|
| |
Buddha'nın Hikayesi
Bir gün Buddha bir evin önüne gidip yemek rica etmiş. O zamanlar Hindistan
da spirituel hayat surenler için bu normal bir şeymiş. İstekleri çok az
sadece biraz yemek ve giyecek birkaç parça bir şeymiş. Fazlalık hiçbir
şeyleri olmazmış. Buddha büyük bir kralken bir sanyasin olmuş. Tüm ihtiyacı
sadece birkaç lokma yemekmiş. Sanyasinlerin yemek pişirecek evleri yokmuş
çünkü bu bağlılık oluştururmuş. Yani kültüre göre bu insanlar evlere gidip
yiyecek isterlermiş. Buddha bir eve gidip yiyecek istemiş. Ev hanımı da
kültürlerine saygılıymış ve hizmet etmek için kapıya gitmiş. Kapıyı
açtığında iyi yapılı gürbüz sağlıklı 40 yaşlarında bir adam görmüş. Belli ki
onu tanımamış ve sinirlenerek Buddha ya bağırmaya başlamış. "Neden yemek
dileniyorsun sen? Çalışıp kazansana. Neden bir yerlerde çalışıp kendi
yemeğini kazanmıyorsun? Neden dileniyorsun ki? Seni tembel herif" Bağırması
bittikten sonra kadın kapıyı Buddhanin suratına çarpmış. Buddha nın müridi
Ananda olanları duymuş ve çok sinirlenmiş. Buddha ya "Neden sessiz kaldınız?
Siz buraların kralısınız. Eğer o kadın yemek yiyorsa sizin lütfunuzdur.
Neden size bağırmasına izin verdiniz?" demiş. Buddha gülümsemiş. "Belki ona
bundan önceki yaşamlarımdan birinde bağırmış olabilirim. Şimdi bu borcumu
ödediğim için çok mutluyum. Ona simdi bağırmak istemiyorum, yani yeni bir
denge yaratmadım. O bana bağırdı ve ben uzaklaştım , artık huzurluyum.
Adhi Bhuta, Adhi Daiva
Bu bize temel olarak birinin davranışlarının nasıl değişebileceğini
gösterir. Yani Karma felsefesi kimseyi suçlamaz ama insanin geleceğini nasıl
çizdiğini gösterir. Bu insanı büyük ölçüde rahatlatır. Buna adhidaiva denir.
Birinci adhibhuta da , başımıza gelen şeylerden kendimiz sorumluyuz çünkü
hemen veya yakın gelecekte bunları görüyoruz hafıza sınırlarımız içinde .
İkincisi ise adhidaiva , bu hafızamızın ötesinde, belki bu hayatımızda belki
de bundan öncekilerde ama yine biz sorumluyuz. Üçüncüsü adhyatma . Bhagavat
Gita bundan kendi doğamız olarak bahseder. Adhibhuta spirituel değildir,
adhidaiva da değildir ;çünkü bunlar sebep ve sonuç ilişkilidir yani
bağlıdır. Halbuki adhyatma spiritueldir, ve bu spirituel güç bizim kendi
doğamızdır. Peki bu nedir?
