|
| |
Üç Guna
Karma Yoganın başka bir durumu daha vardır. Karma eylem demektir. Tanrı bir
çok değişik eylem yaratmıştır. Onlar eşsiz , harikulade ve farklıdır. Bütün
bir evren böyle yaratılmıştır. Doğayı dikkatle inceleyin. Anlayacaksınız.
Bir bitkiye bakın. Hiçbir zaman bir bitkiye sakince bakmayız. Sabırla bir
bitkiye bakarsanız ne muhteşem bir olay olduğunu anlarsınız. Kökler
derinlere iner, ve biz hiçbir zaman dünyadan ve yerden neyi nasıl aldığını
bilmeyiz. İçerde durmadan çalışırlar. Dünyanın tamamiyle karanlık
tarafındadırlar ve aldıklarını hiç kendilerine saklamazlar umarsızca
verirler. Bir de gövde vardır. Bitkiyi sıkı tutarlar. Dışarıdan gelecek
tehlikelere karşı sert bir yapısı vardır. Bitkiyi korur ve bu muhteşem
mesajı bitkiye iletir. Sonra üstlere gelince muhteşem yaprakları ve parlayan
çiçekleri görürsünüz. Onları gördüğümüzde ne muhteşem ve güzel bir şey
olduğunu düşünür ve onu sadece bir ağaç olarak görürüz. Halbuki yapraklar
sadece bir kaç aylığına, sonbahar gelene kadar oradadırlar.Tekrar
baktığımızda gitmiş olabilirler. Ağaç ölmüş gibi görünür, ama öldüğünde ,
yaprakların hepsi düştüğünde , kuru dalları orada gördüğünüzde kökler onu
canlı tutmaktadır. Büyük bir sabırla bir sonraki güneşin doğuşunu beklerler.
Sabırla gelecek baharı beklerler. Bitkiye büyük bir güven verirler ;
Endişelenmeyin. Yine o güzel taze çiçek ve yaprakları taşıyacaksınız. Bu
kökler büyük bir fedakarlık yaparlar. Bunun için her bölüm bitki içinde
kendi görevini yapar.
Bitki bizim rahatımız için üç farklı duruma ayrılır. Kök , gövde , çiçek ve
dallar. Bütün bitkilerde bu üç parça da onların varolabilmesi için
gereklidir. Görünenin ayrı bir yeri olabilir ama köklerin zekası; gövde ve
dallar hep müsaittir. Anlamak adına kimlikleri sattva, rajas, ve tamas
olmuştur. Çiçekler ve dallar sattva, gövde rajas, yerin altındaki kökler ise
tamas olarak adlandırılır. Bu sattva, rajas ve tamas olarak adlandırılan üç
bölüm bütün yaradılışlarda vardır. Aynı tanımları ortaya konan bütün dünyada
bulabilirsiniz. Sadece bir insanoğluna bakin. Yerin hemen üstünde ayakları
vardır ve bütün vücudunun ağırlığını taşır ve merdivenleri çıkmanızı sağlar.
Ayaklar hiçbir zaman çok ağır olduğunuz ve hep yerde oldukları için şikayet
etmezler. Ayaklar bu işi çıkar gözetmeden yaparlar. Bu bizim tamas
tarafımızdır.
Vücudumuzun orta kısmı, onu bir arada tutan besinleri dağıtan ve daima kanı
temizleyen tarafımızdır. Bunun adı rajas tir. Sonra kafamız, gördüğümüz,
düşündüğümüz, eğlendiğimiz, planladığımız, hayal etmek gibi değişik
aktiviteler yaptığımız kafamız var. Bunun adi sattvadir. Yani bizim
vücudumuzda da rajas, tamas ve sattva vardir.
Yapraklar, çiçekler, meyveler, gökyüzü ve temiz hava , bunların hepsi
sattvadir. Gövde ve dallar rajastir. Yani sert ve çalışan gövdenin ağacı bir
araya getirmesi gibi toplayan şeyler rajastir. Yerin altında gömülü pis
yerlerde çürümüş kokuşmuş şeylerle beslenen karanlıktaki kökler tamastir.
