Daha geniş anlamda Çalmama ise kendinizden ya da bir başkasından
zaman, güç, enerji, dikkat, güven ve benzeri erkleri çalmaktır.
Örneğin, meditasyon yapıyorsunuz, ve aklınızdan binlerce düşüncenin
geçmesine izin verdiğiniz için bir türlü konsantrasyon olamıyorsunuz. İşte,
o an kendinizden meditasyonla gelecek huzuru, içsel mutluluğu çalıyorsunuz.
Başkalarından ne çalabilirim diye düşünüyorsanız, örneğin çevrenizdeki
sevgi ilişkilerine bir göz atın. Genellikle modern dünyamızda yaşanılan
sevgi talepkardır; karşı taraftan sürekli sevgi, şefkat, hoşgörü, anlayış,
zaman, ilgi bekler. İşte böyle bir ilişkide bir taraf alıcı iken diğer taraf
verici olmaya mahkum edilir... Verici taraf çoğu zaman durumu o kadar
kabullenir ki ne verdiğinin veya ne kadar zamandır verdiğinin farkında bile
olmaz ve yıllar geçtikçe kendisinin de anlam veremediği halde içten bir öfke
duymaya başlayarak, eşini suçlamaya başlar. "En güzel yıllarımı sana
verdim!" ya da "Senin için saçımı süpürge ettim!" eski Türk filmlerinde
bolca rastladığımız çok klişe örnekler olmakla birlikte aslında gerçekten de
toplumun bir parçası olan çok tipik çalma örnekleridir.
Çalmama etiği anlatılırken hep, elimizde olanın bize verilmiş bir hediye
olduğu ve aslında bizim olmadığı vurgulanır. Ölürken -bedenimiz dahil- her
tür maddeyi bu dünyada bırakıp gittiğimize göre, bu dünyada sahip olduğumuz
herşey aslında bize bir süreliğine verilmiş emanetlerdir. Elbette ki, bu
emanetlerin bize verilmiş olması nedeniyle bu hediyeleri mutluluk içinde
kullanmamız en doğal hakkımızdır. Elimizde olan herşeyin ilahi birer hediye
olduğunu düşünmemiz ise bunları kaybetme korkumuzu silip atarak bizi
rahatlatacak, elimizdekini koruma ihtiyacımızı ve stresimizi azaltacaktır.
Çalmama etiğini mükemmel olarak uyguladığımızdaysa, arzuladığımız herşeye
sahip olacağız. (Patanjali'nin Yoga Sutraları 2. kitap, 37. dize)