Bu üç güç her aktivitenin bir öğesidir. Birinci öğe 'doğru yaparsan , doğru
sonuç alırsın' İkincisi 'Yarar sağlarsınız geçmişten gelen sonuçları olduğu
gibi alırsınız, Bilinçli olarak karmanıza kötü sonuçlar doğurabilecek
şeyleri elemelisiniz' .Üçüncüsü ve en önemlisi ise adhyatma ,yani bize ne
olursa olsun özgürlüğe psikolojik olarak sahibiz. Endişelenmek veya
endişelenmemek bizim elimizde. Rahatsız olmak veya olmamak da, ve bu
spirituel güç bizim içimizde. Hepimiz buna sahibiz. Bu bizim doğamız ve adi
swabhava. Bir durum kötü olabilir , ama bu durumu nasıl kendi ellerime
alabilirim. Bu durumdan rahatsız olmak veya olmamak. İşte bunu doğru yolda
kullanmalıyız. Kadın bağırdı, ama ona gülümsendi bu buddha nın özgürlük
çalışmasıdır. Bu bizim içimizdeki spirituel bilgeliktir. Eğer bunu elinize
alırsanız , sizi ne rahatsız edebilir? Bu dünyada sizi rahatsız edebilecek
hiçbir şey yoktur. Eğer biri sizi incitirse , siz bu bilgelikle
donatılmışsanız ona gülümseyebilirsiniz. Eğer biri yanağınıza tokat atarsa;
siz öbürünü dönebilirsiniz. Bu özgürlük bizim içimizde. Eğer bunun yüzde
birini uygulayabilirseniz, içinizde yüzde birlik bir aziz olur. Siz de bir
Buddha olursunuz ; siz de bir an için İsa olursunuz. Ve bu bizim
özgürlüğümüzdür. Bu Karma Yoga dir. Eğer biz hep iyi olursak kötü şeyler
yapmazsak sonunda acı çekebiliriz. Bunun sebebi yaptığımız iyi şeylerin
sonuçlarını beklememizdir. Eğer beklediğimiz iyiliği alamazsak ıstırap
çekeriz. Bu öğrenciler tarafından işaret edilen ikinci noktadır. Şimdi size
gerçek hayattan bir olay daha anlatayım. Hindistan'daki Madras i bilirsiniz.
Bir gecekondu mahallesi vardı. Bu gecekondularda insanlar genelde evlerini
temiz tutmazlardı. Oralarda gerçekten iyi şeyler yapmak isteyen bir grup
genç, insanların ne kadar kirli olduklarını gördüler. Yapılacak çok iş vardı
ve onlar da yardım etmeye karar verdiler. Sokakları evleri temizlediler ve
insanlara nasıl temizleneceklerini, hijyenin önemini öğrettiler. Bütün
çöpleri topladılar attılar , çocuklara banyo yaptırdılar. İşleri bittiğinde
her şey temiz ve derli topluydu. Günden geceye çalışıp doğru işler
yaptıkları için mutlu oldular ve iyi işler başardıklarını söylediler.
Akılları huzur buldu.
Aynı genç grup bir sonraki hafta aynı yeri görmek için tekrar geldiler ve
her şeyin bir haftada eski haline döndüğünü gördüler. "İnsanlar bir kerede
öğrenemeyebilirler, belki iki üç hafta daha bunu yaparsak onlara yavaş yavaş
öğretebiliriz" diye kendilerini teselli ettiler. Sonraki çarşamba bütün işi
tekrardan yaptılar. Her yeri temizlediler , çöpleri attılar, çocukları
yıkadılar. Herkes son derece mutlu oldu. Sonraki hafta tekrar gittiklerinde
her şey yine ayniydi, ama yılmadılar hevesliydiler. Her şeyi yeniden
yaptılar. İnsanlar mutluydu , öğrenciler mutluydu ve gittiler. Bir sonraki
çarşamba şehrin başka bir yerinde bir takım problemler vardı. Buraya gitmek
zorunda olduklarından bir-iki hafta oraya gidemediler. Bunları hep
mutlulukla yaptılar. Sonra tekrardan o mahalleye gittiklerinde sakinler
onlara kızarak sordular "Geçen hafta ne oldu ? Neden temizliğe gelmediniz?"