Karanlık ayni zamanda cehalet aydınlanamamak da olabilir. Buna göre tamas
aynı zamanda karanlık demektir. Bunun gibi aktiviteler sattva rajas ve tamas
olarak adlandırılır. Yumuşak, nazik ve sessiz aktiviteler sattviktir. Doğada
devamlı olarak tedarikçi olan ve köklerden bütün bitkiye dağıtıcılık yapan
ve bütün bitkiyi birlikte tutan aktiviteler rajaziktir. Bir diğeri de yorucu
, monoton gün ışığı bile görmeden devam eden baskı altında emek veren
aktiviteler vardır. Bunlar da tamastir. Nitekim yaradılış bu üç değişik
tipten oluşur. Bu bütün yaratılmışların nasıl rajas tamas ve sattva adı
verilen üç guna dan oluştuğunu gösterir. Krishna der ki "Şu üç şeye bir
bakın" Bu doğanın ve eylemin nasıl üç farklı şekilde açıklanabileceğidir.
Ne yazık ki birçok spirituel metinde bunlar sattva , rajas ve tamas olarak
bir hiyerarşiyle yer alırlar. Sattva nın muhteşem olduğunu ve hepimizin
sattvanın peşinden gitmemiz gerektiğini, rajas in kötü , tamas in ise
korkunç olduğunu söylerler. Bir çok metin böyle tercüme edilmiştir. Ama bana
göre durum böyle değil. Hepsi çok önemli ve işlerini harika bir şekilde
yapıyorlar. Eğer sattvanın iyi olduğunu düşünüyorsanız, temiz havanın
çiçeklerin yaprakların, kökleri alın ve onları havada tutun bitki ölecektir.
Benzer şekilde "Neden ayaklarım hep bedenimi taşıyor? Ayaklarım da havada
olsun. Ayaklarımla düşüneyim ve onlarda sattvik olsun. Bu yüzden başımın
üstünde durayım" derseniz bu doğru olmaz. Hepsinin kendi görevi vardır.
Sattva satvik bir yolda olmalıdır. Rajas rajazik yolda çalışmalıdır. Tamas
da tamazik bir yolda çalışmalıdır. Sadece bu değil. Sattva sadece kendi
benliğinde tanımlandığında ve kendi işlerini yaptığında haz alacaktır. Aynı
şekilde rajas ve tamas da yalnızca kendi hallerinde mutlu olurlar.
İnsanoğlunda da üç çeşit tür vardır. Bu bir türe ait olan kişinin diğer
özellikleri göstermediği anlamına gelmez ama temel olarak sattva, rajas ve
tamas dan biri dominant olup diğerleri onu desteklerler.Bu üçüne de sahip
olabiliriz ama biri dominant olur. Kimilerinde hakim karakter sattva olur,
bunlar düşünen , planlı olan, düzenli aktiviteler yapan türdendir. Oysa
doğasından rajas olan insanlar korumak için bir orduyu bir organizasyonu
hatta bir ülkeyi yürütebilirler. Aynı zamanda vücudumuzun orta kısmının
yaptığı gibi dağıtıcı olabilirler. Bunlar kralların ve tüccarların olduğu
kategoridedirler. Onların doğasında bu vardır. Sattvik insanlar bizim
kafamıza benzerler. Düşünür ve organize ederler. Rajazik olanlar gövdemize
ya da midemize benzerler koruyucu ve yemek gibi şeyleri dağıtıcı
özelliktedirler. Bundan başka da ayaklarımıza benzeyen bir kategori vardır.
Çalışıp çabalarlar ve onların bu yaptıklarını taktir etmemiz gerekir.
Sabahtan aksama kadar hiç şikayet etmeden vücudumuzun ağırlığını taşırlar.
Bu tamazik aktivitelerin bayağı, adi düşünme ve plan yapma gibi
aktivitelerin de yüce olduğunu söyleyemeyiz. Biz burada dünyayı geliştirmeye
çalışıyoruz. Tamastan rajas a ve en sonunda sattva ya gitmek için. Bu
şekilde insanlığı geliştirebiliriz. Bu yüzden bir insanı geliştirmeye
çalışırken sattvik aktivite yaptırıp onu tamas aktivitesinden çıkarmalıyız.
Onlara bu aktiviteleri yaptırırken , bu sattvik aktiviteleri
yapamayabilirler. Yani onlara sorun yaratırsınız. Bir bilim adamı
sattviktir. Ama o "Hadi , işe koyulalım" derse bu bir hatadır. İş farklı bir
akıl çerçevesi gerektirir. Rajazik bir akıl gereklidir. Bir profesör
sattviktir. Onu bir orduya koyarsanız , bu bir hata olur. O sadece bir bilim
adamı gibi düşünür. Bir gün bununla ilgili bir hadise duydum.
