|
Bölüm B
Vurmam gerekirse bu gereklidir. Eğer daha nazik ve yumuşak bir şekilde
yapabilirsem bu yolda denemeliyim. Bu özgürlüğe sahip olmalıyız. Bu da ancak
söylediklerimizden hiçbirine bağlılığınız olmadığında olabilir.
Sattva bazen iyi bazen kotu olabilir ama sattva ya bağlılık her zaman
kotudur. Rajas ta bazen iyi ve kotu olabilir nitekim rajas a bağlılık her
zaman kotudur. Tamas ta bazı durumlarda iyi ve kotu olabilir ama tamas a
bağlılık ta her zaman kotudur. O halde yoga bağımlı olmamaktır: bu üç guna
ya bağlanmamaktır.
Eğer bir bağlılığınız varsa, kendi yolunuzda gidersiniz. Sonuç bazen
basarili bazen de hursan olabilir. Ama siz hep kendi yolunuzdan gidersiniz
çünkü bağlılığınız vardır. Yapılan isin sonuçlarının bakış açılarına rağmen
, basarili olunabilir ama kendi bakış açısına göre hep kotu ve spirituel
değildir çünkü herhangi bir aktivite bağlılığı ilerletir. Bu yüzden
yaptığınız is sonuçlarına bağlı olmaz . Eğer konu gitgide bağlı hale gelirse
kişi de doğal olarak bağlanır. Eğer insan bu bağlılığa kapılmıyorsa iste bu
özgürlüktür. Eğer odaklarımız dışarıdaysa bu dünyevidir ama eğer dikkatimiz
içimizdeyse bu spirituelliktir. Halbuki eğer bağlılığınız yoksa doğru
olanları yaparsınız. Karma Yoganın bir içeriğini daha anlatıp bitireceğiz.
Karma , Akarma , Vikarma
Krishna Gita'da bize karma yoga hakkında bir fikir daha verir:
Krishna nin Gita da bahsettiği karma , akarma, ve vikarma ile ilgili değişik
insanların değişik açıklamaları vardır. Genellikle belirtilen karmanın
Yagana vb. Performanslari gibi rituel ve aktiviteler olduğu, Vikarma nın
eylemsizlik yani tekerleğin arkasındaki aks olduğu, ve son olarak vikarmanin
da yasaklanan zorbalık, hırsızlık, yaralama, yalan söyleme ve bunun gibi
kötü aktiviteler olduğudur. Bunu anlamakta zorluk çekiyorum çünkü Krishnanin
böyle şeyleri Arjuna ya söylemesine gerek yok. Arjuna zaten iyi birisi.
Böyle şeyleri düşünemez. Krishna nin ona neyin kötü neyin iyi olduğunu
söyleyip ona tavsiyeler vermesi için bir sebep de yok. Bize neyin kötü neyin
iyi veya neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylemesi için spirituel
bilgeliğe ihtiyacımız yok. Bu basit bir ahlaki iş. Spirituel bilgelik değil
çünkü spirituel bilgelik ahlaki bilginin çok uzağında. Bunun için ahlaki
bilgelik onun istediği sonuca yardım edemez. Bu yüzden bana göre Vikarma ya
ahlaki açıdan başka bir yerden bakmak gerek ki spirituel bilgeliğe
ulaşabilelim. Sizinle bu fikri paylaşmama izin verin.
Gita da Krishna nin belirttiği karma akarma ve vikarma diye üç şey var.
Bunlar eylem , eylemsizlik ve tepki olarak tercüme edilebilir. Eylem ve
eylemsizliği anlamak kolay ama bunları tepkiyle bağlamak zor.
Eylem iyidir, eylemsizlik iyidir. Karmayı eylem diye adlandırır. A + Karma
derse buna Eylem + sizlik olarak bakabiliriz. Karmanın ve Akarma nın da iyi
olduğunu söyler. Nasılsa Vikarma yapmayın der. Bu belirtilenle üçüncü olan
Vikarma gündeme gelir. Bu Gita ile tektir. Vikarma kötüdür. Krishna der ki
eylem iyidir , eylemsizlik iyidir ama ayni zamanda da Vikarma yapmayın.
Vikarma kafamızı karıştırır. Bunun nasıl olduğunu merak ederiz. Yapılacak
bir şey varsa ya yapılır ya da yapılmaz. Sadece iki alternatifiniz vardır.
