaktır. O halde, sunuşun adanma ve duygusal his ile verilmesi
beklenmektedir. Malesef günümüzde prosedürler ritüel haline gelmektedir ve
duygusal his kaybolmaktadır.
Bizler bu kişilerin derinlerde kök salmış dilek ve arzularını, öfke ve
düşmanlıklarını, vs aklın süptil ve şuursuz katmanlarında nasıl
depoladıklarını ve tüm bunların sadece bedeni terk etmeyle
temizlenemyeceğini görebiliriz. Ruhsal olarak gelişmiş olan insanların bu
tip kendilerini bağlayan zincirleri yoktur, bu yüzden onlar özgürdür ve
ruhları özgürleşmiştir.
Bu nedenle, ruhsal metinler arzularımızın bizi bağlayan zincirler olduğunu
bu nedenle iyi ya da kötü arzulara sahip olmamamız gerektiğini söylerler.
Bizler bu şekilde Udana'dan özgürleşebiliriz.
Sevgiler,
N.V.Raghuram
Not: Bu newsletter'ların
orjinal ingilizceleri için
http://nvraghuram.vyasa.org sitesine giderek, mail adresinizi
bırakabilirsiniz.
geri
|