Acil bir durum esnasında bir ülkede orduya insanlar almak isterler. Uygun
olan herkes askere alınır. Bir profesör de bunlardan biridir ve eğitim
sırasında yüzbaşı emirler vermektedir. Yürüyüşü öğrenirken yüzbaşı emreder
"Sol, sağ , sol, sağ sağa dön , sola dön ...sonra bir daha sağa bir daha
sola" Profesör durur ve emirlere uymaz. Yüzbaşı gelir ve sorar, "Neden
dediklerimi yapmıyorsun?" Profesör de yüzbaşıya sorar " Önce siz ne
istediğinize karar verin Sonra ben de yürürüm. Sürekli istekleriniz
değişiyor.Sağa dön sola dön yine sağa dön" Profesör bunu anlayamaz. Doğası
gereği o farklı bir insandır.
Buna benzer olarak dördüncü kategoride insanlar vardır. Çalışan, çabalayan,
bunlara saygı göstermemiz gerekir. Yaptıkları olağanüstü şeyler. Eğer bir
profesörden böyle işler yapmasını isterseniz , büyük bir hata olur. Böyle
işleri yapacak belirli insanlar vardır. Onların doğasını anlamak , onları
uygun oldukları işleri yapmaya yöneltmek muhteşem uyumlu eşleşmeler
çıkaracaktır. Size uyumlu olan işi ve aktiviteyi harmanlamak doğanıza hiç
bir külfet getirmeyecektir.
Bir gün ofisimde bir meslektaşımı ağırlıyordum. Kendisi eğitimli bir
mühendis ve doğası tam olarak tamazik. Kendisi hiç beyin gerektirmeden
yapılan rapor hazırlamaktan çok mutluydu.Eski raporları toplayıp yenilerini
organize etmek gayet basitti .O hiç şikayet etmeden bu süregelen aktiviteyi
yapıyordu. Bu işi niye yaptığı, raporların nereye gittiği veya bu monoton
işi basitleştirmenin bir yolunu bulması onu hiç ilgilendirmiyordu.
Birçoğumuz onun bu işi nasıl bu kadar uzun zamandır yaptığını merak
ediyorduk. Birkaç günlüğüne yapmak sorun olmazdı belki. Bu yüzden bilgin
sınıf, kraliyet sınıfı, tüccar sınıfı ve çalışan sınıfı olarak adlandırılan
bu gruplar temel olarak kendi doğalarına göre bölünmüşlerdir sattva , rajas
ve tamas olarak ve genel olarak bunlar aileden gelen özelliklerdir.
Gandhi doğuştan bir işadamıydı. Bu ruh ya da para meselesi onun kanında
kalıtsal olarak vardı. Ne kadar usta bir doğası olduğunu isterseniz onun
hayatından duyduğum bir anısıyla açıklayayım.
O günlerde özgürlük mücadelesi devam ederken , o konuşmalarıyla bütün halkı
uyandırmış. Bir gün Ahmadabad ta bir konuşma yaparken bir çok insan orada
bulunuyormuş. Geceymiş. İlk önce onlara ulusal özgürlük mücadelesi hakkında
ateşlemiş ve sonra bunun çok mali kaynak gerektirdiğini söylemiş. Kaynakları
yükseltmek istemiş .İnsanlar bu özgürlük mücadelesine katkıda bulunmak ve
kaynak aktarmak için motive olmuşlar. Organizasyonu yapanlar sahneye beyaz
bir çarşaf açmışlar. İnsanlar sıraya girip neleri var neleri yoksa para,
mücevher her şeyi oraya fırlatmışlar. Bütün yöneticilerde orada
bekliyorlarmış. Her şey toplandıktan sonra yöneticiler bunların bir
listesini yapmışlar. Gandhi birisiyle konuşuyormuş. Listeyi bitirdikten
sonra ona göstermişler. Gandhi listeye sadece bir göz gezdirmiş ve "Her şeyi
aldınız mı?" diye sormuş. Onlarda "Evet" demişler. Gandhi yeniden sormuş
"Ufak bir şey bile atlamadınız mı?" "Hayır, neden bir de siz bakmıyorsunuz?"
demişler. Hafiften sinirlenmeye başlamışlar. Çünkü bildiğiniz gibi
işadamları para söz konusu olunca ufak şeylere bakarlar. Ufacık şeyleri bile
arkalarında bırakmak istemezler. O ulusal bir lider oldu ama hep işadamı
kalitesini taşıdı.Yöneticilerin sinirleri gerilmiş ve sonra Gandhi "Hadi
gidelim" demiş ve çadırlara çekilmişler.