Size basit bir örnek. Ben futbol maçı seyrediyorum. Eşim de mutfakta iş
yapıyor. Sonra çocuk ağlıyor. Belki altı değişmeli. Eşime sesleniyorum
"Çocukla ilgilen" O cevap veriyor "Sen ilgilen ocakta yemeğim var" Sonra ben
de "Ben de meşgulüm , ayrıca bu senin görevin, benim değil" Burada bir kanun
getiriyorum . Şimdi iki seçeneğim var karma ya da akarma yapacağım. Çocukla
ilgileneceğim ya da ilgilenmeyeceğim. Ben ilgilenmemeyi seçiyorum çünkü bir
fikrim var. Bu erkeğin işi değil ve Ona "Ben meşgulüm maç seyrediyorum
çocuğa sen bak" diyorum. Ama içimde bunun sadece bir bahane olduğunu ve
meşgul olmadığımı biliyorum.Maçı seyretmem gerekmiyor, seyretmezsem ne
olabilir ki.
Sonra eşim "Tamam, çocukla ben ilgilenirim, ama sen de yemek yiyemezsin"
diyor. Bu onun zafer kartı. Benim için de bir problem. Şimdi ne yapmalı?
Yemeği kaçırmak işime gelmez!! Sonra istemeden çocukla ilgilenmek zorunda
kalırım tartışmasız. Ama içimde derinlerde kızgınlık var. Neden ben
ilgilenmek zorundayım? Bunu yapmamalıydım. Ben bir erkeğim. Erkekler
çocuklarla uğraşmazlar. Sadece doğumuna sebep olurlar. Bu çatışmalar içerde
yükselir. Sonra gider ve çocukla ilgilenirim ve çocuğa kızgın şekilde
sorarım "Söyle bana neden bu karmaşayı yaratıyorsun?" Eşim yükselen sesimi
duyar ve içeriden ona bağırmamamı kaba olmamamı söyler. Şimdi sertlik de
yapamam ve sinirimi içime atarım. Bu anda bu eylemi yaparken içimden bir ses
sürekli "yapma" der. İçerde kuvvetli bir kavga olur. Bu vikarma olarak
tanımlanır. Vikarma aslında bir iş yaparken içimizdeki negatiflik ve
kavgadır. Bu kavgaya kabaca tepki denir. Krishna eylemin iyi eylemsizliğin
de iyi ama tepkinin kötü olduğunu söyler çünkü tepki içimizdeki huzur ve
ahengi bozar. Tepki içimizdeki bir zehir gibidir. Her tepki vücudumuza
düzensizce adrenalin pompalar. Her tepki kimyanızı bozar. Tepki kötüdür.
Eylemimiz bir tepkiye dönüşebilir. Hatta eylemsizliğimiz de tepkiye
dönüşebilir. Yani tepki eylem veya eylemsizlik seklinde belirebilir.
Dışarıdan gördüğümüz eylem veya eylemsizlik olabilir ama içinde tepki
saklıdır. Eylem veya eylemsizlik sadece dış kaptır , ama ruhun arkasındaki
tepkidir. Eylem ve eylemsizliği aramak ve önemsemek dünyaya bakmaktır ama
tepki yi veya arkasındaki ruhu aramak ve önemsemek spirituellitir.
Simdi 24 saat ve yedi günümüze bir bakın. Eylem veya eylemsizlik için ne
kadar zaman harcıyorsunuz? Peki tepki için ne kadar zaman ve enerji
harcıyorsunuz?
Sabah erken uyanmanız gerektiğini düşünün. Hiç şüphe yok ki alarm çalıp
kalktığınızda aklınıza ilk gelen düşünce "Tanrım, kalkmalıyım. Kalkmak
istemiyorum. Berbat bir şey bu. O ofise gitmemeliyim." olur. Sonra kalkar ve
yola koyulursunuz. Yolda kendinize "Rezil bir trafik! Herkes yola çıkmış."
dersiniz ve yola devam edersiniz. Ofise girer patronunuzu görür ve o anda
"Ne korkunç, şimdi bütün gün bu adamla yüz yüze olacağım" diye düşünürsünüz.
Gülümser ve selamlarsınız. Anlayalım ki bu eylemlerden her biri tepkiden
başka bir şey değildir.
Aynı bağlamda yaptığınız eylemsizlik aslında eylemsizlik değildir.
Dinlenirsiniz. Ama huzur içinde değil. Düşünceler gelir "Eğer uyuyamazsam,
yarın ne olur? Kalkıp şunları şunları yapmalı mıyım yoksa yarın yaparım diye
mi düşünmeliyim?" Bu uykunun aynı zamanda bir ajandası var.Tüm günümüzün
yüzde doksanı tepki formu altında. Bu yüzden sorunlarla karşı karşıyayız.