İşte simdi hayal kırıklığına uğrarsınız. Kendi kendinize dersiniz ki "Onlara
güzel şeyler öğrettim , iyi olmaya çalıştım, ama bu iyilikler iyi sonuç
vermedi. Sonuçlar ortaya çıkmadı. İnsanlar bunu fark edemedi" Bu bizi hayal
kırıklığına uğratır. Yaptığımız iş yapmadı ama iyi sonuç alamamak hayal
kırıklığına uğrattı. Bundan son normal olarak işi suçlar ve bu işi bizi
hayal kırıklığına uğrattığından dolayı yapmayı keseriz. Şu inceliğe bir
bakin. İş kendi başına sizi hayal kırıklığına uğratmadı , çünkü ilk hafta
ondan hoşlandınız, ikinci hafta da hoşlandınız, ve şimdi bu bir hayal
kırıklığı haline geliyor. Eğer sizi hayal kırıklığına uğratan iş olsaydı
bunun hep olması gerekmez miydi? Nasılsa baştan mutluluk veren şey sonradan
hayal kırıklığına dönüşüyor! Eğer iş hayal kırıklığı yaratıyorsa neden
bastan haz veriyor ve şimdi veremiyor?
İş kendi başına hayal kırıklığı yaratmaz, ama bunu yaratan başka bir şey
vardır; bu sizin sonuç beklentilerinizdir. Beklentilerimiz bize hayal
kırıklığı yaşatır. İşimizi iyi bir tavırla yaparız, ama beklenti kötü olan
tavırdır. Bu yüzden Krishna bize bu altın öğüdü vermiştir : İşin
meyvelerinden vazgeçin "Ma phaleshu kadaacana" Sonuçları arzulamaktan
vazgeçin. İçimizde hemen bu düşünce için isyankar bir hal belirir. Eğer
beklentimiz olmazsa sorular yükselir, o zaman neden iş yapıyoruz veya neden
yapmak zorundayız? Burada işin doğasını derin bir perspektifte anlamamız
lazım.
Yakından baktığınızda iyi işler yapmak için iyi maksatlarımızın olduğunu
görürsünüz. Eğer orda değilse demek ki siz spirituel bilgi için uygun
değilsiniz. Spirituellik siz kötüden iyiye yönelmezseniz ortaya çıkmaz! Ve
küçük bir manevi eğitim sizi kötü yapanlardan ayırıp iyilerin yanına almakta
yeterlidir. Bu yüzden spirituel insan iyi olmaya vesile olmalıdır. Planlar
ve bunun için çalışır. Bunu yapmaya başladığından itibaren bundan zevk alır.
Kötü işin arkasında intikam ve kin vardır ve bu insanı sakatlar ve acı
verir. Kötü işten arındığında insan bütün negatifliğinden de arınır. İyi
şeyler yaparsanız mutlu olursunuz. Yani iç dünyanızda mutluluğu
yakalarsınız. Ama devam ettiğimizde sonuçlar bekleriz. Beklentiler
dışsaldır, yaptığınız işten aldığınız haz ise içsel ve tatmin edicidir. Ama
dışarıya odaklanırsanız rahatsız olursunuz. İçinize odaklandığınız surece
mutlusunuzdur. Dışarıya odaklanmaya başladığında mutsuz olursunuz. Bu
sebepten beklentileriniz sizi dışarıya döndürür.. Eğer beklediklerinizi
alamazsanız endişeli ve hayal kırıklığına uğramış olursunuz. Yine de itiraz
sürer. "İyi işler yaptım ve sonuçları iyi olmalıydı" dersiniz. Neden hata
olduğunu düşünüp endişelenirsiniz. İyi yapılan işlere inancınızı
kaybedersiniz. İyi iş iyi sonuç vermedi gibi görünür.
Lütfen şunu anlayın ki iyi yapılan işle ilgili bir sorun yoktur ve iyi iş
her zaman sonuç alır. Belki siz göremeyebilirsiniz. Evet , yapılan işin
sonucu vardır. Siz sonuçları almazsınız. Sonuçlar size ait değildir.
Sonuçlar işin kendisine aittir. Meyveler köklerindir. Ne ekersek onu biçeriz
ve meyve köklere aittir size değil.
Devam etmek
için tıklayınız...
Geri |
|