Birden gece yarısı, Gandhi bir fenerle sahneye gelmiş. Diğerleri de onu
izlemişler. Sahneye geldiğinde köşede duran bir tabure görmüş. Onun altında
da bir tek küpe duruyormuş. Onu almış ve birine vermiş "Lütfen bunu al ve
dikkat et, çünkü ben ona saygı duyuyorum. Bunu veren her kimse Tanrı' ya
yalvarıp bununla ülkenin özgürlüğüne kavuşmasını istemiştir. Bu yüzden bu
çok kıymetli" demiş. Sonra Gandhi'ye sormuşlar "Çok yanılmışız
Gandhiji.Nasıl oldu da bir şeyin oralarda düştüğünü anladınız?" Gandhi
"Doğal olarak insanlar bu yönden gelip katkılarını fırlattılar, bir şey
yuvarlanıp buralara düşebilirdi. Sonra küçük taburenin altına bakmadığım
aklıma geldi. Bu yüzden buraya geldim." demiş. Sonra tekrar sormuşlar "Bir
şeyin kayıp olduğunu nasıl anladınız peki?" Burada düşündüğü resim tam bir
işadamı düşüncesi. "Listeye göz atarken , bir boyunluğu şunu bunu gördüm.
Hepsi tamamdı ama sonra küpelerin sayısına baktım. Düşündüm ki bir kişi iki
küpe verirdi bir değil. Yani çift sayıda küpe olmalıydı ama tekti. Sonra bir
şeyin kayıp olduğunu anladım"
Bu bir işadamı davranışı. Bir işadamı bunu kaçıramaz. Benzer olarak doğası
gereği lider ve koruyucudur. Karma Yoga der ki 'Birinin içsel doğasını
keşfedin ve ona göre doğru işi verin' . İşi yapılması gerektiği gibi yapın,
ve ondan sonra iş bir külfet olmayacaktır.
Doğamız özünde kötü değildir sattva , rajas ya da tamasın ahenkli bir
şekilde harmanlar. Sattva , rajas ya da tamas tan hiçbiri kötü değildir.
Onlar oldukları gibidirler. Hayat maceramızda sattva , rajas ve tamas
denilen şeylerle karşı karşıya geliriz. Biz kendimize uygun olanla rahat
oluruz bunda doğru veya yanlış bir şey yoktur. Hatta renklere bile sattvik ,
rajazik ve tamazik açılardan bakabiliriz. Renklerin bile doğaları gereği bir
yakarışı vardır. Bu yüzden biz de renklerden hoşlanırız ve bunda yanlış bir
şey yoktur. Kimi merak edebilir, nasıl renklerden hoşlanırız diye. Onların
doğaları renkleri takdir eder duruma götürür.
Eğer her şey iyiyse , yanlış olan ne ve niye acı çekiliyor? Çektiğimiz
acılar bizim eklentilerimizdendir. Problem bağlı olduklarımızdan
kaynaklanır. Eğer doğam sattva ise buna uygun şeyler yaparım eğer doğamda
rajas varsa rajazik şeyler yaparım. Bu mükemmeldir. Ama hayat her zaman bir
guna da gitmez. Herhangi bir zaman ve durumda bir guna dan başkasına geçmek
gerekli olabilir. Eğer bağlılığım sattva yaysa , rajas veya tamas yapmam
gerekiyorsa, sadece bağlılığım için sessizce sattvayi bırakırım. Bu
vücuttaki bir saplantıdır. Kabataslak bir örnek olarak eğer vücutta bir
problem varsa sattvik yol da buna otlardan bir merhemdir, rajazik yol bazı
acı veren ilaçlar veya uygulamalardır, tamazik yol da cerrahi müdahaledir.
Vücuttaki bu şekilde bir gelişmede cerrahi müdahaleye ihtiyaç varsa ve
cerrah sattvik bir kişilik olduğunu söylerse, her şeyi sattvik bir yolda
uygular.Kesip açması apseyi veya büyüyen parçayı alması gerektiğinde bile...
Bu bir saplantıdır ve uyum içinde olamaz. Bu yanlıştır!
Devam etmek
için tıklayınız...
Geri |
|