Krishna der ki "Tepkiden vazgeçin" Eğer vazgeçebilirseniz içinizdeki bu
savaştan ve uyumsuzluktan kurtulacaksınız. Bunun doğru olduğunu hissediyoruz
fakat eğer tepki vermezsek karşımızdaki insani nasıl doğru konumlandırırız?
Sinirlenmek gerek ; Tepkimi vermeliyim tepkilerimden vazgeçemem.
Tepki vücut kimyamızda rahatsızlıklara yol açar, insanlar arası
ilişkilerimizi yıpratır. Tepki negatiflik ortaya çıkarır. Tepki kötüdür.
Kötü olmasına rağmen tepki vermezsem ne yaparım?
Tepki vermenin tersi 'yapmamak' değildir. Çünkü tepki yapmak veya yapmamak
durumunda da ortaya çıkabilir. Tepki vermeyin. Tepkinin tersi
cevaplandırmaktır! Cevabınız durumun düzelmesine sebep olur. Tepki de bazen
durumları düzeltebilir fakat uzun zaman içinde duruma zarar verebilir.
Cevapların birleştirdiği yerde tepki bölücüdür. Cevaplandırın. Cevaplarda
şefkat ve sevgi vardır, halbuki tepki mekaniktir ve ruhu yoktur. Cevaplar
sağlıklıdır ama tepkiler kendiniz için de durum için de sağlıksızdır.
Tepki de bir şeyi bir şekilde ya da başka şekilde yapma hakki varmış durumu
söz konusudur.
Tepki esas olarak haklar üzerine dayalıdır. Benim tepki vermeye hakkim var.
Bu bizim hakkımızı gösterir. Tepkiyle cevabı seçmek arasındaki problem
aslında haklar ve sorumluluklar arasındadır. Bu günlerde insanlar çok fazla
haklarından bahsetmekteler ve çok önem vermektedirler. Kişisel haklar,
anayasal haklar, insan hakları, çocuk hakları , hakları istismar ve bunun
gibiler.Sabahtan akşama kadar insanlar bunları tartışıyor.
Ben de Sanskritcede hak kelimesinin ne anlama geldiğini bulmaya
çalışıyordum. Şaşırtıcı bir şekilde karşılığını veren bir kelime bulamadım.
Sanskritce dünyanın en zengin dillerinden biridir. Diğer dillerde olmayan
bir çok kelimeye sahiptir. Bize bu kadar kelime verebilen Sanskritce bir tek
"Hak" kelimesini mi verememiş? Alışılmış şekilde dikkatlice kaçınmışlar.
Hak kelimesine bir karşılık vermemişler. Bu yüzden Sanskritceden doğan hiç
bir Hint dilinde hak kelimesi yoktur. Bütün Hint dillerinde biz hak
kelimesini açıklamak için "haq" sözcüğünü kullanırız ki bu kelime Sanskrit
kökenli değildir. "Haq" kelimesi Arap kökenli bir kelimedir. Bu kelime 12.
yada 13. yy da olan Müslüman istilası sonrasında onlardan ödünç alınmış
olmalı. Ama neden biz bunu onlardan aldık? Basit olan cevap böyle bir
kelimeye sahip olmamamızdır. Nasıl olur da bir kültür on bin sene boyunca
hak kelimesi olmadan ayakta kalabilir! Ya da bu kelimeye sahip olmadığından
mı kültür on bin sene boyunca ayakta kaldı! Lütfen bu önemli konuyu iyi
anlayalım. Kültür sadece hak kelimesi yüzünden ayakta kalmadı, ama kültür
hak olmadığı için ayakta kaldı. Bu hakkin sosyal uyumu bozan büyük bir zehir
olmasından değil. Bütün Hint literatürünü araştırın sorumluluklarla ilgili
bir çok kaynağa ulaşırsınız ama haklarla ilgili hiç bulamazsınız.
Bizim Hint kültürümüzde haklarımız yoktur fakat sorumluluklarımız vardır. On
bin yıl süren Sanskrit literatüründe de kimsenin hakkı yoktu. Bunu hayal
bile edemeyiz! Kralın hakları yoktu. Mahkumların hakkı yoktu. Kadınların,
erkeklerin hakları yoktu. Ailelerin hakları yoktu. Çocukların yoktu. Ama
herkesin sorumlulukları vardı. Kralın sorumlulukları vardı. Mahkumların,
ailelerin çocukların sorumlulukları vardı. Ama neden?
Haklar sizi böler. Eğer aileler çocuklarına "Bunlar bizim haklarımız"
derlerse birlik olamazlar, kendilerini ayırırlar. Eğer kocası eşine "Bunlar
benim haklarım" derse beraber bir birlik olamazlar ,erkek kendini ayırır.
Eğer bir kral hakları olduğunu söylerse insanlardan biri olamaz. Halbuki
başka bir açıdan, sorumluluğu olduğunu söylerse toplumun bir ferdi olur.
Ellerin bacakların vücudun birer parçası olup onun bütünlüğü için çalışması
gibi. Aynı şekilde bir ev, bir şehir ya da krallık da Hint felsefesine göre
yaşayan organizmalardır ve muhtelif insanları barındıran bu yerlerde
sorumlulukları paylaşarak bir arada bulunurlar. Baba aileden ayrı tutulamaz.
Herhangi bir fert toplumdan ayrı tutulamaz. Bir kral krallığından ayrı
tutulamaz. Haklar ayırır sorumluluklar birleştirir. Herkesin sorumlulukları
başkalarıyla birleşmek içindir. Ailelerin evlerini güzel bir yer yapma
sorumlulukları vardır. Çocukların da evlerini güzel hale getirme sorumluluğu
vardır. Kralın ülkesini güzelleştirme gibi bir sorumluluğu vardır.
Mahkumların ülkelerini güzelleştirme sorumluluğu vardır Sorumluluklar
insanları bir araya getirir. Haklar onları ayırır. Sorumluluğun içinde yoga
ve yeniden birleşme olur. Haklar bizi ayırır. İşte bu yüzden kökünde
sorumluluk olan bir kültür kurtulur, zamanın gösterdiği gibi. Küçük bir
örnek; Burada on üç kişi var. Eğer sorumluluk alırsak her şey çok kolay
olur. Ama başka bir taraftan da oturup "Benim hakkım bu , benim hakkım şu"
dersek sadece yok edebiliriz.
Sadece umarım ki Karma Yoganın bu konseptleri dünyaya yayıldığında bu güçlü
mesajlar insanlığın toplumların sorumluluk aldığı bir yerde iletilsin. Nasıl
harika bir dünya yaratabiliriz. Tüm dünyanın bolluk içinde görmek için
sorumluyuz. Ağaçlar bereketli, nehirler bereketli, ormanlar bereketli her
yerde bolluk ve bereket var. Bunu nasıl yapabiliriz? Çok basit. Bir şeyi yok
etmeden önce iki katını yapın. Bitkiden bir yaprak koparmadan sulayalım ki
iki daha çıkarsın.
Sorumluluk içten gelir. Sorumluluğun tatmini içeridedir, halbuki haklar
tatmini dışarılarda ararlar. Hakların dışarıdan empoze edilmesi gerekir.
Haklar anayasa gerektirir. Sorumluluk ise spirituelllik. Şu sahip olduğumuz
güzel Hindistan ve on bin yıldır onun kültürü sorumluluklara dayalı. Bunlar
onca yıldır kutsal kitaplarda yazılıydı. Özgürlüğümüzü kazandıktan sonra
liderlerimiz anayasa oluşturmak istediler. Onlar çok iyi ve vatanseverdiler
ama on bin yıldır ayakta kalan bu kültürün temeline bakmakta eksiklik
yaptılar. Ülke sadece kurtulmamıştı ama en başarılı olmuştu. Bir kaç yüzyıl
önce bütün Hindistan 'in zenginliğini ve mutluluğu arıyordu. Büyük İskender
bu ülkeyi fethetmeye zengin olmasa gelir miydi? Eğer bu ülke bu kadar
başarılı olmasaydı Gory Muhammad ve Ghajni Muhammad bir çok defa saldırıp
yağmalar mıydı? Vasco de Gama ya da Colomb bu ülkeye varmayı bu kadar iyi
olmasa hayal eder miydi?. Liderlerimiz bu ülkeyi bu kadar başarılı yapanın
ne olduğunu düşünmeliydi. Hindistan in bir yığın günü geçmiş dogmadan ibaret
olmasının yerine düşünce sürecinde olan yegane özellik neydi? Anayasayı
oluşturanlar Amerikan Fransız ve İngiliz anayasalarından esinlendiler. Bu
yüzden bizim anayasamız da herkesin haklarını gözetti sorumluluklarını
değil. Bizim kültürümüz sorumluluklara dayalıdır ama anayasamız haklara.
İşte bu yüzden ne yazık ki anayasamızla kültürümüzün bir uyumu söz konusu
değil. Benim bir hayalim var ve bu hayal çok uzak değil, yeniden
sorumluluklar üzerine kurulu bir toplum yaratmak ve dünyaya böyle bir şeyin
nasıl işleyeceğini göstermek.
Devam etmek için tıklayınız...
Geri |